02.12.2025 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Pardonur (?) evladımız şöyle söyler. Yeniden şükrediyorum ki sizi tanımışım, Allah nasip etmiş. Varlığınızın nedeni bir kez daha ispatlandı ki Kur'an-ı Kerim'in bu bilerek yanlış açılan ayetlerine karşı yazdığınız kitaplar bizi bir kez daha şanslı hissettirdi. Allah razı olsun. Şans kelimesini İslamiyet'te kullanmıyoruz. Şans tesadüf olan bir şeyin karşılığıdır.
Allahu Teâlâ hiçbir şeyi tesadüfe bırakmamıştır. kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim ayet-i kerimesine göre şans denen olay yoktur. Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizle bir odada bir şey arıyorum. Peygamber Efendimize şöyle söylüyorum: Ya Resulallah, ben (?) ne kadar şanslı bir insanım der demez, bana biraz kızgın bir hal ile şans ne demek dedi, ne demek şans dedi. Şansı yoktur dedi. Şunu söylemek istedim ya Resulallah, seninle olmak, seninle yaşamak, bir arada bulunmak herkese nasip olur mu demek istedim dedim. Onun için şans yoktur. Şans kelimesi bizlerin dilimizle, bazı eksik kelimelerimizle yanlışlıkla söylediğimiz bir kelamdır.
Allah affetsin bizi.
Hani şans oyunları diyorlar. Şans oyunları değildir, kumar oyunlarıdır. Onun için herkesin bir kaderi vardır. Kaderi içerisinde yaşayan insanlar kaderlerinin dışına çıkamazlar. Bu bakımdan kaderin dışına çıkılmadığına göre ne bir tesadüf ne de bir şans vardır. Evet, acizendir yavrum. Durun böyle. (?)
Misafir, misafir der ki, selamün aleyküm efendim, 87. A'lâ Suresi 7. ayet-i kerimeyi, 87. A'lâ Suresi 7. ayet-i kerimeyi okursanız bir okuduğunu bir daha unutmazsınız diyorlar. Ayet-i kerimeyi nasıl anlamalıyız? Mübarek ellerinizden hürmetli efendim. Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz için Allahu Teâlâ söylüyor. Bakalım. Burada okuyalım.
A'lâ Suresi.
Bakacağız şimdi.
85, 87, A'lâ Suresi. Madem ki açtık A'lâ Suresi'ni, baştan beri okuyalım, nasıl olsa vaktimiz var. benim gözlerim de rahatsız olduğu için yaşlanıyor bazen de hiç görmüyor yaştan şimdi gözümün yaşını silersem inşallah A'lâ Suresi'nin başından ayet-i kerimeyi açalım.
Yüce Rabbinin adını tesbih ve takdis et. evet bizi yaratan Rabbimizin yüce adını takdis yani saygıyla ve hürmetle azametle tesbih et çünkü yoktan var eden Allah'ın sahibi bizler Rabbimizin sahibi Rabbimiz bizim sahibimiz olması sıfatıyla bize karada, denizde, havada ne kadar nimetler varsa sunuyor sahibimiz Rabbimiz olan Allah insanı yaratılmışların üstünde eşref-i mahluk olarak yarattı ve bütün nimetlerini insana sundu, insanı da zatına mirat edindi. En güzel sıfatlarla donadı. En güzel sıfatlar da Allahu Teâlâ'nın. Sıfatlarından bir cüz'i insanlara verdi.
O Rab ki yaratıp da düzeltti. İşte en güzel surette, lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm, ve insanı en güzel surette yarattım dedi.
Takdir edip de yol gösteren insanları diyor dünyaya gönderdiğim zaman karanlıklar içerisindeydi. Biz onlara peygamberler ve kitaplar gönderdik. Onların yollarını aydınlattık. Onları zulme uğratmadık. (?) Rahmetim daima gazabımı aştı. Onlara rahmetimle muamele ediyorum. İnsanları eksik, akden eksik yarattım. (?) Onlar bilerek yahut bilmeyerek günah işlerler. Tevbe kapısını açtım. Bana dönsünler diye. Evet.
Yeşillikler çıkardı. Yani ağaçlardaki meyvelerle yerdeki nebatatların yeşilliklerinin hangisini sayacaksın? Allahu Teâlâ Rahman suresinde vermiş olduğu nimetlerin hangisini edersiniz inkar? Bu yeşillikler dediği Salatalıklarından tut, mağaralığından tut, salatalığından efendim sebzesinden ne istiyorsun aklına ne (?) geliyorsa kullarım yesinler. Onun tadını alamazsa bunun tadını alsınlar. İnsanları ne kadar seviyor, dildeki 63 tane 65 tane tat alma organlarını yerleştirmiş çeşitli çeşitli sebzelerden meyvelerden lezzetle yesinler diye. Hayvanlara dikkat edecek olursan iki yahut üç tane nesneden tat alırlar. Otlardan. Kimisi etten.
Bu şekilde hayvandaki uçan diyelim ki tohumlardan veyahut (?) da solucanlardan, denizdeki hayvanlar balıklardan. Bu kadar. Hepsi ayrı ayrı bir iki çeşit gıdasını alır. Bize tat dökmüş de dökmüş Allahu Teâlâ. Sonra onu kapkara kuru bir ota çevirdi. Yani Allahu Teâlâ evvela yarattı sonra onun tohumunu ona verdi. Sonra o tohumla beraber toprağa diktiğin, döktüğün zaman tekrar yeniden yeşerecek. Ama o toprağa döküldüğü zaman o tohumlar kendisi de kurudu, bir çöp oldu diyor. Yahut da sen yediysen sana bir gıda oldu.
Şüphesiz Allah açığı ve gizleneni bilir diyor.
Bu şu ayetin karşılığındaki bir ayet. Allah sizlerin kalplerinin esrarını bilir diyor. Kalplerin esrarını. Sizin kalbinizin en ücra köşesinde olup da sizin bilmediklerinizi Rabbiniz bilir. Nasıl bilir? Bizleri lahut aleminde yarattı. Orada üç bölüğe ayrıldık. Zatını tanıttı. Ben sizin Rabbinizim dedi. Ondan sonra A'raf suresinin 172. ayet-i kerimesiyle ahitleştik. Bu ahdimiz bize kaderimiz oldu. Onun için biz kaderimizin dışına çıkamayız. Bu bakımdan kaderimizi yazan Rabbimiz bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilir. Bizim sonunda nasıl gideceğimizi de bilir. Neye göre bilir? Bu alemleri kıyamete kadar gelecekleri programlamıştır.
O program içerisinden bilir. Şimdi yanlış açılan bir ayete geldik burada. Sana Kur'an'ı okutacağız. Artık Allah'ın dilediği hariç sen hiç unutmayacaksın. Şimdi burada Allahu Teâlâ sıfatlandı. Allahu Teâlâ demek ki diğerlerine unutturacak. Bak. Diğerlerine unutturacak. Yalnızca kime? Peygamber Efendimiz'e unutturmayacak. Halbuki dileme Allah'ın üstünde, insanlar üzerinde yoktur. İnsan kendi dileğiyle imtihana çekilir ve yapmış olduğu iyi hareketler ya da kötü hareketlerle sevap ve günah alır. Burada Allah dilediğini dediği zaman kişinin yapmış olduğu fiili icraatla Kur'an'ı okumazsa, ben unuttum da okumadım derse, burada suç kimin?
Allahu Teâlâ dilediği unutturdu, sen unutturdun bana dersin. Halbuki böyle bir olay Allah'a yakışmaz. İnsanı dünyaya kendisinin nasıl bir insan olduğunu ispatlaması için gönderdi. E bu durumda Allahu Teâlâ bizim üstümüzden irademizi kaldırır da bizi yanlışa sürükler mi? İster ki hep benim kulum dosdoğru olsun. Allah kadar kim doğru söyler? Zaten ben hep doğru söylerim dediği ayet-i kerimesine göre Allahu Teâlâ bizleri doğru sözlü olmasını istiyor. Unutturur mu bize? Bu Peygamber Efendimiz için. Bak doğrusunu okuyoruz şimdi. Sana Kur'an'ı okutacağız. Allah'tan dileyen hariç sen hiç unutmayacaksın.
Allah'tan dileyen kim? Ben Kur'an'ı ezberledim diyelim. Ama aradan zaman geçti unuturum. Şimdi bizler unutucular zümresinden yaratıldık. Eğer bizim başımıza gelen bazı olayları unutmamış olsaydık hayat bize acı olurdu ve çekilmez bir hal zuhur ederdi. Eskiden çektiklerimizi unutuyoruz. Yeniden kavuştuğumuz olduğumuz rahmetlerle seviniyoruz. Onun için Peygamber Efendimiz hiç unutmayacak ve dünya üzerinde unutmayan insan da yok. Hiç olmasa bir harfini unutur. Veyahut eksik okur. Evet.
Ayet bunu söylüyor. Yoksa başkasını kastetmiyor. Ayet-i kerimeyi nasıl anlamalıyız diyor. Ayet-i kerime bizler Kur'an'ı bir günde devir teslim edemeyeceğimize göre, yani hatim yapamayacağımıza göre, üç günde, beş günde de yapsak, ömrümüzde devamlı okuduğumuz bazı ayetleri bile şaşırıyoruz. Ve bilmemize rağmen atlıyoruz. Yahut da birisi hatırlatıyor. Yahut da açıyoruz Kur'an-ı Kerim'i, tekrar o ayeti hatırlıyoruz. Onun için peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'de bu hiç olmayacak. Niçin olmayacak? Herhalde misafir evladımız burayı soruyor. Veyahut da burayı öğrenmek istiyor. Onun keşfi açık.
Hazreti İsa'nın doğumda, doğuşunda annesi kavmine getirdiği zaman Hazreti Meryem'e ben oruç tutuyorum de, çocuğu konuştur diyor. İşte onun dimağı açık, keşfi açık. O ahiret aleminde konuşmayı da biliyor. Dimağı açık olduğu için ona sorulan soruları cevaplıyor. Ben diyor ileride sizin peygamberiniz olacağım diyor. Bana inanın diyor. Bu durumda Resulullah Efendimiz'in de daha evvelde Allahu Teâlâ ile Rabbimiz'in öğrettiği bir insan olduğu için beni Rabbim yetiştirdi. Güzel yetiştirdi. Ve güzel ahlakı tamamlamak için onun orada dünyaya geldiği zaman peygamber efendimiz hatırla ki diyor şu ayeti, şunu hatırla ki. Yani orada bunu da bu kitabı da biliyor.
Ve sen bu kitabın sana geleceğini de bilmiyordun diyor. Kitabı da ümmetine rahmeten gönderiyor. Bu durumda Resulullah Efendimiz hariç insanların birçoğu da bunu unutur. Yani bazı ayetleri unutur. Yoksa hepsi Kur'an'ı unutur manasında değildir. Kur'an'ı unutur manasında olsa Allah muhafaza, arkasını dönmüş İslam'dan çıkmış, duruma gelmiş olur. İslam kardeşim, misafir kardeşim bu böyle o şekildeki bir kötü düşüncelere kapılmak için değil. Burada tatlı tatlı insanların beyinleri ne kadar güzel olursa olsun peygambere erişemeyeceğini gösteriyor burada. Evet.
Başka? Bakalım ne diyor? sana Kur'an'ı okutacağız. Allah dileyen hariç. Sen hiç unutmayacaksın. Allah'tan dileyen hariç. Evet. Yani Allah'tan dileyen hariç. Yani unutmayanlar da demek ki olacak ama gene de unutur.
İnsanları daha evvelde söylediğim gibi niçin insan suretine bize insan diyor Allahu Teâlâ insanın manası unutucular demektir insan aslında unutmazlarından gelir yetenekli ve ondan sonra (?) unutucular zümresi bu ayet-i kerimeye göre kim olursa olsun hayatı boyunca devamlı okuduğunu bile bazen bir harfinde yahut bazı harflerinde es geçer. Yahut şaşırır, durur orada. Bu onu unuttuğu manası değildir. Tekrar bir hatırlamasıdır. Ama Resulullah Efendimiz'de bu hiç böyle olmaz. Evet. Ergün misafir der ki sağ olun hocam her yerde sordum sizin gibi cevap veren olmadı. Farklı söylediler. Sen yapamazsın, sen yapamazsın dediler.
Babana kura çıkmış diye.
Kura çıkmış diye. Sen yapamazsın dediler diyor. Dediler. Babana kura çıkmış diye. Babana kura çıkmış gidemiyorsa, aradan seneler geçmiş,
orayı bir daha okuyalım bak ne diyor burada. bedenen, malen gücüm (?) yok diyor, vekaleti veriyorum fakat maddiyatı olmadığı için ben veriyorum hac için ama kabul etmiyor, hac çıkmış 16 sene sonunda bana hac görevini ben ödeyeceğim için haccı sen git adına yap diyor ne güzel söylüyor, baba artık ben gidemem diyor 16 sene evvelki durumu ayrı, şimdiki durumu ayrı. Allahu Teâlâ insana yol bulduğu zaman gidecek diyor. Yol bulamamış. Yaşlılık gelmiş. Yürümekten aciz. Ben şimdi nasıl giderim? Hac yaparım diyor. Param da yok. Allahu Teâlâ o zamanki duruma göre parası var gidecek. Sonra para bazı eksikleri tamamlamak için ortadan kalktı. Artık hac da bunun üzerinden sakıt oldu.
Bir de üstelik yaşlı. Bu sefer oğlu babasına hürmeten ne güzel. Baba sen git. Ne güzel. Büyüğüne hürmet. O da oğluna ne kadar tevazu ile söylüyor. Oğlum benim gücüm yetmez. Sen git. Ben sana vekaletini veriyorum. Diyor ama çocuk isterse babasının yerine vekaleten gider, haccı babasına verir. Ama isterse kendisi de ona vermişse git sen git diye kendisi hacca gider. Evet. Parası var çünkü ona da haccı çıkmış. Haccı bekleyene kadar parası varsa oğlu o paranın yerine kendisi de gidebilir. Diğerlerine bakma. Hepsi hurafe anlatıyor. Çoğu, hepsi demeyelim, çoğu hurafe anlatıyor.
Ergün misafir der ki sağ olun hocam. (?) Evet. Okuduk onu. Selamün aleyküm hocam. Meryem Suresi 57. ayet-i kerimeyi açar mısınız diyor. Meryem Suresi hocam 53. sayfa 488 53. (?) sayfa, sayfa 488 hocam, Şura 53, (?) sayfa 488. Burada Meryem suresi diye 50... Bu iki soru herhalde, bu da Hacı Aleoğlu söylüyor. Evvela şunu söyleyelim (?) Meryem suresi 57. ayet-i kerimeyi okuyalım evvela, sonra da Hacıoğlu'nun ayet şeyini okuruz. Meryem Suresi. Efendim.
Meryem Suresi. Kaçıncı ayet? 53. ayet.
52 53 Evet, Meryem Suresi 53. 57. ayet-i kerime diyor. 53 değil, 57.
Onu üstün bir makama yücelttik diyor. Evet.
Burada İdris peygamberden bahsediyor. Kitapta İdris'i de an, bir peygamberdi. (?) Onu üstün bir makama yücelttik. Bu üstün bir makam nedir?
Peygamberlerin makamı. onlar da her ne kadar birbirlerinden üstünseler de peygamberlerden yedi cennet yedinci cennet insanlardan
nefs-i safiyeye çıkıp sırra vakıf olan insanlar, bunlar da peygamber varisleri olarak aynı cennetlerde bulunacaklar. Fakat birbirlerinden üstün oldukları için diyelim ki birinin sarayı varsa öbürünün ondan biraz daha büyük sarayı var. Birinin sarayında elli oda varsa diğerinkinde seksen oda var. Onun gibi. Kimisinde efendim saraylar var. Kimisinde mülkler dağ başında mülki büyük olan binalar daha aşağıda camdan içerisi görünmeyen, dışarısı görünen büyük malikaneler içerisinde havuzlar, bahçesinde önba içerisinde çiçekler ve meyveler. (?) Hani bunlar bu şekilde ayrılıyorlar ama aynı cennetteler.
İşte derece bakımından oraya yükseltmiş oluyor onu da. Zaten geriden alacak olsam, Resul'üm kitapta İsmail'i de an, gerçekten o sözünde (?) sadıktı. Resul Resul Nebi'ydi. Halkına namazı ve zekatı emrederdi. Rabbinin indinde de hoşnutluk kazanmış bir kimseydi. Kitapta İdris'i de an. Hani burada Allahu Teâlâ peygamberleri söylüyor. (?) Makamlarını söylüyor. Büyük zatlar olduklarını. Bunlar peygamber olduklarını söylüyor. Ve onların derecelerinin çok yüksek olduğunu söylüyor. Evet.
Meryem suresinin 57. ayet-i kerime. (?) Söyle. Orada her ne kadar makamı İdris Aleyhisselam'ın yüksek sebebiyle yine peygamberlerin aynı derecede olduğu ve binalarının farklı oldukları. Mesela diyelim ki yedinci cennet İstanbul diyelim. İstanbul'da bütün peygamberler ve o sırrı ermiş. Sırrın sırrına vakıf olmuş insanların yerleri. Büyük zatlar. Efendim kendini Allah'a vermiş. Ruhunu Rabbine teslim etmiş. Lâ mevcûde illallah'ın sırrına vakıf olmuş insanların yerleri. Ne peygamber varisleri.
Ondan sonraki daha aşağıdaki kutbul azamların ondan sonra Allah'ın ilmiyle yoğrulmuş insanların yerleri. Yedi cennet. Sekizinci cennet Makam-ı Mahmud, onu Peygamber Efendimiz'e vermiştir. Peygamber Efendimiz de aileyle beraber efendim, orada kalacaktır ve ona bizim aklımız dahi ermez. Ben bir gün Medine'deydim. Oranın azametini görünce Allah'ım burası çok büyük bir yer, çok da güzel. Dünya üzerinde böyle bir saray da dedim yoktur. Bunu dedim kıyamette haşmetmez yani helak etmesen de ahirette Peygamber Efendimiz'e (?) versem deyince kalbime Allahu Teâlâ'nın şöyle bir ilhamı geldi. Ahiret alemi, dünya alemi ahiretin bir gölgesidir.
Dünyanın bir zerresi en büyük, en muhteşemli de olmuş olsa ahiret aleminin gölgesi gibidir. Bunu da dedi, dürüp cehenneme atacağız. Siz Makam-ı Mahmud'u hayal dahi edemezsiniz dedi. Doğru. O zaman söylediğime de utandım. Evet.
Hocam Şura Suresi 53. ayet, 488. Sayfa 488. Sayfa
488 Şura, Şura 53. Ayet: O yol göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin bütün işler sonunda Allah'a döner. Burada o yol Allah'ın yoludur dediği zaman bak o yol göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin bütün işler sonunda Allah'a döner.
Hiçbir kimse dünyada baki değildir. Bütün nefisler ölümü tadacak sonunda dönüşünüz banadır diyor. Allahu Teâlâ insanları dünyaya kendilerini nasıl bir insan olduklarını ispatlamak için gönderdi. A'raf suresinin 172. ayet-i kerimesinde bizlerle ahitleşen Allahu Teâlâ zatını bize gösterdiği için orada kimimiz Rabbimize inandık, kimimiz inkar ettik, kimimiz de mukarrebin sınıfı, o en önde olan Allahu Teâlâ'yı bilen insanlar. Bu durumda bütün yollar Allah'a dönecek. Mahkeme-i Kübra'da hesaba çekileceğiz. O yolların sonu Mahkeme-i Kübra'dır. Ondan sonra ikiye ayrılacak. Biri cennet biri cehennem. Eğer bir ayet yukarıdan okursak, yanlış açılan bir ayet var.
Oradan okuyalım. İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik diyor. (?) İşte Kur'an'ın yolları bu. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Çünkü hiç mektep, medrese görmedi. Dedesi bunu okula verdi. Okulda hoca buna Bismillahirrahmanirrahim de dedi.
Peygamber Efendimiz daha çocuk.
Bunun manası nedir dedi hocasına. Bu evvelden beri bir şeye başladığımız zaman söylediğimiz bir kelamdır. Bunun manasını eğer söylersen o zaman söylerim dedi. Hocası da sen bana karşı mı geliyorsun dedi. Sınıfın dışına çıkarttı ağlamaya başladı. Onun süt annesi Halime ana da oradan geçiyor. Ağladığını görünce durumu söylüyor. O da gidiyor dedesine söylüyor. Dedesi geliyor hocasına diyor ki niçin buna böyle söyledin? O da diyor ki hep diyor biz işe başladığımız zaman Bismillahirrahmanirrahim deriz. Buna söyledik cevap vermedi. Bunun manasını söyle dedi. Ben ondan sonra söyleyeceğim dedi. Ben de çocuklara kötü örnek kuruyor dedi. (?) Dışarı çıkarttım dedi. (?) Dedesi dedi ki sen biliyor musun bunun manasını dedi.
Biliyorum dedi. E söyle o zaman dedi. Besmele'nin be harfi Allah'ın birliğine, mim harfi mekândan münezzehliğine, sin harfi sırrından yalnızca ona sırra sahip olduğuna deyince oğlum dedi senin okumaya lüzum yok dedi. Onu çıkarttı dedesi okutmadı. Evet. Durum bu. Kur'an'ı vahyettik. Sen kitap nedir? İman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimiz kendisiyle bak burada hep dilediğimiz geçiyor görüyor musun? Allahu Teâlâ kulları arasında ayrım yapmış duruma geliyor. İşte bu siyonizmin esasına göre hep Allah'ı suçlamışlar. Dilediği neyse ben de senin kulunum. Benim ne kabahatim vardı beni sen yarattın.
Niçin bana vermedin? Öyle ya. Hep Allah'ın kullarıyız. Çin'den tut, Azerbaycan'dan tut, Adem babamızın dünyaya gelen insanların hepsini Allah yarattı. Gelecekleri de Allah yarattı. Peki Allah kulları arasında ayrım yapar mı? Hani rahmetim gazabımı aştı dediği ayet-i kerimeye göre.
Demek ki peygamberler ayrı bir zümre. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de Allahu Teâlâ'nın ilk yarattığı nuru ve ruhundan verdiği kimse. Onun nurundan bu alemler yaratıldı. Onun için ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin ismini aldı. Evet. Allah adaletiyle hükmeder. Onun ruhundan peygamberlerinin ruhlarını yarattı. Âl-i İmran Suresi'nin 81. ayet-i kerimesinde peygamberlerine ben size yardımcı olarak bir peygamber gönderdiğim zaman ona yardım edecek misiniz dedi. Onlar da evet edeceğiz dediler. Allahu Teâlâ da ben de sizlerle beraber şahit olanlardanım dedi. Sana öyle söyledi mi? Bize öyle söyledi mi?
Bize muradımızı verdi. Ne istediysek onu verdi.
Evet, hep böyle Allah'ı suçluyorlar. Kendisiyle doğru yolu eriştirdiğimiz bir nur kıldık ki şüphesiz ki sen de doğru bir yolu göstermektesin diyor. İşte doğru bir yol dediği sırat-ı müstakim, Allah'a varan bir yol yani Allah'ın emirleriyle hükümlü Allah'tan başka bir ilah tanımayan ve onun dedikleriyle hükümlü olan insan. Sırat-ı müstakim, dosdoğru yol. Cennet yolu. Allah'ın hoşuna gidecek olan bir yol. Evet.
Şimdi burada bakalım başka soru var mı?
başka bir soru yok bugün Alparslan evladımız biraz rahatsızlaştı hocam dedi benim yerime sen dedi insanları bekletmezsin inşallah dedi dedim ki onlar bizim evlatlarımızı bekletir miyiz biz de dedik onlara anlatmaya çalışırız inşallah.
Şimdi ne soracaksanız sorun. Ben de size anlatacağım. Ne isterseniz sorun. A'dan Z'ye kadar ne isterseniz sorun.
Evet.
Sizin bilmediklerinizi insanların bilmediklerini Rabbim bana yaşattı. Kur'an ayetleriyle. Onun için, nereden isterseniz sorun. Sizi cevaplayacağım. Kur'an ayetleriyle cevaplayacağım.
Ben bekliyorum.
Evet.
mi? Yoksa nefs-i mutmainnenin en derecesine olan kişiler de bu mukarrebun zümresine dahil midir? Ne güzel soruyor bak misafir evladımız. Mukarrebun sınıfı, nefs-i raziye ilmelyakin sınıfı, alimler. Nefs-i marziye kutbul azam, nefs-i safiye kutbul aktab. Nefs-i mutmainne ne? Tecelliyat kapısı. Şimdi sorun. Mukarrebin zümresi dediği zaman bunlar evliyalar, alimler, saydım ya, şehitler bu sınıfa dahildir. Kimlermiş bu sınıfa dahil olanlar? Şehitler. Allah'ın yetiştirdiği alimler,
peygamberler,
kutbul azam, kutbul aktaplar. Bunlar mukarrebin sınıfıdır.
Ben Kur'an-ı Kerim'in tefsirini yazarken bir ayete geldim.
Allahu Teâlâ şehitleri orada çok övüyor. Başımdan geçeni anlatıyorum. Hikaye değil bunlar.
O ayette şehitler şöyle sesleniyor. Ne duruyorsunuz? Rabbimiz bizi bak ne güzel güler yüzler karşıladı. Siz de gelin. Acele edin diyor.
Orada çok duygulandım. Ben de kitabı yazmıyorum dedim.
Aslında kitabı yazan, surette ben, yazdıran Allah. Çünkü benim zahiri ilmim yok. Rabbim ne söylediyse onu yazıyorum. Başladım ağlamaya. Ben yazmam daha dedim. Şehit de olamadık. Bunun üzerine aradan bir zaman geçtikten sonra kalbime Rabbim ilhamla kalk dedi elini yüzünü yıka. Gittim elimin yüzümü yıkadım, geldim oturdum. Sen hiç duymadın mı dedi, alimlerin mürekkebi şehitlerin kanları gibidir dedi. İşte o zaman içim rahatladı ve yazmaya başladım. Evet. Yazdığımız Kur'an tefsiri de ayetlerin tefsirleri akılla yazılan bir kelam değil. Evet. Onun için ne isterseniz sorun.
Soramadığınız bende kalır. Sorun.
Hangisinden anlatacağımı bilmiyorum ki. Ne istersiniz? Ama soru açarsanız, soruyla açarsanız soru ilmin kapısı diyor. Ben de size anlatırım. Bakalım başka var mı burada? Soru.
Aycanur der ki
Evet. Eşim anne ve babama çok saygısızca davranıyor. Bunu nasıl idare edeceğim çok zoruma gidiyor. Sebep olarak da beni ileri sürüyor. Halbuki onun anne ve babasıyla aramı bozan da kendisi oldu. Öyle yaptı. İki, öyle yaptı ki kendi de benim ailemle konuşmasın, görüşmesin. Babama ve anneme, kardeşlerime karşı çok mahcup oluyorum. Kendi azıcık dünya malına sahip oldu, havalandı. Bizi küçük gördü. Sözde dindar bir adamdı. Hiçbir şeyi kalmadı. Dualarınızı beklerim. Burada sen de ufak bir hata yaptın. Ufak dediğim hata büyük bir hata. Eskiden, benim çocukluğumda Kızlar evlendiği zaman kızına tembih ederdi.
Karşı tarafa da tembih ederdi annesine, babasına. Kızım, gittiğin ev senin artık yuvandır, memleketindir. Onun annesi senin annen, onun babası senin babandır. Şimdi senin etin orada, kemiğin bizdedir derdi. O ne kadar annen ve babası için sana kötü davran (?) dediyse de sen yapmayacaktın. Ve onun anne ve babası senin öz annen ve baban gibidir. Onun lafına kanmayacaktın. Alttan da olsa, onun haberi de olmasa, annen ve babanla gidip konuşacaktın. Onun bugünkü bu hali senin anne ve babanı dışlaması, Senin kocanın anne ve babanla aranı açmasını istediğinde, sen o anne babayla diyaloğunu kurup da onun bu halini kendi anne babasına anlattığın zaman senden yana olurlardı.
Biz gönül almasını bilmiyoruz.
Daima nefsimizi kabartıyoruz. Nefis bizim düşmanımızdır.
Şeytan nefse iğva verir. Onu dünyaya çeker. Üst düşman. Eğer nefsimize uymazsak o zaman aklımızın, imanımızın ve Rabbimizin kalbimize verdiği ilham ve imanın vermiş olduğu o güzel duygularla biz de hem her iki tarafın anne babasını kucaklar, Hem de bu gibi hallerin zuhur edişini yalnız kişinin kendisine mal eder, onu aşağılar. Kendisini aşağılık durumuna düşürür. Bu durumda mümin kişinin karşısındakinin aynasıdır. O kişi müminde görür. Onun için günde diyor dört kitabı okusan dört kitap nedir? Tevrat, Zebur, İncil, Kur'an-ı Kerim'dir. Dört kitabı okusan, Kur'an'ı bir günde hatim etsen, bir kalp kırdıysan ne fayda diyor. (?) Şimdi, bırak bu inceliği.
Tevzettür'den de haberimiz yok. (?)
Evde aile mefhumlarımız kalmadı.
Erkekler, Erkekliğinden dışlandı. Erkek demek bir kuvvet, bir sığınak, bir adalet timsali demek. Erkek. Sen evdeki senin üzerinde hakkı olanı bırak, yolda çırılçıplak gezenlerin peşine düş.
İşte insan zelil olacak mı? Böyle olur. İnsan sürünecek mi? İşte böyle sürünür. İnsanın yüzüne kara leke sürülecek mi? Böyle sürülür. İnsan dinimize göre rejim olacak mı? (?) İşte böyle rejim olur. (?) Zanneder ki ben kurtuldum. Kurtulmaz. O bu alemde ne kadar hükmünü geçirirse geçirsin, bu hüküm Allah'ın kapısında gelir durur. Onun için insanların yaptıklarıyla kendinizi hesaba çekmeyin. Elinizden geldiği kadar onlara hakkı ve doğru yolu anlatın. Para insanın elinin kiridir. Elinin sabunla yıkayıp da suyla yıkadığı gibi, o sabun köpüğünün kaybolduğu gibi bir nesnedir.
Niçin böyledir? Çünkü bilmediğimiz yönden Allah bizi canlarımızla ve mallarımızla dener. Ayet bu. Ve bir bakmışsın ki bir yerden bir tokat yemişsin. Malın da gitmiş canın da. Bakmışsın ki bir kaza geçirmişsin. Malını sarf etsen kendi sıhhatini bulamazsın. (?) Onun için kim ne yaparsa yapsın, kendi kaderini kendi bataklık dünyasını yaşar. Sen sırat-ı müstakimden, haktan, onun anne babasından, kendi anne babandan taviz verme. Ayet-i kerimede şöyle söyler Allahu Teâlâ, onların yaşlılıkları sizin yanınızda geçmiş olsa onlara öf bile demeyin de. Eğer ahiretimizi istiyorsak, eğer hem dünyayı hem de ahireti kazanmak istiyorsak, hem onların gönüllerini alıp onlarla diyalog halinde güzel güzel geçineceğiz, hem de Allahu Teâlâ sahibimiz olan Rabbimiz bizi güler yüzle karşılayacak ahiret aleminde.
İşte hayat bu, yaşam bu. Kalbimize gelen huzur da bu.
Hocam, bize hiç Allah musibet vermez mi? Verir. Verir. Sevdiklerine daha çok verir. Ama onların sonunu da bildirir bazılarına. Bazılarına da çekemeyeceği yükü sırtına vurmayacağı için az az, az az verir. (?) Az az. Onu tamamlatır. Mesela diyelim ki sana bin lira bir ceza verecek, malından eksiltecek ama bin lira sana dokunur. Ne yapacaksın? Yüz lira bir çıkartır, iki yüz lira bir çıkartır, elli lira bir çıkartır, dört yüz lira bir çıkartır. sen de dersin ki ben musibetten kurtulamıyorum aslında sana öyle bir iltifatta bulunuyor ki Allah o sana verdiği o musibeti birdenbire verse onun altında kalacaksın işte yahut da Allahu Teâlâ'ya karşı ben ne yaptım bu kadar zulme mi uğrayacak bir hal yaptım diyeceksin ama Rabbin seni sevdiği için ufak (?) ufak, ufak ufak, ufak ufak senden bunu çıkartıyor sen o devamlı bu musibetler geldiği zaman Allah'ım sana şükret, kim bilir ne kadar daha büyüğünü verecektin.
Sen beni çok sevdiğin için, insanları çok sevdiğin için çekemeyeceğimiz yükü (?) sırtımıza vurmayacağın için bize bu kadar cüslü cüslü çıkartıyorsun. (?) Ben senden gelene razıyım Rabbim. Sen de benden razı ol diyeceksin.
Böyle. Böyle.
Hey dünya.
Bakayım daha var mı? Soru var mı? misafir ya der ki Allah razı olsun hocam alimlik makamında olmayacak biz evlatlarınız için mümkün olabilecek en yüksek derece şehitlik olduğunu anladım. Rabbim inşallah biz evlatlarınıza bu şehitlik mertebesini nasip eylesin. Mübarek ellerinizden öperim diyor. Hiç bilemezsin. Bir zaman gelir içinde bir ateş yanar. Bir aşk ateşi yanar. Rabbimin ilhamına mazhar kalırsın. Bak ne diyor Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde, siz hiçbir kimseyle istihza yani alay etmeyin. Ola ki o insan sizden daha hayırlı bir ümmettir. Senin de bu aşağılık gönlün, aşağıladığın bu gönlünü, nefsini aşağıladığın bu durumu ne güzel alçaltarak söylüyorsun.
Alçak bir gönülle söylüyorsun. Şeyhlik mahtabı nasıl böylesin diye. (?) Alemini ne zaman, nerede geleceğini bilemezsin. (?) Rabbine tefekkürle bakmışsın ki ne güzel bir alemle erişirsin. Yeter ki içindeki o iman nurunun kıvılcımını alevle, ateşle. Evet.
Bir soru da şöyle var. Resulullah Efendimiz'in nuru nasıl oluyor? İnsanda ruh, nefis ve can var diye biliyorum. Rabbimiz Resulullah Efendimiz'e ruhundan veriyor. Nurundan da bütün alemleri yaratıyor. Buradan nur ruhtan ayrı mı oluyor? Nasıl anlamalıyız efendim? Mübarek ellerinizden öperim.
Şimdi, güzel bir soru sordun. Herkes bunu böyle bilir ama kimse senin bu sorduğun gibi sormaz. Şimdi, Allahu Teâlâ bilinmeyen bir hazinedir. Bilinmesini murad etti. Bu durumda bir varlık yaratacaktı. Zatının aynası olacaktı. İşte evvela ilmiyle onun suretini yaratıyor. İşte nur o. O suret. Daha ruh verilmemiş. Bir silüet. Fakat canlı bir silüet.
Yalnızca dediğim gibi sıfat yok. Bir silüet.
O silüet bir rivayet 78 bin yıl Allahu Teâlâ'yı zikreder. Sonra ona soru sorar. O silüet canlı ya, yalnız sıfatlar yok evinde. (?)
O silüet terlemeye başlar. Ondan bir cevher yaratır, dörde böler. Dörtte birinden yeri, dörtte birinden gökleri, dörtte birinden aralarındakini, dörtte birinden de suyu yarattı ve su üzerinde karar kıl dedi. Ondan sonra ruhundan verdi. İşte zat suretleriyle donandı ondan sonra.
İşte ilk yaratılan suret dediğim suret değil, suretinden mesela bir manyetik alan kabul et, böyle oynayan bir alan. O alanı şekillendir ama can yok, şey yok, ruh yok, ruhsuz bir suret. Bu durumda onu zatıyla besledi. Yani kendine ibadet ettirdi. Sonra ona ben kimim diye sordu. Sonra ona ruhundan verince suret meydana çıktı. Evet.
İşte o silüetin terlemesinden, o nurundan, dörde bölüşünden bu alemleri yarattı. Ve ondan olduğu için, onun nurundan olduğu için, onun silüetinden olduğu için bütün alemler Resulullah Efendimiz'in nurundan yaratıldığı için ve mâ erselnake illa rahmeten lil alemin, ben seni alemlere rahmet olarak gönderdim diyor. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hiçbir kimseye beddua etmez. Kim peygamber Efendimiz'e beddua ettiriyorsa o zalimdir veyahut cahildir veyahut kasten söylüyordur veyahut da bir İslam'ın güzel duyguları içerisinde cahilane konuşmasıdır. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz kimseye beddua etmeyen bir peygamberdir.
Ayet-i kerimede de Allahu Teâlâ siz kızdığınız zaman diyor, sinirlendiğiniz zaman hayra dua eder gibi diyor, şerre dua edersiniz diyor. Ayetleri çok güzel bilip Allah için, Allah'ın kullarına beddua etmeyin, içinize atın. Ve mümkün mertebede affedin. Çünkü içinize attığınız o hicran yarasıyla kişi zarar görür. Onun da zarar görmesini istemem.
Hep hayra tebdil et öyle. Evet.
Evet.
Ayzanur Efendi der ki hocam, şehitliğin kendi içinde de mertebeleri var mı? Namaz, oruç, zekat yok ama şehit oldu diyelim. Bu durumda şehitliğin kendi içinde de sınıflandırması olacak. Namaz yok ama ahdini nasıl vermiş olabilir ki? Şehitlik mertebesine ulaşmıştır.
Şehit dediğimiz zaman bugün vazife başında ölenlere de şehit diyoruz. Şehit o değil. Şehit, dini imanıyla bütün halkta ve (?) vatanı, dini, namusu, bayrağı için şehit olan insan şehittir. Onları toprak da yemez. Çünkü Allah toprağa vahyettik diyor. İnsan vücudundan neyi yiyip bitireceğini, neyi yiyip bitiremeyeceğini. Onlar ölürken Allahu Teâlâ'nın nuru onları çepeçevre çevirir ve o nurla onlar diri kalırlar.
İşte şehit bunlardır. Eğer dikkat edecek olursan Müslümanlar harbe gittikleri zaman bile namaz vakitlerinde namazlarını kılarlar.
Onlar bir kısım namaz kılarken bir kısım düşmana karşı durur.
İki rekat tamamlandığı zaman o düşmana karşı olanlar geri gelir hoca Allahu Ekber dediği zaman o iki kişi o iki rekatı kılan ayrılır. O iki rekata namaz kıldırır Allahu Teâlâ. Şeyh Peygamber, İmam. Bu durumda dört rekatı tamamlarlar. Çünkü seferidirler. Seferide farz olan namazların iki rekatını Allah kullarına bağışlamıştır.
Onun için her şehit oldu şehit değildir. Her şehit dediğimiz şehit değildir. Kalbi imanla dolu, namazını terk etmeyen, vatanın bekçisi, dinin direği ve gönlü Rabbinle olan insanların şehit oluşları bunlar ayrıdır. Sana bir olay anlatayım. Belki yaşınız gençtir bilmezsiniz. Kore Savaşı'nda biri bir yüzbaşı kaybolur. Ve bu hikaye değil ha. Benim yaşadığım bir olay.
Bu adam bu yüzbaşı zamanla Diyarbakır'a gelir.
Arkadaşlar onu karşılarlar. Nereye? Sultan Şeyhmus'a gidiyorum der. (?) Sultan Şeyhmus Diyarbakır-Mardin yolu üzerinde bir yatır.
Bu durumda onun Sultan Şeyhmus olduğunu bilmez. O kaybolduğu yerde bir asker karşısına çıkar. Der ki efendim buralarda fazla dolaşmayın. Buralar düşman yerleridir. Der ki ben yolumu kaybettim. Bana dedi ki, yolum nasıl gideceğim, hangi birliktesin, şuradan gel ben seni birliğine götüreyim der. Birliğine götürür, onu bırakır orada.
Ondan sonra sorar, sen kimsin? Ben Sultan Şeyhmus'um der. Eğer Türkiye'ye gidecek olursan beni ziyaret et der. İşte oradan gelir Sultan Şeyhmus, (?) kapıyı çalar, Annesi kapıyı açar. Kimsin? Ben sizin oğlunuzun yanından geliyorum. Benim oğlum yok der. Öldü.
İsmi Sultan Şeyhmus mu der? Evet der kadın. Ben yolumu kaybetmiştim. O bana yol gösterdi. Birliğime getirdi der. Resmini göstersem tanır mısın der. Resimler arasında Sultan Şeyhmus'u tanır. İşte bu der. Onlar ölü değil, diridir.
Sizin bilmediğiniz yerlerden rızıklanırlar. Ondan sonra hayretle geldi bize anlatıyor bunu.
Şehit budur işte. Evet.
Herhangi bir savaş olduğu zaman eğer insan Allah'a dayanır ve Allah'ın yardımını isterse şehitler de onlarla beraber harp ederler. Sen şehitlerin harbe gidişinin seslerini duydun mu? Ben duydum. Ben duydum. Ve çok şeyleri yaşadım.
Evet. Bu dünyayı böyle görüp de her şey dünyada olduğunu öldükten sonra hesabın çetin olduğunu düşünmeyen o zavallı insanlar burada tövbe etmeden giderlerse şu kısa bir ömür içerisinde ebedi bir hayatını zindana çevirir, azaba çevirirler. Allah'ın dediğinden şaşmayın. Aile ocakları sönmüş durumda. Güzel çocuklar yetiştirin. Kendiniz çocuklarınıza örnek olun. Bugün çırılçıplak annenin kucağında yetişen çocuktan sen ne bekleyeceksin? Bu durumda kim onlara imrenirse o da onlar gibidir ayet-i kerimesine göre gayrimüslimlerin çırılçıplak soyunup da gezdikleri gibi onlara imrenip çırılçıplak soyunup birkaç tane kendisine söylenilen yaldızlı kelimelerle aşağılık kompleksine kapılmış olan insan bir gurur ve kibirle kendisini bir paçavra gibi insanların elinde süpürge yapan insanlar. Surette insan ama sirette hayvandırlar. (?) İnsanın şereflisi Allah'la olandır.
İzzet ve şeref arıyorsanız Allah'ın yanındadır diyor. Evet. Kalın sağlıcakla Allah'a emanet olun. İnşallah cumartesi günü ölmezsek inşallah yine hep beraber dersimize devam ederiz. Bakalım burada söyleyen var mı? Bir daha ona bakalım. Ondan sonra dersimizi kapayalım.
Tamam. Söyleyen yok. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun.