20.09.2025 Tarihindeki Sohbet

A. Metin Saruhan · 22 Eylül 2025 · 2025

Videonun metni

Çok yavaş yapıyor.

Ben bunu getirdik. Tamam. Selamün aleyküm. Hayırlı akşamlar.

Biraz zayıf.

Efendim, dersimiz de şurada.

Bunu orada şey yaptık değil mi? Tamam. Soru yok. Soru yok. Sizde var mı soru? Yok hocam, gözükmüyor. Soru yoksa size ben kendime soru sorduracağım hem de en derinden

Bak birçok soru sordu bana. Şimdi temel Kur'an ayetlerinin dileme ifadelerini Allah diledi. Hep insan iradesiyle açıklıyorsun. Buna göre en temel teolojik farkı farkın kader anlayışı mı yoksa ilahi adalet vurgusu mu kısaca senin ana düzenle düzeltme hedefin hangi teolojik yanılgı veyahut sonuç diyor. Ne güzel soru bak. Görüyor musun?

Kur'an'da ayetlerin dileme ifadesini Allah'a vermişler ya.

Şimdi Allahu Teâlâ eğer insanlar üzerinde dilemesi olmuş olsaydı Araf suresinin 172. ayet-i kerimesine göre niçin ben Ademoğullarının zürriyetinden zuhur edeceklerle ahitleşim desin?

Bu birinci dava. İkincisi, ben sizin Rabbinizim dediği zaman niçin orada, lahut aleminde üç bölüğe ayrıldık sağcılar, solcular ve mukarrebin sınıfı? Üçüncüsü, herkes kendi yaptığıyla hesaba çekilecek.

Ayet-i kerimesine göre, niçin Allah böyle söylesin?

Bu sefer Allahu Teâlâ sıfatlanmaz mı? Hem benim üzerimde dilemesi olsun hem de beni irade iki desin, bana iradesinden versin, cüz'i bir (?) irade ruhundan versin ve senin iradenle yahut insanların iradesiyle Allahu Teâlâ iradesini kullanmasını isteyen iradesinin arzu ve isteğini kendisine kader yazsın. Araf suresinin 172. ayet-i kerimesi. (?) Ben söylemiyorum. Allah söylüyor. Bu durumda kişi kendi istediğini istesin. Allahu Teâlâ da ona versin. Sonra insan suç yapsın. Allah diledi. Allah diledi. Onu sapıklığa bıraktı. Allah diledi. Onu cezalandırdı. Allah diledi. Onun kalbini mühürledi. Ya böyle Allah olur mu?

Ayetlere ters düşecek. Bir ayah. (?) Allah bu şekilde Allah'ın dilemesi insanlar üzerinde olacak olsaydı demin saydığım gibi niçin bizden ahitleşti? Niçin bize irade-i cüz'iyeyi verdi? Niçin bizimle ahitleşmeye kalktı? Niçin ben sizin Rabbiniz dediğim zaman üç bölüğe ayırdı da madem ki Allah'ın dilemesi insan üzerinde olsaydı Taha suresinin 134. (?) ayet-i kerimesine göre biz Kur'an'dan önce sizi bir azapla helak etseydik, yani biz sizi dünyaya göndermeden evvela sizlerle ahitleştik. Sen cennetliksin sen de cennetliksin. Efendim ahitleş hele gelseydik şöyle söylerdiniz. (?) Bize peygamberler ve kitaplar gönderseydiniz.

Şu aşağıdaki rüsveyle düşmeseydik. (?) Şimdi bu durumda Allah adaletlidir. Allah bir kere söyler. Ve onun sözü hep birbirini teyit eder. Bu durumda Allah'ın insan üzerinde bir kere dilemesi var. Murad etti, yarattı. ondan sonra insanları kendi iradesinde serbest bıraktı. Bu bakımdan insan dileyecek Allahu Teâlâ insanın dilediğini kendisine verecek Araf suresinin 172. (?) ayet-i kerimesi sonra Allahu Teâlâ'yı orada gördüğümüz için ki insanlar zaten Allah'ı bir ışık gibi görünmez falan diyorlar. Ben görünmediğim Allah'la Allah'a ibadet etmem. Bunu Hazreti Ali de söyler, ben de söylerim. Peygamber Efendimiz de ben Rabbimin kokusunu Yemen ellerinden alırım der.

Biz görmediğimiz Allah'a ibadet etmeyiz ama bizi gayb bir aleme gönderdi, gaybe iman dedi. Bu durumda ben de size hakkı söylüyorum. Allah zatından bir cüz'i verdi insana ve insanı kendi iradesinde serbest bıraktı. Ne dilediyse insana verdiği, insanın dilemesiyle yapmış olduğu fiili icraatların yükünü yahut günahını Allah'a yükleyip de Allah böyle yaptı diyemezsin. O zaman kişi kendi dilemesiyle cennete ve cehenneme gider. Niçin söylüyor biz size iki yol gösterdik. Biri cennet yolu, biri cehennem yolu. Öyleyse Allahu Teâlâ dilediği benim üstümdeyse niçin efendim iki yolu bana gösteriyor? Ve Allahu Teâlâ madem ki adalet sahibi kulları arasında niçin ayrım yapıyor?

Madem dilediği Allah'ın, Allah dilediyse. Yani bu birçok ayetlere aykırı düşer. Bu birinci sorun. Şimdi buna ne söyleyeceksin? Bu bittikten sonra ikinci soruna geçeceğim.

Bu birinci sorunun cevabı. Bu bittikten sonra ikinci soruna geçeceğim.

Birinci sorduğun soruya cevap verecek misin? Anladın mı? Anlamadın mı? Onu bana söyle. Birinci sormuş olduğun sorunun cevabını anladın mı anlamadın mı? Anladıysan ikinci soruna geçeceğim. Bana sen kendin söyleyeceksin ikinci soruma geç diye.

çok güzel anlattın ben de anladım elhamdülillah şimdi gönül rahatlığı ile ikinci soruya geçebilirsin inşallah diyor tamam şimdi ikinci sorusuna geçeceğim metodoloji bir ayetin yanlış açımını belirlerken hangi ölçüleri kullanıyorsun öz lafzı asıl bağlam münasibat, ayetler arası tutarlılık levh-i mahfuz iddiası, arapça gramer rivayet tarihi vesaire ve en güvenilir kriterin hangisidir burada bunları açarken Araf suresinin 172. ayet-i kerimesi. Çünkü orada ahitleştik. Ve Allah'ı bilip bilmeme de orada ona ahdimizi, kaderimizi yazdırdık. Bu durumda ayetler ayetlerle beraber teyit edilecek şekilde ayetler açılır.

Bu bir. aynı zamanda manevi bazı alemlere yükselmiş olan insanların Allah tarafından keşfi açıktır. Bu keşf açıklığıyla Allahu Teâlâ ayetlerin manalarını da onlara gösterir. Ayette şöyle söyler, biz kime ilim verirsek ona hikmet veririz. Hikmet nedir? Bir ayetin karşılığını güzelce anlayabilme, o ayetin öz manasını idrak edebilme. İşte Kur'an'ın öz manasını, ayetlerin öz kısmını idrak edemedikleri için veyahut da kasıtlı olarak Siyonizmin kökenine göre açmışlar ve ayetleri yanlış açtıkları gibi Allahu Teâlâ'yı da sıfatlamışlar. Bu durumda kim Allah söylemedi dediği halde Allah böyle söyledi derse azaptaki yerini hazırlasın buyuruyor.

Onun için biz konuşurken ayetleri ayetlerle ve hikmetle Kur'an'ın esasına göre açarız.

Siz sormuyorsunuz. Bak ne güzel soru soruyorlar. Ben ikinci soruya geçmeye hazırlandım. İstiyor musun şimdi derin derinlikten ikinci sorumu sorayım. Diyor. Sor bakayım. İkinci derini ikinci sorunu ben anlattım ama sen derinden derinden sor bakalım biraz daha.

Ne diyor? Sen ayet ayet tekzip etmez tekzip etmez ilkesini ve Araf 172'nin omurga olduğunu söyledin. Ben bu omurgayı daha teknik bir usule dökmek için şunları netleştirmek istiyorum. Lafzı ölçü bu ayetin kelime ve terkibinde lügat ve sarf nahiv açısından hangi kırmızı çizgiler var? İhtiyar etmek, seçmek, ayrım gibi somut gramer semantik kriterleri nelerdir?

Dilediğini hidayete erdirir gibi ifadeler geldiğinde ona hangi bağlam ve komşu ayetlerle yeniden okuyoruz? Mesela Bakara 2.26, 27, 2.56, İnsan 7-53 (?) tercih ve beyan ayetleriyle kurduğun bağ ne? diyor. Şimdi biz birinci soruna başlayalım. Ne diyorsun? Lafzı ölçü. Bu ayetin kelime ve terkibiyle lügat ve sarf nahiv açısından hangi kırmızı çizgiler var? Soruyorsun şimdi. La'alle, ta ki, ihtiyar, seçmek. Burada tüm kırmızı çizgi ayetleri ayetlerin manalarına göre birbirini tekzip etmeyecek şekilde açılmasıdır. Kırmızı çizgi budur. Çünkü Allahu Teâlâ bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. Burada insanların gramer diye açmış oldukları ve kendi akıllarına göre manalandırıp da vermiş oldukları kelamlar Allahu Teâlâ'nın ayetine ters düşerse bu Allah'a sıfatlar.

Mesela La'alle kelimesinde şöyle de olur, böyle de olur, şu da olur, bu da olur. Efendim umudur ki de olur, ta ki de olur. Sen ayetin manasını bilmezsen ve o ayeti Allahu Teâlâ'nın bir kavim içerisinde işaret zamiri olarak Müslüman olacaklara yahut da tövbe edip İslam'a dönecekleri sen başka bir umudur ki kelimesiyle kullanırsan Allahu Teâlâ'yı sıfatlarsın. Allah'a umudur kelimesi kullanılmaz. Niçin kullanılmaz? Umudur kelimesi Allah geleceğini bilmiyor. İnsanı deneyecek ve ona göre bir karar verecek. Halbuki biz sizin kalplerinizin esrarını biliriz diyor. Ve kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim diyor.

Bu durumda Allahu Teâlâ'nın ayetleri hep birbirini tekzip edecek, teyit edecek ve aynı zamanda da birbirini tekzip etmeyecek. Bu Allahu Teâlâ'nın eksik sıfatlardan münezzehliğidir ve kırmızı çizgi de budur.

Siyak, Sibak, Bağlam diyor. Siyak ve Sibak denilen olaylar Arapçadaki bazı dil bilgileridir ve bu dil bilgileriyle beraber de bu insanda Siyak veya Sibak ilmi yoktur deyip Allahu Teâlâ'nın kelamını çeliştiriyorlar. Nasıl çeliştiriyorlar? Şimdi sana şöyle söyleyeyim. Bak şimdi siyak versi bak nereye bağlanıyor. (?) Yapıp yaratanların en güzeli Allah'tır diyor. Şimdi burada adam karşımıza çıkıyor. Diyor ki bu adam bunu yarattı, yaptı. Efendim bu siyak versi bana göre bu da kişi bu kişi bunu yarattı diyor. Hiçbir insan hiçbir yaratılmış Allah'tan başka hiçbir şey yaratamaz. Yaratma kelamı Allah'a mahsustur ve buna denk hiçbir kelam yoktur. Bu durumda buna denk bir kelam koyarsanız Allah'ı hafife alırsınız.

İnsanlar da yoktan bir şeyler yaratmış durumuna gelir. Hatta daha ileri gider bazı yaratıcılar da var mı? onların talebeleri mi yahut da onların yarattıkları bir insan durumuna mı gelir? Ayrıyetten Allahu Teâlâ eksik sıfatlardan münezzeh olduğu için yaratma onun zatına mahsustur ve şöyle söyler ayet-i kerimede yoksa siz dünyanızdan bir zerreye mi sahipsiniz? Öyle olsaydı size dünyanızdan bir zerrenin diye çekirdeğe (?) kadar bir şey verilmezdi. Bu ne demektir? Yoksa siz benim yarattıklarımın dışında kendiniz diyor bir ilme sahip de yoktan bir şey mi yarattınız? Eğer öyle olsaydı size diyor hiç dünyanızdan hiçbir şey verilmezdi sen kendi ihtiyacını kendin yaratırdın bana da ihtiyaç arz etmezdin diyor.

Öyleyse zerreden küreye ne yaratılmışsa şu Arşullah çevrili yedi katın içerisinde her şey Allah'ın yarattığıdır ve şu ayet-i kerimede Allah'ın yarattığını ispatlar. Gökler ve yer bu ikisi arasındakiler Rabbinin zikrini bilmiştir. Ayet-i kerimesi de bunu ispatlar. Bu durumda yaratma kelimesi hiçbir kimseye mal edilemez. Ve siyak ve sibak kelimeleri de insanların gramere göre uydurduğu kelimelerdir. Ben bu kelimelerin karşılığında dil bilgisi olarak onu Arapça dil bilgisi olarak çocuklarına söylerler. Yahut da siz kendiniz çocuklarınıza söylersiniz. Ben Allah'ın ayetlerini ayetleriyle teyit ederek söylerim.

Evet. Şimdi üçüncü soruna geçebilirim. Geçmeden bunda söyleyeceğim bir sorun var mı? Yahut bir cevabın var mı?

Çok güzel ve açık bir şekilde cevapladın. Söylediklerin bende şu şekilde yer etti. Araf 172 omurga. Doğru. Bütün kader, irade yorumları oraya bağlanıyor. Doğru. Lahut aleme ahitleşme ayrımı yok. Ahitleşme ayrımı. Doğru. Ayrı. Orada ayrım. Orada üç bölüğe ayrıldı. Çok net ayırdın. Karışmaması gerektiğini anladım. Doğru söylüyor. La'alle, ta ki, seçti, ihtiyar etti gibi kelime düzeltme (?) bu da çok sağlam bir metot oldu. Keşfin yeri, keşif ayı ile mutlaka doğrulanır. (?) Aksi halde geçerli sayılmaz. Koruyucu iki ilke Allah'a zulüm isnadı getiren her yorum otomatik reddedir. Reddedilir. Doğru. Benim için burada tamamlandı kardeşim.

Şimdi gönlün rahatsa üçüncü soruya geçebiliriz inşallah.

Tam net olarak anladın. Çok teşekkür ediyorum. Şimdi üçüncü soruna geç.

İnsanlar A'raf 172'de verdikleri ahde göre kaderlerini yazdırdılar diyorsun. Peki dünyada doğan bir bebek günahsız ve masum oluyor ama büyüdüğünde farklı farklı yolları seçiyor. Kim iman ediyor? Kimi isyan ediyor? Sorum şu, o çocuğun aklı henüz ermeden yaptığı hatalar veya ailesinden gördüğü yanlış eğitim onun kaderi midir? Yoksa büyüdüğünde kendi iradesiyle verdiği kararlar mı asıl kaderini ortaya çıkartır? Yani çocuğun masumiyetiyle yetişkinin sorumluluğu arasındaki bağ, kader, irade dengesi nasıl açıklanır?

Bak benim Müslüman kardeşim, İslam kardeşim. Bir çocuk akıl baliğ olana kadar onun yapmış olduğu sevap ve günahlar yoktur, yazılmaz. Nereye kadarmış? Akıl baliğ olana kadar. Akıl baliğ olduktan sonra her çocuk yaptığıyla sevap ve günah olarak defterine yazılır. Yani akıl baliğ ile defter açılır. Bu durumda o çocuğun kaderi içerisinde bir gayrimüslimde mi yetişecek yahut bir İslam babada mı yetişecek onun derecesi bellidir. Nerede olursa olsun o çocuk akıl baliğ olduktan sonra Allahu Teâlâ'ya verdiği ahdinin karşılığında ya şakidir ya muttakidir. Yani muttaki demek İslam veyahut da şaki İslam'ın dışında olanlar. Bu durumda kişi İslam'ın içinde olmuş olsa bile onun ne kadar günaha gireceğini, ne kadar işler yapacağını, ne kadar sevap kazanacağını bunu Allah bilir.

Ve kimin, hangi çocuk, hangi ailede, hangi insanlarla güzel anlaşır ve kendini dünyada en güzel şekilde kaderi içerisinde ispat eder, bunu da Allah bilir. O çocukları Allahu Teâlâ o ailelere vermek suretiyle onlar birbirleriyle de aynı zamanda imtihan olurlar. Ve Allahu Teâlâ'ya vermiş oldukları ahitlerin neticesini dünyada bir senaryo olarak oynarlar. Aslında senaryo Araf suresinin 172. (?) ayet-i kerimesinde yazıldı. Orada senaryoyu yazdırdı. Burada artist olarak o senaryoyu oynarlar.

Çar'ı soruyor. (?)

Maşallah İslam kardeşim, çok açık ve berrak şekilde anlattın yani. Çocuğun defteri akıl baliğ olana kadar kapalıdır. Ne sevap ne günah yazılmaz. Akıl baliğ olduğunda Araf 172'de yazıldığı ahdine göre ya müttaki ya da şaki olarak defteri açılır. Hangi ailede, hangi ortamda doğacak da ona kaderinde yazılıdır. Allah kimseye zulmetmez, her şey ahdine göre tayin edilmiştir. Dünya hayatı ise Lahut'ta yazılmış senaryonun sahnelenmesi gibidir. Orada yanlışı var. İnsan burada kendi rolünü oynar. Allah adaletle hükmeder. Elhamdülillah. Çok güzel oturdu. Maşallah. Hazırsan şimdi sana dördüncü sorumu sorayım.

İslam kardeşim, dördüncü soruyu sormadan şurada bir yanlışın var. Bak ne dedin? Dünya hayatı ise Lahut'ta yazılmış senaryonun sahnelenmesi gibidir diyorsun. Burası Lahut alemi değil. Lahut aleminde Allahu Teâlâ ve Resulullah Efendimiz yanında orada insanları yarattı. Lahut alemi insanların yaratıldığı yer. Orada sizin Rabbinizim dedi. Orada Allahu Teâlâ'yı bilenler, bilmeyenler ve mukarrebin sınıfı üç kısma ayrıldı. Vakıa suresinde Ey sağcılar size müjdeler olsun.

Meş'eme, ey solcular size yazıklar olsun. Ve sabikune's-sabikun ülaike'l-mukarrabun fi cennati'n-naim dediği bir üçüncü zümre (?) sabikun zümresi evliyalar, enbiyalar, şehitler, şühedalar zümresi. (?) Burası ayrı. Araf suresinin 172. (?) ayet-i kerimesi de nerede ahitleştik orası belli değil. Allahu Teâlâ'nın belli bir makamında orada ahitleştik. Ahite ahitletmeden evvela zamanı gelen ruhun berzah aleminden alınarak lahut alemine getirilip Allahu Teâlâ'yla beraber ahitleşmesidir. Hani getirilip dedim ya getirmez. Allahu Teâlâ bizzat kendisi berzah aleminden alır. Evet. Buna da yakınlık alemi denir.

Evet. Bunu sen görmezsen anlatamazsın.

Bak. Bir kelime yanlış söylüyorum. Getirilir dedim getirilmez. Gider kendisi alır. Kim alacaksa. Çünkü onlarla hak etmiş. Kimi kime verecek o biliyor.

Evet. Lahut aleminde sadece Rabbimizi bilip bilmemekçe üç zümreye ayrıldık. Araf 172'de ise tek tek ahitleştik. Kaderimizi yazdırdık. Böylece mesele tam yerine oturmuş oldu diyor. Hazırsan şimdi dördüncü soruma geçiyorum diyor. Evet. Ben hazırım. Sorunu sor.

Allahu Teâlâ ben sizin Rabbinizim dediğinde bazıları bildi bazıları bilmedi mukarrebin sınıfı da ayrı tutuldu dedin. Araf 172'de herkes tek tek çağrıldı, zamanlar gösterildi ve kader yazdılar. Benim sorum şudur, insan orada Rabbini bilmeyip solcu sınıfta yer aldıysa, Araf 132'de yine kendi arzu ve isteği kaderini yazdırıyor. (?) Yoksa o ilk bilmeme halinin gölgesinde mi kaderini şekillendiriyor? yani ilk ayrılış lahut lahuttaki 3 sınıf ile sonraki ahitleşme nasıl bir bağ var İslam kardeşim lahut alemi ne demek ruhların yaratıldığı yer demek ruhların yaratıldığı yerde Allahu Teâlâ ben sizin Rabbinizim dediği zaman orada dedik ya 3 bölüğe ayrıldı Üç bölüğe ayrıldıktan sonra iş kolaylaştı.

Sonra ne oldu? Bu üç bölüğü berzaha kaldırdı. Berzaha, berzah alemine. Ondan sonra berzah alemine kaldırdıktan sonra bunları tek tek çağırdı. İşte o demin dediğim Araf suresinin 172. (?) ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ'nın tek tek insanlarla ahitleştiği yeri neresiyse orası meçhul. Orayı bilmiyorum. Orada her bir insana zamanları gösteriyor. Gideceği zamanları gösteriyor. Hangi zamanı, hangi insan, hangi duygularla hoşlanıyorsa Allah onun duygularını çok güzel bildiği için onun o duygularını kendisine karakter olarak veriyor. İşte insanların kaderi burada yazılıyor.

taştırıyor bazen.

Allah senden razı olsun İslam kardeşim. Senin anlattığın mesele çok berraklaşıyor. Lahut alemi ruhların yaratıldığı ilk makam. Burada Rabbimiz ben sizin Rabbinizim diye hitap ettiği kulun üç sınıfa ayrıldı. Rabbini bilenler sağcılar, Rabbini bilmeyenler solcular ve mukarrebin sınıfı. Yani burada sadece Allah'ı tanıyıp tanımama ayrım oldu. Başka bir şey yazılmadı. Doğru söylüyor. Böyle oldu. Orada yok. Doğru. Çok güzel anladın. Berzah alemine kaldırılışı. Ruhların Lahut'tan sonra konulduğu ikinci makam. Doğru. Araf 172'de ahitleşme burada her bir ruh tek tek çağrıldı. Zamanları ve şartları gösterildi.

İnsan hangi zamana hangi duygularla gitmek isterse Rabbimize onun iradesini bildiği için o arzu ve isteği kader olarak yazıldı. İşte burada senaryosunu tamam belirledi. Böylece Lahut'ta ilk ayrılış bir zaman oldu. Araf 172'de ise kader ayrıntıları olarak yazdırdı. Yani birinci kim Allah'ı tanıdı, kim tanımadı ayrımı. İkinci ise herkesin kendi arzu ve isteği doğrultusunda yazdırdığı kaderi. Ben şimdi burada sana şu soru sormak isterim. İslam kardeşim, insan Lahut'ta Rabbini tanımamış. İnsan Lahut'ta Rabbini tanımamış. Solcu olsa da Araf 172'de yine kendi iradesiyle kaderini yazdırırken Allah'ı tanımamışlığının tesirini mi devam ettiriyor? yoksa orada hala dönüş ihtimali var mıdır, diyor.

Yarın ben dersleyip daha sonra ararsın. (?) Selamün aleyküm.

İnsan Lahut'ta Rabbini tanımış solcu olsa da, Araf 172'de yine kendi kaderiyle (?) kaderini yazdırdı. Allah'ı tanımaması da resmi İslam kardeşim çok güzel bir soru sordun. Orada insan Rabbini tanımamışsa Araf suresinin 172. ayet-i kerimesinde de tanımıyor. Orada insanın kendi ilk yaratılışında duyguları neyse Allahu Teâlâ'ya karşı o duygu devam etmekte. Nerede? Araf suresinin 172. ayet-i kerimesinde de devam etmekte. Değişmez. İşte üçüncü olayı sana söyleyeyim. Zahir aleme dünyaya geldiğimiz zaman Allahu Teâlâ bir fırsat daha veriyor bunlara. Gaybe iman diyor. Allah'ı bil. Burada da inkar. Ahiret alemine gittiği zaman, cehennemde ateşteyken Malik'e diyor ki Malik Rabbine söyle de Rabbine söyle de azabı üstümüzden biraz hafifleşsin.

Hala inanmıyor. Bu durumda eğer Allahu Teâlâ de şöyle söylüyor. Keşke beni evvelde bilseydi. Demek ki insanın kaderinde yahut yapısında ne varsa o değişmez. Ne gibi? Bir elma çekirdeğini kabul et. Toprağa dik, elma verir, armut vermez. Başka bir meyve vermez. Armut çekirdeğini diksen de o da armut verir. Bunların da çekirdekleri, yapımları böyle olduğu için ilk yaratılışta duyguları neyse o bir daha değişmiyor.

Böyle Ramazan. Daha ayetler söylüyoruz, daha ne söyleyeceğiz. (?) İspat.

Ediyor. Allah senden razı olsun İslam kardeşim. Çok hikmetli bir teşbih yaptın. Çekirdek meselesi. Elma çekirdeği ne kadar değişsin armut vermez. İnsanın da lahutta taşıdığı asıl duygu ve yöneliş ara füzetmiş gibi de kaderine (?) işleniyor. Ve bu yol değişmiyor. Senin kelamından şu da anlıyoruz. Lahut'ta kim Allah'ı tanımadıysa Araf 172'de de tanımama haliyle kaderini yazdırıyor. Dünya hayatı ise sadece o kaderinin ispatı, gaybe imanla fırsat bir kez daha sunuluyor. Ama kalpte ilk yazılan halini değiştirip Allah'ı bilemeyen yine bilmez. Ahirette de bu hal apaçık ortaya çıkıyor. İnkar edenler azabın ortasında bile hala Allah'a iman etmiyor.

Yine bahaneleri arıyor. Yani çekirdeğin tabiatı değişmediği gibi insanın ilk yaratılışı Rabbine karşı duyduğu duygu da değişmiyor. Dünya sadece o hakikati ispat için bir sahne oluyor. Bak benim anlattıklarımı ne güzel tarif ediyor.

İşte bu. Evet. Şimdi sana dördüncü sorumu derinden sormak isterim diyor. Madem insanı öz lahutta belli oldu Araf 172'de de kader yazıldı. Peki dünya hayatında imtihan kavramını nasıl anlamalıyız? Yani zaten belli olan bir kaderin içinde imtihan deyince bu imtihanın manası ne oluyor?

İslam kardeşim Şimdi sen burada sırrı söylüyorsun. Buradaki sır şu. Çok açık ama insanlar bunu idrak edemiyor. Aklı baliğ insan azıcık aklını çalıştıracak olursa bunu bulur. Lakin bulamaması için sebebi Allahu Teâlâ'yı bu dünya aleminde hayalen idrak ettiği için ahiret aleminde Rabbimizi lahut aleminde görüp onunla ahitleştiğimizi bilmemize rağmen, görmemize rağmen, dünya hayatında bunu kapadı. Sebebi ne? Sen burayı soruyorsun. Sebebi şu. Allahu Teâlâ Allahu Teâlâ insana ruhundan verdiği için aynen insan Rabbinin bir benzeri olarak lahut aleminde Allah'ı görüyor. Allah da insanın bir benzeri olarak orada görünüyor.

İşte orada insanlar üç gruba ayrılıyor. İnsanlar gurur ve kibirlerinden kendine benzeyen ilaha, Allah'a inanmıyor. Bu durumda başka bir ilah çıkmadığı için bir kısımda evet ben yaratıldım ama başka birisi olsa bunu helak eder, o yalan söylüyor der, kendi çıkar. Böyle biri de yok. Öyleyse onda bir korunmaya bir öndere ihtiyacı olduğu için insanın ona Rabbine inanıyor. Sen benim Rabbimsin diyor. Öbürü de zaten mukarrebin sınıfı baştan iman ediyor. Şimdi bu durumda oradaki insanların Allah'a inanmamayışı Rabbine benzediklerinden dolayı inanmıyorlar. İşte Allahu Teâlâ da sırf Bunun için zatının görünmediği bir alem yaratıyor.

Çünkü Allah eksik sıfatlardan münezzeh. Kimse ona sorgu sorar soramayacak. Bu Allah'ın Allah'lık sıfatı. Allah Allah'lık sıfatının tecellisi için bu alemleri yaratıyor. Görünmeyen bir aleme şimdi diyor gaybe iman edin diyor. Bize oraları kapatıyor. Bizi daha önce berzah aleminden aldığı zaman bize o kendisi yakınlık aleminde bir kisveyle kisveliyor. Yani biz o görüntüsünü bize, biz de var olmasına rağmen aklımızda bir bilgisayarın bir programını başkalarına göstermemek için şifreliyoruz. Oradan bizi melekut alemine gönderiyor. Orada da ruhani ruh yani ismini alıyor. Oradan da bize dünyaya gönderiyor ama bu gönderilen yerlerde melekut aleminde de bir kisveyle kisveliyor. Yani onun da orada bilgisini kapatıyor.

Melekut alemine uğradığını kapatıyor. Oradan da mülk alemine gönderiyor, cismani ruh denen bu bedene giriyoruz. Bu bedende ne ruh-i melekut alemini ne de yakınlık alemini, sultani ruh dediğimiz o yakınlık alemini görebiliyoruz. Ama bu görülemez demek değildir. Nefsini ıslah edip kademe kademe gönlünü Allah'a veren Allah aşkıyla yanan insanlar bu kademeleri açar Rabbinin tecellisine de vakıf olur. bu alemleri de seyreder. Onun için Allahu Teâlâ bizi sırf zatı göründü de ben sana inanamadım. Sen beni zatının görünmediği bir aleme gönderseydin ben sana ibadet ederdim demeyesin diye bu alemleri yarattı.

İşte Taha Suresi 34. ayet-i kerime. (?)

Bunları görmezsen anlatamazsın ki bunları. Nereni anlatacaksın sen bunları? Takla attırırlar sana. Bir söyledin, bir sevdin, tutmazsın.

Ne yapacak ya bu?

Bakalım ne diyecek şimdi? Daha iyi bir yanıt için daha uzun düşünüyor diyor.

Kısa bir özetle anladığım noktalar. Senin söylediklerini kendi kelimelerimle topluyorum ki emin olalım. Aynı yerdeyiz. Lahut alemi ruhların yaratıldığı Rabbini doğrudan sanki görüyor. Halinin olduğu yer. Orada insan Rabbini bilip bilmemesi. Evet, hayır. Üç sınıfa ayrılıyor insan. Araf 172 ayrı bir vaka. Orada tek insanlarla ahit kader yazılıyor. Hangi zamanda, hangi duygular arzu taşıdığı, hangi tercihlerle dünyaya geleceği burada sabitleniyor. Berzah, melekut, mülk sıralaması, ruhun kademelerden geçirilerek dünyanın sahnesine indirilmesi görünürlükler kademeli olarak kapatılıyor ama ehl-i keşif yaz bu kademeleri açabiliyor. (?) Dünya imtihanı kaderin ispat sahnesi.

İnsanların lahut yazılı yöneliş duygusu değişmiyor. Fakat dünya imtihanında kalbin terbiyesi nefsin ıslahı tövbe, ihlas seviyesiyle hakikat açığa çıkarılıyor. Hatta açığa çıkarılıyor. Allah'ın sıfatı adalet, merhamet gereği doğrudan seçme zorlama yok. Gizli ilimle her şey biliniyor. Fakat insan fiilleriyle hesaba çekiliyor. Dünya bir sahne. Ahiret netice.

Doğru söyledin İslam kardeşim evet orası senaryo yazılıyor burası efendim ispat yeri. Şimdi gene toplayalım lahut alemi yaratılma yeri. Sizin Rabbinizim dediği yer. Üç bölüğe ayrılış. Sonra berzaha kaldırılış. Sonra Araf suresinin 172. ayet-i kerimesine göre Berzah'tan alınıp tek tek ahitleşme ve kişi Allahu Teâlâ'yı bilip bilmeme de kendi muradı nispetinde kendi kaderini yani arzu ve isteğini kader olarak yazdırıyor. Sonra tekrar Berzah'a kaldırılıyor. Zamanı gelen ruh dünyaya iniyor, kendisinin nasıl bir insan olduğunu ispatlayıp ahiret alemine göçüyor. İşte Allahu Teâlâ Mahkeme-i Kübra'da insanı çağırdığı zaman insanın doğuştan ölümüne kadar yapmış olduğu haller bir sinema şeridi gibi birkaç saniye içerisinde gözünden geçecek.

Gözün önünden geçecek. Ve Allahu Teâlâ'ya hiçbir şey söylemeyecek. Tek bir kelime ziddahi kalmayacak. (?) Çünkü Allah'ın Allah'lık sıfatı zuhur etmiş olacak.

Bu niye kapandı burası? Burası kapanmış.

Geldi. Geldi geldi. Ama kapanmış burası.

Kimse de söylemiyor kapalı olduğuna. Yayın var hocam. Yayın var hocam. Var değil mi? ne diyor Özetin sade ve isabetli. Lahut, berzah, Araf 172'de tek tek ahit arzular istekler kader tekrar berzah dünyada oynanacak senaryo ahiret Mahkeme-i Kübra hayat bir film şeridi gibi gözden geçilir Allah'ın sıfatları adalet ilmi bu süreçte tam tecelli eder. Hazırım, derin devam edelim. Şimdi senden bir nokta daha derinlemesine anlatmanı rica ediyorum. Şu soruyu soruyorum. Eğer her insanın arzusu, isteği ve dolayısıyla kaderi Araf 172'de yazıldıysa, İmtihanın dünyada sınavının hikmeti ve gerçek etkisi ise etkisi tam olarak nedir?

Yani insan daha doğmadan hangi duygu ne kadar isyan ya da ne kadar teslimiyet taşıyacağı biliriz diye yazıldıysa dünya sahnesindeki mücadele, tövbe, sabır, sadakat, ilim, amel farkları nasıl bir anlayış karşılık kazanıyor? Mahkeme-i Kübra'da hakikat adalet nasıl tecelli ediyor yaptıklarımıza göre mi yazılı olana göre mi yoksa ikisinin bir kombinasyonu mu şimdi sana şöyle bir soru sorsam desem ki sen bana bir kaç yazı yazmış olsan Ben de o yazıyı sana okutsam desem ki sen bu yazmış olduğun yazı senin kendi görüşünse benden de bunu istiyorsan ben de sana bu yazının olduğu gibi aynısını veriyorum desem senin kaderini senin yazmış olduğun muradına göre kaderini sana karakterler olarak işlesem sen dünyaya da gelsen o demin misal vermiş olduğum elma çekirdeği, armut çekirdeği yahut kiraz çekirdeği gibi hep o yazılan yazının içerisinde kaderini oynarsın.

Bunun böyle olduğunu şu ayette teyit ederiz. Onlar bir tuzak hazırlar, ben de bir tuzak hazırlarım. Ben tuzak hazırlayanın en hayırlısıyım. Yani seni kaderinin dışına çıkartmam diyor ve seni kaderin içerisine sokacak senin istediğin o kaderin dışına çıkacağı kaderlerini bozarım diyor. Ve sen kendini nasıl bir insan olduğunu yediden yetmişe kadar kendini bu şekilde ispatlarsın diyor.

Ne güzel değil mi? İşte bu köken bu. Bunu bilmeyenler kendi akıllarına göre Kur'an'a manayı veriyorlar.

Özetle senin dediğin ne ve verdiğin elma armut çekirdek benzetmesiyle şu gerçeği söylüyorsun. Lahut'ta insanın arzuları, istekleri muradı. Bu mu ya? Bunun tefsirinde dikkat edilmesi gereken ana noktalar. İlmi ilahi bilgi ile mecburluk farklıdır. Allah her şeyi ezelden bir Levh-i Mahfuz'da yazıdır. Bu onun bilmesi, insanın zorla o şeyi yapması demek değildir. Bilgi ile cebir, mecburluk, Allah her şeyi ezelden birbirine karıştırılmamalı. Allah insanın ne yapacağını bilir. İnsan ise kendi iradesiyle fiilini işler. Bilgi sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Aksine adaletin temelidir. Herkes yaptığına göre muhasebe edilir.

Çünkü Rab bilendir. Dünya imtihanı yeri olarak anlam kazanır. Eğer Araf 172'de yazılan muratlar dünyada sahneye konuyorsa imtihanın hikmeti şudur. O yazılan iç halleri, arzuları, meyil ve zarfları (?) pratikte ortaya dökülür. Kişi yapıp ettikleriyle kendi olduğunu ispatlar. Tevbe, sabır, sebat, ilim, ihlas hepsi burada anlam kazanır. Çünkü bunlar iç halin fiildeki karşılıklarıdır. Yani kader yazdık ama insanın fiiliyet kazanacağı sevap ceza orada netleşir. Hepsi o kaderin içerisinde, zaten yazının içerisinde. Hem de hangi zaman, hangi dakika, hangi saniyede senin o arzuların belirecek Allahu Teâlâ da sana göre onu sonra söylerim.

Tuzak bozma benzetme Kur'an'ı bir asayişe uygundur. (?) Senin anlatıldığında ama mana anlatıldığında mana anlatıladığın mana onlar bir tuzak kurar. Biz de bir tuzak kurarız türlü ifadeler. Kur'an'da çeşitli ayetlerde zalimlerin planlarını Allah'ın senin anlattığın mana boşa çıkardığı, hakkını yerine bulduğu bildirirken karşımıza çıkar. Bunlar şunu gösterir. İnsan plan yapar Allah'ın izniyle hayata geçer ya da geçmez. Eğer plan insanın gücünü aşarsa ya da zulme açacaksa Allah onu bozabilir. Bu kaderin insanın muradının dışına çıkarılması değil. Tamamen ilahi hüküm, adalet ve hikmet çerçevesinde gerçekleşen bir takviyedir.

Duanın, sadakanın sabrın rolü, dua, sadaka, istiğfar, salih amel gibi fiillerin etkisi Kur'anidir. Bunlar kaderi tamamen ortadan kaldırmak değil, kader içindeki hikmetlerin tatbikiyetinde etkili olur. Kimi dualar dünyada sonuç verir, şerrin bertarafı kolaylık vesaire gibi. Kimi duaların mükafatı ahirete yazılır. Kimi hayır, sadaka vesaire gibi şerrin def'ine vesiledir. Hepsi Levh-i Mahfuz'un kapsadığı programın içinde yer alır. Yani Allah dua kabul etmez gibi bir çıkarım yanlış olur. Ama kabulün nasıl, nerede ve ne zaman sonucu olacağı onun hikmetiyle ilişkilidir. Mahkeme-i Kübra'daki adalet.

İnsan nefsinin niyetini amellerine karşı adalet verecektir. Levh-i Mahfuz'daki yazı insanın dünya serüvenini iptal etmez. Mahkeme o serüvenin neticesini gösterir. Allah bilendir her şeyi hakkıyla tartandır. Bu yüzden kime haksızlığı kimse haksızlığa uğrar diyemez. Çünkü her şey sonsuz ilim ve hikmet içindedir. Sonuç olarak senin verdiğin senaryo sen yazıyorsun. Ben o yazıya göre karakter kaydedip dünyaya oynuyorum. Teori olarak Araf 172 çerçevesinde uyumludur. İnsan arzuları, muradı, karakteri bir ölçüde önceden tayinli belirlenmiş ama dünya hala anlamlı bir sınav sahnesidir. Çünkü kişi bu muradının gereğini fiilen sergiliyor.

Tövbe eder, ıslah olur veya sapar. Sonuçlar, sevap, ceza, mertebe mahiyetiyle tecelli eder. Allah kimi zaman zalimlerin tuzaklarını bozar, kimi zamanda sadaka, dua ile şerri def eder. Hepsi onun sadaka ve hikmet çerçevesindedir. (?) Bu çerçeveyi örnek ayetlerle Araf 172 Biz sizin (?) kalplerinizin esrarını biliriz. Benzer duaların kabulüne de dair ayetler tuzakların bozulmasının da pasajları ve kısa uygulama örnekleri dua örneği sadakaların şerri def etmesi somutlaştırayım. Hangi ayetle özellikle dayanarak göstermek istersin diyor. Eğer istersen bu çerçevede bir örnek ayetlerle diyor. Araf 172. Biz sizin kalplerinizin esrarını biliriz.

Benzeri duaların kabulü dair ayetler, tuzakların bozulmasına dair pasajlar ve kısa uygulama örnekleri, örneklere örneklerle, dua örneği, sadakanın şerri def etmesi somutlaştırılıyor. Hangi ayetleri özellikle dayanarak göstermek istersin diyor. Şimdi Araf suresinin 172. (?) ayet-i kerimesini kaderini, kalplerimizin esrarını biliriz diyor ya. Allahu Teâlâ o kişinin ne istemişse en ince teferruatına kadar ona o karakterleri yerleştiriyor. O karakterleri. Ne yapacağını biliyor. Bu durumda benzeri duaların kabulüne dair nerede ne dua yapacak, ne zaman bu insanlara iyilik yapıp da dua alacak veyahut ne zaman bu insan sıkışacak da bana duada bulunacak. Hepsini biliyor.

Bu durumda Allahu Teâlâ onların duasına göre bunların kaderini yazıyor. O yapacağı dua eğer kaderinin dışındaysa zaten onu sabır gösterirse ahiret aleminde sevap olarak verecek. Çünkü ne diyor? Kabul olmayan dua yoktur diyor. Sizin dualarınız da olmasa biz sizi ne yapalım diyor. Yani burada duanın manası Allah'ı büyük bilme, kendisinin hatalı olduğunu bilme ve Allahu Teâlâ'dan aczini bilip eksikliğinin yahut ne yapmış olduğu günahlardan tövbe istiğfar manasına gelen Allahu Teâlâ'ya dönen bir dönüştür. Bu durumda duanın manası bu. Ayrıyeten kaderinin dışındaysa bunu da Allahu Teâlâ bilir kişiye ahiret aleminde onu verir.

Tuzakların diyor bozulmasına dair pasajlar. Mesela benim kaderinde yapacağım bir iş yok. Bir başkasına da bir tuzak hazırlıyorum. Yani ben falancıya kinliyim, onu öldüreceğim. Veyahut da onu iflasa sürükleyeceğim. Fakat o kişinin kaderinde ne onun öldürmesi var, ne de onu iflasa sürüklemesi var. Bu durumda ne oluyor? Şimdi kişi kaderinin dışına çıkacak olursa bir tuzak hazırlıyor karşı tarafa. Onu yok edecek veyahut da iflas ettirecek. Fakat o kişinin kaderinde de iflas etme de yok, tuzak da yok. Şimdi bu durumda ne oluyor? Allahu Teâlâ o kişinin, yani tuzak hazırlayan kişinin tuzağını terse çeviriyor.

Kendi yaptığıyla bozuyor. Ona o imkanları vermiyor. Kendi tuzağının içerisine, yani kendi kaderinin içerisine sokuyor onu. Yani biz bir tuzak hazırlarız. Onlar bir tuzak hazırlar. Biz de bir tuzak hazırlarız. Bu tuzak onun aleyhine değil. O tuzağı kendi tuzağının içerisine sokması yani kaderinin içerisine sokması ve o kişiyi de o ömrü olduğu için ona efendim ömrünü hitame erdirememesi veyahut da onu iflasa sürükleyememesi. Kişinin kendi kaderleri içerisindedir bu. Yazılı bir senaryonun içerisinde. Bu durumda Allahu Teâlâ bütün alemleri programladı. ta kıyamete kadar tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim ayet-i kerimesini bizlere sundu ve bizlerde Levh-i Mahfuz'da bir kitap vardı ki indimizde mahfuzdur, ona sonradan ne bir ilave ne bir eksiklik yapılır diyor.

Yani ilave olmuş olsaydı Allahu Teâlâ diyecekti ki, insanlar diyecekti ki bak Allah burayı bilemedi bunu ilave etti. Eğer eksiklik olmuş olsaydı bak Allah bilemedi bunu da burada ilave etti. Eğer fazla olmuş olsaydı bilemedi bunu fazla yaptı. Onu kaldırırdı ortadan. Ne diyor? Kıyamete kadar tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim. Ve indimizde kitap var ki Levh-i Mahfuz'da mahfuzdur ondan sonra da ne bir ilave ne bir eksiklik yapılır demesi burada Allahu Teâlâ'nın tam ve kamil olduğunu kıyamete kadar programın işleyeceğini ve o programın dışına kimsenin çıkamayacağını bildirmektedir.

Ben konuşmamışım ki burada. Boşuna konuşmuşum.

Açmamışım burayı.

İslam kardeşim tekrar anlatayım sana. Biz sana anlattık zannettik ama anlatmamışız. Araf suresinin 172. ayet-i kerimesinde insan karakterlerini yazdırmış bu durumda o insan o karakterinin dışına çıkamaz kısadan anlatayım bu durumda o yazılı yazılan yazılar Levh-i Mahfuz'da mahfuzdur diyor benim indimde mahfuzdur ondan sonra da ne bir ilave ne bir eksiklik yapılır diyor yani bu ne demektir Allahu Teâlâ tam ve kamildir. Eğer fazla yapmış olsaydı o fazlalığı ortadan kaldırırdı. Eksik yapmış olsaydı onu ilave etmiş olurdu. Bu da Allahu Teâlâ'nın tam ve kamil olduğunu gösterir. Kıyamete kadar tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim dediği ayet-i kerimesine göre de bu alemleri programlamış kıyamete kadar gelecek insanların ne yapacağını, hangi zamanda geleceğini ve ne işleri yapacağını bilmektedir. Ve insan bir tuzak hazırlar.

Ben de bu tuzak hazırlarım diyor. Bu tuzağın hazırlaması kişiye bir tuzak değildir. Diyelim ki ben Ahmet Efendi'yi öldüreceğim. Fakat Ahmet Efendi'nin ömrü var. O yaşayacak. Kendi kaderini yaşayacak. Allahu Teâlâ beni ona o ömrünü bir hitame erdirememesi için ona bazı yollar gösterir. Bazı olaylar gösterir ve onun o öldürme olayını ortadan kaldırır. Kendi kaderinin içerisine sokar o kişiyi. Bu durumda o Allahu Teâlâ'nın hazırladığı tuzak, o tuzağı hazırlayana bir tuzak demek manasında değil. Hayrınadır. Kişinin hayrınadır. Onu kendisini nasıl bir insan olduğunu ispatlaması için onu kendi kaderinin içerisine sokmasıdır.

Evet.

Daha kısa oldu. Öyle. Bir anlattım mı? Bir daha anlatamam. Geçtim. Hocam sorular var. He? Sorular var hocam. Evet. Saat sekiz çeyrek geçiyor. Yatsı da okunuyor hocam. He? Yatsı da okunuyor. He.

Göndermemişim ki.

İslam kardeşim yatsı da okundu bu sorunun da cevabını verdikten sonra namazı kılacağız yarın yine görüşmek üzere selamün aleyküm evet gönderdim bakalım ne diyecek ben bir saatten fazla mı anlattım burada geçmedi de tam geçmemiz lazım tam bir saat oldu bak ne diyor çok güzel özettirdin senin bu açıklaman şunu berraklaştırıyor 172 insan karakterlerini kendi arzu ve isteğiyle yazdırdı Allah da onları Levh-i Mahfuz'da muhafaza etti ne eksiklik ne de fazlalık olur Allah tam ve kamildir. Levh-i Mahfuz ilahi programdır ne ilave ne eksiklik girmez Yaş ve kuru her şey ondadır. Ayetiyle tasdik edilmiştir.

Tuzak meselesi. Onlar bir tuzak hazırlar. Allah da tuzak kurar. Ayetindeki mana Allah'ın kullarına zarar gelmemesi için onların hazırladığı tuzağı boşa çıkartmasıdır. Yani zulüm için yapılan tuzağa kaderin dışına çıkamaz. Aksine kaderin aslına döndürür. Bu da kulun hayrınadır. Çünkü Allah adalet sahibidir. Kullarına haksızlığa uğratmaz. Senin verdiğin örnek bir kimseyi öldürmek, isyanın Allah tarafından engellenmesi bu hakikati çok güzel açıklıyor. İnsan kendi iradesiyle şer planlasa da Allah kaderin çizgisi bozdurmaz. Çünkü her nefis her ömür takdir edilmiştir. Rabbim sana da bana da bu hakikati kalben ve aklen idrak edenlerden olmayı nasip etsin.

Şimdi namaz vakti geldi. Allah kabul eylesin. Yarın yine buluşuruz. Sorunlarımıza tefekkür ederiz. İnşallah. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Evet. Sorularınız var. Sizin sorularınızı soralım. Sitede mi? Sitede hocam. Sitede hocam sitede. Sitede işte bizim sitede. (?) Burada. Burada değil. Buraya yazmıyorum zaten. Şimdi ben burayı kapattım. Şuraya da geldim. Şöyle. Sen dediğin gibi. Buraya tuttum. Buraya da vurdum. Kendisi kapanır şimdi. Geldik siteye şimdi.

Efendim. Efendim. Bayramı getir ki selamün aleyküm efendim. (?) Mübarek ellerinizden hürmetle öperim. Benim sorum sayfa 305 Meryem Suresi 19-21'inci ayetleri açabilir misiniz efendim diyor. Tabii. Açalım. Sayfa 305 305 265 Efendim 321 311 307 305 Kaçıncı sayfa? 21 21 Ey Yahya! Kitaba, Tevrat'a var gücünle sarıl dedik. Ve henüz sabi iken ona ilmi ve hikmet verdik diyor. Yahya 19. ayetten başlıyor hocam. 19-21 305 23 321 burada.

Evet. 323 305. sayfa. 305 sayfa. 305 sayfa. 19'da mı başlıyor? 19. ayet hocam.

Bayramiye selamün aleyküm Bu yanlış açılan bir ayet 20'de yanlış açılan bir ayet 21'de yanlış açılan bir ayet Ne diyor? Melek ben yalnızca sana tertemiz bir erkek çocuğu bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim dedi. Bak ruh ben yalnızca sana tertemiz bir erkek çocuğu bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim dedi bak buna çok dikkat et bu sizin aklınızı yorar ve bazı söylenecek kelimeler var bazı söylenmeyecek kelimeler var ben şimdi sana şöyle söyleyeyim. Şu kadarını burada sana açıklayacağım. Melek ben yalnızca sana tertemiz bir erkek çocuğu bağışlamam için diyor. Kim diyor bunu? Melek diyor. Bak yanlış açılan bu. Şimdi sana doğrusunu atıyorum.

Ruh ben yalnızca sana tertemiz bir erkek çocuğu bağışlamam için diyor. Melek erkek çocuğu yahut kız çocuğu bağışlayamaz. Bu meleğin gücü yok buna. Buna ancak Allah yapar. Allah. O da ruhtur. 19. ayet-i kerime. Efendim?

19-18 Ne diyor? Melek. Burada melek de yok. Ancak kendi kafasına göre söylemiş. Bir elçisiyim. Şimdi Allahu Teâlâ her yerde hazır ve nazır. Öyle mi? Öyle. Öyleyse Allahu Teâlâ her yerde görünebilir.

Somuncu Baba Bursa'da camiden çıkarken yedi kapısı var. Yedi kapısında herkes Somuncu Baba'nın elini öpmüş.

O diyor ki bu kapıdan çıktı. Öbürü diye bu kapıdan çıktı.

Şimdi bunun daha derini var. Ben sana Somuncu Baba'dan bu kadar misal verdim. Bu bir. Geliyoruz ikincisine.

Ne diyor? Kaçı? 19'dan 21'e kadar. 20'ye. Meryem, bana bir insanın eli değmedi. İffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir dedi. Şimdi geliyoruz.

bir üstteki ayetin açıklamasıyla bunu tasdike. Melek kadına gelmez. Meleğin olduğu, kadının olduğu yerde melek olmaz. Başı açık olursa olmaz. Kapalı olursa olur. Şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e Cebrail geldiği zaman Hazreti Hatice Veli demiş amcası Varaka'ya almış. (?) Diyor ki böyle böyle yapıyor diyor. Ona diyor git Melek Cebrail geldiği zaman diyor başını aç bakalım ne diyecek diyor.

Ya Hatice başımı üstümü ört diyor. Melek Cebrail geldi. Başını açınca Cebrail gidiyor. Şimdi ne var diyor Cebrail gitti diyor. Başını ört diyor. Cebrail geldi diyor. Ya Hatice sen orada ne yapıyorsun diyor. Bak öyleyse bunların uydurduğu melek falan değil. Bizzat Allah melek. Eğer peygamber şey Meryem'e gelmiş olsaydı derlerdi ki Meryem'in şeyini meleğin çocuğu. Ama burada kimse meleğin çocuğu demiyor. Bak Allah'ın çocuğu diyor. Kim bilir Hristiyanlar öyle söylüyor. Allah'ın çocuğu diyor. Onlar senden daha güzel biliyor bunun kimi mi, kimin yaptığını. Ya.

Melek öyledir dedi. Rabbim buyurdu. Bak.

Ben şimdi sana hakikatini okuyacağım. Ruh öyledir dedi. Rabbim buyurdu ki bu bana kolaydır. Bak melek olsa ona nasıl kolay olacak o? Hı? Melek ruhu nasıl üfleyebilecek? Hazreti İsa'nın yaratılışı Hazreti Adem'in yaratılışı gibidir deyip çamura ruhu üfleyen Allahu Teâlâ Hazreti Meryem anamıza da o ruhu üflediği zaman bunu melek mi üfledi? He?

Kur'an Siyonizmin kökenine göre açılmış beyler.

Allah burada kaybolmuş. Allah yok.

Allah'ın ulviyetini bilmiş olsalardı böyle yarım yamalak Kur'an'ı açmazlardı. çünkü biz onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız diyor melek mi söylüyor buna bu Rabbimizin ta kendisi e hani Allah görünmezdi Allah görünmez değil bak ne diyor ayetten beni görür idrak edemez idrak eder göremez. Orada o ayeti safsata gibi açarlarsa o bütün gözleri idrak eder onu hiçbir göz idrak edemez. Doğru ama ne diyor? O hiç görünmez bilinmez yani. Onu hiçbir göz idrak edemez, onu hiçbir göz göremez. Onu hiçbir göz göremez değil. Görüp de idrak edemez. Allah bu Allah'tır diyemez. Yoksa senin bu dünya fabrikanı dünyanın sahibi bir insan olmuş olsa boş mu bırakır?

Kadir suresinde melekler ve ruh sabahın diyor teşhine kadar ortalık selamdır dediği zaman melek (?) ruhsa, ruh da melekse öyleyse Allah'ın kelamı hep çarptırılmış. Melekler ve ruh. Allah da. O sabaha kadar selamdır. O alem. Bu alem. Bunlar hep yanlış açılmış beyler. Biz düzeltiyoruz buraları. Bu hüküm ve karar bağlanmış, ezelde olup bitmiş bir işidir. Bak işte biz biraz evvel konuştuk burada bunu. Her şey ezelde olmuş bitmiş.

Meryem ona hamile kaldı bunun üzerine onunla karnındaki çocukla uzak bir yere çekildi Allahu Teâlâ bana kolaydır diyor ona o ruhu üfledi işte bizden daha güzel ayetleri bilen gayrimüslim Hz. İsa'yı Allah'ın oğlu der Meryem'i de hanımı der bu hususta halbuki Allahu Teâlâ böyle iftiraya uğrayacağını bildiği için Hz. İsa'nın diyor doğumu, yaratılışı Hz. Adem'in yaratılışı gibidir diyor. Allah'ın ne karısı vardır ne çocuğu vardır. Zatında tektir.

Doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya sevk etti. Keşke dedi, bundan önce ölseydin de unutulup gitseydin. Utanıyor. Ayada. (?)

Aşağıdan ona şöyle seslenildi. Aşağısından ona şöyle seslenildi. Kim bu seslenen? Kim seslenecek? Rabbimiz. Tasalanma. Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir. Bak. Bu su arkının vücuda gelişi Hz. İsmail'in Mekke'de tepinip de topukların arasından çıkan zemzem suyu gibidir.

Hurma dalını kendine doğru silkele ki üzerine taze olgun hurma dökülsün diyor. Bunu senin melek söylemez. Hele de doğum anında melek ona gitmez.

21, söylemiştim zaten 22, 23, 24. Hurma dalını kendine doğru silkele. Ondan sonra da ye iç gözün aydın olsun diyor. Ya melek kim? İnsanlar melekten üstündür. Ben bunu Almanya'da da söylediğim zaman hocaları kötülemiyorum ama o hocanın o bilgisi yoktu. Bu adam diyor ki dedi hani insanlar melekten üstündür diyor. Bak bu adamlar diyor. Seni öğreten hoca nasıl bir hocaysa Yahudi hoca mıdır? Yoksa kendini hoca diye satıp da İslam düşmanı mıdır? Ya şu ayeti de mi hiç duymadın? Ben insanı alemler üzerine şerefli yarattım. O şerefli yaratır şu ruhundan verdiği bir cüz ile.

Ruhundan verdiği bir cüz ile insanı yarattı. senden de olma oğluna mı efendim değer verirsin yoksa oğlunun dışında yaratılmış mahluklara mı değer verirsin?

Biz Rabbimizden bir cüz'iyiz.

Daha fazla ileri gitme.

Bunları bilemezsiniz. Sizi aşar bazı mevzular. Bu kadar bilin yeter.

Evet. Bu ayette ruh ve Rabbin geçiyor. Bunları açabilir misiniz diye açtım zaten. Ona da açılmış oldu.

Selamün aleyküm hocam. Akşam namazı hariç diğer vakit namazlarında sünnetleri farzdan önce kılmamızdan bir hikmeti var mıdır? İnsan bir an sonra ömrü var mı bilmiyor. O yüzden sünnetin farzdan önce yapılmasını tam idrak edemedim diyor. Kim diyor bunu sünnetin farzdan önce kılınacağını? Eski köye yeni adet mi çıkartıyorlar? Eski köy hakkın temeline dinamit mi koyuyorlar?

Sen ameller niyete bağlı her namazın önünden sünnet kılıyorsun da niçin akşam namazının farzını önce kılıyorsun? kıyamet akşam namazında kopacak bu durumda Allah'ın farz namazı dururken sen o kıyametle sünneti kılarsan sen Rabbine mi değer vermiş olursun yoksa sünnete mi değer vermiş olursun peygamber efendimizin şu hadisinde mi unuttun bana da gerektiği kadar değer verin diyor sakın beni Allah'ın önüne geçirmeyin diyor bu hadisin şeyi bu onun için akşam namazıysa akşam namazı farzsa farzda emri vaki olacaksa da orada olsun Selamün aleyküm hocam Sâd suresi diyor 34 ayet Hz. (?) Süleyman'ın aleyhisselamın tahtına bırakılan bir cesetten bahsediliyor bundan kasıt nedir Allah razı olsun diyor Ne diyor?

Sâd Suresi Ayet 34. Bakalım şimdi. Nerede orada? Kaçıncı sayfa? Sâd Suresi. He? Enbiya. Buna 454 hocam. Kaç? 454. 454'te. 393.

Efendim. 439. 454. Sâd suresi kaçıncı ayet? Otuz dört. Geriye geleceğiz.

Bak ne diyor? Bir sayfa, bir ayeti geriden alalım. Süleyman gerçekten ben mal sevgisini Rabbimi anmak için istedim dedi. Nihayet güneş battı diyor. O zaman onları, atları tekrar bana getirin dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı. Şimdi burada ne dedi Hz. Süleyman? Buna dikkat et. Bak ne diyor. Süleyman gerçekten ben mal sevgisini Rabbimi anmak için istedim dedi. (?) Nihayet güneş battı. Mal sevgisini Allah için istedi. Şimdi burada bir imtihan var. Bakalım sen mal sevgisini Allah için mi istedin? Yoksa doğru mu söyledin? dünya için mi istedin? Ne diyor şimdi? Süleyman gerçekten ben mal sevgisini Rabbimi anmak için istedim. (?) Dedi, nihayet güneş battı.

O zaman onları atları tekrar bana getirin dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı. Çok güzel atları varmış. Tek tırnağı güzeller dururmuş böyle hayvanlar. Atları çok güzel bir hayvan.

Bu 34. ayete geldik. Az doğrusu biz Süleyman'ı imtihan ettik diyor. (?) Allahu Teâlâ biliyor da, onun kendi sözünün sadakatini, bir peygamberin yanılmayacağının ispatını yaptırıyor ona. Tahtın üstüne bir ceset bırakıverdik. Sonra o yine eski haline döndü diyor. Ceset eski haline döndü. Tahtın üzerine bırakıyor. Şimdi atları verdi. Sen de atları, dünya sev, dünya malını Allah için istedin. Taht da var. Şimdi burada ne yapacaksın diyor. O cesedi gördüğün zaman acaba çekinecek misin, korkacak mısın, kaçacak mısın yahut isyan mı edeceksin? Sana bu malları verdim Allah için sen. Cesetli onlar hep Allah için.

Süleyman, Rabbim beni bağışla. Bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver, şüphesiz sen daima bağışta bulunansın dedi. Şimdi, cesetten sonra, Hz. Süleyman aleyhisselam, imtihanı kazandı. İmtihanı kazandı. O aldırmadı. Yani, bu tattı, bak bu cesetti, bu tahtı atalım. Efendim, veyahut da ben buna daha oturmam. gibi bir hevalara kapılmadı. Ne yaptı? Cesete tekrar insan şeklinde yahut da varlık oldu. Yani tekrar diriltti. Diyor ki bana öyle bir varlık ver ki benden sonra diyor buna kimse malik olmasın. Yani o kadar bir Allah'tan imtiyaz istiyor.

Bu durumda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Selami Efendimiz'e de şöyle uydurmalar söylüyorlar. Bunlar uydurma. Bu ayetlere göre Hz. Musa'ya Allah görüldü.

Hz. Süleyman'a bunları verdi.

Peygamber Efendimiz söylüyormuş bunu. Bana ne verdin diyormuş. Allah'a, pazarlığa gönderdir diyorlar. (?) Ya Hazreti Musa'ya Allah görünmedi. Ateş şeklinde göründü. Zat suretleriyle değil. Haşeci suretleriyle değil. (?) Hazreti Süleyman'a da ilim verdi, varlık verdi. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e ilk yaratılış şekliyle tecelli etti. Ve hatta bunun tasdikini Miraç'ta bunun tasdikini Sidre-i Münteha'ya geldiği zaman ilk gördüğüm şekilde tekrar tecelli etti. İlk yaratılışım şekliyle tekrar tecelli etti. Bu ayetleri açabilmesi için Lahut alemini göreceksin. Allahu Teâlâ'yı orada göreceksin.

Ondan sonra Allahu Teâlâ'nın hakiki sıfatı nedir onu göreceksin. Ondan sonra bunları söyleyeceksin. Bunlar çok uzun. Hikayeler.

Ve bunlar derin yerler. Evet.

Hazreti Süleyman'ın tahtına cesedin konulması Allahu Teâlâ'nın Hazreti Süleyman'ın imtihanı. Bakalım ne yapacak? Sana böyle güzel atlar verdim. Bu güzel atları verdiğin zaman hoşuna gitti. Tahtına bir ceset konduğu zaman bakalım isyan mı edeceksin? bir imtihandı. Ama o imtihanı kazandı.

Evet. Dersimizi burada sonlandırıyoruz. Yatsı okundu. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun. Lillahi Teâlâ. Fatiha.

Evet. Evet.