06.12.2025 Tarihindeki Sohbet

A. Metin Saruhan · 6 Aralık 2025 · 2025

Videonun metni

Evet.

Ben bunu ortadan kesiyorum, böyle kısım kısım, burada yok makasdan ayırıyorum bunları tek tek kullanıyorum, böyle tek tek. Yani bir tanesi dört tane oluyor. Şimdi bu hepsini çekecek, yazık olacak buna. Evet ama kullandığımı atıyorum ondan sonra. Dört tane oluyor ya. Ha şimdi bu burada dursun. Ben buradan gideceğim ya. Buradan gitmeme rağmen bunlar burada duracak. Kimse almasın. Evet. Bir daha kısmet olur da gelirse burada bunları açarım.

Şunu şuradan alayım.

Aç bakalım. Bakara suresi 171. ayet-i kerime. (?)

Sayfa 25 hocam. Açtım. Burada bak ne diyor, çağıran, hakka çağıran kimseyi inkar edenin hali. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir diyor. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Çobanın sözünü anlamazlar, ancak bağırıp çağrısını işitirler. Bu durumda olanlar sağırdırlar, dilsizler, kördürler, işitip anlamazlar. Şimdi diyor ki, selamün aleyküm hocam, iki hafta önceki sohbetinizde anlamadıysan tekrar sor dediğiniz için tekrar soruyorum diyor, doğru soruyor. Bakara Suresi 171. ayette sizden anladığım kadarıyla çoban hakka çağıran kişiye benzetilmiş. Doğru, doğru söylüyorsun. Sözünü anlamayan sürüsü ise inkar edenlere benzetilmiş.

Doğru. Fakat ayet-i kerimeyi okuduğumuzda bunun tam tersi bir mana verilmiş. İnkar eden kişi çobana benzetilmiş. burayı tekrar anlatabilir misiniz diyor. Burası öyle değil. Bak. Bu doğru söylüyor ama. Misafir misafir doğru söylüyor. O ilk baştaki kelam onu ispatlıyor. Hakka çağıran kimseyi. Şimdi burada bir insanı kastediyor. Çünkü insan hakka çağıracak. İnkar eden. Hakka çağıran bir kimseyi inkar eden, hali hayvana hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir diyor. Şimdi burada çok güzel söylüyor. Bak. Hakka çağıran kimseyi inkar edenin hali. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Doğru. Bu da doğru. Hakka çağıran çobanın hali gibidir.

Çoban hakka çağırıyor. Bak. Burayı o daha ters anlıyor.

Bir daha okuyalım orayı. İyice misafir misafir burayı anlasın. Hakka çağıran kimseyi. Bu çoban oluyor. Hakka çağıran kimseyi. İnkar eden. Hali. İnkar edenin hali. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Bak hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Hakka çağırıyor ya haykırıyor. Çoban haykırıyor. Burada ne diyor? Hakka çağıran kimseyi. Burada şimdi ayet tamamen dosdoğru.

Ben mi yanlış anlıyorum yoksa? Doğru hocam. Doğru. Hakka çağıran kimseyi. Çoban hakka çağırıyor şimdi. İnkar edenin hali sürüye benzetilmiş. İnkar edenlerin hali sürüye benzetiliyor. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Niye? Çünkü onlar hakkı anlamazlar. Nasıl ki sürü çobanın dediğini anlamıyorsa onların kalpleri mühürlü, gözlerinde perde, kulakları tıkalıdır. (?) Onlar çobanın hayvana haykırdığı gibidir. Hakkı anlamazlar. Çobanın sözünü anlamazlar. Bak ne diyor? Güzel. Doğru. Ancak bağırıp çağrısını işitirler.

Bir alimin insanlara hakkı anlattığı zaman içlerinde onu anlayan da var, anlamayan da var. Burada anlamayanları kastediyor Allahu Teâlâ. Bu durumda olanlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. İşitip anlamazlar. Ne güzel. Yani misafir misafir orayı biraz eksik anlamış. Yani çobanı efendim Hakk'a çağıran görüyor. Öyle söylüyor. İnkar edeni çoban görüyor. Evet. Bak Hakk'a çağıran kişiye benzetilmiş. Sözünü anlamayan sürüsü ise inkar edenlere benzetilmiş diyor. Doğru. Fakat ayet-i kerimeyi okuduğumuzda bunun tersi. Tam tersi. Bir mana verilmiş. İnkar eden kişi çobana benzetilmiştir diyor. Burayı tekrar anlatabilir misiniz diyor.

Demek ki Kur'an'ı güzel kısım kısım cümle cümle değil de kelam kelam okursan anlarsın. Bak bir daha bir daha söylüyorum burayı. Doğru burası. Hakka çağıran kimseyi. Kim bu? Çoban. Allahu Teâlâ misal veriyor. Teşbih veriyor. Ne diyor? Biz sivrisinek ve daha büyüğüne teşbih getirmeyi terk etmeyiz diyor. Şurada teşbih misal getiriyor. Hakka çağıran kimseyi. Kim çağırıyor? Çoban şimdi bak. İnkar eden, in hali. Hakka çağıran kimseyi. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir.

Hakka çağıran kimseyi haykıran çobanın hali gibidir. Hakk'a kim çağırıyor? Çoban. (?) Nasıl haykırıyor? Allah'tan başka bir ilah yok diye haykırıyor. Öyle değil mi? Bak bir daha. Hakka çağıran kimseyi, inkar eden hali. Yani çobanı inkar edenin hali. Hayvanlara haykıran. Çoban hayvanlara haykırıyor şimdi. Çobanın hali gibidir. Yani çoban hayvanlara haykırıyor. Çobanın hali gibidir diyor. Çünkü o sürü çobanın lafını anlamaz. Bak. Burada bir noktada takılmışsın sen.

Çobanın hali, hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir deyince çoban Allah'ın emrini hayvanlara ne kadar söylerse söylesin, ne kadar bağırırsa bağırsın, onlar anlamazlar. Ama işitirler.

Çobanın dediğini işitir, fakat anlamazlar. Ne söylediğini anlamazlar. İşte ayet de o. Ben de onu size açtım bu şekilde.

Bu durumda onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, işitip anlamazlar diyor. Evet misafir. Yine anlamadıysan biz de yanlış anlamış olabiliriz. Bana çok güzel izah et. Ama anladıysan lütfen anladım de.

Evet. Veyahut senin anladığın nerede eksiklik varsa bizde o eksikliğimizi burada anlat.

Sen bizi eksikliğimizi tam olarak söylüyorsun. Ayeti yanlış olarak söylüyorsun. Fakat ayet-i kerimeyi okuduğumuzda bunun tam tersi bir mana verilmiş. İnkar eden kişi çobana benzetilmiştir. Burayı tekrar anlatabilir misiniz? diyor. Yok. Öyle anlaşılıyor o yüzden. O şekilde anlaşılıyor hocam. İnkar edenin hali diyor ya hocam. İnkar edenin halini betimliyor. O betim... İnkar edenin halini betimliyor hocam cümle. İnkar edenin hali diyor. İnkar edenler hayvanlar. Orada hayvanların hali, çobanın hali gibidir gibi anlaşılıyor cümle. Yani inkar edilen çoban mı olmuş oluyor? İnkar edilen hali çobanların hali gibi anlaşılıyor.

Öyle anlaşılıyor yani. Ama cümleyi tam okursan tamamlıyor. Cümle nedir? Bak cümleyi ne diyor? Kaçıncı sayfaydı o? 25 hocam. 25. sayfayı açalım şimdi bak.

28.

Başta ona doğru gidiyor da fakat düzeliyor. Şimdi hakka çağıran kimseyi kim oluyor bu? Çoban. Burada söylüyor zaten. Çoban. Hakka çağırıyor. İnkar edenin hali. Hakka çağıranı inkar eden bu sefer. Bak. Buraya cümleyi baştan oku. Hakka çağıran kimseyi. Çobanı. İnkar edenin hali. Bak şimdi. İnkar ediyor. Hali. hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir.

İnkar edenin hali hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. İnkar edenin hali diyor en son. Bağladığı cümle o. İnkar edenin hali. İnkar edenler hayvanlar. Dinle. İnkar edenin hali hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. İnkar edenin hali bu. Çobanın hayvanlara haykırdığını söylüyor burada. Sen de yanlış anladın. Öyle şekilde anlaşılıyor ama. Bak inkar edenin hali. Ki bunlar kafirler. Yahut da hayvanlar. Hali hayvanlara haykıran. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Hayvanlara haykıran diyor. Hali çobanın hali gibidir. Yani çoban onlara Hakk'ı anlatıyor. Fakat o hayvanlar onu anlamıyor.

Sen nasıl orayı tasvir ediyorsun? Oku bakalım orayı. Bakara Suresinin 171. ayet-i kerimesi Hakk'a çağıran kimseyi inkar edenin hali. Bak. Ne güzel söylüyor ya. Hakk'a çağıran kimseyi inkar edenin hali. Hayvanlara haykıran kim haykırıyor? Çoban. Haykıran çobanın hali gibidir. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Hayvanlara kim haykırıyor? Çoban haykırıyor. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Yani çoban hakkı söylüyor onlara. Hayka bak ne diyor? Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Çoban hakkı söylüyor onlara. Çobanın sözünü anlamazlar. Bak ne güzel söylüyor. Söylüyor burada. Çobanın sözünü anlamazlar.

Ancak bağırıp çağrısını işitirler diyor. Bu durumda onlar sağırdırlar. Yani çobanın sözünü işitip anlamayanlar onlar sağırdırlar, dilsizler, kördürler, işitip anlamazlar.

Çok ince bir yanılgı var orada. Orası kişiyi öyle de anlayabiliyor ama bu şekilde söylediği zaman, o diyor ki şöyle söylemesi lazım, öyle söylüyor. Hakkı çağıran kimseyi inkar edenin hali (?) çobanın çobanın hayvanlara haykırışına benzer dediği zaman o bu şekilde istiyor onu. Burada ayet ayet açtığı için burada mecburen onu o şekilde ayetler karşılığı söylüyor.

Kimseyi inkar edenin hali hayvanlara haykıran kim haykırıyor? Çobanın hali gibidir. Bak burası çoban olduğunu belli ediyor zaten. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir.

Dikkat ediyor musunuz? Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Hayvanlara haykıran çoban. Bunu bağlıyor zaten. Çobanın sözünü anlamazlar. Bak ne güzel. Orada da bağlıyor tekrar. Evet misafir burası doğru açılmış ya.

Biz de bunu tercüme ettik. Ama çok ince. Eğer yüzeyden okursan, yüzeyden, sanki çoban hayvan durumuna geliyor, çağıranlar da hakkı anlatmak istiyor. Sözde. Ama orası doğru.

Hayvanlara bağıran çobanın hali gibidir. Bak hayvanlara bağıran çobanın hali. Burada çobanın onlara bağırdığını söylüyor zaten.

Değil mi? Ondan sonra çobanın söylediğini anlamazlar diyor.

Tamamlıyor. Cümleyi de tamamlıyor. Tabii cümleyi tamamlıyor. Orada bir eksiklik yok.

Şimdi bakalım yukarıdan verip başlayalım. Kimler bize yazmış?

Bana da güzel söylüyor.

Evet, bu da tekrar soruyor.

Buradan sonra başlıyoruz. Aysanur der ki hocam, şehitliğin kendi içinde de mertebeleri var mı? (?) Namaz, oruç, zekat yok ama şehit oldu diyelim. Bu durumda şehitliğin kendi içinde de sınıflandırması olacak. Namaz yok ama ahdini nasıl vermiş olabilir ki? Şehitlik mertebesine ulaşmıştır diyor. Allahu Teâlâ insanları hakalı yarattı. (?)

Bir insan, her insan diyeceğiz, her insan akden eksik (?) yaratıldı. Fakat bir insanın derecesi Allah indinde çok yüksek olabilir. Çok da yüksektir. Lakin bulunduğu ortam içerisinde bu, o ortamın günah işlerine alet olmuştur. Bu durumda her ne kadar günah işlemiş olsa bile o insan derecesinin yüksekliği bakımından onun içi sızlar, vicdanı sızlar ama ona alışmıştır yahut yönlendirilmiştir. Bu durumda bir harp çıkar yahut askere gider, düşmanlar savaşır. En büyük derece, insanlar da meslek derecesi, Allahu Teâlâ sınır boylarında nöbet tutanları söylüyor. askerlik o asker sınır boyunda nöbet tutuyor vatanı milleti namusu dini için orada ölürse onun mertebesi büyük ki o şehit oluyor niye öbürleri ölmüyor niye başkaları ölmüyor bir harpte de Allahu Teâlâ şöyle söylüyor siz harbe tutuştuğunuz zaman biz evvela içindekilerini diyor sevdiklerimizi alırız.

Bak ne güzel, ayetleri bilinmezse tabii işte bu şekilde konuşuyor. O sevdikleriyle arkadakilerine şöyle sesleniyor. Ne duruyorsunuz Rabbimiz bak bizi ne güzel karşıladı güler yüzle karşıladı diyor.

Onun için insanların iç alemlerini bilemezsin.

Bir misal anlatayım sana.

Bir hocanın iki tane oğlu var.

Hoca efendi oğlunun birini yetiştiriyor. Hafız-ı kelam. Arapçası var. İlmi var. Bunu üçlere katacak. bu. Üçlerden birisi eksik, bunu üçlere katacak. Öbür oğlu da meyhaneden çıkmıyor. Boyuna içer. Boyuna içer.

Nihayet zaman geliyor. Oğlunu bir uçurumun kenarına getiriyor.

Oğlum diyor buradan geçerlerken sen de atla aşağı diyor. bakıyor ki üçler geliyor, yani ikiler üçüncüye katılacak bir türlü atlayamıyor o meyhanedeki çocuk koşarak geliyor baba dur, baba dur ben geliyorum diyor, kendini atıyor aşağıya adam şaşırıyor şimdi, huyuna lan gidiyor ya bu (?) çocuk meyhaneden çıkmazdı, bu nedir diyor geliyor meyhaneciye soruyor, ya ben ona o kadar tembih ettim dedi, buraya girme diye dedi. Bu dedi, buradan çıkmazdı dedi. Ne bu hal işliyor dedi. Ya amca diyor, hocam diyor, bu bana verdiği zararı kimse vermedi diyor. Burada diyor bütün müsait şeyleri diyor, müşterilerimi kovdu diyor.

Kendi içer gibi görünür, içmezdi diyor. Buraya gelenlere diyor, mani olurdu diyor, içilmezdi bunları diyor. (?) Haa diyor. Sen birini öyle görürsün o halde, Namaz yok, oruç yok, tutmaz dana (?) dersin. Ama o harp anında canını vermeye kalktığın zaman sen bir tarafa kaçarsın. O ise onun üzerine gider. İşte iç alemi. Aysanur, bu Hakk'ın cilvesi. (?) Onu sorgulayamazsın. Şehitse şehittir. Ama vazife başında ölenler değil. Bak gene söylüyorum. Vatanı, namusu, dini, milleti için canını veren insanlar. Allah için bir de. Allah için çalışanlar. Yani bu şekilde ölenler. Sana bir de başka bir misal vereyim.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında bir gayrimüslim Müslümanlarla beraber çok muazzam bir savaşa girişiyor. Kafirden öldürmediği kalmıyor. Müslümanlar şaşırıyorlar diyorlar ki ya bu kafirdi İslam değildi bizden beraber nasıl savaşıyor bu böyle diyorlar bir ara darbeyi yiyor ölüm anındayken geliyorlar Peygamber Efendimize, ya Resulullah bu diyor bizden beraber savaştı şimdi diyor ölüyor diyor bu şehit mi gidecek diyor. Gidin ona sorun diyor. Geliyor soruyor. Ya diyor sen niye bizden böyle savaştın bu kadar diyor. Hani kelime-i şehadet getirdiğinde bizim mi haberimiz yok diyor.

Ya ne kelime-i şehadeti diyor. Ne Müslümanlığı diyor. Ben malımı korumak için savaştım diyor. Buyur.

İnanç, inanç. İnsanın içindeki iman.

Anladın herhalde yavrum. Misafir der ki, selamün aleyküm efendim, büyük günah işleyen, faiz, içki, zina gibi bir daha bu günahları işlememek üzere tövbe ederse, bu günahları sebebiyle cehennem azabından kurtulması için yeterli midir diyor.

Günümüzde hacca gitmek hem maddi olarak birçok insan için zor hem de kura çekildiği için hacca gidemeden ölmek durumu da hasıl olabilir. Bağışlanmak için ne tavsiye edersiniz? Allah razı olsun mübarek ellerinizden öperim. Demin de söylediğim gibi insanı Allah eksik yaratmıştır. evet insan kötülüğe bulaşmış olur faize içkiye Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde siz ondan vazgeçin diyor aldıklarınızı onlara geri iade edin o faiz halinde aldıklarınızı tövbe ettiğin zaman Allah'tan başka gidecek hiçbir kapı yok ki sen Allah'tan ümidini kesesin ancak Allah'tan ümidini kafirler keser ayet-i kerimesine göre sen tevbe ettikten sonra bir daha ona dönmemek şartıyla hayatını Rabbine itaat ederek geçirirsen belki de veli de olursun.

Yeter ki nefsine hakim ol. Yaptıklarına pişman ol. Sen Rabbinden af dile. Allah'ın rahmeti bol. Rabbimiz yüzde birini göndermiş dünya alemine rahmetinin yüzde doksan dokuzunu da işte böyle kendine saklamış senden alacaklı olanlara senden razı olana kadar da verecek Allahu Teâlâ istemez misin bunu o zaman tövbe Allah'ın kapısı açık senin sayende öbürleri de kurtulmuş olacak onun için tövbe açıktır kötülükten ne zaman tövbe edersen bunun zamanı yoktur. Hemen tövbe edip bir daha o hale dönmemek. Ya şunu da yapayım da tövbe ederim dersen uzun emel şirktir. (?) Şirke bulaşırsın. Nefesini alıp dışarı verecek zamanın yoktur.

Evet.

Misafir der ki, değerli hocam, dokuz yaşındaki oğlum maalesef sokakta duymadığı küfürleri evde babasından duymakta. Eşim bu kötü huyundan vazgeçirmek için Müslüman bir kadın olarak nasıl duruş (?) sergilemeliyim?

Çocuk dedik, ailede yetiştir dedik. Sen annesin. Babası dışarıda akşama kadar. Sen oğlunla beraber ana sevgisi, ana kucağı o çocuğuna şöyle tembih edeceksin. Oğlum, o senin babandır. O küfür ediyor, günahı onadır. Biz yarın mahkeme-i kübrada Allahu Teâlâ'nın huzurunda hesaba çekileceğiz. Babanın küfürlerine aldırma. o zaten bir günah içerisinde. Sen de ona dua et. İnşallah baban da bu küfürlerden bu kötü tutmuş olduğu yoldan vazgeçer de vazgeçer de bir ailede huzur olarak huzur içerisinde yaşarız. Sakın babanı önüne kalma diye Allah'a (?) yönelt. Herkes kendi kaderini yaşayacak. Biz diyor duyurmadığımız neseden kimseyi hesaba çekmeyiz. (?) Öyleyse sen de oğluna duyuracaksın bunları.

Ha onun fıtratında varsa zaten o kabullenecek. Senin söylediğini kabullenecek. Eğer senin söylediğinde fıtratında yoksa o zaten babasının yönüne dönecek. Kimse kimsenin kaderini değiştiremez. Ama sen anne olarak vazifeni ifa edeceksin. Buna bunu söyleyeceksin. Evet.

Selamün aleyküm hocam. Ben eksik biliyor, eksik anlamış olabilirim. Ama doğrusunu öğrenmek için arz ediyorum. Efendim, salat ne anlama geliyor? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz miraca çıkarken duyduğu dur ya Muhammed, Rabbim salat ediyor sözü ve Peygamber Efendimizin bu sözü duyunca Rabbim salata ihtiyaç, ihtiyacı mı var diye düşünmesinin içindeki salat kelimesi nasıl anlamalıyız?

Ne güzel söylüyor. Sen söyle bakayım. Nasıl anlayacaksın bu salatı?

Sen söyle Ramazan. Allahu Teâlâ'nın her an daima bu dünyada ve insanlarının üzerinde nazarının (?) olması. Evet. Bak ne güzel.

Salat ibadettir. Allah'a olan vazifemizi ifa etmektir. Burada Rabbimizin salat etmesi bu alemde yaratmış oldukları tüm canlı ve cansız ne varsa onları idare edip onu ne bir uyku ne bir dalgınlık tutmadığı ve daima iş başında, vazife başında olduğunun ispatını anlayacağız. Onun da vazifesi o. Yarattıklarıyla iç içe olup Allah'ın rahmetini onlara yaymak. Hiçbir mahlukatına zulüm yaptırmaz. Aklına şöyle bir soru gelebilir.

Bu kadar yırtıcı hayvanlar var. Onları yiyorlar, içiyorlar, çırpıyorlar, ne yapıyorlar? Bunlar hep programlı. Mesela Afrika'da öküz başlı antiloplar var, camışlar var, kaplanlar, arslanlar var, orada çok üremiş maymunlar var, ona karşı çitalar var. Şimdi bu hayvanlar ot yiyenler olmamış olsa orayı ot basar. Allahu Teâlâ bunları o otlarla orayı temizletiyor. Fakat bunlar devamlı türediği için bu sefer o ot yetmeyecek onlara. Onlara aslanları, kaplanları yahut çitaları musallat ediyor. Onlar da onu yiyecek, dengeyi sağlayacaklar. Dünyanın dengesini sağlıyor. Dikkat et hayvanlara. Hayvanların sinir uçları hayvanın dişlerinin battığı yerdedir. Başka acı çekmez.

Hayvanın siniri. O boğazından tuttuğu zaman aslan nefesini kesiyor, hemen ölüyor zaten orada. Sırtlanlar da canlı canlı yiyorlar. Canlı canlı yerken bazı ceylanlar, geyikler kurtulup kaçıyorlar. İşkembe dışarıda. Karın dışarıda, kaçıyor.

Bu acıyı çekmiş olsa kaçar mı? Sonunda gösteriyor bilgisayar belgeselde.

Organlar vazife yapmayınca tabii hayvan düşüyor oraya. Onlar gene başına çözüp yiyorlar. (?) Bu durumda hangi hayvan hangisini yiyecek, ne kadar yiyecek, hepsinin rızkı Allah'ın indinde programlı ve yarattıklarının hiçbirine de zulüm etmeden, birbirlerini yerlerken de onlara eziyet çektirtmeden birbirlerini, dünyayı temizler. Hepsi birbirini temizler. Bu durumda dünya temiz kalır. Bir yerde çitaları yok etmişler, Eksiltmişler. Maymunlar ortalığı pislemiş. Pislikten geçememişler. O zaman anlamışlar ki çitanın niçin yaratıldığını üretmişler, salmışlar.

Bunun için salat Allahu Teâlâ'nın her an yarattıklarını hükmü altında tutup ona ne bir uyku ne bir dalgınlık asla gelmez. Vazife başında olduğunu gösterir. Yoksa ona namaz kılmaya ihtiyacı yok.

Yalnız burada şöyle bir şey daha bir mana daha çıkar. O manayı da söyleyeyim size.

Allahu Teâlâ her gün kendisini över. (?) muhakkak Allah benim muhakkak alemlerin sahibi benim benden başka bir ilah daha yok bu kainatı mutlak sahibiyim ben hem öldürür hem diriltirim ben rahmet sahibiyim Allah kendini över hatta bir gün Hazreti Ali radiyallahu anh'ın Rabbimizin övüşünü dile getiriyor evet Rabbimin salat (?) etmeye ihtiyacı yok biz onu vazife başında olduğunu anlayacağız Hocam, cuma namazının farzı dört rekat demiştiniz iki rekat farz namazı ve hutbe de iki rekat farz yerine geçer toplam dört rekat farz eder diye. (?) Efendim cami hocası hutbeye çıkınca biz nasıl davranmalıyız?

Nasıl oturmalıyız? Hoca dua etmeye başladığında herkes elini açmaya amin demeye başlıyor. Bu aşamada biz nasıl hareket etmeliyiz? Allah razı olsun hocam diyor. Bak ne güzel. Bu da fıkhi kelamlar. Soru diyorum ya. Ne isterseniz sorun.

İki rekat hutbe farz yerine geçtiğine göre farzda nasıl (?) oturuyorsan o şekilde oturacaksın. Kimseyle konuşamazsın. Sağa sola bakamazsın.

Bunun farzı bu.

Nasıl ki namazın dışında hoca dua ediyorsa orada da hutbe bitmiş değil. İki rekat hoca dua ediyor. Şimdi namazdan sonra bir miktar hem tesbih hem namaz dua var. Fakat biz orada ikinci iki rekat daha kılacağımız için namazda tesbih çekmiyoruz. Yani o hutbede hocanın dua edeceği zaman tesbih çekmiyoruz. Hocanın dua ettiği zaman elimizi kaldırıyoruz. Şimdi burada İslam'ın o iki rekat farzını heba etmek için (?) birçok uyduruklar çıkartıyorlar. Bak, kürsüde dua ediyor. Orası hutbe yeri. Beyler, cuma namazının esasını biliyor musunuz siz? Biz cuma namazı kılmıyoruz. Ama onun yerine geçiyor.

Cuma namazı nasıl kılınır? Hoca Cuma namazında hutbe veriyor. Vaaz yapıyor. Vaaz veriyor. O vaazını dışarıda da namazdan sonra da verir. Cuma namazının farzı şudur. Devletin gidişatı hakkında devletteki o insanları Cuma namazına gelenleri bilgilendirir.

İşte bunun esasını ortadan kaldırıp da insanlara vaaz verdirip o insanların devletin gidişatı hakkında devletin gidişatını iyi yahut kötü insanları bilgilendirmemek şartıyla bizi bu duruma getirdiler. Yani bizi böldüler.

Ne yaptılar? Bu cuma namazı ortadan nasıl kaldırırız? Bunlara vaaz verdirelim. O vaazı nasıl verdireceğiz? O devleti ikiye bölelim. Nasıl böleceğiz? Din işleriyle devlet işleri ayrıldı. İşte ikiye bölündü.

Ne oyunlara geldik biliyor musunuz?

Hani bir tane duyuyor musunuz siz Diyanet'ten devletin gidişatı hakkında?

Padişahlar Cuma namazı kıldırdığı zaman o devletin nasıl idare edildiğini her hafta ulaklar, ulak derlerdi, postacılar devletin dört bir yerine yayılırlar padişahın emirlerini anlatırlardı. Millet de padişahın emrini kulak kesilir dinlerdi.

Eğer bir yerde isyan çıkacak olursa Evliyaullahlar, veliler, alimler onlara gider hakkı anlatırlardı. Orada o isyanı bastırırlardı. Biz cuma namazı mı kılıyoruz? Allah kabul etsin.

Evet.

Şimdi Cuma'da hutbede nasıl oturulur? Nasıl dinlenilir? Nasıl hoca hutbeyi bitirdikten sonra selam verilir? Nasıl onun duasına amin denilir anladın mı? Anlamadıysan yine sor.

Onca evladımız soruyor.

Bunu anlattık. En evvel bunu anlattık zaten. Bakara suresinin 171. ayet-i kerimesi.

Bir de A'raf suresi 180. ayet-i kerimede Allah'a en güzel isimlerle dua edin buyuruyor.

Hadis-i şeriflerde bazen dua ediş şekilleri karşımıza çıkıyor. Mesela şu isminle senden isterim veya şu isminin vesilesi ne kılıyorum gibi böyle dua etmek caiz midir? (?)

edelim. Allah'a yönelebiliriz. Aç bakayım A'raf Suresinin 180. (?) 180. ayet-i kerimesi. 172. (?) sayfada mıdır? 173 hocam. 173. sayfada. Evet.

Bak. 173. 157. 161. 167. 173 En güzel isimler Esmaü'l-Hüsna Allah'ındır. Ne güzel, en güzel isimler.

Baştan birkaç tane ismini sayayım. 99 tane ismi var. Ne diyor? Hüvallahüllezi la ilahe illa hu, el-Melik, el-Kuddüs, es-Selam, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Aziz, el-Cebbar, el-Mütekebbir, el-Halik, el-Bari ayeti, isimleri (?) bunların hepsinin ayrı ayrı manaları var. Bu isimlerin. Şimdi onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın diyor.

Misafir burası senin anladığın gibi bir yer değil.

Bak şimdi baştan bir de okuyayım sana. En güzel isimler Esmaü'l-Hüsna Allah'ındır. Tabii. O halde ona o güzel isimlerle dua edin diyor. O güzel isimlerle. İstersen Allah de dua et. İstersen Halik de, istersen Hay de. Hangi isimliği istiyorsan onunla dua et. (?) En güzel isimler onun. İstersen hepsini ezberle. Ancak derecesi yüksek olan diyor bu isimlerin hepsini ezberler diyor. Cennette yüksek derecesi olanlar diyor. İstesen hepsini ezberle. Ama bir senin sorun vardır Allah'ım. Şu ismin hatırına bak ne güzel. Yahut öbür ismi. Hepsi en güzel isimler Allah'ın diyor ya. Bir tanesini zikret. İlla hepsini zikretmek demek ne demek dediğin zaman hepsini zikretmek manasına gelmez. Bir de bakalım bak.

En güzel isimler Esmaü'l-Hüsna Allah'ındır. O halde ona en güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri yani inkar edenleri yahut alay edenleri eğri yola gidenleri bırakın diyor. Yani Allah'ın yolunu terk edenleri en güzel isimler Allah'ın ya Allah'ın isimlerini terk edenleri ve dini İslam'ın dışında çalışanları olanları terk edin. Bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır diyor. Kimi kastediyor burada?

Gayrimüslimleri.

Bizi nasıl kastediyor? Herhangi bir isimle ona Allahu Teâlâ'ya duanda ismini an diyor.

Eğer İsm-i Azam'ı biliyorsan İsm-i Azam'la dua et. Bak en güzel isimler. Hepsinin başı. Evet.

Söylenecek şeyler çok da bizde kalacak onlar.

Aycanlar evladımız der ki hocam selamün aleyküm ve aleyküm selam ellerinizden (?) öperim diyor. Allah sana hayırlı uzun ömürler versin. Çoluk çocuğunla torunlarınla ellerini öperim çok olsun. Ben bir rüya gördüm. Dün çok değişikti. Aklıma geliyor sorsam mı size diye inşallah kusura bakmazsınız. Şu anda benim rüyaları tabir etmediğimi biliyorsun. Gerisini okumadım da. Çünkü ben Allah'ın ilmini anlatmaya çalışıyorum. Allah'ın ayetlerini anlatmaya çalışıyorum. Sen şimdi bir rüya gördün. Bunu anlattım. Sana rüya görersen, bunun rüyanı. (?) Hocam ben de şöyle bir rüya gördüm. Benimkini de anlat der. Burası rüyalar kısmına döner.

Ondan sonra beni ilimle dinleyenlerin hepsi, kaç kişi? Diyelim ki üç kişi, beş kişi. Rüya tabirine geçersem üç yüz bin, beş yüz bin kişi olur.

Onun için biz rüya tabir etmiyoruz. Ama sana bir kısmından bir okuyayım bakayım ne demişsin.

Normal hayatta gözlerime lens takıyorum. Gözlük kullanmıyorum. Rüyamda bu gözlerime böyle bir böyle bir şey batıyor gibi oluyor. Açıp kapatıyorum. Bakıyorum gözlerimden çifter çifter lensler düşüyor. Allah Allah diyorum. Daha önce taktığım lensleri çıkartmamış mıydım? Hepsi gözüme kaçmış. Kaybolmuş. Fark etmemişim. Hayret diyorum. Sana çevreme tanıdığım kimseleri gösteriyorum. (?) Bakın gözümde nasıl lensler dökülecek diyorum. Açıyorum, kapıyorum. Dökülüyor. Hayırdır inşallah. Allah razı olsun diyor.

Sana şu kadar söyleyeyim de gerisini bırak. Gözlerle sen bu alemleri görüyorsun. Ama inşallah keşfine açılacak. Sen birçok alemler daha seyredeceksin. Hadi Allah yolunu açık eylesin. Saat 8'e 20 var. Biraz daha konuşabiliriz. Ne isterseniz sorun.

Ne isterseniz sorun.

Aydınlar evladımız sabırlı bir insan. Akıllı bir insan.

Nefsani duygularına hakim olan bir insan. en büyük düşman aşağıda da söyledik demin insanın nefsidir şeytan bile nefis kadar düşman değildir çünkü nefis seni alır dünyanın bataklığına çeker sana her şeyi güzel gösterir. Nefsin ulaşamadığı yere şeytan ona iğva verir, o (?) iğvanın peşine takılır, senin nefsinden arzuladığın şeyin peşine takılırsın. (?) Onun için nefsinize hakim olacağız. Aklımızı kullanacağız. Allahu Teâlâ siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? Siz hiç tefekkür etmez misiniz? buyuruyor. Öyleyse bizler aklımızı çok kullanacağız. Akıl insanı vezir eder. Nefis de zelil eder. Akıl daima sana doğruyu gösterir.

Ama nefsin seni zelil yolunda süslü süslü çok güzel alemi göstererek seni o tarafa çeker. İşte o zaman senin gücünün dışına çıktığın zaman el alemin maskarası olursun. Seni zelil eder. Halbuki Allah insanı şerefli yarattı. İşte nefsine uyarsan o şereflilikten mahrum kalırsın. İzzet ve şeref arıyorsanız diyor. İzzet ve şeref Allah'ın yanında. Eğer nefsine hakim olursan izzet ve şerefe nail olursun. Her şeyini aklın nispetinde ölçerek yaparsın. Evet.

İki soru daha var hocam. Sayfayı yenilerse. Sayfayı yenileyim. Belki vardır. Aklıma gelmedi. Bakalım.

Evet.

Şimdi.

Var. İki tane var. Hocam bu hadis midir diyor. Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay oruç tutup geceleri namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Şayet kişi nöbette ölürse, ne, kişi nöbette ölürse, yapmakta olduğu işin sevabı devam eder. Rızkı da devam eder. Ve kabirdeki sorgu meleklerine karşı güven içinde olur. Müslim, İmare.

Her şey hadis ayetler karşılığıdır. Ayetler karşılığı. Ayetlerin karşılığı olmayan hiçbir şey hadis değildir. Bu da hadis değildir. Çünkü ayetin karşılığı yok burada. Bak nerede? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Bir gün ve bir gece nöbet tutmak. Nerede nöbet tutuyorsun?

Nerede nöbet tutuyorsun?

Sınırda mı nöbet tutuyorsun? Orada mı ölüyorsun? O zaman şehit oluyorsun.

Bu ya eksik ya bunu hadisi bozmak için söylenen bir kelam. Şimdi bir ay oruç tutup geceleri namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Bu hadis değildir. Bunu hadisten çıkartır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şu kadar şunu yaparsan şu kadar sevap alırsın demez çünkü ameller niyet evvelidir o insanın niyetini yalnızca Allah bilir (?) kullar Allah arasına hiçbir insan giremez bu durumda bu hadisi ortadan kaldırır başı doğru da olsa şimdi başı doğru olsa niye söylüyorum? Daha gerisini okumadım.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay oruç tutmak, yani bir gece nöbet tutmak diyor. O nöbette ölürsen bak o nöbette ölürsen şehit olursun.

O şehitlikte onlar diyor sizin bilmediğiniz yerden rızıklanırlar. Aşağıdaki şeye geliyor şimdi. Rızkı kesilmez diyor ya. Ona geliyor ona. Aşağıda söylemiş onu. Bunu yarım yamalak birisi uydurmuş. Bu hadiste kişi buna ilaveler yapmış. Uydurmuş bunu.

Şayet kişi nöbette ölürse yapmakta olduğu işin sevabı devam eder. Devam eder çünkü onlar ölü demedi, diridir diyor. (?) Sevap nasıl devam eder? Sana bir hikaye anlatayım. Hikaye değil ha. Olmuş bir şey. Geçeninde de anlattım bunu. Burada. Karadağ savaşta.

Bir yüzbaşı yüzü, yolunu kaybediyor. Karşısında birisi çıkıyor. Ne yapıyorsun sen burada diyor. Diyor ki, ben diyor birliğimi kaybettim diyor. Ben seni götüreyim, buralarda durma diyor. Birliğine teslim ediyor onu. Sen kimsin? Sultan Şeyhmus. (?) Geliyor Diyarbakır'da. Ben buna şahidim. Gidiyor. Bizim diyor oğlumuz yok diyor evine. Bizim evin oğlumuz yok diyor. Söylerim şu anda. Ben senin anneni ziyaret edeceğim demiş. Babanı ziyaret edeceğim demiş. Bize böyle bir şey yok diyor. O diyor bizim oğlumuz yok. Bizim oğlumuz çoktan diyor. Resmini gösteriyor. Bu çocuk diyor. Resmini gösterince. Demek ki hala yaşıyor. Hala bir şeyler gönderirse, götürüyorsa bir sevap alıyor. (?) Var yani.

Var. Bunlar hadiste. Çok uydurma var içerisinde.

Ve kabirdeki sorgu meleklerine karşı güven içinde olur. Kabirde sorgu meleği yoktur. Bak ben size söyleyeyim. Kabirde sorgusu hal yoktur. Niye yoktur? Ben iyi dedim, Rabbim çok gönlü yetiştirdi. (?) Ben de bir gün rüyamda ölüyorum.

Kabirde iki tane melek karşımda duruyorlar.

Sen ne diyorlar? Rabbimize götüreceğiz, Allahu Teâlâ'ya götüreceğiz. Şimdi ben onlara bakıyorum. Öldüğümü de biliyorum. Yani götürecekler. Acaba diyorum, bunlar beni şimdi Allah'a götürecek diye başka yere götürmesinler. Ben onları ikisini kafa kafaya rahat vururum. Hazreti Ömer'in buyurduğu gibi.

Orada sorgusu yok. Yok Allah kimdir? Senin hesabına ona düşmemiş o. Hep uyduruyorlar. Birçok şeyleri hep uyduruyorlar. Rabbim beni ne güzel yetiştiriyor. Sana mı kaldı onun sorusu orada? Sen de bir meleksin. Senin vazifen onu alıp berzaha götürmek. Efendim, ben de dedim ki, bunlar dedim bir karınca da olsa, Rabbimin vazifeli hisse, benim gücüm ona yetmez dedim. (?) Ve orada uyandım. Orada sorgu suali yok. Yok orada sormuş, Rabbin kim? O da Allah demiş. Hani Hazreti Ömer de demiş ki, benim de saçım kurumadı. Rabbimi unutmadan sen kimsin demiş bana Rabbimi unutacağım. İşte Rabbin kim diye soruyorsun demiş.

Yani bir kişilere fazla bir değer vermek için haklarında yalan söylüyorlar.

İşin aslı öyle değil. İşin aslını bilenden al. Kelimelerle birbirine söylerken insan ona karşı bir büyütmek istiyor. Aklına öyle geliyor. O da onu söylüyor, uyduruyor, uyduruyor, geliyor. 1440 seneden beri geliyorlar. Böyle uçura uçura geliyorlar. Evet.

Ayşe Zeynep, misafir, der ki, selamün aleyküm hocam. Hayırlı akşamlar diliyorum. Ben uzun zaman önce Kur'an'ı baştan okumaya başlamıştım. Ve yarısında çoğunu okudum. Ama bitirmemiştim. Araya zaman girince, tekrardan başlayıp hatim indirmek istiyorum. Ancak zaman geçtiği için baştan başlamak daha doğru olur gibi geldi. Kaldığım yerden mi devam etmeliyim? Yoksa baştan mı başlamam gerekiyor? Sana bir misal vereceğim. Oradan bunu çok güzel anlarsın.

Eshab-ı kiramın bir tanesi geliyor, diyor ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e, ben diyor dört rekatlı namazı üç rekat kılmışım diyor. Bunu tekten mi alayım, tekten mi kılayım, yoksa (?) Ramazan mı devam edeyim, diyor. (?) Sen üç rekatını kılmışsın, bir rekat kılacaksın, diyor. Sen de oraya kadar okumuşsun, senin halin aynen benim halime benzemiş. Ben de gençken Kur'an'ı yarı yakıda gelirdim, (?) bitirdim, tekrar bir daha hatim için baştan başlardım. Aradan zaman geçerdi. Gene vazifeye giderdim. Mesela Yassıada zamanına giderdik vazifeli. (?) Orada da Menderes'e çok ilaç götürdüm bal bulmuş ciltinden. (?) İlaç aldım götürdüm ona verirdim.

Ben Yassıada'da da şeyleri de mahkemeye de girdim. (?) Celal Bey ve Adnan Menderes elleri bağlı oraya bak getirdiler. Evet o da demiyor. Sabık ve sakıt olan Celal Bey ve Adnan Menderes. Sabık eski sakıt düşürülmüş diyor. Yani bazen okuyamazdım. Şimdi o tarafları bırakalım. Orası başka yere gitti. Tekrar gelirdim. Mesela bir hafta on gün. Aradan zaman geçirdi. Tekrar baştan başlardım. Ama hep de öyle yaptım. (?) Şimdi hiç bırakmıyorum. Yani çok geçtikten sonra, ona başladıktan sonra hiç bırakmıyorum. Bir yere mi gideceğim? Bir gün evvelden gideceğim yerin iki cüzünü okuyorum. Ertesi gün okuyamazsam bile onun yerine okumuş oluyorum.

Ve cüzümü devam ediyorum. Her kameri ayı da bir cüz yapıyorum. (?) Her gün bir cüz okuyorum. Ben bazen seyahate çıkıyorum. Ola ki o kameri ayın içerisinde cüzümü tamamlayamam diye. (?) Ben on iki cüz ilerideyim. Cemaziyelahirden on iki cüz ilerideyim. On iki cüz sonra ben anlaya geldim. (?) Tebareke'ye geldim. İki cüz sonra Cemaziyelahir bitecek. Ondan sonraki aya geleceğim. Ondan on iki cüz ileri gideceğim, başlayacak gene. Ve devam ediyorum bu şekilde. Sen de istersen kaldığın yerden başla. İstersen al baştan başla.

O kaldığın yerden de Allah seni oradan başladı kabul eder. Allah için zorluk yok. Sen okumuşsun. Senin okuduğuna Allah heba etmez. (?) Ben bunu kabul etmiyorum demez.

Bakalım başka var mı?

Başka yok. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun. Lillahi Teâlâ. Fatiha.

Amin. ne güzel ayaklanıyor görüyor musun