Bakara Suresi 253. ayeti kerime;

A. Metin Saruhan · 15 Şubat 2022 · Yanlış Çevrilen Ayetler

Açıklama

Bakara Suresi 253. ayeti kerime: (Yanlış açılmış Şekli)- O Peygamber’lerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya açık mucizeler verdik ve onu Ruh’ul Kudüs ile güçlendirdik. Allah dilese idi o Peygamber’lerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleri ile savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı. Lakin Allah dilediğini yapar. (Doğru Açılmış Şekli)- Peygamber’lerin bir kısmı bir kısmından üstündür. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya açık mucizeler verdik ve onu Ruh’ul Kudüs ile güçlendirdik. Allah dilese idi o Peygamber’lerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleri ile savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı. Lakin Allah takdir edilenleri yapar.

Videonun metni

41. sayfada 253. ayet-i kerimede yanlış açılan bir ayet-i kerime. Burada da bakalım yanlış nerede? Yani zaten yanlışı bulduğumuz zaman ayetleri anladık manasına gelir. Yani Allahu Teâlâ'yı eksik sıfatlardan birini kavradık manasına gelir. Ve yanlışı bulduğumuz zamanda da diğer bir ayete ters düştüğünü hemen anlamış oluruz. Bak nasıl, hangi ayeti diyoruz değil mi? Hangi ayeti destekler? Evet. Böyle. Ayetler birbirini tekzip etmez. Ayetler birbirini hep teyit eder. Ama burada ayetler hep yanlış açıldığı zaman tekzip ediyor. Orada böyle söyledi, burada böyle söyledi. Gayrimüslimler diyecek ki senin dinin hurafe diyecek.

İnanmayacak tabii. Bunu doğru dürüst açsana. Bunu insanlara güzelce anlatsana. Ve burada elimizde bir hazine var. Hazine. Onu kullansana, onu kullanalım. Eskiden emirü'l-müminine, emirine yahut devletler de bir emir tayin ederlerdi. Yani vali, şimdiki valiler, emirler.

Sıradan birisi gelir. Emir eder ki sen öyle müsaade, müsaade, sekreter, mekreter yok. Direkt ben emire çıkacağım der, alır götürürler. Sen şu hadisi şöyle açtın der. Ya şu ayeti böyle açtın der. Yanlış açmışsın. Emir sorar. Yanlışı nerede? İşte şu hadis-i şerife göre Resulullah Efendimiz bu ayeti böyle açmıştır. Bu ayet şu ayete denk gelir. Ve bu ayetten şu ayet aynı manaya gelir. Senin açtınsa şu ayeti tekzip eder der. Emir der ki vallahi doğru söyledin. Ve ona itaat ederdi. O şekilde söylerdi. İşte dini İslam'ı bize bu şekilde bu zamana kadar getirdiler. Böyle getirdiler, böyle. Ama şimdi ben tahsil ettim, mürekkep yaladım.

Yala bakalım ne kadar yalayacaksın. Mürekkebi yalamak da sana mürekkep ilim verir. Tabi o da ilim verir de. Allahu Teâlâ okumayı ikradı, oku diyor. (?) Oku de ama inaden oku demiyor. Allah'ın ismiyle oku diyor. Bu durumda hakkı gördüğün zaman hakta hakten istinad (?) etmeyeceksin. Ondan ayrılmayacaksın. Onu bulduğun zaman yapışacaksın ve Resulullah Efendimiz'in hadis-i şerifine göre ilim Çin'deyse gidin alın dediğine göre hazine ayağındaysa onu onu öğreneceksin. Sana bu nefsani duygularını efendim kıracaksın. Seni küçültmez. Aksine nefsini kırdığı müddetçe Allah indinde yükselirsin. Ve insanlara hakkı anlattığı müddetçe de ebedi alemin huzuru içerisinde dereceni yükseltirsin. Evet.

Ne diyor şimdi? Peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık diyor. Halbuki bu da yanlış. Bir kısım peygamberler bir kısımdan üstündürler. Niye? Yerine göre, imanına göre onlar da derece derece. Efendim üstün kıldık deyince bu sefer insanın gönlü de kırılır. Niye ben beni üstün kılmadın? Hani ben de seni seviyorum der. Öyle insana Allahu Teâlâ'nın edebi böyle gayet güzel konuşması vardır. Kimseyi suçlamaz Allahu Teâlâ. O peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık. Halbuki peygamberlerin bir kısmı bir kısmından üstündür. Bak. Ayete bak. Hani herkes kendi iradesiyle, kendi Allah'a yakınlığıyla iman derecesini kendisi biçmedi mi?

Kaderini kendisi vermedi mi? Allahu Teâlâ da bunu kendisi o insanlara verdiğine göre onların hangisinin daha yakın hangisinin birbirinden daha üstünde olduğunu bilmiyor mu? Biliyor. Onu ona söylerken öyle böyle sıfatlayarak söylemeyecek sanırım. O peygamberlerin bir kısmını diğerinden üstün kıldık dediği zaman bunu söylemeyecek miyim? O peygamberler de alınırlar böyle. İnsanlar da alınırlar. Peygamberlerin bir kısmı bir kısmından üstündür. Evet. Yanlışını okuyoruz. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş. Bazılarını derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik. Ve onu Ruhu'l-Kudüs ile güçlendirdik.

İyi ki Cebrail demedi burada.

Şimdi şu ayet-i kerime bir şekilde Cebrail'i olduğu gibi ortadan kaldırıyor. Yani Cebrail vahiy getirdi, Cebrail şöyle yaptı, Cebrail böyle süteyi bürüdü falan (?) var ya bu hepsini çürütüyor. Nasıl çürütüyor? Şimdi bu şu ayeti iyi dinleyin. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik. Kim verdi? Açık mucizeler verdik. Kim verdi? Allah verdi. Ve Ruhu'l-Kudüs ile gönderdik.

Güçlendirdik. Ruhu'l-Kudüs, şimdi biz burada bunu Allah ile destekledik deseydi Allah bunu gönderen Allahu Teâlâ'nın bir ilahın daha olduğunu söyleyecekti. Ruhu'l-Kudüs ile destekledik. Mukaddes ruh, yani zatımla destekledim diyor. Zatımla destekledim. Neyle destekledim? Ruhu'l-Kudüs burada Allahu Teâlâ'nın zatı olduğunu nereden ispatlıyoruz? Çünkü ölüleri diriltiyor. Allah'ın izniyle diyor, ölüleri diriltiyor. Kimle? Ruhu'l-Kudüs'ün izniyle. Kim bu? Allah'ın izniyle ya. Bu ayet hepsini çürütüyor zaten. Cebrail'i çürütüyor. Bu kadar yani ilim, kitap okumuş insan bunları nasıl idrak edemiyor?

Nasıl anlaşılıyor görüyor musun? Evet, kelimeler.

Allah dileseydi, o peygamberlerden sonra gelen milletler, bak ne diyorsun da Allah dileseydi, yani o Ruhu'l-Kudüs dileseydi, peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. tabi Allah dilese muradını yerine getirir. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti kimi de inkar etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı. Lakin Allah dilediğini yapar. Şimdi burada Allah dilediğini yapar diye bir şey yok. burada dilediğini söyleyebilmesi için men yeşa ayet-i kerimesi (?) geçmesi lazım. Burada ne diyor?

Velâkinnallâhe yef'alu mâ yurîd İki yüz elli üçüncü ayet-i kerime Maktetelû velâkinne Lakin Allah takdir edilenleri yapar diyor. Allah dilediğini yapar. Allah takdir edilenleri yapar. Ne demek bu? Şimdi Allah dilediğini yapar dediği zaman istediği istediği şekilde değiştirir, istediğini istediği şekilde yapar. Öyle değil. Ne diyor? Burası birçok ayeti inkar eder. Allah dilediğini yapar dediği zaman Allah takdir edilenleri yapar. Ayet-i kerimesinin iki ayetin yani bu ayetlerin ikisi manasında açılışı birçok ayetleri inkar eder. Ne diyor? Neyi inkar eder? Allah dilediğini yapar. Allah bu alemleri programlamış mı?

İndimizde bir kitap var. Levh-i Mahfuz'da mahfuzdur. Ondan sonradan bir ilave birleştir ki yapılmaz diyor mu? (?) Ve bunu alemler programlandığına göre, hiçbir kimse bu programın dışına çıkmayacağına göre, kıyamete kadar da gelecek olan canlıların ne yapacaklarını bildiğine göre, onun izni olmadan hiçbir yaprağın kıpırdamayacağına göre, bütün her şeyler yazılmış dökülmüş mü? Peki Allah dilediğini yapar dediğin zaman, acaba bunun dışında neler yapar? Bunun dışında kendisini de geliştirir mi? Manaları da taşır. Fakat, lakin Allah takdir edilenleri yapar dediği zaman ne diyoruz? Sen bir plan hazırlarsın, ben de bir plan hazırlarım.

Ama Allah diyor, ne diyor? Allah plan hazırlayanların en hayırlısıdır diyor. Niye? Çünkü sen kaderin dışına çıkacaksın. Allah da seni kaderin içerisine sokacak bir plan hazırlıyor, seni oraya sokuyor. Öyleyse, Allah takdir edilenleri yapar desen ne güzel takdir edilmiş onlar onları yapar. Allah takdir edenleri sen ne kadar dışarıya çıkmaya çalışırsan çalış o seni getirecek takdir edinin içerisine sokacak. (?) Kaderinin içerisine sokacak. Ayetlerin manalarını görüyor musun? Kelimeler kelimeler üzerinde oyun. Evet. Eğer bunlar bunlar da bu ilim olsaydı bunu yazarlar mı böyle?

Biz kitap okuduk, biz biliyoruz. Kelimesi bunlara bir gurur, bir kibir, bir büyüklük vermiş. Evet.

Buradaki kelimeleri tek tek açacağız böyle. İnşallah öğrenirler. İnsanlar Kur'an'ın ayetlerini çok güzel açarlar. İnşallah. Daha çoklar var da çift manaya geldiği için açmadık. Hani oturup güzel bir kitap yazılması lazımken Allahu Teâlâ'nın vazifeli olan kulları, yeryüzündeki vazifeli olan kulları bundan imtina ediyor. Ve bunlar sorumluluğunu tam manasıyla sırtlarına yükleniyorlar. Biz de gücümüzün yettiği kadar burada anlatmak suretiyle insanları inşa da (?) çalışıyoruz.

Allahu Teâlâ'nın yeryüzünde vazifesini ifa ediyorum diye, vazifeyi ifa ediyorum diye o vazifelerde bulunan insanlar her zaman söylüyorum ben hatalıysam lütfen beni, hatamı bu ayetlere göre göstermeleri ve beni doğru yola iletmeleri lazımdır. Eğer ben hatalı anlatıyorsam benim yevm-i kıyamette, mahkeme-i kübrada bütün hatalarım bunların üzerine, vebalim bunların üzerine olsun. Eğer şayet ben doğruyu anlatıyorsam ve onlar da bunu biliyor susuyorlarsa herkes kendi kader içerisinde kendi halini yaşayacak ve kendisini Allahu Teâlâ'ya ispat edecek. Onun da günahı Allah'la kendi arasında. Ne güzel. Evet.

Kimseye beddua etmiyoruz. Evet. Beddua bize yakışmaz. Hak evet biliyorsa, doğruyu da biliyorsa, nefsani duygularla doğruya gelmiyorsa, bu şekilde böyle gelmiş böyle gidiyor diye umursamazlık haliyle devam ediyorsa, onun günahı Allah'la kendi arasında, beni ilgilendirmez. Ama ben yanlışsam beni doğrultmak mecburiyetinde, bana anlatmak mecburiyetinde, doğruyu haklı söylemek mecburiyetinde, emr-i bi'l-marufa göre söylüyorum bunu. Emr-i bi'l-maruf ayet-i kerimesine göre söylüyorum. Beni doğruya yönlendirmesi lazım. Bu durumda yönlendirmiyorsa vebalim de ona. Allahu Teâlâ da şahidimiz. Evet.

Buraları bu kadar açtıktan sonra doğruyu okuyoruz. Peygamberlerin bir kısmı bir kısmından üstündür. Allah onlardan bir kısmıyla konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeleri verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs ile güçlendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkar etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı. Bak Allah'ın dilemesi de var burada. Yani hep dileme benim dilemem değil, Allah'ın dilemesi de var burada. Yani ben yapardım, niye yapmadın? Biz size irade verdik, kendi iradenizle serbest bıraktık, arzu ve isteğinizi kendinize kader olarak yazdık, daha benden ne istiyorsun? Ben sana karışmam diyor Allahu Teâlâ.

Ne güzel ya. Ama dileseydim sen de böyle yapardım diyor. Yapar. Şimdi bu dilemeyi o dilemeyle niye karıştırıyorsun insan dilemesiyle? Allah'ın iradesiyle insan iradesini niye karıştırıp da insan iradesini üstünden kaldırmakla efendim o iradeyi yok saymak demek değildir dediğine kadar, oraya kadar geliyorsun da o iradeyi onun üstünden, insan üstünden cüzi iradeyi kaldırıp yok saymıyorsa Allahu Teâlâ onun iradesini üzerinden kaldırdığına göre peki onu iradesiz bir halde kendi iradesini onun üzerinde kullandırmasına efendim sebebiyet verdiğine göre Allahu Teâlâ'yı sıfatlamada öne geçmiyor musun? Hayret bir şey ya.

Hayret bir şey.

Evet. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkar etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı. Lakin Allah takdir edilenleri yapar. Ne güzel söylüyor. Takdir edilenleri. Ne takdir edilmişse, ne yazılmışsa, ne programlanmışsa takdir edilenleri yapar. Niye takdir edilenleri yapar? Kamil, daha onun üstünde bir zelle dahi efendim, ilim yok yani. Kamillik yok daha bir zelle daha. Tam manasıyla, tam manasıyla kamil. Takdir edilenleri yapar. Çok büyük kelamlar var burada da. Dursun. Çok büyük kelamlar var. Evet.