20.12.2025 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Kayfı, (?) nerede?
Baktı diyor.
İnternet mi yoksa?
Kapatalım mı?
Açtı galiba.
Geldi mi? Geldi galiba. Bakalım. Evet. Geldi. Açtı. Açtı.
Bugün soru çok.
Üye (?) misafir der ki Buradan başlayalım. Selamün aleyküm hocam. Aleyküm selam. Allahu Teâlâ kullarının dünyayı imar edip icatlar yapmalarından hoşlanıyor. Hoşlanıyor tabii. Çünkü öyle bir varlık yaratmış ki kendi iradesiyle kendi bir şeyler üretiyor ve öğrettiğiyle arzu ve işlerini yerine getiriyor. Ne arzu ediyorsa. Ve kendi yeteneğini kullanıyor.
Meleklere bunları gösteriyor diye idrak etmiştim. Doğru idrak etmiştim. Ama anladığım kadarıyla böyle bir durum cennette yok diye anladım. Bunun hikmeti nedir? Cennet dediğin yer dünyadaki gibi zahiri bir alem değil, nurani bir alem. Bu bir. İkincisi orada insanın arzu ve istekleri tamamen kendisine verilecek ve hoşnut olacak. Bu iki. Onun orada bir çalışmaya ihtiyacı yok. Bir köşkü var, bir villası var, bahçesi var. Her şey nurani. Dala uzanıyor, kirazı alıyor, yiyor. Dışkılık yok, ter olarak çıkıyor. Orada çalışmaya ihtiyaç yok. Artık çalışma dünyada. Niye? Dünyada kişi kendisini nasıl bir insan olduğunu ispatlaması için çalışacak, yapmış olduğu fiili icatlarla sevap ve günah alacak.
Ve insan kendi karakterini ortaya koyup nasıl bir insan olduğunu ispatlayacak. Orada herkes kendini ispatlamış. Güzel bir hayat, sonsuz bir hayat var. Orada yalnızca bir yaşam, hoş bir yaşam var.
Erdem misafir der ki, selamün aleyküm hocam, son nefese geldiğimizi anlayacak mıyız? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem biliyor muydu? Peygamberle insanları bir tutma. Peygamber Efendimiz daha evvel de veda hutbesini okudu. Yani bir daha sizlerle buluşamayacağını bilip,
hatta oradaki insanlar veda hutbesinde ağladılar. (?) Bir daha göremeyeceğiz diye. Bir dahaki senede buluşamayacağız diye. Biz insanız. La gaybillah. (?) İnsan ömrünün ne zaman bitireceğini bilemez. Ama son nefeste bunu çok güzel anlayacaksın. Yani son nefese bile gelmeden anlayacaksın. Nasıl anlayacaksın? Yani ayak ucundan can çekilmeye başladığı zaman şu boğazındaki horoz kemiği yahut bu oyluma geldiği kadar, gelene kadar hala dünyayla ilgini (?) kesmezsin. Yaşayacağını anlarsın. Yahut da yaşama ümidi sende vardır. Ama o hayat kapandığı zaman sana Allahu Teâlâ geçtiğinden (?) yaptığın ana kadar olan zamanı gösterir.
Yani akıl baliğ olduğundan o zamana kadar sana yaptıklarını gösterir. İşte o zaman geri dönüşü olmayan bir yolculuğa hazırlandığını anlarsın. Evden misafir der ki Hocam internette bir (?) hoca banka faizi haram değildir, çünkü banka fakir değildir, İhtiyaç sahibi değildir. Sizin paranızı alıp çalıştırıyor ve size orada pay veriyor. Bu haram değildir. Haram olan faiz, fakirden ve ihtiyaç sahibinden alınan faizdir. Sizin görüşünüz nedir? Faizin haram olup olmadığını tek bir ayetle söyleyeceğim. Bir insana ne verirsen diyor, ne verirsen onu aynı şekilde al diyor. Bugün insana para veriyorsan paranın karşılığını alacaksın.
Faiz, banka sana paranın karşılığında faiz veriyor. Sen ona elli lira verdiysen, sana elli beş lira veriyor.
Ama paranı koyacak bir yer yok. Bankadan başka da paranı emin olan bir yer yok. Mecbur yatıracaksın. E sana faizi verdiği zaman, sen de bir fakire verirsin onu. Sen faiz istemezsin, almazsın. Ama faizdir. Faiz yiyen karnına ateş doldurmuş olur diyor. Allahu Teâlâ. Sen paranın üstüne, paranın aslından fazla para alıyor musun? Alıyorsun. Bu faiz değil de nedir? Ha, bana şöyle söylersin. Dersin ki, dolara karşı banka benim paramı koruyor. O zaman bankaya dolar olarak koy, dolar olarak al. Bak ne diyor ayette, nasıl verirsen öyle al diyor.
Şimdi banka seni çeşitli oyunlarla oyalıyor. Diyor ki sen bana paranı yatır, ben senin paranı koruyacağım diyor. Şu faiz demiyor şimdi, faizi değiştiriyor ismini. Ne yapıyor? Dolara karşı onu koyuyor ama ondan da bir miktar daha eksik veriyor. Bu da nedir? Gene faizdir. Peki sen almıyor musun hocam? Ben faizden yatırmadım.
Bende zekat var, zekatların parasıyla bunu vadeli yatıramam. Her an insanlar para istiyorlar yahut da fakirlere, ihtiyaç sahiplerine para vermek icap ediyor. Ben faizsiz, yani zamana tahammül eden vadeli olarak yatırmadım. Vadesiz yatırdım. Onun için bana faiz vermez. Ben de rahatım. Alırım oradan. Fakire fukaraya dağıtırım. Evet. Üstünü de tutacağım. Orada tutuyorum. Orası eminli bir yer. Devletin kasası babamın kasası gibidir. Devlet çünkü bu. Benim paramı da muhafaza ediyor da koruyor. O işlerle uğraşanlar bunun peşine düşsünler. Benden size bu kadar. Biz ayetlerle hükümlü insanlarız. Paranı nasıl verirsen öyle alacaksın.
Allah faizle, faiz yiyenler mezarlarından cin çarpmış gibi kalkacaklar diyor. (?) Evet, senin de paranı üç kuruş verdiysen, üç buçuk kuruşa aldıysan o sana faizdir.
Üye misafir der ki, hocam Yusuf Suresi dördüncü yüz ayetlerindeki Hazreti (?) Yusuf'un secde rüyasını tam idrak edemedim. Kulun kula secdesi olur mu? Hikmeti nedir diyor. Kulun kula secde etmiyor ki. Sen öyle anlamışsın. Bak şimdi Yusuf suresinin yüzüncü ayet-i kerimesini okuyayım. Orada ay ve yıldızlar buna secde ediyor. Babası da bu rüyaların karşılığında Allah'a secdeye kapanıyor. Hazreti Yusuf'a değil. Yani oğluna kavuştuğuna dair. Yusuf Suresine bakalım şimdi. Burada 234. sayfa.
229 34. sayfa 100. ayet-i kerime 234 bu suresi (?) 100. ayet 109 104 bak bu yanlış açılan bir ayet-i kerime 100. ayet-i kerime onu size okuyalım yalnız yanlış açıldı dediğimiz zaman ayetteki kelimelerin hepsi yanlış değil. Bir tane kelime Allah'ı sıfatlar. Onun için bu ayet şuradan dolayı yanlıştır diyoruz.
Bu Kur'an'ın esası yine tekrarlıyorum. Siyonizme göre yazılmış. Yanlış yazılmış.
Bunun Kur'an'ın esasından çıkmış yani. Bunun ispatı baştan sona kadar okuyorsun Kur'an'ı. Suça bir, insana bir tek suç yok. İnsan bir tek suç işlemiyor. İnsanın işlemiş olduğu suçu hep Allah'a yüklemişler. Bu bakımdan bu Kur'an'ın esası değişmesi lazım.
Şimdi ana ve babasını tahtının üzerine çıkartıp oturttu ve hepsi onun için ona kavuştukları için secdeye kapandılar bu şimdi Hz. Yusuf'a secde etti manasına gelmez ki ona kavuştukları için. Ben oğluma kavuşsam, hatunuma kavuşsam yahut da akrabama dayıma ölmüş babama kavuşsam kaybolmuş babama kavuşsam diyelim ölmüş değil de kaybolmuş babama kavuşsam Allah'ım sana şükürler olsun der, secdeye kapanırsın. Ona secde değil ki.
Ona kavuştukları için secdeye kapandılar. Secde kime olur? Allah'a olur. İlla buraya Allah'a secdeye kapandılar demeye lüzum yok ki.
Yusuf dedi ki, ey babacığım işte bu da daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana çok şeyi lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benim ve kardeşlerimin aramızı bozdurduktan sonra Rabbim sizi çölden getirtti. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. İşte burada yanlışlık var. Dilediğine lütfedicidir diyor. Madem Allah dilediğine lütfedecekse bizi niye dünyaya gönderdi? Kendimizi kendimize saygı tutması için. (?) O zaman Allah kulları arasında ayrım yapmayacağına göre herkesine dilediği lütfu yapar. Hepsini cennete sokar. Cehennemi de ortadan kaldırır.
Hepsi Allah'ın kulları.
Kuşkusuz o çok iyi bilendir. Hikmet sahibidir. Burası doğru.
Bir de burada da şüphesiz Rabbim dilediğine lütfedicidir diyor. (?) Kuşkusuz o çok iyi bilendir. Hikmet sahibidir. Burada ana babasının tahta çıkartıp da efendim oğluna kavuştu diye secde etmesi, Allah'a secde etmesi Hazreti Yusuf'a secde etmesi demek manasına gelmez. Gayet de açık söylüyor. Ana ve babasını tahtın üzerine çıkartıp oturttu. Ve hepsi onun için ona kavuştukları için secdeye kapandılar. Onun için, ona kavuştukları için diyoruz zaten. Yoksa ona secde ettiler demiyoruz. Yani Hazreti Yusuf'a secde etti demiyor burada. Ona kavuştukları için secdeye kapandılar.
Hazreti Yusuf'u kim yarattı? Allah yarattı. Ana babasını kim yarattı? Allah yarattı. Ana babayla evlat ayrı düştü. Aralarında hasret başladı. Başladı. Allah bunları beraber tekrar buluşturdu. Buluşturunca Allah'a secde ettiler. Bize tekrar bunu bağışladın diye. Biz burada kelime oyunu yapmıyoruz ama mana o ama insanlar bunu başka türlü anlar o başka bak bir de bakıyorum anne ve babasını tahtın üzerine çıkarttı tahtına çıkarttı oturttu ve hepsi onun için yani kardeşleri, anne babası, kim için? Hazreti Yusuf için, kavuştukları için ona kavuştukları için secdeye kapandılar. Bu demek değil ki Yusuf'a kavuştu diye secdeye kapandı.
Bir kere secdeye kapanmak için tahttan aşağı inecek. Değil mi? Ondan sonra Hazreti Yusuf'a secde edecek. Böyle bir olay yok ki orada.
Evet. O şekilde yanlış anlaşılmış üye misafir.
Üye misafir tekrar şöyle söyler.
Burada insanlar dünyayı imar ediyor ve Rabbimiz bundan hoşlanıyor ama cennette insanlar bir şey imar etmiyor. Bunu anlattım değil mi şimdi? Anlattım. Taha misafir der ki selamün aleyküm efendim insan ve cin cennet cehennemi görecek ise, insanda ruh var, cinde ruh yok. Ruh olmayan cinli cennet ve cehenneme nasıl girecek? Ellerinizden öperim diyor. (?) Kim demiş? Cinli cennete girecek bir ayet var mı? (?) Ha, girmeyeceğine dair ayet var. Cennette diyor, cinlerin dahi değmediği, değmediği huriler var diyor. Gılmanlar var diyor. Demek ki onlara cennet yok. Ama onların da belli bir ömürleri var. Onların da kendilerine has yaşayacak bir yerleri var.
Ama cennet değil. Çünkü cennet, yedi cennet insanlara. İnsanların olduğu yere cinniler girmezler. Çünkü onlar minnare cimminenler frekanslar dahilinde yaratılmışlardır. (?) İnsansa Rabbimizin ruhundan yaratılmadır. Bu durumda ruhun bulunduğu yer ayrıdır. Cinlinin bulunacağı yer ayrıdır. (?)
Sana sorarlar diyor ruhlar, ruhlardan de ki ruhlar Rabbinin bir emridir der diyor. Size bunun hakkında az bir bilgi verilmiştir. Ruhun ne olduğunu bilmeyiz. Az bir şeyi vardır Bizde bilgisi nedir bu? Bizde bir ruh var. Ruh, nefis ve can birdir. Kenimiz sonradan Mü'minun suresinin 14. (?) ayet-i kerimesine göre dünyaya insanı gönderdiğinden dolayı Allahu Teâlâ insanı beden kisvesine bürümüştür. Zahiri bir aleme göndermiştir. Bu zahiri alemde insanların yapmış olduğu fiili icraatlarla kendilerinin nasıl bir insan olduklarını ispatlayıp ömürleri dolduğunda ahirete intikal ettiğinde dünyada kıyamet kopacak, ahiret aleminde mahkeme-i kübra kurulacak ve yapmış olduğumuz bize aynen gösterilip kendimiz Allahu Teâlâ'ya söyleyecek bir tek kelamımız kalmayacak ve hepimizi Allahu Teâlâ adaletine layık olduğumuz yerlere gönderecek.
Ayşe misafir der ki selamün aleyküm hocam bahsettiğinize göre kimi Allah'ı görünce ona inanıyor. Doğru. Kimi de inanmıyor. Bu da doğru. Peki ya inanan insanların inanma şekli veya seviyesinde fark oluyor mu? Ooo Bak senin bu sorunu bitirin de ondan sonra söyleyeyim. Ya da nasıl oluyor? Örneğin kimi inandığını söylüyor ama ibadetlerini yapmıyor. Kimisi orucunu tutuyor ama namazını kılmıyor. Kimi de tüm ibadetlerini yerine getiriyor. Bu tam olarak nasıl oluyor diyor. Çok acil. Şimdi kişi kelime-i şehadet getirmiş. Ne diyor? Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü.
İslam olmanın şartı bu. Sonra namaz kıl diyor. O onun borcu. Borçlandı. Parası varsa hacca git diyor. Gitmiyor. O da onun borcu. Efendim, zekat ver diyor. Onu da vermiyor. O da onun borcu. Oruç tut diyor. Onu da tutmuyor. O da onun borcu. Borçlar yığılır, yığılır ve sevabı az, borcu fazlaysa, yani sevabı az, günahı fazlaysa Allahu Teâlâ onu kafir zümresine dahil etmez. Çünkü o Allah'ı ve Resul'ünü birledi, tekledi. Bunlar cezalı olarak cehenneme girerler. Orada cezasını çektikten sonra yine İslam olarak cennete girer. Şimdi senin bu söylediğini şu şekilde ayıralım. Allahu Teâlâ insanlarla ahitleştiği zaman Allahu Teâlâ'ya karşı aşk-ı muhabbetine göre o ahdinde Allahu Teâlâ onları değerlendirir. Kim ne kadar çok seviyor?
Hangi sevgi, hangi mertebede bunu biliyor? İnsanda yedi nefsi hali var. Nefs-i emmare bir. Nefs-i levvame iki. Nefs-i mülhime üç. Nefs-i mutmainne dört. Nefs-i raziye beş. Nefs-i marziye altı. Nefs-i safiye yedi. Bunların her bir derecesi. İslam bunların hangisinden? Nefs-i emmaredeyse bu ne namaz kılar, ne oruç tutar, ne zekat verir, ne hacca gider. Ama kelime-i şehadetten de vazgeçmez. Yedi cennetin en aşağı tabakasında bu. Nefs-i levvame, orucunu tutar, namazını kılar. (?) Bu da ikinci derece daha ondan yüksek. Dereceler de hep aynı cennette aynı derecede kimisine Allah bir tane bir ev veriyor. İkinci cennette diyelim ki adam nefs-i levvamede namazını orucunu tuttu fakat nefs-i mülhimeye çıkamadı yani kerametler zümresine çıkamadı.
Buna da diyelim ki iki tane ev veriyor biraz daha geniş arazi veriyor. Üçüncü derecede ona biraz daha bir ev daha veriyor. Dördüncü derecede nefs-i mutmainnede ona da bir yat veriyor evinden başka altıncı derecede olana bir de köşk veriyor yedinci derecede olana peygamberler salihler olanlara malikaneler yerlerinden ırmaklar akanlar veriyor şimdi ibadetlerle etmeyen bak nasıl ayrıldı görüyor musun derece derece nefsin hallerine göre orada Allahu Teâlâ'ya karşı Ahitleşirken onların Allah'a karşı olan sevgileri bu derecelere bölünmüş. O dereceler içerisinde o kişi ne arzulamışsa kendisini zihinye geldiği zaman böyle ispat ediyor. (?) Eğer kelime-i şehadetten dışarı çıkarsa o zaman da kafir oluyor.
Yani ebedi cehennemlik oluyor. Bir Müslüman kelime-i şehadetle ahirete giderse ne kadar günahkar olursa olsun cehennemde azabını çeker yine cennete gider. Öyleyse biz hep namaz kılmayalım, oruç tutmayalım, nefsi aradığı kullarla (?) yaşayalım dediğin zaman ölüm sana ne zaman gelir bilemezsin. Uzun emel de şirktir. Sen o halde yaşarken kelime-i şehadet getirmeden ahirete gidersen kafir olarak gidersin. Veyahut da kim onlara benzerse o da onlar gibidir ayet-i kerimesine göre. İslam'dan çıkar, onların yoluna dönersin. Onun için insanları eleştirme. Sen Allah ve Resulünü biliyorsan sırat-ı müstakim üzere dostları yolda (?) Allah'ın rahmetini kazanmak istiyorsan devamlı kendi halinle kendi nefsinle mücadele et ki Allah'a yakın bir kul olasın.
Ayşe misafir. Evet. (?)
Misafir. Misafir der ki selamün aleyküm hocam. İnsanın acziyet içinde isteğini cümleye dökmeden gönlünde tutarak (?) arz etmesi Allah'a karşı bir saygıda kusur olur mu? bak sana kendi halimden söyleyeyim o zaman bu zaman ben bazen öyle bir Allahu Teâlâ'ya karşı sevgi ve arzu istekte bulunurum ki onu dile dökemem karşısında kelam da bulamam ve şöyle söylerim Allah'ım sen kalbimizin en ücra köşesini bilirsin bize lazım olup da bilmediklerimizi de bilirsin. Sen bizi bizden daha güzel bilirsin. Sana ne kelamım kâfi gelir halimi anlatmaya ne de ilmim kâfi gelir seni yüceltmeye, sana karşı olan sevgimi anlatmaya.
Ben sana teslimim derim. O şekilde iç alemimden konuşurum.
Anlaşıldı herhalde. Sen de o şekilde madem ki dile dökmek isteyemiyorsun yahut kelime bulamıyorsun. Ne güzel. O sevgini ona o şekilde paylaşırsın. Dersin ki Ya Rabbi kendi içinden ben seni övecek bir ilme sahip değilim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Miraç'a çıktığı zaman Allahu Teâlâ'yı över. Allahu Teâlâ da senin beni övmen asi kullarının övmesi gibidir der. O sırada diyordu da ama şekerden tatlı kardanak bir hatta geldi. (?) Dilinden şu kelimeler döküldü. Ben zatını zikredemem sen zatını zikrettiğin gibi. İşte bizde bu söylediğimiz kelimelerle bizim gücümüz onu övmeye yetmez.
Dilimizde kâfi gelmez. Lisanımızda kâfi gelmez. Ama o bizim kendisine ne kadar çok sevdiğimizi, nasıl sevdiğimizi bilir. Ona göre bizim derecelerimizi yükseltir. Evet.
Misafir der ki bir de geçen sohbette Bakara 171 sen nasıl anlıyorsun? Anlıyorsan onu yaz demiştiniz.
Hakka çağıran kimseyi inkar edenin hali, çobanın haykırdığı hayvanların hali gibidir. Yanlış anladın çobanın haykırdığı hayvanların hali gibidir demiyor kaç defa söyledim bunu ben. Hâlâ anlayamadın misafir, o kadar anladım, anlattım. (?) hayvana haykırdığı zaman çobanın diyor haykırdığı hayvanların hali gibidir demiyor Hayvanları çobanın haykırışını diyor duyar, bak, fakat ne dediğini anlamaz. İnsanlara da diyor hakkı söylersin aynı o çobanın hayvana diyor haykırıp da anlamadığı gibi de o da hakkı anlamaz aynı o hayvanın hali gibidir diyor ne diyor şimdi Bakara'nın 171. ayet-i kerimesini açalım.
Bak kaç defa söyledik onu. Sen yanlış anlıyorsun. Orası o şekilde değil diyoruz. O şekilde anlayamıyor orayı.
Bir şeyi bir insan anlamadığı zaman bir defa anlatırsın. Anlamaz. Normaldir. İki defa anlatırsın. Yine anlamaz. Bir defa daha anlatırsın. Yine anlayamaz. O zamana bırakırsın. Zaman içinde anlar.
Zaman içerisinde. Demek ki ona anlayacak bir kapasiteye sahip değil. Yahut da o kelamı anlayacak bir ilme sahip değil. O zaman içerisinde sonunda kendiyle üstüne düşe düşe O keşf açılır, anlar. Şimdi 171. ayet-i kerime Hakka çağıran kimseyi inkar edenin hali hayvanlara haykıran çobanın hali. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir diyor. Bak. Çoban hayvanlara haykırıyor.
Onun hakka çağıranı, insanın diyor, hali hayvanlara çağıran çobanın hali gibidir. Yani çoban hayvanlara haykırıyor ama hayvan anlamıyor ne dediğini. İnsanlara da insanlar anlatıyor ama insan anlamıyor onun ne dediğini. Çünkü o hayvanın anlamadığı gibi bu da hakkı anlamıyor. Şimdi burayı kişi çobanın halini hayvan gibi anlıyor. Ters anlıyor.
Hakka çağıran kimseyi, bak hakka çağıran kimseyi inkar edenin hali, bak inkar edenin hali, hakka çağıran kimseyi inkar edenin halini çobanın hayvana haykırdığını beraber olan o inkar edenin halini, çobanın hayvana bağırdığını. Hayvandan bir tutuyor onu şimdi. Bir daha okuyalım. Hakka çağıran, kimseyi inkar edenin hali. Yani bir alim birisini hakka çağırıyor. Onun hali diyor. Çobanın hayvanlarına hayvanlarına haykıran hayvanlarına haykıran çobanın hali gibidir. Bak. Çobanın hali. Kim gibiymiş? Hakka çağıran insanın, hakkı inkar edenin hali çobanın hayvanlarına haykırdığı gibidir diyor. O inkarı çobanın hayvanlarına benzetiyor.
İnkar edeni. Sözünü anlamazlar. Çobanın sözünü anlamazlar. Ancak bağırıp çağırışını işitirler diyor. İşte o hakka çağıran da o insanı, onun konuştuğunu duyar ama ne dediğini anlamaz.
Burada çok güzel düşünmen lazım. Ben Türkçeyi çok güzel bilirim.
Manayı da çok güzel karşılarım. Eğer bilmesem zaten ayetlerdeki yanlışlıkları açamam. Bak şimdi sana bir daha söylüyorum. Bir daha da böyle bir kelime yazarsan sana cevap vermeyeceğim. Çünkü artık düşüneceksin. Bunun üzerinde biraz etüt edeceksin. (?) Hakka çağıran kimseyi. Kim bu? Alim. Alim. Yani bu çoban şimdi. Bu çoban. Hakka çağıran kimse bu çoban olarak kabul et şimdi bunu. (?) İnkar edenin hali. Yani kafir. Hakka çağırıyor. Veli, evliya yahut alim, hoca. Kafiri hakka çağırıyor. Fakat o kafir bu hakka çağrını inkar ediyor.
Hayvanlara haykıran, bak şimdi hayvanlara haykırıyor. Kim haykırıyor? Çoban. Niye haykırıyor hayvanlara? Çobanın hali gibidir diyor. Hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Çoban hayvanlara haykırır diyor. Ama o hayvan ne dediğini anlamaz diyor. Bak çobanın sözünü anlamazlar. Haykırıyor çobanın sözünü anlamazlar. Alim de hakka çağıran kimseyi inkar edenin hali gibidir diyor. Ne kadar güzel. Hakka çağıran insanı inkar edenin hali gibidir diyor. Hakka çağıran kimseyi inkar edenin hali hayvanları, hayvanlara haykıran çobanın hali gibidir. Çobanın sözünü anlamazlar ancak bağırıp çağırışını işitirler diyor.
Bu durumda onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, işitip anlamadılar. (?) Bundan sonra bu kadar izah ettikten sonra düşün bunun üzerinde. Düşün. Eğer benim yanlışım varsa sen doğrusunu yaz.
Öyle ya.
Bana şöyle söyleyebilirsin. Senin tercümen anlayışın durumunda doğru. Senin anlayışın durumunda doğru ama buradaki yazıya ters düşer. O yazının doğru açılışı şöyledir der.
Bana anladın. Birkaç türlü açabilirsin bunu. Birkaç türlü yazabilirsin. Ama bu yanlış değil burası. Evet.
Misafir Ruhu diyor ki, hocam devletin bazı durumlarda vatandaşa para iadesi yaptığı durumlarda yasal faiz uygulaması sonucunda bu devletten alacağımız para haram olur mu? Takva açısından bilgilendirilebilir misiniz?
Valla devlet babadır. Devlet sana veriyorsa ona al. Sen parayı verdiysen ona o zamanın parasına göre seni hesaplıyor, mağdur etmiyor. Beş lira verdiysen ne zaman verdin? Dolar hangi şeye göre? Sana devlet fazla para vermez. O zamanki ekonomi durumuna göre senin paranı hesaplar. Onun üzerine zaman ne kadar geçti, ne kadar efendim üstüne sana o paranın değerini verecek. Ona göre hesaplar senin paranı verir. O senin devletin sana hesapladığı ve bu şekilde verdiği para senin paranın karşılığıdır. Sen diyelim ki 100 bin lira verdin devlete. Fazladan gitmiş. Ne zaman verdin? Bir sene evvel verdin. (?) Senin bir sene evvelki 100 bin liranın, bir sene sonraki 100 bin liranın değeri (?) mi? İşte bunu devlet senin için mağdur etmiyor.
Bunun ekonomi durumuna göre duruma göre sana bunu hesaplıyor. Kuruşu kuruşuna sana bunu iade ediyor.
Bunda herhangi bir kanunsuzluk yahut faiz durumu yok. Evet.
Ayrıca ne der ki hocam, selamün aleyküm, ellerinden öperim, el öperim çok olsun (?) yavrum. Bu dünyada bilip, hissedip de söylemediğimiz, hesap sormadığımız, dedikodumuzu yaptıkları halde bil, bilmiyormuş gibi yaptığımız insanlar var. (?) Bazen herkesi toplayıp sen bunu demiştin. Ben böyle böyle dedim. Bunu bundan dolayı yaptım demek isteyip de. Sonra Allah'a havale ettiğim şey, çok şey var. Konuşmak mı Allah'a havale etmek mi? Hangi durumlarda Allah'a havale edilir? Konuşmayınca da stres oluyor. İnsan hakkımda böyle düşündüler deyip hayıflanıyoruz. Nefis mücadelesi düşe kalka devam eder, ediyor.
Hocam çok zor bazen düşünüp düşüyorum sonra kalkıyorum ama süreçler darmadağın ediyor. Allah razı olsun hocam diyor.
Sana ben başımdan geçen bir olayı anlatayım da sen de ona göre davran. Zamanın beri de Ankara'da benim aşağı ileride bir dairem (?) vardı.
Sonra sattım ya orayı.
Bu daire alt kattı.
Bir gün bir şeye ne diyorlar apartmanı idare ediyorlar. Yöneticiye. Dedim ki bak şurada bir foseptik var. bu foseptiğin gideri yok. Bu foseptik taşarsa buraya dedim efendim sel gelir yani pislik gelir. Bunu dedim sen açtır.
Meğerse adam da orayı alacakmış. Benim alacağım daireyi alacakmış. Bize kin güdermiş. Bilmiyorum.
Ve bir gün geldim hatun ağlar. Niye ağlıyorsun Hatun? Böyle böyle oldu. Ondan sonra işte o da baktık çekindi herhalde dedi. Gitti çağırdı açtırdı falan dedi ama bu tuvalet tırapları bizim pistemdi dedi. (?) Onları temizlettirdim dedi. İyi yaptın dedi. Şimdi şeytan bana diyor ki git adama çağır. Gitmedi. (?) Ona şöyle söyle. Söylemedi. (?) Ne dediyse şeytanın bana onun tersini düşündü. (?)
Ertesi gün bir adam geliyor.
Adam evi çatısını gösteriyor. Sizin bu ev diyor, yıkılıyor diyor. Baktığı çatıya burası yüksek, burası aşağı, burası batmış diyor. Adam bir aşağı, bir yukarı koşuyor, bir aşağı, bir yukarı koşuyor, felce uğruyor, yatıyor. sadece uğruyor. (?)
Ben de tayin çıktı. İstanbul'a geldim. Adam bir türlü ölmüyor.
En nihayet durumu anladım. Dedim gideyim. En hak helallaşayım ondan. (?) Geldim. Beni gördü. Aynen böyle yapıyor.
Konuşamıyor da. Kızı da geldi dedi ki Ben rahatsız olayım dedi. (?) Lütfen dedi dışarı çıkar mısın dedi. Helallik bile alamadan öyle gitti.
Sen de hakkını helal et öylelerine. (?) Senin derecen yükselir. Hepimiz Allah'ın kullarıyız. Kimse kimseden üstün değildir. Herkesin yaptığı kendine yazılır. Sen sabırlı ol. madem ki bu yola soyundun bu yolda hakka karşı efendim nefsinden mücadeleye kalkıştın pehlivan gibi kispeti giydin o pehlivanlığın hakkını ver he evladım böyle Başka soruları olan var mı bir bakayım tazesi var mı Selamün aleyküm hocam. Vakıa Suresi 11-12-13-14 ayetlerine göre Peygamber Efendimiz'den önceki ümmetlerden Allah'a yakın olanların sayısı ve Peygamber Efendimiz'in ümmetindeki Allah'a yakın olanların sayısından fazladır diye anlayabilir miyiz diyor.
Şimdi bu ayetlerde şöyle bir şey var.
Biraz evvelki ümmetlerden çoğu evvelki ümmetlerden biraz da sonraki ümmetlerden diyor. Allah'a yakın olanlar. Ondan sonra bunun tam tersini söylüyor.
Biraz evvelki ümmetlerden, çoğu sonraki ümmetlerden. Burada da herhalde aynı şekilde bir yazı var. 535. sayfa olacak o. Vakıa Suresi.
Bakalım orayı okuyalım da.
Mecazerler 540. 540. (?)
Vakıa Suresi. Bak şimdi. 11. ayet-i kerime.
Allah'a en yakın olanlar diyor, işte bunlar Naim cennetindedirler, Allah'a en yakın olanlar, onların çoğu önceki ümmetlerden diyor, çoğunu şimdi Allah'a en yakın olanlar önceki ümmetlerden, birisi de sonrakilerdendir diyor.
Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar. Şimdi bunu çoğu evvelki ümmetlerden deyince Önceki ümmetlerden yani evvelki ümmetlerden, önceki dediği evvelki ümmetlerden Adem babamızdan beri peygamberlere iman edenlerin hepsi Müslümandır. Bütün peygamberler ben İslam'ın ilkiyim der. Bu durumda önceki ümmetler dediği zaman yalnız Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ümmetini hesaba katmayacaksın. Bu durumda bunların diyor çoğu Naim cennetindedir. Ama bu Naim cenneti hangi cennettir? Kaçıncı cennettir? bilemeyiz. Bak bunu söylüyor.
Allah'a en yakın olanlar, Allah'a en yakın olanlar, mutmainneden başla, raziyeye, marziyeye, safiyeye, safiye, bir de peygamberlerin, salihlerin yerleri var. Şimdi bunlar, Adn cenneti var. Mesela Allahu Teâlâ onu da zemininden akan ırmaklar diyor. Sonraki ümmetlerin de çoğu dediği zaman belki o cennetin de üstündeki üstündeki bir yere nail olanlar var. Şimdi evvelki ümmetler ayrı sonraki ümmetler ayrı. Bu evvelki ümmetler dediği zaman, önceki ümmetler dediği zaman ne diyor? Naim cennetinde diyor. Acaba Allahu Teâlâ cennetini Naim'den daha mı üstün, daha mı güzel o daha derecesi yüksek olanlara verdiğine göre bu da sonrakilerden diyor. Peygamber Efendimizin.
Yani bir ayete göre değil. Onun gerisi de var. Efendim o geri ayet-i kerimeye göre de bakmak lazım.
Bunu bu şekilde cennetlerin derecelerini Allah biliyor. Burada da ne diyor? Allah'a en yakın olanlar. Kısım kısım. Mesela adam mutmainneye niye çıkmış? (?) Tecelliyete vakıf olmuş. Allah'a yakın. Efendim raziye gelmiş. İlme yakın duruma gelmiş. Rabbinin efendim ilmiyle öğrettiğiyle ilimlenmiş. E bu da Allah'a yakın. E şimdi bir de şehitler var. Bir de peygamberler var. Onlar salih kullarla beraber diye haşrolacak. E şimdi bunlar da hep ayrı ayrı cennetler bunlar. Bu hangi cenneti söylüyor Allahu Teâlâ? Burada Adn cennetini söylüyor. E diyor onlar ecride öndedirler. (?) Allah'a en yakın olanlar birazdan tahtlar üzerindedir. (?)
Allah'a en yakın olanlar işte bunlar Naim cennetindedir. Naim cenneti. Çiznef cenneti var. Adn cenneti var. (?) Efendim birçok şey şu anda aklıma gelmiyor. Yeterine cennet var. Bu cennetlere göre Allahu Teâlâ kullarının yakınlığına göre (?) onlara bunları veriyor. Siz burada ne diyorsunuz? Peygamber Efendimiz'den önceki ümmetlerden Allah'a yakın olanların sayısı ve Peygamber Efendimiz'in ümmetindeki Allah'a yakın olanların sayısından fazladır diye anlayabilir miyiz? Yok. Öyle sayı olarak anlamayacaksın.
Sayı olarak değil, derece olarak anlayacaksın. Derece. Dereceler. Mesela Müslüman'ın bile derecesi var. Nefs-i emmarenin derecesi ayrı, nefs-i levvamenin derecesi ayrı, nefs-i mülhimenin derecesi ayrı. Hep böyle insanların kapasitelerine göre, derecelerine göre şöyle söyleyelim, ilim tahsillerine göre. Mesela memurlardan birinci derece, ikinci derece, üçüncü derece, beşinci derece, yedinci derece var. Var yani böyle derece derece. Orada da böyle Allah'a karşı olan sevgilerinin derecesiyle bunlar Allah'a yakınlıklarıyla cennetlere, bu Rabbimiz onları biliyor, onları yerleştirecek. Ama bunu sayı olarak anlamak.
Evet.
Misafir 1448-7-2007. Selamün aleyküm hocam. İnternette miras paylaşımıyla ilgili bir soru var. Bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Nisa Suresi 11-12-17-16 ne etti? (?) göre mirastan kızlara iki üçü anaya mirastan kızlara üçte ikisi anaya altıda birisi babaya altıda birisi eşine sekizde biri düşüyor. Ve bu onlar toplandığında yirmi yedi, yirmi dört sonuç çıkıyor. Yani pay paydan büyük olduğu için bir kısım mirasçıların pay almadığını söylüyorlar. Buna nasıl bir cevap vermeliyiz? Allah razı olsun. Bunlar sizin hesapladığınız gibi değil ki. Mirasın altıda biri diye anne babaya diyor.
Buyur. Altıda biri. Şimdi bak oraya gelelim. Altıda biri dediğiniz zaman bunu çıkacaksın oradan. Onu vereceksin ona. Mesela diyelim ki 180 lira para bıraktı. Ya 18 bin lira para bıraktı. Altıda birini yapar. 3 bin lira. O anaya vereceksin bunu. Ondan sonra ne diyor? Efendim 3'te 2'si, 6'da 1'si babaya. Bak ona şöyle söylüyorum.
Elham Suresi, Nisa Suresi burada. (?) Nisa Suresi. Bak şimdi onu sana paylaştıralım şimdi burada. (?)
12 11'de ne diyor?
Allah size çocuklarınız hakkında erkeğe kadının payının iki misli miras vermenizi emreder diyor. Şimdi bu nedir? Diyelim ki üç kız iki erkek var. Üç kız. Bu yedi parçaya bölünmesi lazım. Çünkü kızlar birer erkekler iki pay alacak. Erkekler iki olduğuna göre iki iki dört üç de kız yedi. Yedi parçaya bölünür. Yedi parçada. Kızlar yedide birini alır. Erkekler 7'de ikisini alır. Bu tam bir adaletle bırakılan miras tam manasına bölüşülür. Şimdi diyelim ki benim 14 bin liram var ben vefat ettim. Pay 7'ye bölündü. 3 kızım var 2 oğlum var diyelim. 7'ye bölündü. 2 bin lira 2 bin lira kızlara ne yaptı? Altı bin lira.
Dört bin lira. Dört bin lira da erkeklere ikiye katladık ya. Dört dört de erkeklere sekiz. Altı daha ne yapar? On dört bin lira. Bu böyle paylaşılır. Şimdi daha devam edelim senin dediğine.
İkiden fazla kadın iseler. Ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır diyor. Şimdi çocuklar ikiden fazla kadın iseler diyor. İkiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığı üçte ikisi onlarındır. Yani on sekiz lira bıraktıysa üçte ikisi on iki lira. On iki lira kadınlara. Gerisi diğerlerine pay olacak. Eğer yalnız bir kadın ise yarısı onundur diyor. Eğer on sekiz bin liraysa, dokuz bin liraysa o kadın ayrı bir kadınsa. Ölenin çocuğu varsa ana babasından her birinin mirasına şimdi biz burada bunu okursak zaman geçiyor zaten buna. Bunun payı mı o şekilde, senin dediğin gibi paylarla beraber o bir pay değil.
Onu evvela payını alacak, geri kalan ayrıyetten paylaşılacak. Geri kalanlar. Ve bu şekilde ana para bu şekilde tam manasıyla paylaşılacak. Mesela biri üçte ikisini alıyor. Öbürü altıda birini alıyor. Evvela üçte ikisini alan alsın, geri kalan altıda biri de altı birini alacak. Ama evvela ana baba altıda birini alacak. Ondan sonra geri kalanlar kızlar yahut oğlanlar üçte ikisini paylaşacaklar. Bu şekilde bu. Yanlış anlamışsınız. Yanlış anlatmış. Paylar paydadan fazla oluyor. Yani paydalar paydadan fazla olunca tabii hiçbir şekilde yanlışa gömülüyor. Burada miras Allahu Teâlâ'nın dediği. Üçte ikisi buraya mı? Üçte ikisini ver.
Mesela demin dediğim gibi iki erkek, üç kız. Bu yediye bölünür. Çünkü erkek kıza göre iki pay alacak. Bunun da sebebi Allahu Teâlâ'nın o yuvanın dağılmaması, erkeklerin orayı tutturması, kızın da kocaya gittiği zaman orada duramayıp baba evine geri gelmesi, orada payının olup o payıyla kardeşlerinin ona bakması. Bu. Allah adaletle hükmetmiş. Burası yanlış anlaşılmış. Onu şöyle geniş bir zamanda oturacaksın. Saatler sürer bunu anlatmak için. Çünkü kısım kısım. Bizim de zamanımız kısıtlı.
Süleyman misafir der. Selamün aleyküm hocam. Bir rüya gördüm. Rüyamda siz de vardınız. Eğer anlatırsanız anlatmak isterim. İsterseniz dersten sonra da olur mu? Mübarek ellerinizden öperim.
Burası rüya anlatma yeri değil. Beni tanıyorsan bana telefonum da varsa WhatsApp'tan yazarsın.
Metro der ki selamün aleyküm bugün sohbet yok mu? diyor. Senin internetinde bir sakatlık var herhalde. Sohbeti yapıyoruz. Sohbet var. Evet. Şükrü araç der ki hocam selamün aleyküm ve aleyküm selam (?) bizim okulda her öğlen öğlen namazı kılmıyor ve kılınırken ve bir öğrenci imam oluyor.
Hocam selamün aleyküm bizim okulda her öğle öğlen namazı kılmıyor ve kılınırken de bir öğrenci imam oluyor. Her öğlen öğlen namazı kılınmıyormuş. Kılınırken de bir öğrenci imam oluyormuş. Ne olur? 12 veya 13 yaşında ama biz namazı kılarken orada erkek hocalar da oluyor.
Onlar oradayken öğrencinin namaz kıldırması uygun mudur hocam? Ellerinizden öperim.
Şimdi bunu kim yazıyor? Bir bakayım burada.
Şükrü. Bu erkek herhalde.
Bizim okulda her öğlen, öğlen namazı kılmıyor ve kılınırken de bir öğrenci imam oluyor. Olur. Normal, 12 ve 13 yaşında kendini tanımışsa, yani reşit olmuşsa namaz kıldırır. Ama biz namazı kılarken orada erkek hocalar da oluyor. Şimdi burada şu anlaşılıyor, Şükrü sen kadın mısın? Yani kadın mı bu kız mı? Şimdi bak sorunu güzel soracaksın. Senin bu sorun soru değil. Kendi aklına göre konuşmak. Şimdi evli birisi var diyor. diyorsun değil mi? Evet. Evli birisi varken o namaz kıldırabilir mi? E evli birisi varsa namaz kılmıyorsa nasıl namaz kıldıracak? Kılmıyor adam namazı. Hocalar namaz kılıyor. Ama ben de dedim ki yanında evli birisi var ya saygı çocuğu evli birisi de sizden beraber namaz kılıyor mu?
Ha evli birisi de namaz kılıyorsa şey namaz kılıyorsa eğer kıldıracak durumda değilse o da namaza yeni alışmışsa birisi namaz kıldırıyorsa o kıldırsın. İlla evli olacak diye bir şey değil. Kıldıramıyorsa ne yapacak? Diyelim ki bazıları namaz kılıyor. Bir Fatiha'yı biliyor. Zamm-ı sureyi de bilmiyor. Ne yapacaksın?
İmama evvela araştırılır. İmam evvela imam olması için. Ben baştan söylüyorum şimdi bunu. Sizin için söylemiyorum. Evvela veli durumu olacak. Evliya durumu olacak. Eğer öyle birisi yoksa alim birisine bakarlar. Alim birisi de yoksa evli birisine bakarlar. Evli var da kıldıramayacak durumdaysa içlerinden kıldıracak birisi imam olur. Şimdi anladın mı? İmamın gayesi bu. Eğer evli adam namaz kıldırabilecek durumdaysa cüzyaya diyecek ki, sendir namazı ben (?) kıldırayım der. Anladın? Hadi bakayım.
Dersimizi burada sonlandıralım. Bakayım başka var mı da ona göre.
Misafir der ki, telefon numaranız yok. Hocam, ihvanlarınız vesile. Sizi tanıdım. Size derste, derse ancak sorabilirim diyor. Derste, derse ancak sorabilirim. Peki, misafir anlat bakalım o zaman.
Anlat.
Ben bekliyorum. Sen anlat.
Hocam bir kadın kadın cemaate imamlık yapabilir mi? Yapamaz. Kadından imam olmaz. Onlar yalnız kılarlar namazlarını. Evet.
Misafirin sorusu gelirse haber verin.
bakalım göndermiş mi bir daha tekrarlayalım burayı derste diyor sorabilirim
evet bunları işaretleyeyim ki bir daha nereden başladığımızı bilelim
Soruyu hala göndermedi Misafir Süleyman misafir ben sorunuzu bekliyorum
diyor ki hocam rüyada size iki kere serzenişte bulunan biri vardı sonra siz ona git dediniz dönüp bana dediniz ki git diyorum anlamıyorum yürümeye başladık beraber zemin topraktı hocam sağınızda bir yılan size yılan var yanınızda dedim. Siz dönüp baktınız. Yılan başını toprağa gömdü. İki yılanda öyle durumlar oldu. Sonra bir sonra bazı insanlar var. Size ayran getirdim. Benden içtim ve ben de içtim. (?) Sağ elimi sıktım. Ayran elimden akmaya başladı. Sonra uyandım. Mübarek elinizden öperim diyor. Şimdi rüyada burada bir anlaşılmayan bir taraf var. İki kere serzenişte bulunan biri vardı. Sonra siz ona git dediniz.
Dönüp bana dediniz ki git diyorum. Şimdi burada anlamadığım taraf şurası. Serzenişte bulunan yani iyi hareketlerde bulunmayan, yani senden kötü konuşan birisi vardı. Ona git demiş. Ama burada bana döndü, git dedin diyor. Şimdi ona mı dedim, sana mı dedim? Git diyorum. Anlamıyorum. Yürümeye başladık diyor. Şimdi beraber yürüyorsun. O anlamıyor, git deyince anlamıyorum. Beraber zemin topraktı. Sağımızda bir yılan. Size yılan var yanınızda dedim. Siz dönüp baktınız. Yılan başını toprağa gömdü diyor.
Şimdi yılan insana bir rivayette zenginliğe delalet eder derler. Aslında sana dost görünüp de seni zemmeden yani arkandan konuşan insanlar durumudur. (?) Çünkü yılan zehirlidir.
iki tane diyor topraklar hocam. Sağınızda bir yılan size yılan var yanınızda dedim. Siz dönüp baktınız yılan başını toprağa gömdü. İki yılanda öyle durumlar oldu. Öbür yılanda da baktığım zaman başının toprağı bana yılan çok (?) bana dolu yılan. Nereden istiyorsun? Hem de böyle içimizden değil. Daha yukarılardan yılanlar. Çünkü biz hakkı anlatıyoruz. Fakat bizim doğru anlattığımızı anlatmasına rağmen kendileri bazıları hala hurafeleri müdafaa etme yolunda oldukları için eğer bana diş geçirecek olsalar çoktan ısıracaklar.
Evet. Onlar başını toprağa gömmesi topraktan kuvvet alıyorlar. yani onların kuvvet aldıkları yerler var fakat bana da bir şey yapamıyorlar sonra bazı insanlar ve size ayran getirdim bazı ne diyor iki yılanda öyle durumlar oldu sonra bir sonra bazı insanlar ve size ayran getirdim ben de içtim sağ elimi sıktım Ayran elimden akmaya başladı. Sonra uyandım diyor. Güzel. Biraz daha gayret edersen ayran daha da güzel olur inşallah.
Rüyan güzel. Maneviyatta da birazcık durumun var ama senin yapacağın nefsinle mücadeleye bağlı. Yoluna devam et, nefsine uyma, doğrularla hükümlen, ibadetinden geri kalma, Allah sana güzel güzel alemler gösterir. Selamün aleyküm, Allah'a emanet olun.