24.01.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Evet, tam zamanında açtık.
Selamün aleyküm. Ve aleyküm selam.
Evet. Nereden başlıyoruz burada yatsı namazı? burası değil burası mı bakayım bak burada işaret var burası olmuş üyem misafir der ki selamün aleyküm (?) efendim Yunus Emre Hazretleri de beytinde Elest bezmini sizin anlattığınız gibi anlatıyor. Bugünkü hurafaların aksine Allah sizden razı olsun. Mübarek ellerinizden öperiz. Beyitler şöyle diyor.
Vücuda gelmeyince kimse hakkı bilmedi. Şimdi burada aşağıya okumadım daha. Burada vücuda gelmeyince kimse hakkı bilmedi diyor. Biz ilk vücuda mı gelmediğimiz zamanı bilmedi? Çünkü o zaman yokuz daha. İkinci bir yaratılışla yaratıldık. Nevinin süresinin öndürülünce açık erimesinde ruh, nefis ve can birdir. (?) Tenlerimiz ayrıdır. Ama Yunus Emre Hazretleri bir okuyalım. Sonunda ne diyor? Burayı da okuyalım.
Yunus Emre Hazretleri beytinde. Daha mı yukarıdaydı? Burası mıydı?
Bunu da okumamışız. Tamam. Oraya söylüyor. Bu mu? Vücuda gelmeyince kimse hakkı bilmedi.
Bu vücutta gösterdi dost bize didarını. Şimdi burada da söylemiş yaratılmadan evvel kimse Rabbini bilmezdi diyor. E yaratılmayan bir varlığın Rabbini bilmesi mümkün mü? Ruh nefis ve can birdir. Allahu Teâlâ zatından bir cüzi olarak ruhlarımızı lahut aleminde yarattı dedik. İlk yaratılış. Yunus Emre Hazretleri de burayı bu şekilde vurguluyor. Ama ilk şu baştaki kelime daha düzgün olursa o daha güzel anlaşılır.
Vücuda, ne diyor? Vücuda gelmeyince kimse hakkı bilmedi. Zaten yaratılmazdan evvel kimse ne olduğunu bilmiyor ki. Vücut yok. Yani vücut dediğimiz ruh, nefis ve canı lahut aleminde yaratılıp ondan sonra birden Allahu Teâlâ'nın onları uyandırıp sizin Rabbiniz benim demesi. İşte orada bir vücut. Efendim orayı kastediyor burası. Bir vücudu gösterdi. Dost bize didarını.
Bu vücuttan gösterdi. Dost bize didarını. Yani zaten bize bu bizi yarattıktan sonra gösterdi. Yaratılmadan evvel kimse Rabbini bilmezdi.
Şimdi yaratılmadan evvel kimseye kimseye bilmiyor ki o onu bilsin.
Bir şey var olacak ki o onu bilecek. Şimdi teşbihte hata olmaz. Şu mikrofon diyelim ki bir ruh nefisten yapılan bir insan. Yani tamam git ya bırak onu bırak.
Bu yokken karşımda kimse yok ki. Kim bilecek Rabbini? Kimse yok. Rabbini yarattıktan sonra bu bilir Rabbini. Yaratıldıktan sonra var oldu. Buralar daha düzgün olabilir. Dilden dile, dilden dile değişmiş yani. Evet.
Ama aşağı yukarı onu gösteriyor bu. Fakat fızılık şeyler var. (?) Ne diyor şimdi? Bunu bir daha okuyalım. Vücuda gelmeyince kimse hakkı bilmedi. Yani yaratılmazdan evvela kimse hakkı bilmedi. Bu söylenilecek bir şey değil. Boşa söylenen bir kelam. Mesela şimdi bana bir bardak çay getirdiler. Ben çayın ve bardağın ne olduğunu bilmesem diyebilir miyim ki? Ben çayı ve bardağı bilmiyor. Yaratılmamış. Bir tek o zaman Allah var. Kimse yaratılmamış. Efendim bu vücuttan gösterdi dost bize didarını. Yarattıktan sonra yok o olur bir vücut ki var oldu didar o zaman var olanda göründü bak bu olur (?) bu şekilde bir beyt söyleyebilir efendim yaratmadan evvel kimse Rabbini bilmezdi ta ki bizi yarattı ve aynı bizi yarattığı surette bize kendisini gösterdi, zatını bildirdi. Ve bunu burası doğru.
Çünkü zatından bir cüz'i verdi. O cüz'i küllü ruh zatından bir cüz'i ruh verdi.
Bu ruhun cüz'i ruh, küllü ruhun hasletlerini taşır.
Bu durumda Yunus Emre Hazretleri son kelamını çok güzel bağlıyor. Ta ki bizi yarattı ve aynı bizi yarattığı surette bize kendisini gösterip zatını bildirdi.
İnsanlar Allah görünmez derler.
Allahu Teâlâ'yı sıfatlarlar.
Burada bir misal vereceğim size.
Hakime gidiyorum.
Diyorum ki falanca kişi falanca kişi beni dolandırdı paramı aldı ve beni darp etti.
Git onu bana çağır. Görmedim onu. Görmedim onu. Hakim sormaz mı? Görmediğin bir kimse seni nasıl davet etti?
Nasıl seni dolandırdı?
Hadi oğlum sen işine git der. (?)
Öyle değil mi? Bir şahit bir delil lazım. Ben görünmeyen bir ilahla mı ahitleştim?
İşte bütün yanıldıkları taraf da burada. İnsanların. ve dünyaya bizim gelişimizin sırrı da bu son cümlede dünyaya gelişimizin sırrı ta ki bizi yarattı ve aynı bizi yarattığı surette bize kendisini gösterip zatını bildirdi sırrı da burada ilk yaratılanlar kendileri gibi Allahu Teâlâ'yı karşıda görünce inanmazlar bakıyor ki o da kendisi gibi bir insan nereden yarattı beni o da bizim gibi ama diğer bir bölük sadak diye ben yoktum var oldum o da beni yarattım diye (?) doğrudur diyor peki hocam sen o alemi gördün senin duyguların nasıldı bak ne güzel siz soramazsınız ben soruyorum benim duygum yalnızlık korkusu ne yapacağımı bilmeme korkusu bir boşlukta kalıyorum nereye gideceğim ilk defa birisi seni yarattım diyor acaba hakikaten o mu yarattı öyle ya evelim yahu yaratmadıysa yaratan çıkacak onlarla bizi helak (?) edecek zaman kazanayım diyorum yaşadığım hal bu aradan bir müddet geçiyor peygamber efendimiz bana da dönüyor Rabbimiz budur deyince Allahu Teâlâ'nın kelamını hissediyorum o bizden Habibim ona elleme dedi ben ayrı bir yerdeydim o üç grubun dışında o üç peygamberin karşısındaydım bu durumda benden ona Allahu Teâlâ'ya karşı bir şevk belirdi. Bir sahip buldum.
Böyle biri sahiplendi. Ben ne yapacağımı bilirim artık daha. Ona teslim oldum. Bir kölenin sahibine teslimi gibi. İşte burada da ta ki bizi yarattı ve aynı bizi yarattığı surette bize kendisini gösterdi. Zatını bildirdi diyor. İşte dünyaya geliş sırrı burada. Taha suresi de bunu ispatlıyor 134. ayet-i kerime ne diyor da onları Kur'an'dan önce bir azapla helak etseydik yani biz sizde A'raf suresinin 172. ayet-i kerimesinde ahitleştik sizin cehennemlik sizin de cennetlik olduğunuzu biliyoruz bir kısmınız beni inkar ettiniz bir kısmınız da evet benim Rabbimsiniz dediniz. Bu durumda beni kendiniz gibi gördüğünüz için benim bir sıfatım var diyor Allahu Teâlâ.
Neymiş o sıfatı? Allahlık sıfatı. Kimse ona sorgu sual soramayacak. Korkuttuğundan değil. Millet de korktuğundan değil. Bütün sorulacak sorular kendisi onu yaşayıp sorudan kesilecek. işte bu alemleri yarattı zatının görünmediği bir aleme gönderdi ne diyor ayetin devamında bana peygamberler ve alimler gönderseydin kitaplar gönderseydin şu aşağılık rüsvaylığa düşmeseydim e şimdi hadi bakalım Allah'ı (?) burada tahayyül ediyor ama bu sefer diyor ki o görünmez inkar ediyor mesela böyle diyor veyahut da görünür diye bir hayal gibi diyor bir uçanık bir ışık gibi diyor bir tanesi de diyor ki (?) siz diyor bunu yaratılanlarla beraber bir varlık olarak görürseniz şirke gidersiniz diyor birisi de öyle söylüyor onu bir ceset veyahut bir varlık olarak görürsen diyor bu ne demektir o görülmez işte ona getiriyor ben de ona diyorum ki bu söyleyene burada umum duysun bunu Hz. Adem'i Allahu Teâlâ çamurdan yarattığı zaman ona ruhundan üfledi ruhundan her ne kadar Hazreti Adem'e melekleri ve şeytanı secde et dediyse de çamura secde et demedi ruhuna secde ettirdi ruhuna bütün yaratılanları bu da ne demektir insanı eşrefül mahluk yaratması yaratılanların tüm mahluk Allahu Teâlâ yarattığı nispetinde yaratıcı olduğu için mahluktur.
Yani o istediği şekilde yaratır. Biz yaratılmışların en şereflisi ruhundan da olmamıza rağmen mahluklarız. Ama en şerefli bir mahluk.
Bu durumda yaratılanların da en güzeli.
Lekad halaknel insane fi ahseni takvim. Ben insanı en güzel surette yarattım. Bu durumda Allah beni zatından bir cüz'i olarak yaratıp
derin söylemeyeyim. Misallen söyleyeyim. Süleyman Çelebi Hazretleri'nin beytinde Peygamber Efendimiz için Mevlid-i Nebi'de zatımı zatına mirat edindim diyor. Mirat aynadır. Zatımı zatında görmek için yarattım diyor. Bunun daha derini söylemeyeceğim.
Evet. Demek ki Allah görünür. Görünmeyen bir Allah'la ahitleşilmez. Allah sıfatlanır o zaman. Sen kimsin? Yoksun ki. Ne bileyim ben sen ne ki? Orada evet diyorsun. Neye evet diyorsun? Orada kişi hayır diyor. Neye hayır diyor?
Görünmeyen birisine mi söylüyorlar böyle? Adama saçma derler. Saçma deli derler. Görünmeyen birisine evet hayır diyorsun. Yani olmayacak bir şey hayale. Ama senin karşında Rabbin duruyor. Seni yaratmış ve senin Rabbinim diyor. Seni ben yarattım diyor. Hadi isterin ne isterin ama. (?) Ondan sonra da diyorlar ki senin Rabbin değil miyim? Ya beni yaratırken ayak ucundan baş ucuma kadar yaratacak ki sonra ben onu yarattım seni ben yarattım dediği zaman ben onu inkar edeceğim. Sonra o da bana diyecek ki seni ben yaratmadım mı? Bu Allah'a da yakışmaz. Çünkü Allah kimseden cevap beklemez. Allah yalnızca emreder.
Bu durumda orada herkesi ruhlarında yarattı. Herkes birdenbire ayıldı. Karşısında Allahu Teâlâ'yı görüyor. Peygamber Efendimiz de Allahu Teâlâ'nın yanında evet Rabbimiz budur diye insanlara Allah'ı tanıtmaya çalışıyor. Hem de nasıl biliyor musun? Kendini mahvedecek şekilde öyle heyecanlı Allahu Teâlâ'ya tanıtmaya çalışıyor. İnsanın karakteri neyse gördüğüm o karakterini dünyada Allahu Teâlâ Resulullah Efendimiz zamanında ayetler indiği zaman şöyle söylüyor Habibim onları İslam'a davet için kendini neredeyse parçalayacaksın diyor. o ayeti bulsana neredeyse kendini helak edeceksin parçalayacaksın aynı olayı görüyorum orada bu durumda Allahu Teâlâ aynen insan suretinde biz bunu söylediğimiz zaman insanların çok ağırına gidiyor çünkü o görülmez büyük tabii büyük ama bana diyecek ki Maide suresinin 113. (?) ayet-i kerimesinde Maide suresi herhalde bak şimdi sana orayı söyleyeyim valla bir açtım orası geldi bak ne diyor la tüdrikühü'l-ebsar ve hüve yüdrikü'l-ebsar ve hüve latifü'l-habir gözler onu görmez yanlışını okuyorum ben şimdi halbuki o gözleri görür o eşyayı pek iyi bilen her şeyden haberdar olandır gözleri onu görmez dediği zaman görünmeyen işte bir varlık benim gözlerim beni cehenneme de atsa ateşte de yaksa gördüğüm hak ayetler içerisinde görmediğim bir ilahla ahitleşmedim ben ahdimi de bilirim bu ayet onların açtığı gibi değil bu ayeti incelerseniz gözler onu ihata yani kavrayarak göremez yani karşısına geldiği zaman bu benim Rabbimdir diyemez dünyada niye diyemez Allah'ın ağzından bir kere kelam çıkar burası gayb alemi kimse onu bu dünyada göremez.
Bu da benim Rabbimdir diyemez. Ama görür bilemez. Görür, onun Rabbi olduğunu bilemez.
O geçtikten sonra acaba bu muydu dersin? İşte idrak edemedin. Hazreti Musa'ya dünyada ateş şeklinde görüldü. Zat suretiyle görülmedi. Çünkü o gayıp bir alemde. (?) Zatını göstermedi. Ama Peygamber Efendimiz Miraç'ta zatıyla görüştü. Hz. Adem yaratıldığı zaman zatıyla görüştü. Bu yalnızca görüp de tanımama dünya içindir. Gayıp bir alemdir burası. (?)
Bu kadar İnsanlar bunun hakikatini, ayetlerin ne olduğunu bilse Allahu Teâlâ'yı sıfatlamazlar. Biz Rabbimizi Siyonizmin veya ideolojiye göre açıklanan kelimelere göre hakkı anlatıyoruz. Doğruları söylüyoruz. Görünmeyen bir Allah'la kimse ahitleşmedi. Herkes Allah'ı gördü ve tanıdı. Orada bile bile nefsani duygulara kapılanlar inkar etti. ve küntüm ezvacen selase bütün ezber birbirinden gelme üstünü fe ashabül meymeneti ma (?) ashabül meymeneh ey sağcılar size müjdeler olsun ve ashabül meş'emeti ma ashabül meş'emeh ey solcular size yazıklar olsun ves sabikunes sabikun ülaikel mukarrabun fi cennatin naim bir üçüncü zümre sabikun zümresi evliyalar, enbiyalar, şehitler, şuadalar zümresi evet baktın mı (?) 366. sayfada efendim. Şuara 3.
ayet. Şuara 3. ayet. Bak ne diyor şimdi.
366. sayfa.
327 335 359 66. sayfa değil mi? 66 efendim. 3. ayet mi? Resulüm onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini kendine kıyacaksın diyor bunu gördüm ben gördüm orada o kadar bu insanlara hücum ediyor Rabbimiz budur diye Allah'ı tanıtmaya çalışıyor işte o karakter dünyada karakter senin karakterin neyse Allah'ı tanımaksa derece derece nefsin halleriyle Allah'ı tanırsın Rabbini tanırsın eğer inkar ettiysen de inkarından Allah'ı tanımazsın. Bugünkü küfret iyi çıkıyor meydana. (?) Hepsi orada ahdini vermiş.
Görünmeyen bir Allah'la kimse ahitleşmedi.
Evet. Görüyor musun?
Misafir yine der ki
Elestü bi-Rabbiküm hakkında (?) Nida gelince müminler bela deyip (?) ittiler. İttiler ikranı. İkrarını. Ettiler ikrarını diyor herhalde. Bela deyip ettiler ikrarını. Evet dediler yani. Ayetleşmeden. (?) Sen benim Rabb'imsin. Rabb'imizden hitap gelince müminler evet Rabbimizsin diye kabul edip iman ettiler. Şimdi burası insanın kafasını karıştırır. Burası bu refahların kelamının karşılığına gider. (?) Burayı anlayamazlar. Niye? Bu refahların karşılığına gider. (?)
Müminler evet dedi. Öbürleri de inkar etti. Bu ta lahut alemine gider. Zaten orada üç kısmı ayrıldılar.
A'raf suresinin 172. ayet-i kerimesinde tekrar Allahu Teâlâ (?) insanlarla yani oradaki yarattığı insanlarla ahitleşirken oranın makamını bilmiyorum bak. Hangi makamdır belli değil.
Böyle bir yer, duvarda televizyon ekranları gibi geniş geniş zamanlar. Belli zamanlar. İnsanlara gösteriyor hangi zamanda gideceksin. İnsanda irade var. Kendi iradesini kullanıyor insan. Allahu Teâlâ sen buraya gideceksin deyip de kişinin mesuliyetini üstüne almıyor. Onun için ruhundan bir cüz'ü verip o cüz'ü kendi iradesiyle kendi muradını yaşayacak ve kendisini Allah'ın yarattığını yahut yaratmadığının ispatını yapacak? Gaye bu zaten, yaratma gayesi. Herkes kendi fırsatına göre bir yer seçiyor, bir zaman seçiyor. (?) O zaman da Allahu Teâlâ biz sizin kalplerinizin esrarını biliriz dediği ayet-i kerimesine göre onlara karakterler işliyor, o karakterleri.
Şimdi bu söylediğime dikkat edin. Kendi gönlünde nasıl bir duygu var? Nelerden hoşlanıyorsun? Neleri yapmak istiyorsun? Oradaki duygun aynı. Karakterlerinde bu şekilde bu duygularla nüsteniyorsun. (?) Oradaki ahdin öyle. Ama gelecek zaman içerisinde başına neler gelecek? Ben nasıl yapacağım? Bunlara nasıl bulaşacağım? Onu bilemiyoruz. La gaybillah. Ama gönlümüzde yapacağımız her şey oradaki (?) ahdimizin karşılığı. Rabbimiz onu bize işlemiş. Ve burada da bu duygular içerisinde yaşıyoruz. Eğer senin yapamayacağın bir işi, zevk denemeyeceğin bir şeyi sana yüklemiş olsaydı (?) bana bu vazifeyi verdin ama ben bunu kaldıramadım diye rahatlıkla söylerdin.
Ama oradaki duygularıyla Rabbine kendini ispat edip o karakterleri işlettiğin zaman orada ahdini bağladın. Kaderin yazıldı senin. Bir daha bu kaderinin dışına çıkamazsın. Ama gör gör bu alemleri bilmeyenler Allah'a orada evet dedi. Dünyada sözünden caydı diyor bak. Böyle söylüyor böyle söylüyorlar. Dünyada da sözünden caydı. Bunu nasıl Allah'a yanıyorlar böyle ve Allah'ı eksik sıfatlarla sıfatlıyorlar. (?)
Allah senin kaderini yazacak. Sen de o kaderin dışına çıkacaksın. Orada evet Rabbimsin diyecek. burada da onlar sözün dışından çıkacaklar. Bu mümkün değil.
Buna tevhidin manasını da bilmiyorlar.
Şimdi Elestü bi-Rabbiküm hakkında (?) nida gelince müminler ittiler diyor. Yani ettiler. Evet dediler. İkrarını Rabbimizden hitap gelince müminler evet Rabbimizsin sen diye kabul edip iman ettiler. Burası sanki lahuti anlatıyormuş gibi. Halbuki lahuti aleminde üç bölüğe ayrıldı ahitleşme yok. Ahitleşme Berzaha kaldırılıyor. Berzahtan tek tek insanlar çağrılıyor. Orada kaderini yiyor, bağlıyor. Orada nasıl kader verdiyse, ahit verdiyse dünyaya da gelip aynı ahdi oynuyor. Orada senaryo yazıldı. Burada oynayan insanlar yazdırmış olduğu senaryonun artistleridir. Kendilerini nasıl bir insan olduklarını ispatlıyorlar.
Daha nasıl anlatalım? Evet.
Kalu bela denildi. Münkür mihip bilindi. (?) O demde duta geldi. Cahiller inkarını evet deyip kabul edenler (?) Müslüman oldu.
İnananla inanmayan orada ayrıldı. Böylece ta o günden bugüne geldi kafirlerin inkarı diyor. Şimdi burada bir kısım şöyle anlaşılır. Allahu Teâlâ ben sizin Rabbinizim dediği zaman orada üç bölüğe ayrıldı. (?) Ama ahitleşme yok. lahut aleminde ahitleşme yok orada üç kısmı ayrıldık ve berzaha kaldırıldık berzahtan sonra ahitleşme oldu ahitleştikten sonra tekrar berzaha kaldırıldık herkes kendi zamanını bekledi kendi zamanına zamanı gelen dünyaya gönderildi kendisinin ispatı için Allah'ı inkar eden kalbini Allah'a mühürlettirdi. Bunu da Allah mühürledi diyor. Ya mühürleyen zaten Allah. Allah'tan başka kimse mühürleyemez ki.
Ama sen Allah'a isnat edersen buna Allah mühürledi diye. Yaratmış olduğu kulunu keyfi bir durum hasıl olur ki. Keyfi bir durumla onu kalbini mühürlemiş oldu. Allahu Teâlâ zatını göstermesine rağmen tanımamazlık var. Kişi ısrar ediyor tanımamada. Kendi Allah'ı tanımada kendisi kalbini mühürlettiriyor.
Kulaklarını hak kelamına karşı kapatıyor. Gözlerini de görmekten tenzih ediyor kişi. Allah da onu mühürlüyor. Gözlerinde bir çeşit perde vardır diye kulaklardan tıkaştırdır. (?) Kalpleri mühürlüdür diyor. Sen bunu hususi olarak kişinin kalbini Allah dilediği şekilde mühürledi diyemezsin. Kişinin arzu ve isteğine göre ne istemişse kalbi o şekilde mühürlenmiştir. İslamiyeti istemişse İslam mührü yemiştir. Küfürü istemişse küfrün mührünü yemiştir. O dünyaya geldikten sonra bir daha onun sözü geçersizdir. O yaptığı fiili icraatlerle yapmış olduğu efendim söylediği küfürlerle kendi hesabını kendisi yaptırır.
Nasıl bir insan olduğunu ispatlar ve geçer gider. Hepimiz dünyada kendimizin nasıl bir insan olduğunu ispatladıktan sonra gideceğiz. Daha berzahta bekleyenler var. Gelecekler daha. Kıyamete kadar gelecek olanlar var. Onlar da kendilerini ispatlayıp gidecek. Ölüm yokluk demek değildir. Bir misafirhaneden hakiki yurduna gitmektir. Ama kiminin hakiki yurdu güllük gülistanlık kiminin de dikenliği ile ateşli bir bahçesi.
İki yolun neticesi.
Hadis midir efendim diyor. İnsanlar yatsı ve sabah namazlarında cemaatle kılmada ne sevap olduğunu bilselerdi emekleyerek de olsa mutlaka onlara gelirlerdi. Resulullah Efendimiz böyle bir şey söylemez. Çünkü içerisinde gidemeyenler olur, hastalar olur, efendime söyleyeyim yaşlılar olur. Onları zorla o tarafa doğru itmiş olur. Böyle bir şey söylemez. Yalnız sabah namazı şahitlidir.
Sabah namazı. Diğer namazlardan üstündür. Çünkü şahitlidir. Şimdi size burada şahitliği insanlar şöyle söylerler. İki akşam melekleriyle sabah melekleri değiştiği zaman toplu olarak orada görülürler, bulunurlar. Bunların şahitliğini, yok Allah kimsenin şahitliğine ihtiyacı yok.
Öyleyse bu nedir? Bakara suresinin 257. ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ sizi karanlıklardan alır aydınlığa çıkartır diyor. Dedin mi? Karanlıklardan alır aydınlığa çıkartır. Birçok kez de Mellon'da diyor sizi aydınlıktan alır karanlığa (?) götürür diyor. Şimdi dünya kendi ekseni etrafında dönüyor. Aynı zamanda güneşin etrafında dönüyor. Güneşin etrafında dönerken mevsimler, güneşin karşısında dönerken de gece ve gündüz meydana geliyor. Her sabahın imsaktan sonra güneş doğumuna kadar olan zaman sabah namazı.
Allahu Teâlâ bizzat insanların kendilerinin karşısında. Şahit dediği bu zaten. Allah şahit oluyor bize sabah namazında. Şahitlik bu. Onun için çok kıymetli o sabah namazı.
Her dakika güneş açıyor. Her dakika güneş açıyor. Halbuki her dakika geriden güneş doğmadan Allahu Teâlâ namaz kılanların karşısında şahit. 24 saat Allahu Teâlâ'nın huzurunda namaz kılmış oluyorsun. İşte tanami bir ilaç. (?) Bu şahitlik, bu şahitliktir. meleklerin şahitliği değil Allah meleklerin şahitliğini ben de meleklerin şahitliğini kale alıp da bana şahit oldu demem çünkü Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde ben her yerde hazır ve nazirim diyor Allahu Teâlâ'nın hazır ve nazir olduğu yerde ben daima Allahu Teâlâ'nın karşısındaysam meleğin şahitliğine ihtiyacım yok
Fatma Çelebi evladımız der ki Selamün aleyküm efendim Allahu Teâlâ Bakara suresi 154. Ayeti: Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Aksine onlar diridirler. Fakat siz (?) anlayamazsınız. Şehitler mukarrebin sınıfında olduğuna göre şehitler mukarrebin sınıfında olduğuna göre bu ayet-i kerime tüm mukarrebin sınıfı için geçerli midir efendim? Allah sizden razı olsun. Mübarek ellerinizden öperim. Allahu Teâlâ bir sınıfa mukarrebin sınıfı deyip mukarrebin sınıfı da bu şekilde ayetle karşılıksa orada şehitle peygamberleri ayırmaz. Eğer peygamberler de ayrılmış olsaydı şehitler peygamberlerin üzerinde olmuş olurdu.
Bu insan biraz imanlı insan şehitleri peygamberlerin üstünde tutmaz. Çünkü peygamberler Resulullah Efendimizin ruhundan bizzat olup ben İslam'ın ülkeyim diyen insanlar ve Allahu Teâlâ (?) ile Al-i İmran suresinin 81. (?) ayet-i kerimesinde direkt ahitleşenler evet şehitler böyle seslendir şimdi peygamberlerin safını (?) evet mühabir (?) misafir der ki selamün aleyküm efendim on altıncı Nahl suresi (?) 72. ayet diyor Nahl suresi 72. (?) 72. ayet. Ver bana.
Allah size kendi nefislerinden eşler yarattı. Adem babamızı yarattığı zaman nefsi sükun bulsun diye kadını yarattı. Ama erkek için zevki sefa yap diye yaratmadı. İlk insan fabrikasını kurdu. Çünkü yarattığı bütün insanlar dünyaya gelecek ve dünyada kendilerini nasıl bir insan olduklarını ispatlayıp ahirete gidecekler. Bu durumda erkek güçlü, tam bir nefis, kadın yarım. Ne diyor? Nefislerini Hazreti Adem'in nefsi sükun bulsun diye yarattı demesi ona şehvet verip o şehvetle birleştikleri zaman sulbündeki o insan menilerinden dünyaya hangi ruh gelecekse onu orada kadının kırkıncı günü o ruhu ona vermesi.
Evet. Eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı. Evet. Sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hala batıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar diyor. burada Allahu Teâlâ benden başka bir ilah daha yok ben Adem'i yarattım Adem'den hanımını yarattım size eşler ve çocuklar verdim bütün rızkınızı ben veriyorum diyor Allahu Teâlâ A'dan Z'ye kadar yerden göklere kadar yedi kat semavat hatta ayet-i kerimede bütün nefisler ölümü tadacak göklerin ve yerin mirası Allah'a kalacak dediği ayet-i kerimesine göre bütün yaratılanların rızkına kefil olup bütün yarattıklarını tek tek rızıklandırdığına göre hala da mı bana nankörlük yapacaksınız diyor bizi uyarmaya çalışıyor zatına döndürmemizi istiyor ayetin manası başka şurada bakalım var mı sorular geldi Ayşe misafir evladımız der ki efendim evlat edinme durumunda erkek ya da kız çocukları ebeveynleri arasında mahremiyet durumu oluşuyor mu?
Şimdiden Allah razı olsun.
Mahrem durumu şöyledir.
İstirahate çekildiğimiz zaman kaylule uykusu var.
Kişiler çıplak yatabilirler. Aslında umumadır. İstisnalar kaideyi bozmaz. Mesela peygamber efendimize elbisesine bürünüp yatan peygamber diyor. Biz çıplak yatmıyoruz. Fakat sıcakta üstünü başını açanlar var. İşte o zaman diyor ki, üç defa kapıyı çalsın. İçeridekini o şekilde görmesin. Veyahut da annesiyle beraber anne babasının bazı durumlara hasıl olur. O durumda geri git dediği zaman da içeriye girmemesi lazım. Ses almıyorsa da geri dönmesi lazım. Babası yödemek yahut da çıplaktır. (?) O şekilde görülmemesi. Yoksa diğer zamanlar mahremiyet yoktur. Öz anne ve öz babadan mahremiyet yoktur.
Mahremiyet olmadığını ayet şöyle sıralar. Aslan orayı. (?)
Annesi, babası, dayısı, teyzesi, halası,
babasının oğulları ikinci defa, üçüncü defa evlendiyse analıkları, yani annelikleri babasının evlendiği kadınla oğlu evlenemez. Bunlar mahremdir. Bana bak.
Bak.
Başörtülerini teşhir etmesinler. (?) Başörtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar, köleleri, erkeklerden ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vesaire gibi uyuntu kimseler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler diyor. İşte mahrem olanlar bunlar. Ayşe evladım.
Efendim Burayı da böyle bildikten sonra bakalım başka var mı? Efendim
Selamün aleyküm efendim. Bakara suresi 18. ayeti artık onlar o hallerinden dönmezler diye geçiyor. Aklıma burada o halde oldukları müddetçe mi demek lazım diye düşündüm. Nasıl olmalıdır diyor. Burada birçok ayetler ideolojiye göre yazılmış. Daha önce dedim. Kur'an'ın aslı yalnızca şu Arapça olan Arapça yazılardır. Kur'an'ın aslı bu. Fakat Kur'an açılırken kişilerin akıl nispetinde anladıklarını yazıp Allahu Teâlâ'yı kendi akıllarına sığdırıp sıfatladıkları kelamlar veyahut da ideolojiler veyahut da siyonizm kelamları burada dolu. Kaçıncı ayet diyor? On sekizinci ayet. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler.
Bak şimdi bunun üstündeki ayetten okuyacak olursak şöyledir. bir
üst ayetten okuyacak olursak onların münafıkların durumu karanlık gecede yakan bir ateş misalidir diyor. Oh ne güzel. Yani bu münafıklar dünyaya geliyorlar benim Allah'la bir irtibatım olmaz. Ben kendi yolumu kendim aydınlatırım diyor. Bak karanlık gecede yakan bir ateş misali. Kendisi dünyaya geldikleri zaman karanlıklar içerisindeydi. Halbuki İbrahim suresinin İbrahim suresinin 4. (?) Ayet-i Kerimesinde ne diyor? Bak oraya. Şimdi İbrahim suresinin Ateş etrafını aydınlattığında Allah hemen onların aydınlığını giderir ve onlar karanlıklar içerisinde bırakır. Böyle Allah olur mu? Allah ayet-i kerimesinde bütün aleme sesleniyor.
Her ne olursa ol gel diyor. Tövbe et. Tövbe. Tövbe kapısı açık ölene kadar. Gel diyor. Burada onları karanlıklar içerisinde bırakmış. Onlar kendi yollarını aydınlatmışlar. Allahu Teâlâ da bunu çekememiş. Kendisine rakip görmüş. Onları mahvetmiş. Karanlıklar da bırakmış. Işığını söndürmüş. Bunlar şafık mıdır nedir ya? (?) Böyle ayet açılır mı? (?)
Tabii ki onlar münafıkların durumu karanlık gecede yanan bir ateş misalidir. Biz dünyaya geldiğimiz zaman karanlıklar içerisindeyiz. Allah bize peygamberler kitaplar gönderiyor. Anne babayla beraber seni yetiştiriyor. Seni o aleme hazırlıyor. Ortama hazırlıyor. E bu bir önüne aydınlık mı? Anne baban bir aydınlık değil mi? Alimler kitaplar senin önünde bir aydınlık değil mi? Allah bütün insanlara bunu gönderiyor.
evet ateş etrafını aydınlatın da ateşi söndürenler kendilerini karanlıklar içerisinde bırakırlar ya ateşi arkalarına dönenler aydınlığa arkalarına dönenler işte tağut sizi aydınlıktan alır diyor karanlığa götürür diyor bak ne diyor şimdi burada İbrahim suresi şurada
evet Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa bak Allahu Teâlâ İbrahim suresinin birinci ayet-i kerimesi insanları Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa yani her şeye galip ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna çıkartman için sana indirdiğimiz bir kitaptır diyor burada insanlar 17. ayette böyle söylüyor şimdi 18. ayette de tabi ona şey yapacaklar bunu yamayacaklar çünkü bir kere yanlış bina kuruyorlar ondan sonra o binanın üzerine yanlış temel atıyorlar o temelin üzerine bina kurmaya çalışıyorlar onlar sağırdırlar dilsizdirler kördürler artık onlar hallerinden dönmezler diyor bu biz imanımız olduğu için imanımız buna kafirler diyoruz ama bu kafirlerin içerisinde dönen yok mu?
var, tövbe eden yok mu? var e peki bu hepsine şamil olursa onlar sağırdırlar, dilsizdirler kördürler, artık onlar o hallerinden dönmezler hem onların karanlıklar içerisinde aydınlıkta aydınlığını söndürüyor. Bak. Onları zulme davet ediyor. (?) Zulüm içerisinde bırakıyor. Burada da onlar kördürler, sağırdırlar diye onlar dönmezler. Ama oradaki insanlara söylüyor bunu bu. Bunun doğrusunu yazsana.
Birbirini tutuyor mu şimdi bu?
Yahut diye onların hali gecenin gökte yoğun karanlıklar içerisinde boşanan yağmur arasında şimşekler ve gök gürültüleri içerisinde kalmış kimsenin hali gibidir. Yani korkudan diye onlar kulaklarını falan tıkarlar ve korkudan kalpleri diye parça parça olur. Şimdi bu ayrı. Yalnızca bu kafirleri söylüyor burada. Ama burada şöyle onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar o hallerinden dönmezler. Bunu noktalamak lazım. Nasıl noktalayacaksın? Elest bezminde, A'raf suresinin 172. (?) ayet-i kerimesinde Allah'ı inkar ederek ahitlerini veren insanlar. İşte onlar sağırdırlar, kördürler, dilsiz dilsizdirler.
Buraya parantez sesini açacaksın buna. (?) Orayı kaçtıracaksın bir kere. Allah'a İslamcı olarak bilmeden ahit vereceği bilerek ahdini verenler. Yani Allah'ı inkar ederek ahdini verenler. Burada o parantezi çıkaracaksın. Bu çok yerde böyle yanlışlıklar var. Biz burayı bazı şeylerini kaba yerleri, alenen görülen yerleri düzelttik. Başka var mı soru? Yok efendim. Başka soru yok. Vaktimiz de aşağı yukarı 10 dakika kaldı.
Şimdi onlar o halde ki manası misafirin söylediği bu ayete denk gelmez. Çünkü bu ayette o tamamen isyankarları söylüyor Allahu Teâlâ. Küfre gidip Allah'ı tanımayanları söylüyor. Burada ufak bir açma olacaktı. Onlar Elest bezminde Allah'ı inkar edenler. Onlar sağırdırlar, dilsizler, kördürler. Artık onlar hallerinden dönmezler. Yani onlar o şekilde kendilerini mühürlettiler. Artık kaderlerinden dönüş yoktur diyor.
Bir soru daha geldiyse bakalım.
Ahmet Doğan'ı ya hocam. Selamün aleyküm, saygılar diye bir mukabele. Günümüzde aynı mezara gömülmeler ve belli bir süre sonra kadın ile erkek arasında ölüm sonrası nikahları düşmüş oluyor diye aynı mezara konmaz deniliyor. Sizin bu konuda yorumunuz nedir? Saygılar şimdiden Allah razı olsun diyor.
Toprakta nice ölenler var. Nice kemikler var. Oralar mezarlıklar oluyor. Çökerlerin üzerine kadınlar da gömülüyor. (?)
Burada yedi sene geçmesi lazım diyorlar. Yedi sene. Yedi seneyi niye koyuyorlar? İnsanın yedi nefsi hali var. Her biri bir seneye tekabül ediyor. Diyorlar ki bunlar bir sene içerisinde bir nefsin toprağa geçmesi, ikinci sene ikinci nefsin toprağa geçmesi, Topraktan yaratılmış toprağa gitti diyor. Doğrudur. Hepsi biz topraktan yaratıldık. Toprak. Asıl bizim varlığımız ruh, nefis ve candır. Ruh, nefis ve can ölüm anında Allahu Teâlâ Münker Nekir melekleriyle beraber onu kıyamete kadar yani bir daha haşır olana kadar belli bir yerde muhafaza edecek. Yani her sefer herkes berzahta kendi hücresinde efendim orada raks edip duracak.
Kendinden haberli, habersiz ne diyor orada? Enelillahi'l-hak, enelillahi'l-hak efendim Allah haktır diyor. (?) Bunun söylemesindeki gayesi Elestü bi-Rabbiküm hitabında Allah'ı görmesi. Lahut aleminde sizin Rabbinizin benim devletimden, onu görmesinden dolayıdır. (?)
Bu durumda yedi sene geçtikten sonra, yani kemikte de çürüyor zaten. Kadınla bir erkeğin üst üste gömülmesinde hiçbir mahzur yok. Bence. Ben ayet-i kerimeye göre söylüyorum. Onlar orada ne can var ne de ruh var. kendileri evet mezar buradadır fakat kendileri berzahtadır, diridir ancak insan (?) vücudunda insan vücudunda ölmeyen bir hücre var o ne çürür ne yanar ne kaybolur Allahu Teâlâ yer başka bir yer, gökte başka bir yer gök olduğu zaman, dünyada ortaya dümdüz getirdiği zaman israfıyla yansıtmak yok diyor. (?) Yani orada bizi bir suyla sulayacak zaten. Biz sizi bir suyla sulayacağız diyor. Bu su da altıncı katta sır denizi denen bir su.
Ancak o vücuttaki hücreyi o çözecek. Ve oradan otlar gibi insanlar bedenen çıkacaklar. Ruhlarla birleşip ahirete gidecekler. Şimdi aynı yerde, aynı iki hücrenin beraber çıkması sakıncalı. Bu biraz sakıncalı. Ama orada ilk kalktıkları zaman belki oraya daha bizden evvel nice insanlar gömülmüştür. Çünkü dünya bu zamana kadar birçok harpler geçirdi. Birçok yerlerde ölümler, yani toplu gömülmeler, hepsi var toplu gömülmelerde.
Evet. Bu bir sakıncadır. Mesela ben kardeşimin vasiyetiydi. Beni annemin üzerine gömün dedi. Benim annem de öyle öyle 1978 senesinde öldü. Kendisi de 2022-2023'ün sonunda öldüler. Aradan geçmiş misikteneler. (?) Oraya gömdük onu. Bunlar mahrem olanlar. orada kalkabilirler. Biraz sakıncalı ben görüyorum. Tam sakınca değil de biraz sakıncalı görüyorum. Çünkü orada da kalktığımız zaman herkes nefsi nefsi dediği zaman kimse kimseye bakmayacağı bir yer. Bu gibi buharlarda zuhuretliğine göre bunlar sakıncalı. (?) Biz size iki elbise gönderdik diyor. Birincisi edep yerinize örtüp efendim korunacağınız elbise.
İkincisi de takva elbisesi diyor. Siz takvaya yönelin diyor. Takva yönüyle sakınca alın. Takvadan. Ama mecbur kalırsan gömülebilir. Evet. Ahmet Doğan'ı yaz.
Başka bakalım var mı?
Var bir tane soru daha. Selamün aleyküm efendim. Kur'an-ı Kerim'i mushaftan okumak ile telefon bilgisayardan vs. okumak arasındaki fark var mıdır? Efendimden efendim. Hiçbir fark yoktur. İster telefondan oku. İstersen internetten oku. İstersen kitaptan oku. İstersen de okumadan dinle. Sen de sür.
Hepsi aynıdır.
Hatta okumasını bilmeyip de televizyonda okuyanlar bir ok işaretiyle sürüyorlar onu. O şekilde hatim de yapıyorlar. Öyle o okuyanların okuduğu yerde o sürgüyü devam edersen kelime kelime sen de hatim yapmış olursun. Çünkü ameller niyete bağlı. Bu çok mühim. Allah insanlara zorluk göstermiyor. Senin niyetine bağlıyor her şeyi.
kalın sağlıcakla Allah'a emanet olun Lillahi Teâlâ (?) El-Fatiha. Amin.