04.10.2025 Tarihindeki Sohbet

A. Metin Saruhan · 5 Ekim 2025 · 2025

Videonun metni

Erişimine izin verildi diyor. Tamam. İbet karamesine izin verilmiş. (?) Bak. Kapandı. Tamam. Hayırlı akşamlar. İnşallah. Bekleriz inşallah. Selamün aleyküm. Allah'a emanet olun.

Beyler susalım.

Yavaş konuşalım.

Kimse duymuyor.

Burada yazılar var mı? Bir tane soru var efendim. Aycanlar var, misafir var. (?) Onları okumuştuk efendim.

Bakara Suresi 20. ayet

Ne söylüyor ki burada? Basit bir olay Bu yeni herhalde değil mi? Evet Geldi mi? Tamam Misafir der ki Bakara Suresi 20. ayet Sanki o şimşek gözlerini çekip alıverecek. Etraflarını aydınlattığında ışığı altında yürür. Yürürler. Etrafları karardığında dikilip kalıverirler. Allah dileseydi işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir. Ayet-i kerimeyi açar mısınız efendim mübarek ellerinizden hürmetle efendim diyor.

Burada gayrimüslimleri Allahu Teâlâ bir misal olarak veriyor. Bir ayet geriden alacak olursak şöyle söylüyor.

Sanki o şimşek gözlerini çekip alıverecek etraflarını aydınlattığında bu yirminci ayet. Yahut onların hali gecenin gökte yağın karanlıklar içerisinde boşanan (?) yağmurlar arasında şimşekler ve gök gürültüsü içerisinde kalmış kimselerin hali gibidir. Yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkıyorlar. Allah ilimle kudretle kafirleri kuşatandır diyor. Şimdi buradan başlayalım anlatmaya. Allah bütün alemleri ilmiyle kuşatandır. Yalnız kafirleri değil. Lakin burada bir ayrıcalık var şimdi. Bak ne diyor. Yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkıyorlar. Allah ilimle kudretiyle kafirleri kuşatandır.

Allahu Teâlâ'yı inkar edenler kalpleri huzursuz ve dağınıktır. Bunlar en ufak bir şeyde korkuya kapılırlar. Hele yıldırımlarda çaktığı zaman ölüm korkusu bunları perişan eder. İşte bunların bu duygularını dile getiriyor. Biz onları onların bizi inkarlarıyla onların durumunun bu şekilde olduğunu bize haber vermesi. Allahu Teâlâ'nın. Yoksa hani onları kuşatandır dediği zaman onların hallerini bize anlatıyor. Şimdi bunun bir misalini size ben anlatayım.

Bir yerde iki tane kızcağız çalışıyor. Bir yerde. Onun başımdan geçeni anlatacağım. Ama yerini söylemeyeceğim.

Bir evrak almam icap ediyor.

Ben daha gencim ama.

Aşağı yukarı kırk yaşlarında, kırk iki yaşlarındayım.

Sıra bana geldi. Bende sakal var. Sakallıyım.

Bana dedi ki sen dedi şöyle otur. Sakallıyım ya. Bende işim gücüm yok ya. Tamam dedim otururum öyle dedim.

Neyse herkes gitti.

Bana dedi bu ne dedi bu. Elinden gösteriyor böyle. sen dedim bunu tanımıyor musun dedim ne demek o dedi böyle olsa tanırsın dedim bıyıklarımdan belli çenemin altına böyle olursa tanımadın dedim o ne demek o ne demek dedi dedim ki böyle senin dedim Yahudiler bırakır dedim bu sakalı böyle dedim bunlar da Müslüman bırakır dedim her devletin bir kalesi var dedim O kalede dedim, o devletin bayrağı sallanır dedim. Bizim devlet dedim, bizim bedenimiz de bir devlet dedim. Bu devletin kalesi de kafamız dedim. Kafamızda İslam bayrağı sallanır dedim.

Sen dedi şöyle bir otur bakayım dedim. Oturalım dedim, benim de işim gücüm yok. (?) Bana sordular anlattım, sordular anlattım, sordular anlattım. Allah rızası için dedi. Bize gel burada anlat. Tamam dedim. Gelirim. Ve nihayet bu soruyu sordular. Biz dedi bir yıldırımlardan çok korkuyoruz dedi. Neredeyse dedi hani bir ölüm korkusu dize alıyor bizi dedi. (?) Aynı ayet. (?) Kulaklarımızı tıkıyoruz. Yastıkları kulaklarımıza tıkıyoruz dedi. Böyle bir kıza korkuyoruz dedi. (?) Dedim ki eğer sen Allah'a teslim olsaydın, Allah'a ve Allah bize sayılı bir nefes vermiş. O nefes ne bir saat ileride ne bir saat geri kalır.

Bu durumda herkes bu dünyada misafir olduğunu bilseydin ve sen Allah'a da teslim olup bu yıldırımların, bu şimşeklerin çakıp da korku yerine Rabbim ne güzel alemi bataklıktan kuraklıktan kurtaracak. Ne güzel bir rahmet yağdıracak diye. Bu korkunu böyle rahmetle düşünceye rahmetle dedim. İyiliğe çevirseydin bu korku sende kalmazdı dedim.

Epey bunlara gidip geldik anlattık. Onlar hakikaten rahatladılar. İnsanlar bilmiyorlar. Hakkı da bilmiyorlar. Duymamışlar. Şimdi 20. ayet-i kerimeye geliyoruz. 19. ayet-i kerimenin manası 20. ayet-i kerimeye geliyoruz. Sanki o şimşek kendini çekip alıverecek. (?) Etetle ne edinmesinde, ışığı altında yürürler. (?) Yani ne zaman ki Hakk'a yönelirler yahut da Hakk'ın dediğini yaparlar işte o ışık Allahu Teâlâ'nın insanların karanlıklardan aydınlığa çıkarttı bir ışık. Işık gittiği zaman diye dikilip kalırlar. Yani kendi neçhaneye döndükleri zaman apışıp kalırlar diyor. (?) Ne yapacaklarını bilemezler diyor.

Çünkü karanlıkta. Evet.

Allah dileseydi işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Burada Allahu Teâlâ zatının kudretini gösteriyor. Dileseydim bunları böyle yapardı. Allah'ın dilemesi şimdi bu. Her dileme insanın dilemesi değil. Allah dileseydi işitmelerini ve görmelerini giderirdi diyor. Burada Allahu Teâlâ'nın kudretini ve onların Allah'a isyan etmesine karşılık sabırla bekleyip kaderlerinde ne varsa onlara tastamam verdiğini ispat ediyor. Ahdinden dışarı çıkmamak şartıyla senden ahetleştin diyor. (?) Dileseydin diyor. İşitmelerini ve görmelerini giderirdin. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir. O her şeyi yapar. Şimdi altta da bir ayet var.

Yanlış açılmış zaten. Ey imanlı insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Umulur ki böylece korunursunuz diyor. Şimdi Allahu Teâlâ'ya umulur ki kelamı kullanılmaz. Burada sakin diyecek. Orada Allahu Teâlâ'nın emriyle hareket edenler (?) bir kavim içerisinde Müslüman olacakları Allah'ın emrine itaat edeceklerini biliyor (?) Allahu Teâlâ. İşte orada işaret zamiri olarak onları kullanıyor. Ta ki. Evet. Başka soru var mı? Yok. Başka soru yok. Bir tane gelmiş. Onun bir altına.

Selamün aleyküm efendim. mübarek ellerinizden hürmetle efendim benim sorum sayfa 375 Şuara (?) Suresi 221 22-23-24 ayetlerini açabilir misiniz diyor. Açalım. 375. sayfa Efendim Ne güzel sayfayı da söylüyor. Bir de araştırmıyor. 379 377-375 221. ayet Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi diyor Allahu Teâlâ. Şimdi insanlar şeytanı düşman bilir ama gayrimüslimler de onun dostudur. Her Müslüman onun düşman bilmesine rağmen düşmanlığından ortaklık yapar. Daha evvel de söylediğim gibi insanda üç düşman, üç dost var. Şeytan, dünya ve bir de nefis, en büyük düşman.

Akıl, ilham ve bir de iman. Evet. Akıl. İman. Bu da insanın dostu. Şeytanın verdiği imaya göre Allahu Teâlâ'nın kalbine verdiği ilham ve iman, iman (?) derecesi. Buna göre burada şeytanın kimse kime ineceğini size haber vereyim mi diyor bakalım öbür hayatta ne diyecek ama ben öbür hayata geçmeden şöyle söyleyeyim Allah'tan uzaklanmış uzaklaşmış karanlıklar içerisinde yüzen ve Allah'a sırtını dönüp o karanlıklardan ayrılmak istemeyen kendini de aydın zanneden akıllı zanneden insanlara iner bak ne diyor şimdi burada Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.

Evet. Günaha ve iftiraya düşkün olanlar. Peki Müslümana inmez mi? İner. Fakat Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde Beni bilen kuluma şeytanın iğvası cahil önedir. (?) Bu durumda buradaki mana Müslümana inse de beni bilen kulumu yolundan çeviremez. Ama o karanlıklar içerisinde yüzenler var ya, işte iftiraya ve yalana efendim müptela olanlar var ya, işte onları daha çabuk yoldan çıkartır diyor. Onların üzerinden, onları kandırır. Onları kandırır.

Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler. Bunlar şeytanlara kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar diyor. Şimdi böyle insanlar, yani yalan söyleyenler, iftira edenler, karanlıklarda yüzen insanlar, akıllarını başkalarına ipotek edenler, şeytanlar bunların nefislerine çok güzel duygular verir. Bunlar da yalan ya, iftirada başı çekiyorlar ya, onlarla çok güzel dostluk eder. Mesela der ki sen şu adama şunu şunu söyle. Ona kızdığını biliyor. O insanda olmayan hasletlerini iftira olarak ona iftirada yaptırır. Günaha sokacak her türlü kelamı ona söylettirir. İşte şeytanla çok güzel dostluk yapar.

Kişi de bunları söyleyince o kişiye kendinde bir rahatlama bulur. Fakat bu bir anlık bir rahatlamadır. Kafirler de huzuru bulmak için ya zinaya giderler ya içkiye giderler. İçki, hepsi içki içer. Kumara giderler. Bu şekilde huzuru bulmaya çalışırlar. Onların huzurları bir anlık böyle huzur. Ama huzur İslam'da. Çünkü İslam alemlerin sahibine teslim olmuş. ve onun dediğinden çıkmaz. Çıkarsa çıkmadan Allahu Teâlâ da onun canını alır ve cenneti bağışlar. O Allah'ın dediğinden giderse cennete gideceğini bilir. Onun için geleceğini garantiye alır. Geleceğinin garantisi Allah'a kul, Habibine ümmet olmakla olur.

Stresin, bunalımın, huzursuzluğun da yolu karanlıkları benimseyenler Allah'a arkalarını dönenler, şeytana tabi olanlar da huzur bulamazlar. Devamlı huzursuzdurlar. Yalan söyledikleri insanları onları da onlar yalan söyleyip yalanla beraber cedelleşirler. Boyuna birbirlerine tuzak kurmaya çalışırlar. Hayatları hep böyle zindan olarak geçer.

Başka ne diyor bakalım? 23. ayet. Bunlar şeytanlara kulak verirler ve onlar çoğu yalancıdırlar. Şairlere gelince onlar da sapıklar uyarlar diyor. Şimdi kendine diler bir insan övgüye mazhar kalmasın. (?) Bir insanı övgüyle diyor översen onu kör testereyle kesmiş (?) gibisin diyor. Kesmiş gibi olursun. Onun için övgü insanın nefsine heva verir, kendini büyük görür. Şairler de bir insandan para koparmak için kişiyi göklere çıkartır. Över. İşte bunlar da yalancıdırlar. Bunlar da Allah'ın istemediği hal üzere insanların nefsi hevalarını efendim okşayıp onlardan çıkar sağlayan yalancıdırlar. Öyle. Şairlere geliyor onlar da sapıklar uyarlar diyor.

Kim bu sapıklar? Demin dediğim gibi nefsine hakimiyet sağlayamayıp da onun bunun kelamıyla kendinde bir varlık gören insanlar. Hakkı arkasına dönüp de her şeyi kendinden bilen insanlar. Evet.

Başka sorularınız varsa sorun.

Ne dedin? Ahzab Suresi 4. Kaç sayı? (?) 417. sayfada. 412. 417. sayfada Ahzab Suresi 4. (?) ayet. 4. ayet. Geldi 417. sayfa. Ahzab Suresi 4. 4. (?) Yanlış açılan bir ayet. Düzeltmişiz bunu ama. Yanlış açılan dediğimiz zaman ayetlerin hepsi yanlış değil. İçerisinde bir kelime ayeti bozuyor. Allah'ı sıfatlıyor. Onun için yanlış açılan ayetler diyoruz. Mesela şimdi bak Allah bir adamın içine iki tane kalp yaratmadı diyor. Doğru söylüyor. Yaratmadığı gibi zıhar yaptığınız eşlerinizi de analarınızın yerine tutmadı diyor. Bu ayet-i kerime şunun üzerine iniyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bir kadın geliyor. Diyor ki ya Resulallah kocam beni boşamak istiyor diyor. Niye diyor?

Benim sırtımı annesine benzetmiş de ondan diyor. Kocanı bana çağır diyor. Çağırıyor. Kocası geliyor. Bunun sırtı diyor. Senin annen misin? Annen miydin? O ayet üzerlerine, onun üzerlerine diyor.

Ve evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı diyor. Resul Efendimizin zeydli evlatlığı vardı ya onun senin öz oğlun değil (?) diyor. Öz oğlu yerine değildir diyor. Çünkü ayet-i kerimede Allahu Teâlâ çocuklar babaya nispeten anılır diyor. Evlatlıklı olursa babasının ismiyle mi anılıyor? Babası başkası.

Şimdi bazen yanlarında evlatlıkları büyütenler o kız çocuklarıyla evleniyor mesela. Onları aslında edep olarak yapmaması lazım. Yanında büyüdü baba gibi. Ama onun ne annesiyle adam evli ne de onun babası. Dışarıdan yabancı bir kız çöküyor. Farz et ki bu büyütmedi de başkası büyüttü.

Evlenemez mi? Evlenir. Bu durumda biz vicdanen böyle bir çocukları büyüttüğümüz zaman evlat olarak görüyoruz. Ama hak aslında evlat değildir. İşte onu anlatıyor burada.

Tekrar baştan okuyayım bunu. Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi zıhar yaptığınız eşlerinizle analarınız yerine tutmadı. Ve evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı diyor.

Bunlar sizin ağızlarınızla geliveren sözlerden ibarettir. (?) Allah gerçeği söyler ve doğru yola o eriştirir diyor.

Burada bir doğru yola o eriştirir dediği zaman, doğruları eriştirdim, beni de eriştir. Doğru yolu gösterir diyor. Eriştirile değil. İsteyen girer, isteyesin. Hani kendi irade var ya, her şey kendisinde. Peygamber Efendimiz'in evlatı da Zeyd de, Zeynep de evliydi. Efendim, amcasının kızı.

Zeynep derdi ki, benim ailem şerefli bir aile, peygamber sülalesi, sen köleydin, evlatlısın diyor. Böyle Resulullah Efendimiz'e şikayet ederdi. Resulullah Efendimiz de sabırlı ol derdi. Sabırlı ol. Sabırlı ol. Nihayet bu ayete göre evlatlığına emir geliyor, boşalıyor, boşalttırıyor. (?) Sen alacaksın diyor. İşte burada hakkı göstermek için yapıyor bunu. Aslında Resulullah Efendimiz'in birçok evveli (?) Allah'ın emriyle bir İslam'ı oturtturmak içindir İslam'ın kaideleri oturtturmak içindir Başka var mı soru? Kim soracaksa sorsun Ben size dedim ki kitapları karıştırın en ağır soruları sorun bir tane daha gelmiş Selamün aleyküm efendim bir sorum daha var sayfa 383 Neml Suresi 88. ayeti açabilir misiniz efendim sayfa (?) bayramı ya benim anlattıklarım seni tatmin ediyor mu etmiyorsa (?) anlamadığın yerleri sorabilirsiniz bir defa da sorarsın iki defa da sorarsın üç defa da sorarsın 3'ten sonra zamana terdiye olur. (?) Belki bazı sorular hemen anlaşılmaz.

Ama anlayana kadar anlatırım. Şimdi 383. sayfa 381 84 83. sayfa

88 sen dağları görürsün de onları yerinden durur sanırsın diyor oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürütülmektedir bu her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır şüphesiz ki o yaptıklarından tamamıyla haberdardır burada Allahu Teâlâ ilmiyle dünyayı öyle bir çevirmiş ki dünya sanki yerinde sabit duruyormuş gibi. Aslında saatte 1666 ve 1666 süreçten gidiyor. (?) 24 saatte 40 bin kilometre yol alıyor. İşte dağların bulutlar gibi geçtiğini söylüyor. Niye dağları kastediyor burada Allahu Teâlâ? Burada bir kelime daha geçiyor. O kelime için söylüyor bana. Bak burada gelişen kelime şu. Her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın diyor.

Sapasağlam dağlarla ne işi var? Dağlar biliyorsun ağırlıklıdır. Çok ağırlık. Ve altları su depolarıdır. Dağların altları. Ve dağlar hep yükseklerdedir. Altları da su depolarıdır. Yani daha da ağırlık verir ona Allahu Teâlâ. Dünya kendi ekseni etrafında dönerken merkezkaç kuvvetinden dolayı dünyanın üzerinde yapılacak olan bomba atışları yahut da bir dalgalar, tsunamiler yahut yer değiştirmeler dünyayı dönmesinden etkilemesin diye o süratle dağların altındaki o suyla beraber dünya dengesini sağlıyor. Onun için o dengeyi sapasağlam. Dünyayı da yarattım sapasağlam dediği bu zelzeleler bu olaylar dünyanın dönüşünü etkilemiyor.

Eğer dünya bu dönüşün altında olsaydı ve dağlar da bu şekilde ağırlıklı altında sular da olmasaydı çoğu kelpa vuruldu böyle olaylarla. (?)

Onun için Allahu Teâlâ her şeyi ilimle ve muhkem yarattı. Sağlam yarat.

Evet, bayramı yan. (?)

Başka sorusu olan sen sor bakalım şimdi. Sor. Kaçıncı sayfa? Lokman Suresi otuz bir hikaye. (?) Otuz üç. Dört yüz on üç. Tamam.

Dört yüz yirmi beş. 418 33 Lokman Suresi Ey insanlar (?) Rabbinize karşı gelmekten sakının Allahu Teâlâ'ya kim karşı gelebilir ki ama kendini bilmeyen insan Allah'a karşı gelir.

Nereden biliyorum? Ben rastladım böyle birisine.

Demirkapı'da Mardinli birisi şeytana (?) tapıyormuş. Benim haberim yok tabi. Biz Allah'tan intikam alacağız dedi. Ben sana dedim. Deli misin? Aklı başında genç delikanlı. Sen nasıl bu alemleri yaratandan dedim. Yoktan var edenlerden intikam alacaksın dedim. Biz alırız dedi intikamı dedi. Oradan birisi göz etti bana bu şeytana tapıyor dedi.

Biraz dedim aklını kullan oğlum. (?) Başkasının kelamına heves edip dedim. Onunla olma. Aklını kullan. (?) Biz ne yaptığımızı biliyoruz. Hadi bana Allah'a ısmarladık. o şeyi ey insanlar Rabbinize karşı gelmekten sakının evet ne babanın evladı ne evladı babası namına bir şey ödeyemeyeceği günde çekinin diyor bu kıyamet gününde Allahu Teâlâ mahkeme-i kübrayı kurmuş herkes hesap vereceği zaman şu ayet-i kerimenin karşılığı bunlar onlar diyor bir dünya dolusu değil bir dünya dolusu da diyor fidye verip kurtulmak istediler diyor burada diyor ne fidyenin ne de herhangi bir şeyin geçerli olmadığı bir yer diyor Allah'ın adaleti evet adaletle hükmedecek yani ben bunu seviyordum hani dilediği cenneti dilediği cennete ya yakışıklıdır boylu posludur şeyleri öyle övüyor gidiyor onlara.

Cehennemin en alt tabakası. Münafıkları öyle övüyor. Onlar diyor görürsün diyor boylu poslu diyor. Bakışları da diyor seni diyor celbeder diyor. Öldü. Ki onlar da cehennemin en alt tabakasında. İstediler ki diyor bana fidye versin de kurtulsunlar.

Efendim.

Evladın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki Allah'ın verdiği söz gerçektir. Herkes şer yazılacak ve onlar (?) herkes kendisinin yapmış olduğu fiili icraatlarla hesaba çekilecek.

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın. Allah affeder diyor. Boyuna günah yapıyorlar. Allah affedeceği değil mi diyor. Günah yapıyorlar. Allah diyor çok tövbe edenleri kabul etmeyeyim. (?) Tövbe edenleri kabul ediyor.

Bak burada günah da işlemekte demek ki bilbiyesi yok diyor. (?)

İyi dene dene. Sen uzun emel şiittir. Sen bilir misin dedim. (?) Ben yakında konuştum. Birisi. Uzun emel şiittir. (?) Uzun emel dediğim, bir saniye sonrası da bir uzun emeldir dedim. Almış olduğun nefesi dışarı verecek yerinde bir delilin var mı dedim. Yapmış olduğun kötülüğü hala benliğinde ya kötülük tasarlıyorsan dedim ve onu da fiiliyete geçirmek istiyorsan ve bunu da yaptıktan sonra Allah beni affeder dersen dedim.

Senin sonunda nasıl gideceğine dair elinde de bir delil var mı dedim. Onun için can boğaza dayanmadan, öyle manada gelmeden tövbe edersen ve o yol üzere gidersen rahat edersin.

Şimdi üç türlü insan var. Bir gençliğinde tövbe eder. Bunlar sırat-ı müstakim üzere gidenler. İkincisi orta yaşta tövbe ederler. Artık gençliği geçmiştir. Yaşlılığa doğru gidiyor. Yaşlılığa doğru. Orada tövbe eder. Yoluna devam eder. Üçüncüsü de pehlivan kündeyi almıştır. (?) Yenileceğini bilir. Orada tövbe eder. Şimdi birisi bu dünyada iki oda bir salonlu bir dairede kalır. Birisi bir binanın kendisine ait olduğunu dairesinde hangisinde istese orada kalır. Öbürü de bir binada başka bir yatı, bir köşkü, bir villası olur. Bu iş değil. Ona göre tövbe edeceksin ama hakiki hayatında yaşantınız elde etmen için ne yapman lazım?

Bir an önce tövbe ne edip hakikaten olman lazım. Ve onunla olman lazım ki sen ahiret aleminin güzel yaşantısına nail olasın. Evet.

Şimdi şurada söyleyeceğim bir kelim daha vardı.

Allah'ın verdiği söz gerçektir diye. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.

Burada bir kelim daha söyleyecektim. O gitti. O kaçtı. Neyse başka var mı soru? Söyle.

Şuraya bir bakayım bakayım soru var mı? Dur bakalım soruya bakalım.

Yine misafirimiz söylüyor. Efendim Allah razı olsun çok güzel açıyorsunuz. Mübarek ellerinden hürmetle öperim diyor. yanlış bir soru sormak istemem ama şunu merak ettim yaş ve kuru ne varsa Kur'an'da olduğunda alemlerin Rabbi olan Allah Celle Celaluhu ilk önce yazıp sonra mı yaratmaya başladı yoksa ilk önce yaratıp sonra mı yazmaya başladı Allah razı olsun şimdiden diyor şimdi sana bir örnek vereceğim bir mühendis kabul et bir binanın projesini çizer o projeyi tamamladıktan sonra ne lazımsa onu bilir onu kalem kalem yazdıktan sonra onları tamamlar şimdi bu şu ayetin karşılığındaki insanların aklının almayacağı bazı şeyler var kün diyor ben ol dersem olur diyor soru oraya gidiyor Allahu Teâlâ harfle sesle ol yapmaz o bir zamana taalluk eder evet ol derse olur nasıl olur yapar onu zor da olsa yaparım diyor zor da olsa ben onu yaparım neyle zaman içerisinde İmam-ı Gazali Hazretleri de şöyle söyler o ahmak adam der ki der İmam-ı Gazali'nin kitabında yazılı o ahmak adam der ki der ol dedi de oldu sesle, harfle olmaz diyor.

Dünya altı günde yaratıldı. Yer üç günde, iki günde. Gökler iki günde. Aralarındaki de iki günde. Demek ki Allah muradını ol dese olurdu. Olmadı. Zamana taalluk etti. Zaman içinde yarattı. Ve dünya yarattığını sağlam yaratır.

İşte bunun, bu sorunun ötesi sırrın sırrına girer. Onu söylemeye yetkili değiliz.

Evet.

Şimdi başka bir tane daha var herhalde. Yok. Şimdi sor bakalım sen gene sorunu.

Hocam 426. 426. 423 25 26 Evet 72'de 73'de yanlış açılan ayetler Sen bu yanlış ayetlerden nesini soruyorsun Biz emaneti göklere ve dağlara teklif etseydik de onlar bunu yüklemekten çekinirlerdi. Şimdi sorusunu okuyoruz. Biz emaneti göklere ve dağlara teklif etseydik onlar bu emaneti yüklemekten çekinirlerdi diyor. Buradaki mana ne? Dağlar dünyanın en ağır noktaları biliyorsun sağlam yerleri ağırlıktan. Eğer biz buna hayat verseydik diyor. (?) Hayat o dağlara Allah'a mahsus. Efendim hayat verseydik onlar bu Kur'an'ı yüklemekten (?) çekinirlerdi diyor.

İnsan dağlar kadar ağırlığa yahut o boy olarak da yetişecek bir varlık olmadığına göre ne diyor şimdi burada?

Sorumluluğundan korktular. Yüklenmekten çekindiler. Sorumluluğundan korktular. Onlarda hayat mı var da sorumluluğundan korktular. Buralar hep yanlış açılmış ayetler. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim çok cahildir diyor. Bak şimdi. Hani burada peygamberler ne oldu? Hani alimler? Nereye gitti?

Hani Allah dostları? Hani cennetlikler ne oldu? Bak doğruyu okuyorum şimdi. Biz emaneti göklere ve yerlere, tekli, dağlara teklif etseydik. (?) Onlar bu emaneti yüklemekten çekinirlerdi. Sorumluluğundan. Korkarlardı. Ona insan yüklendi. Doğrusu onlardan bazıları çok zalim, çok cahildir. Bazıları. Şimdi bu nedir? Allahu Teâlâ bize zatını bildiriyor. Hak yolları gösteriyor. Karanlıkları önümüzde aydınlatıyor. Peygamberler gönderiyor. Alimler gönderiyor. Bu durumda insan benim kelamıma karşı gelip beni tanımıyor. Vermiş olduğum yerlerde, yerde, göklerde havadaki rızıkları yiyor, nankör, bir kere şükretmiyor diyor.

Bu durumda kelamımın, (?) Kur'an'ın ne kadar hak olduğunu, adaletin kaçınılmaz olacağını ahiret aleminde eğer dağlara ben hayat verseydim ve onlara da Kur'an'ı indirseydim bunun sorumluluğundan korkardı o dağlar. Sen kimsin diyor insana. Sana her ne kadar ruhundan verdiysem de seni eşrefi mahluk alemlere alemler üstüne şerefli kıldıysam da sen kendi gidişinle yeryüzünde gezen dört ayaklar gibi durumunda şükürden de Allah'ın verdiği nimetleri gibi ki şükürden de geri kalan ve Allah'a şükretmeyen bir insan durumuna düştün. Sen nankörsün. Nankör. Evet. İşte Rahman suresinde Fe bi eyyi âlâi Rabbikümâ (?) tükezzibân. 33 yerine geçer. (?) Allah'ın verdiği nimetlerini hangisine edersiniz hikâye? (?) Burada Allah her ayette zatının insanlara vermiş olduğu rahmetini hatırlatıyor.

Burada da onu söylüyor. Gerisinde de bak ne diyor. Allahu Teâlâ'nın bu emaneti insanlara vermesi insanlar kendilerinin nasıl bir insan olduklarını ispatlamaları içindir. Bu durumda münafıklığa devam eden erkekler ve münafık kadınlara. Şu bak demin anlattım ya aynı ayetin devamı bu. Aynısını söylüyor zaten. Bak Allahu Teâlâ'nın bu emaneti insanlara vermesi insanların kendilerine nasıl bir insan olduklarını ispatlamaları için bu durumda münafıklığa devam eden erkeklere ve münafık kadınlara, müşrikliğe devam eden erkeklere ve müşrik kadınlara azap edecek diyor. Müşriklere azap edecek. Onlar daha çok azaba mazhar kalacaklar.

Kendine giren ebedi kalacaklar. (?) Azap görecekler. Müşrikler daha çok. Çünkü müşriklere Allahu Teâlâ onlarla evlenmeyin diyor. Çünkü onlar sizi ateşe çağırıyor. Allah da sizi hakka çağırır, cennete çağırır diyor. Şimdi bu durumda ehli kitapların evlenirsin deyince Kur'an'da nesh var diyorlar. Geçtik. Gel de gör. Bu insanların Kur'an yazmalarını gör. Halbuki ehli kitap Allah'ı bilir. Seni puta çağırmaz. Ehli kitap da Müslüman olanlar da var.

Kur'an'da nesh var deyip bunu öyle gösterip de Allah'ın bir kelamını değiştirip başka bir kelam, daha başka bir kelamı, onu beğenmedi bunu koyduğu manasına gelir. O da şu ayeti şu ayete karşı gelir. Biz evvelde ne dediysek ebedde de odur diyor. Buradaki bir üst makama ihak eder. (?) Mesela Hz. Musa'nın zamanında anlattığı bir insanlara keri hükmü Hz. (?) Davut'ta biraz daha selahiyette anlatıyor. Hz. İsa'da biraz daha selahiyetli, geniş anlatıyor. Müslümanlara da kıyamete kadar gelecekleri de daha geniş anlatıyor. aslında hepsi bir kökenin açılış şekli, insanlara yüklendirmemesi için.

Bu durumda bunu kalkıyor, nesh diyorlar. Kur'an'da nesh var diyorlar, utanmıyorlar yani bunu. Allah'ın kelamını değiştiriyor da, onu beğenmedi başka bir kelam koydu. Yani müşriklerden evlenme, bak ehli kitaptan evlen diyor. Sen müşriğin ne olduğunu bilmiyorsun ki bir kere.

Bak müşrik şurada. Sana okuyayım nasıl birisi.

Tevbe Suresi bak şimdi.

Besmelesiz ayettir. (?)

Allah Resulünden kendileriyle anlaşma yapmış olduğunuz müşriklerle bir ihtar. Müşriklere bir ihtar. Kafirlere demiyor. Ehl-i kitaba demiyor. Müşriklere. Ve müşrik de ayette müşrik olarak geçer.

Ey müşrikler! Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah ise kafirleri rezil ve perişan edecektir diyor. Kafirlerin içerisinde.

Hacc-ı Ekber'den, en büyük hac gününde Allah ve Resul'den insanlara bir bildiridir. Allah ve Resul'ü müşriklerden uzaktır diyor. Buyur. Sen ehli kitaptan, kafirlerden uzaktır demiyor.

Burada utanmadan da Kur'an'da nesh var diyorlar. Bunlar bu ayetleri okumuyorlar mı? Siyonizmin kökenine göre yazılmış bu kitap. Evet. Hep Allah'ı karalamak. Hala bu Allah kelimesinin bu kelimesinin Allah olduğuna inanmıyorlar.

Ruh, ruh kelimesini. Bu değil, ruh kelimesini.

Sen ruh kelimesinin Allah olduğuna inanmıyorsan şu ayeti eğer kasıtlı yapmıyorsan günahkarsın kasıtlı yapıyorsan kafirsin Hz. Adem'e ruhumdan üfledim diyor ve irade iki diyor demek ki (?) ruh Allahu Teâlâ'nın zat-ı ilahiyyesi küllü ruh Allahu Teâlâ ve irade Allah'ın iradesi ruhundan verdiği için bir irade de insanda var. Başka hiçbir varlıkta irade yoktur.

Buyur. Bunu da şimdi ben açıkça söylüyorum. Hala sen melek Cebrail'i mukaddes ruh Ruhu'l-Emin ayetleri geçtiği zaman hala Cebrail diyorsan yazıklar olsun.

Evet. Kur'an'ın esasına gelin esasına ben sübükten tübükten önlemem Kur'an'ın esası (?) evet başka soru var mı? bakalım

özel eferim hocam eş dost akraba çocuk kimseye inancın kalmadığı (?) güvenemediğin sıkıldığın artık yükten başka bir iş olmadığını noktaya geldiğini sabır kuvvetini nasıl toparlayacağız Allah razı olsun bir ateşin yanından geçerken sen de kendini ateşe atmayacaksın ne yapacaksın kendini kurtardığın gibi Allah'a yakın olmak istiyorsan onlara da elini uzatıp oradan kurtarmaya çalışacaksın. Senin dünyada bir kez Allah demen toprak altında bin yıl yatmaktan efdaldir. Öyleyse o ateş içerisinde sürüklenenlere el uzatıp da bir tanesini kurtarabilirsen işte ne mutlu sana. Bu duygular içerisinde hayatını yaşarsan huzur bulursun.

Hem de hayatın renklenir. Evet.

Aydanur evladım. Onlara bakıp da biz de üzülüyoruz ama elimizden geldiği kadar Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde içinizde diyor Allah'ı anlatan olsaydı ya diyor, bulunsaydı ya ya sen de onların içerisinde hakkı anlat onlara. Ama seni dinler ama dinlemez. Herkes kendi ahtını yaşayacak ama sen vazifelerini yapmış olursun ve Allah indinde de sevaplara kavuşursun. Evet. En büyük sevap böyle ateşler içerisinde yanmadan karşı tarafa geçenlerin sevabı. Onlar dereceler bakımından daha üstündürler. Bugünkü ortama bakmadan onların birer çöplük olduğunu bilip tiksinmen sana yeter. (?) Dereceler yükselmene yeter.

Bırakıp getirme.

Var mı başka? Bayram abinin bir sözü var. Nerede? Yukarıda mı? Bu mu?

Bayram'ı yer. (?)

393'ün sayfada 80-81-82 diyor.

Sayfa 393.

kaç sayfa kaç oluyor 383 383 383 evet 80 81 82 bil ki sen ölüleri işittiremezsin arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da daveti duyuramazsın burada mezardaki ölüler değil kalbi nefşi neba bulmamış Allah'a isyan etmiş (?) gayrimüslimleri kast ediyor ne kadar söylersen söyle bu ölülere işittiremezsin diyor belki sen ölülere işittiremezsin işte bu ölüler mezardaki ölüleri değil. Yaşayan ölüler, İslamiyet'e girmeyen, hakka dönmeyen insanlar. Sen ne kadar anlatırsan anlat. Onlar kalplerini mühürlü, kalplerini mühürleten, kulaklarına tıkacı giydiren ve gözlerine perde çektiren insanlar. İşte bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkalarına dönüp giderlerken sağırlara da daveti duyuramazsın. İşte o ayetin karşılığındaki kelam bu. (?) Bak.

Ayeti.

Şimdi. altıncı ayet-i kerime muhakkak ki küfre varanlar onları azap ile korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir onlar iman etmezler küfre varanlar yedinci ayet yanlış yazılmış Elestü (?) bi-Rabbiküm hitabında Allah'ı inkar ettiklerinden bu doğrusunu okuyorum kalplerini (?) orada Allah'a mühürlettirmişlerdir kulaklarına ağırlıklar koydurmuş gözlerinin üzerine de perdeler çektirmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır. İşte bu, bu ayeti söylüyor. Efendim, 80. ayet. O, burası değil mi? Bil ki sen ölülere işittiremezsin. İşte bunlar yaşayan ölülere. (?) Arkalara dönüp giderken de diyor onlara işittiremezsin.

Efendim, giderken sağırlara da daveti daveti duyuramazsın. (?) Çünkü İslamiyet bir davet Hakk'a davettir.

Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getiremezsin. Ayette ne diyor? İnsanın gönlü kör değil, kalp gözü kör olmasın diyor. İşte bu kalp gözü kör olanları söylüyor. Allahu Teâlâ. Ancak ayetlerimize inanıp da teslim olanlara duyurabilirsin diyor. Bak ne güzel.

Hep ayetlerin karşılıklarını söylüyor Allahu Teâlâ burada.

82. ayet-i kerime o söz başlarına geldiği kıyameti yaklaştığı zaman onlara yerden bir dabbe mahluk çıkarırız. Ta bu onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler. (?) O dabbe insanların bir rivayette alnında işaretler olacak. bir şey gibi, çizgi gibi yahut da bir mühür gibi alnında. İşte onların dışındakilere, onlara Müslüman olmadıklarını söyleyecekler. Bu onların insanların ayetlerimizin kesin bir iman getirilmemiş olduklarını söylerler diyor. Evet.

Senin sorularını da böylece açıkladık. Vakit geldi. Diğerlerini Allah nasip ederse haftaya salı günü ömrümüz varsa Rabbim nasip ederse hep beraber yine burada buluşuruz. Daha derin sorular sorabilirsiniz. Manevi, tasavvufi, batını, lahut alemi, Elest-i Rabbiküm hitabı, berzah alemi, melekut (?) alemi, cennet, cehennem, ne isterseniz sorun. Ne istiyorsanız.