02.05.2026 Tarihindeki Sohbet

A. Metin Saruhan · 3 Mayıs 2026 · 2026

Videonun metni

Evet.

Burada birkaç tane var, soru var. Sorular var, bak bunlar hep. Yeni sorular. Çünkü işaretlenmemiş.

Evet, burada. Bak burada işaret var, görüyor musun? Şuradan başlıyor. Sayfa 93, sure 97. ayet. Sayfa 93, Nisa Suresi 97. ayet. Ver bana.

Kendilerine yazık edenlere melekler canlarını alırken ne işlediniz derler. (?) Kendilerine yazık edenler kimler?

Allahu Teâlâ'nın emrinin dışında yaşayanlar.

A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde anlaşırken, ahitleşirken Allahu Teâlâ'ya ahdini Rabbini tanımamaz olarak verenler, yani küfür (?) ehli, küfür ehli. Şimdi soruyor, kim soruyor? Melekler canlarını alırken ne iş dediniz diyor. Bunlar (?) biz yeryüzünde çaresizlik diye cevap verirler. Yeryüzünde (?) çaresizlik, yalan söylüyorlar. Yeryüzünde (?) Allahu Teâlâ hiçbir kimseyi çaresiz bırak diyor. (?) Çünkü evvela rızkı tali Allah, rızıklarını veriyor. (?) Rızkını verenin çaresizliği kendi acizliğidir insanın. Evet.

Melekler de Allah'ın yeri geniş değil miydi diyor.

Ayet-i kerimede, başka bir ayette Allahu Teâlâ bir yerde ibadetinizi yapamıyorsanız veyahut bir yerde rızkınız varsa siz tayy-i mekan (?) yapın diyor. Yani yer değiştirin diyor. Yer değiştirin. Rızkını arayacaksın. Bak bugün kurtlar, kuşlar, hayvanlar durduğu yerde hiçbirisine yemek gelmiyor. Hepsi rızkını arıyor. Rabbim de rızıklara ayarlanır zaten. (?) Onlar da rızıklarını alıyorlar. Sen ne iş yaptın? Seni şerefli yaratmama rağmen.

Evet.

Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz yazıyor. Ne güzel. Bir ayette der ki Rabbim, siz bir yerde ibadetinizi yapamıyorsanız hicret edin. Kardeşlerinizin yanına gidin diyor. Kardeşlerinizin yanına gidin. Orada rızkınız daha bol olduğu, daha çok rızıklanırsınız. (?) Şimdi bunun açık örneğini Müslüman olarak yaşadık. Nerede? Suriye'den gelen Suriyeli kardeşlerimizle. 3 milyon mu, 4 milyon mu? Bir Suriyeli geldi. Çadırlar kuruldu, yemekler verildi, çocuklar mekteplere gitti, daha güzel hayat yaşadılar burada. Ve sonunda Allahu Teâlâ memleketlerine vasıl etti, açtı. Hürriyetlerine kavuştular.

Sen, söyle.

Dur, daha bitmedi. Sonra söyleyeceksin. Bak, burada yanlış yapıyorsun. Ben bunu bitireyim ondan sonra sorarsın. Evet, kaç defa söyledim sana. Söylerken, buraya girme. O senin yaptığın, kadınlar var ya, dedikoducu kadınlar, konuşurken. O oradan konuşur, orada mevzu başkasına birisi atlar, başka bir şey söyler. Öyle değil. Her şeyin bir edebi, adabı var. Bir mevzu bitmeden, bir mevzu başlamaz. Evet.

Melekler de Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret edilse, edilince derler. (?) İşte onların barınağı cehennemdir. Orası ne kötü gidiş yeridir diyor.

Bunların kaçamak tarafları yok. Hiç mi bunlara hak verilmeyecek? Allahu Teâlâ adildir.

Onların yaptıkları an be an, miskal-i zerre hayır, miskal-i zerre şer yazıldığı için kendilerine yaptığı hayat mücadelesindeki bütün olaylar kendilerine gösterilecek. Allahu Teâlâ'nın Allahlık sıfatı var. Nedir bu? Hiçbir kimse ona sorgu sualinde bulunamayacak. Niye? Zor mu kullanacak? Yok. Bütün sorular karşısında işlenmiş (?) olacak ve başı yerde eğik kalacak. Ve işte söyleyecek hiçbir kelam bulamayacak. Kendisi cehennem yolunu tutacak. Evet. Şimdi söyle bakayım ne diyorsun? Hocam bu şey bir tek hayır. (?) Melekler vazifelidir. Melek hesaba çekmez. Hesaba çeken tek biri varsa o da Allah'tır. Çünkü eleysallahu bi ahkemil hakimin. (?) O hakimlerin hakimidir. Yevm-i kıyamette mahkeme-i kübrada onun orada ne bir ortağı ne bir eşi ne bir yardımcısı var.

Yalnızca hüküm Allah'ın iki dudağı arasında çıkacak olan kelama bağlı. (?) Onun artık ne ileri gidişi ne geri dönüşü vardır. Ben de niçin böyle konuşuyorum biliyor musun? Allah görünmez diyenlere karşı. Bu insan Allah'ı (?) konuşturdu ya diyecekler, ya iki dudağı var diyecekler. Onlara Kur'an'ı okumasını tavsiye ediyorum. Allahu Teâlâ benim söylediğime şöyle söylüyor. Onların konuşacak dilleri mi var? Gören gözleri, tutan elleri, yürüyen ayakları mı var? Nesi var? diyor. Öyleyse konuşacak dilleri mi var diyorsa, iki dudağı arasından çıkacak kelama hiçbir kimse hiçbir şey söylemeyecek. Evet. Söyle. Var mı? Var.

Hocam hayırlı sohbetler. Sağ olasın ya. Kadir Suresi 4. ayet mealinde. O gecede Rabbimizin izniyle melekler ve ruh her iş için iner dururlar. Ruh burada Allah mıdır? Allah ise, Rabbinizin izniyle ruh iner ise Allah kendi kendine izin mi veriyor? Anlayamadım. Açar mısınız? (?) Hocam diyor. Bütün bu alemler programlanmıştır. O program geldiği zaman: Hadi bakalım benim iznimle. O kim veriyor izni? Allah veriyor. Benim iznimle, melekleri de alıyor peşine, hadi bakalım dünyaya gideceğiz diyor. Burada batıl şöyle söyler. Melekler ve ruh. Cebrail der. Ruha. Halbuki ruh hiç olmasa aklını çalıştırsa insan az bir şey.

Az bir şey. Fazla bir şey değil. Hazreti Adem'in yaratılışını hepimiz biliyoruz. Ruhumdan bir cüz'i verdim diyor. Ya daha ne diyecek sana? Daha ne diyecek? Nahl Suresinin 102. ayet-i kerimesi herhalde. (?) Aç bakalım orada ne diyor? İslam olmaları doğru yolu bulmaları için. Mukaddes ruh olan Rabbin, daha ne diyecek sana? Mukaddes ruh olan Rabbin senin kalbine vahyetti diyor. O tutturdu kuvvetlice.

Şimdi burada külli ruh da Allahu Teâlâ. Mukaddes ruh da Allahu Teâlâ. Ruhul emin de Allahu Teâlâ. Yani onun sıfatları bu, Allahu Teâlâ. Ne diyor? Ver bakayım bana. 102. ayet-i kerimesi. De ki, onu mukaddes ruh, bak (?) Cebrail diyorlar, Cebrail. Buraya tutayım da iyice görün. Mukaddes ruh Cebrail oluyor.

Yani. Şimdi burada Cebrail nurdan yaratılmış bir melek.

Peki, mukaddes ruh olan Cebrail diyor şimdi. İman edenlere sebat vermek, Cebrail veriyor bunu, bak. Yaratılan Cebrail iman edenlere sebat vermek Müslümanlara doğru yolu iletmek ve onlara müjde vermek için Rabbin katından hak olarak indirdi diyor. Değil. Hakkın katından diyor bir de. Kendi kelamını kendisi tekzip ediyor. Hakkın katından diyor. Demek ki bir Allah var. E sen bunu Allah yerine koydun. Burada da Allah'ı başka şey yaptın, gösterdin. O zaman iki tane mi ilah var?

Allah muhafaza bunlara.

Evet. Külli ruh da Allahu Teâlâ. Mukaddes ruh da Allahu Teâlâ. Ruhul emin de Allahu Teâlâ. Bu burada Cebrail, Allah'ın yarattığı dört büyük melekten bir tanesi. Dört büyük melek hangisidir?

Cebrail, Mikail, Ezrail, İsrafil. Hepsinin ayrı ayrı vazifesi vardır.

Cebrail, Allahu Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'i levh-i mahfuzdan Ramazan'ın 27. gecesi, Kadir gecesinde Kadir denen yere indirdiği için Kadir gecesi oldu. Kadir gecesinde Kur'an-ı Kerim'i toplu olarak oraya indirdi Allahu Teâlâ. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin kalbine hangi sureyi vahyettiyse Cebrail aleyhisselama emreder, Kadir gecesine inen Kur'an-ı Kerim'den o sureyi alır, gelir Peygamber Efendimize okurdu. Niçin? Kalbi daha mutmain olsun diye.

Şu ayeti unutma.

Biz sana vahyedeceğiz. Sen hiç unutmayacaksın. Öyleyse vahyedileni hiç unutmayacağına göre hangi sureyi Allahu Teâlâ kalbine oturtturduysa Cebrail emrini de o sureyi Kadir (?) gecesinde o Kadir denen yerden Kur'an-ı Kerim'den o sureyi alır, Resulullah Efendimize okurdu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de şöyle buyurur: Cebrail'in okuması çok hoşuma giderdi diyor.

E hani Allah dünyaya gelmeyecek mi? Bu geldi. Allah ise, Cebrail Allah'sa, dünyaya geldi Allah. Ve Allah Peygamber Efendimiz'e geldi. Bana orada okudu. E öyleyse daha vahye ne lüzum vardı? Hep bu refah. (?) Hep bu refah. (?) Şimdi burada ne diyor? Ruh. Evet. Allahu Teâlâ, mesela sen de bir yere giderken diyorsun ki: Hadi bakalım çocuklar, bir izniyle, Allah'ın izniyle (?) gidelim. O da Allahu Teâlâ da hadi bakalım, benim iznimle, meleklerle beraber izin çıktı, kendinden izninle. Hadi bakalım dünyaya. Ya (?) Allah dünyaya gelir mi? Ya Allah dünyayı sahipsiz mi bırakır?

Senin kapına kim gelir? Seninle kim konuşur bilemezsin. Hocam (?) Allah'ı mı sen burada söylemek istiyorsun? Sana bir ayet söyleyeyim de Ne anlarsan anla En'am suresi miydi 103. (?) ayet-i kerime Aç bakayım En'am suresinin 103. (?) ayet-i kerimesi. 110. ayetten mi olacak? Bir bak bakayım. Aç. (?) Ayetleri yanlış açarsan anlayamazsın tabi. Ben buldum. Açma, bak yanlış açmışlar. Gözler onu göremez. Gözler onu göremezse, bu hem zahir hem batın. İşte görülmeyen bir Allah ile ahitleştin, o zaman ben ne bileyim kimle ahitleştim? Bak burası bir kere saçma. Halbuki o gözleri görür. Doğru. O eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır. Doğru. Ama ilk yanlış. Bak ne diyor: Gözler ona ihata... Yani bütün gözler, insan gözleri de ihata, yani kavrayıp da bu benim Rabbimdir diyemez. Çünkü gayb bir alem. Zatının bilinmediği bir alem. Çünkü buraya da biz gayb bir aleme gönderildik. Senin karşına çıksa da Allah olduğunu (?) bilemezsin. Buna atasözleri sırlı bir kelam söylüyor. Sırlı. Her kapına geleni Kadir bil, (?) Hızır bil, her gününü Kadir bil, her gününü Kadir bil, her kapıyı bile bil, her geceni Kadir bil, (?) her kapına geleni de Hızır bil. Her geceyi nasıl (?) bileceksin? Allahu Teâlâ'nın dünyayı boş bırakmadığını.

Evet, burada bunlar çok derine gider. Bu şekilde kalırsa aklına bin tane soru gelir. Onun kökenini bileceksin, kökenini. Kökenini bilirsen her şey çözülür. Onun için Allah'ın kimseden izin almaya ihtiyacı yok. O kendi izniyle yapar her şeyi. Kendi arzusuyla yapar her şeyi.

Evet.

Maide'nin 64. ayet-i kerimesi. Yanlış açılan bir ayet-i kerime. Evvela yanlışını okuyalım size. Çok yanlış var da biz böyle bazen mühim olanları ele aldık, yoksa burada her şey çok yanlış. Yahudiler Allah'ın eli bağlıdır, sıkıdır dediler. İşte İncil'de de Yahudiler Allah'la güreş etti, Allah'ı yendi. Ya bunlar Allah'ın yakınları, yakınları olduğu için cehennemde üç günden fazla ateş değmezmiş bunlara. Bu niyetle beraber Allah'ı hafife alan zavallı insanlar. Ne diyor şimdi? Ya Allah'ın eli bağlıdır dediler. Allah'ın eli bağlıysa sen Allahu Teâlâ'yı neyle itham ediyorsun biliyor musun?

Allah kullarını yarattı ama ne yapacaklarını bilemedi. Sonra sen iyi olanlara iyi davrandın. (?) Hakikati arayanları dışladın. Kulları arasında ayrım yaptın. Sonra o bizlerle sözleşti. Yani ahitleşti. Ahitleşti ama biz vermiş olduğumuz ahdi ona o bağlayamadı. Biz de dünyada caydık. Sözümüzü değiştirdik.

İşte Kur'an bu anlayış üzerine kurulmuş.

Bu anlayış üzerine ayetler yazılmış.

Kur'an'ın esası değil bunlar. Kur'an'ın ruhuna aykırı. Kur'an'ın ruhu nedir? Allah'ın kelamı. Allah'ın kelamında eksiklik olmaz. Evet. Yahudiler Allah'ın eli bağlıdır dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lanet olası diyor. Allahu Teâlâ işte lanetliyor onları. Bu kadar ileri gitmiş bir kavim bunlar. Yeryüzünün fitnesi, asla rahat durmazlar. Devamlı kendilerine düşman ararlar. Bu bakımdan yeryüzünde rahat duramazlar.

Bilakis Allah'ın elleri açıktır. Nedir bu? Bu bilakis Allah'ın elleri açıktır ayet-i kerimesi şu ayeti destekler: Rahmetim gazabımı aştı diyor. Buyur öyleyse. Rahmeti olan Allahu Teâlâ yarattığı kullarına çekemeyeceği yükü sırtına vurmaz. Dilediği gibi verir, yaratır. Burada dilediği gibi Allahu Teâlâ yaratır. Dileme Allah'ı. (?) Dilediği gibi verir derse burada suç işlemiş olur. Allah suçlanmış olur, dilediği gibi verirse. Nasıl? Suç isnat eder. Haşa, Allah'ta suç bulamazsın. Ama bunlar o şekilde yorum yaparlarsa, dilediği gibi verir dediği zaman Allah'ın dilemesi kullarının üzerinde yoktur. Çünkü Allah kullarına ruhundan bir cüz'i verdi.

O cüz'i de irade olduğu için irade iki oldu. Bir külli irade ve cüz'i irade. Cüz'i irade A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde o ne istediyse, o cüz'i irade Rabbinden ne istediyse Rabbimiz ona istediğini tastamam vermiştir. Ne fazla ne eksik. Bu durumda Allahu Teâlâ dilediği gibi insanlara vermiş olsaydı, o zaman insanlar: Fazla mal insanı azdırır, sen bana fazla verdin, ben de (?) azdım der. Eksik verse: Bana eksik verdin, ben de onu tamamlayana kadar sana ibadette bulunamadım der. Tastamam. İnsanların arzu ve isteklerine göre ne arzulamışsa onlara vermiş olduğu karakterler içerisinde hayatı boyunca ona ne lazımsa, ne kadar yiyecek, içecek, giyecek yahut da meblağ lazımsa bunu Rabbimiz biliyor. (?) O evvelden onun kaderinde yazılı.

Kaderinin de dışına çıkamaz. Şimdi yazılardaki eksikleri görüyorsun burada. Dilediği mana. (?) Allah'ın elleri açıktır. Dilediği gibi verir diyor. Vermez. İşi adaletle verir. Allah'ın, Rabbimizin işi adalettir.

Dilediği gibi verirse kulları arasında ayrım yaparak vermiş olur. Yani.

Andolsun ki sana Rabbinden indirilen onların birçoğunun azgınlığını ve küfrünü arttıracaktır diyor. Burası doğru. Çünkü Kur'an müminin imanını kafirin küfrünü arttırır. Ayet. Hep birbirini tekzip etmeyecek. Teyit edecek. Ayet bu da.

Aralarına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin soktuk (?) diyor. Bu asla, Allah kulları arasına, kimsenin kalbine kin sokmaz. Kalbi kinli olanlar, Allah'ı tanımayanlar, Allah'tan başkalarına tapınanlara bile Allahu Teâlâ rahmet kapısını açık bırakmış. Boğaza can gelene kadar tövbesini kabul ediyor. (?) Böyle bir rahmeti bol olan Allah'a sen nasıl böyle bir iftirada bulunabilirsin? Kalplerine kin sokmuş. Allah insanı zatına muhatap tutsun, ruhundan bir cüz'i versin, (?) seni şerefli yaratsın, sana, sana kin tutsun? Ya sen bunu insan kılığına mı soktun? Bu Allah, yaratan, merhamet sahibi, adalet sahibi, kullarına en yakın olan, onları en çok seven ve ondan daha fazla insanı seven bir yaratılmış bulamazsın.

Rahmetinin yüzde birini göndermiş. Yüzde doksan dokuzunu kendisine kıyamet günü saklamış bir Rabbimiz. Sen buna nasıl bu iftiralarda bulunuyorsun? Bak. Kur'an açılmış. Kur'an. Bak.

Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, fitneye fitneyi uyandırmışlarsa Allah onu söndürmüştür diyor. Tamam, onlar kendi aralarında bile kendi kalplerine fitne sokmuş insanlar. Onun için yeryüzünün fitnesi diyoruz ya, fitne. Yoksa Allah kimsenin kalbine fitne sokmaz. Eğer fitneyi sokmuş olsaydı, Allah onu sevmedi, yarattı, sonra onu ayırdı, ona fitneyi soktu, sen kötülük yapacaksın, sonra ben seni cehennemde yakacağım. Ya böyle Allah olur mu? Kendi aralarındaki düşmanlıkları bunlar hâlâ da karşımızda görüyoruz onları. Kendi aralarında bölündüler şimdi, kendi aralarında bile düşmanlıkları var. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Koşmuyorlar mı?

Bugün yüz bine yakın masum insanları, o çoluk çocuğu, insanları öldürdüler. Neye dayanarak sen bunları yaptın? Bir sağa saldırıyorsun, bir sola saldırıyorsun. Allah ise bozguncuları sevmez. Şimdi doğrusunu okuyoruz. (?) Yahudiler Allah'ın eli bağlıdır, sıkıdır dediler. Dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lanet olasılar. Zaten lanetli bir kavim, bundan bir şey bekleyemezsin. Bunlar insan suretine bürünmüş, sirette hayvan olan varlıklardır. Bunlara sen insan diyemezsin. Nasıl ki bir hayvan bir sürü içerisine girer, (?) parçalar, dağıtır, aynı türlü işte yaptıkları bu insanların içerisinde kendileri bir canavar olarak parçalamaya çalışıyorlar.

Güç gösterisi. Aslında bunlar korkudan bu işi yapanlar. Korkudan. Bilakis Allah'ın elleri açıktır. Rabbimiz yağdırıyor boyuna. Sizlerden kaderleri içerisinde dileyene verir. Bak demin anlattım. Kaderi içerisinde ondan ne istemişse o hayatı yaşarken nerelere ihtiyaç varsa onu Rabbimiz biliyor. Onun da rızkını ona göre ayarlıyor.

Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü arttıracaktır. İşte Kur'an müminin imanını kafirin küfrünü arttırır. Çünkü burada hak vardır. Onlar hakka karşı cephe almışlardır. Bu bakımdan Cebrail'i düşman da bilirler.

Aralarında kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin vardır. Doğrusunu açtık biz burada. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, fitne uyandırmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Şimdi insanların birbirleriyle karşı olan bağlılıkları olmadığı için Batının insanlık dersi verip de insanlık dersinden nasibini almayan Batılıların sükut ettiği gibi, mazlumların ölümü karşısında insanların insandan korkup Allah'tan korkmadıkları için haksız yere öldürülen insanların hakkını koruyacak insan bulunmadığından dolayı. Herkesin bir ahdi var, bir kaderi var. O kaderi karşısında mazlumu canavara yedirmemek için Şimdi araları da bölündü, iki devletin arası da bölündü ve canlarını kurtarmaya çalışıyorlar.

İşte Allahu Teâlâ'nın ayeti zuhur ediyor. Allah sizden ilk önce sevdiklerini alır, siz (?) ayaklarınızı sıkı tutunun. Geri dönmeyin diyor. İran bunu tasdik ediyor, tasdik ediyor. (?) Ve sana on beş gün müsaade. Yok İran benimle konuşacak diye ben anlayamıyorum. Yok ben on gün daha uzattım. Yok, şöyle yaptım. Kendi canını kurtarmak için uğraşıyorlar şimdi. Çünkü dünya üzerinde suç üstüne suç işlediler. Yani kendi aralarında bölündüler. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, fitneyi uyandırmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Şimdi söndürüyor işte Allah. Onlar yeryüzünde bozgunculuk, bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez diyor. Ha, Allah o hal üzere devam eden bozguncuları sevmez. Evet, başka neresi var?

Nisa Suresi 51 ve 52. ayetlerine bak. Ver bakalım bana. Nisa Suresi 51 ve 52. 48 ayetten 51'e kadar diyor.

Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi?

Putlara ve batıla uydurduklarına inanıyorlar. Şimdi kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Bu ne demektir? Kim söyleyecek burayı?

Biz duyurmadığımız nesneden kimseyi hesaba çekmeyiz. (?) Biz onlara peygamberler gönderdik. Onlar peygambere arkalarını döndüler. Putlara tapınıyorlar diyor.

Öyle mi, değil mi? Şimdi bir daha okuyalım. Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Demek ki peygamberler göndermiş. Kitaplar göndermiş. En basiti Hazreti Musa'nın kavmi bu kadar mucize görmesine rağmen Hazreti Musa Tur Dağı'na çıkınca puta tapındılar. Öküz yapıp öküze tapındılar. Sizin Allah'ınız mı diye. (?)

Kitap verilenler, Allah peygamber gönderdikleri halde putlara tapınanlar yok mu zamanımızda? Dolu. Farelere tapınanlar. Çeşitli çeşitli maymunlara tapınanlar. Yani akıl almıyor. Taşlara tapınanlar. Var. Belgesellerde gösteriyor. Evet.

Putlara ve batıla uydurduklarına inanıyorlar diyor. Bu kadar medeni bir çağda dünyanın her bir tarafından haberi olan insanların aklını çalıştırmayıp işte ezeli berzahta A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde ahdini nasıl verdiyse, duyguları neyse o gördükleri aleme göre aynı yerlerde aynı şekilde gönderilip oralarda kendi kaderlerini, kendi arzu ve istekleriyle yaşayıp kendilerinin nasıl bir insan olduklarını dünyada da ispat ediyorlar.

Tanı da kafirler için bunlar Allah'a iman edenlerden (?) daha doğru yoldadır diyorlar. Evet.

Çünkü kafirlerin de putperestlere Allah'a inanmayanlara inanışları yakın. Yani Müslümanlardan daha doğru yoldadır. Niye? Çünkü Hz. İsa'nın karşısına geçip tapınıyorlar. Onlar da Allah'a eş koşuyorlar.

Bunlar Allah'ın lanet ettiği kimselerdir diyor. (?) Kim bunlar? Yahudiler. Ağlama duvarına gidiyorlar. Allahu Teâlâ'ya yapmadıkları hakaret kalmıyor. Ağlama duvarında. İşte bunlar lanetli kimseler diyor. Allah'ın rahmetinden uzaklaşan lanetli kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın diyor.

Allah'ın rahmetinden tın arraha dön. (?) Yaratıcı seni rahmeti altına almış. Sana rızkını vermiş, yoktan var etmiş, seni zulme düçar etmek (?) için yaratmamış. Ama senin kendine göre Allah'a düşmanlığın nereden geliyor?

İşte bunu insanlar kolay kolay açamazlar. Burası lahut alemini görecek. Yaratılışını bilecek. Birdenbire varoluşunu bilecek. Karşısında Rabbinin biz seni yarattım olduğunu bilecek. İşte o bilinç halinde insan şeklinde görünen Rabbimizi kibir ve gururundan Allah'ı inkar edip kendi hayalindeki Rabb'i bekleyen insanlar kısmını izah ediyor burada. Burayı insan açamaz orayı görmedikten sonra. Evet.

Allah rahmetinden uzaklaşan lanetli kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın diyor. Evet. Gerçek bir yardımcı dediği, Allahu Teâlâ'nın rahmetini kestiği insandan hiçbir kimse ona şefaatte bulunmayacak. Peygamberler bile. İşte burada gerçek bir yardımcı dediği Allah ve Resulüne iman etmiş insanlar. Burada da münafıkları kastediyor. Biz senin gelip bizim yanımızda Müslümanım değil. (?) Öğle öğünü ikindiği Müslümanlarla kılıp sabah akşam yatsı evinde uykulmayanlar. (?) Biz onlarla istihza edicileriz. Yani alay edicileriz deyip kendi yandaşları yanında geldikleri zaman biz onlardan alay ediciyiz. Biz sizlerle beraberiz derler.

Maide 64. ayet-i kerime. Burası mı bu? Nerede? Onu da geçirirseniz. (?)

Bizim turistine geldik efendim. (?) Öyle mi? Orasını açtık mı atmışlar? (?) Açtık efendim. Orada kitaptan nasibi verilen diyor. Aynen. Öyle mi? Evet. Birden bir de efendim Nisa 52'den Allah'ın lanetlediği diyor. Bunu açar mısınız? Bunu da açtık efendim. Açtık onu. Allah'ın eli sıkıdır dediği zaman. Efendim, Allah'ın eli sıkı olmadığı ve kendilerinin Allah'a eş bir durumda olduğunu sanki kendileri Allah'tan daha üstün bir iradeye sahip. Bu bakımdan Allah'ı aşağılamak isteyen insanlar. (?)

Bu bakımdan Allah'la güreş etmiş, Allah'ı da yenmiş insanlar. Tövbe estağfurullah. Evet. ağırlık tanıştılar diyor ki selamun (?) aleyküm demiş o kadar. Ve aleyküm selam. Evet, selamün aleyküm efendim, sayfa 526'da Necm Suresi (?) 39-41. ayeti açar mısınız diyor. 526. (?) sayfada açalım bakalım. Kırk birinci ayeti soruyorlar. Kırk birinci ayeti soruyorlar efendim. Bakacağız. Beş yüz yirmi altı.

Evet. Necm Suresi. Yirmi altıncı ayet-i kerime. (?) Yanlış açılan bir ayet. Onu mu soruyorlar? Kırk biri soruyorlar efendim. Kırk biri.

Kırk bir. Ne diyor? Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.

Yalnız bu mu? Başka yok. Bunu buradan tam manasıyla anlayabilmek için bir iki ayet geriden bakacaksın. Ne diyor Allahu Teâlâ? Nesini tastamam verecek? Bunu birdenbire şu ayet nedir diyemezsin ki. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka hiçbir şey yoktur. Doğru söylüyor.

Kendi çalışmasından başka hiçbir şey yoktur. Yani biz insana hiçbir şey ilave etmeyeceğiz. Ona zorluk göstermeyeceğiz. Ona sen de şunu niye böyle yaptın demeyeceğiz. Yani illa onun yaptığıyla onu hesaba çekeceğiz ve sevap ve günahını ona göre teraziyle tartıp kendi adaletiyle nereye? Müstahaksa oraya gönderecek.

Ve çalışması da ileride görülecektir diyor. Çalışması ileride görülecek. Yani sen dünyada fanisin. Seni ben dünyada kendinin nasıl bir insan olduğunu ispatlamak için gönderdim. Siz nasıl bir insan olduğunuzu ispatlamadan öleceğinizi mi zannettiniz? ayet-i kerimesinin karşılığı. Ne diyor? Ve çalışması daha ileride görülecektir. Sen öleceksin ve kıyamet kopacak, mahkeme-i kübra kurulacak, işte orada hesabın görülecek. Ve sonra onun karşılığı tastamam verilecektir. Sonra sen ne işlemişsen bu dünyada. Bak, öyle birdenbire bunun ne manaya geldiğini ve sonra ona karşılığı tastamam verilecektir tek bir ayeti söylersen, onun bak devamı var. Neye göre tastamam verilecek?

Sevapla günahına göre, yapmış olduğun fiile göre seni Allahu Teâlâ hesaba çekecek. Eğer sen kelime-i şehadet üzere gittiysen sevabın da fazlaysa cennete gideceksin. Yok, kelime-i şehadetten gitmedin de istediğin kadar sevabın olsun ki sevap da kazanıyorlar onlar. Onların yapmış olduğu tüm hoş iş boşa gitmiştir ayet-i kerimesine göre sana terazi (?) tutulmayacak. Ben söylemiyorum, Allah söylüyor. Onlar için bir terazi tutulmayacaktır. Ve senin günahın nispetinde cehennemde kalacaksın. İşte sonra onun karşılığı tastamam verilecektir. (?) Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir diyor. Yani dünyada daha bir çabalama halindeyiz.

Biz lahutta yaratıldık. Mahkeme Eşidi A'raf Suresinin 72. (?) ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ'yla ahitleştik. Oradan berzaha kaldırıldık. Zamanımız geldi, dünyaya geldik. Dünya hayatını yaşıyoruz. Dünya hayatından sonra bedenimiz mezara, ruhumuz kabre. Orada kıyameti bekleyeceğiz. Dünyada kıyamet koptuktan sonra ne kadar daha toprak altında yatacağı bilmiyoruz. (?) Sonra tekrar Allahu Teâlâ dünyayı yer başka bir yer, gök de başka bir gök olduğu zaman yani ahiret alemini tarif ediyor. Dümdüz dünya oraya getirildiği zaman İsrafil'e yan çizmek yok diyor. (?) Bunları alacak. Doğru. Mahşer yerine. İşte. Mahşer yerinde ne oluyor?

Mahkeme-i kübra. Sen bana dönüşürüz diyor. (?)

Daha yolcuyuz. Yolcuyuz. Yol var da. Evet.

Var mı başka? Var efendim. Bu mu? Efendim, insanlara, çocuklara konulan isimlerin, o çocukların kişiliklerini temsil ettiğini hatta değiştirdiğini söylüyorlar. Kimse çocuğun ismi insanı değiştirmez. Ne Muhammed ismi var ne dolandırıcılar var. (?) Ne Mustafa ismi var ne dolandırıcılar var. (?) Hep Peygamberimizin ismi bunlar.

Kimse kaderi değiştiremez. İşte bunlar söz verdiği de sözünden caydı kimseler bunlar. Bunlar hurafe insanlar. Bunlar din düşmanları desen, din düşmanı da belki de din düşmanıdır. Kimisi de aklını din düşmanlarına uydurmuş zavallı insanlar. Akıllarını başkasına ipotek eden insanlar. Hakkı araştırıp da hakka yönelmek istemeyen zavallı insanlar. İşlerine kolay gelene inananlar. Hurafelere inanan insanlar. Hakkı seversen kaçar. Ama hurafeyi söylersen başının tacı yapar. (?) Demek ki derecesi öyle.

Evet.

Başka var mı? Bakayım şuraya, bir tane.

Evet. Geldi.

İki tane daha var efendim. Çok var ya anlatılacak. Burada mı?

İbrahim Suresi 11. ayet: Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder diye açılan ayet. Nasıl anlamalıyız? Çok basit. Nasıl anlayacaksın? Her zaman dedim ki, bu dediğime dikkat et. Ondan sonra böyle bir kelimeleri çok güzel kavrarsın. Allah'ın dilemesi insanlar üzerinde yok. İnsanlar Allahu Teâlâ'nın ahitleşme zamanına geldiği zaman, Allahu Teâlâ'nın ahitleştiği zaman Allah'tan ne istediyse Allahu Teâlâ ona o istediğini verdi. Allah'ın dilemesi insan üzerinde yok. Çünkü insanda da bir irade vardı. Çünkü zatından ayırmıştı. Ben bunu söyleyince bazıları diyor, Allah'ın zatından ayrıldığını söylerler diyor.

Peki, o da Cebrail'e Allah diyenler işte. Allah-u Teala ruhumdan Hazreti Adem'e verdim demiyor mu? Onun zatından ayrılmıyor mu bu? Onun zatından da insanlar yaratılmıyor mu? Allahu Teâlâ ruhundan evvela Peygamber Efendimize vermiyor mu? Peygamber Efendimizden de, belki insanlar anlamazlar. Onu zahir kısmına sokmak için ruhumdan üfleyince diye ibadet edecek, buna secde (?) edeceksiniz demiyor mu? Allah zatından başka hiçbir varlığa secde ettirir mi? Onu ilahlaştırır mı? Ya bu kadar anlayamıyor musun?

Allah'tan bir cüz'i olduğunu. Zorla söylettiriyorlar bazı şeyleri. Anlayamadığı, anlayamayacaklarını söylettiriyorlar. Geliyor, kapıda yanıyor ya. (?) Evet.

Allah nimetini kullarından dilediğine değil, dileyen dilediği kadar kaderi içerisinde Allah tam, tastamam olarak ona verir. Ne bir fazla ne bir eksik. Evet. Hayırlı akşamlar hocam diyor.

Ellerinizden öperim. Müsaadenizle bir sorum olacak. Zaman nedir ve zaman sadece dünyada mı işliyor yoksa yaratılmış bütün kainatta mı? Ellerinizden öperim. Teşekkür ederim diyor. Zaman yalnız dünyada olmuş olsaydı, şu ayete dikkat et: Buranın bin yılı ahiretin bir günü gibi diyor. Demek ki zaman orada değişiyor. Ama zaman içerisinde zaman yaratmış. Oranın bir günü gibi burada bin yıl geçiyor. Öyle sinek var ki bir saatte doğuyor, büyüyor, üreyor, ölüyor. Ona o bir saat nasıl geliyor, nasıl yaşıyor? Zaman içerisinde zaman olur mu? Olur. Nasıl olur? Bize anlatır mısın? Yaşadım ama nasıl olur bilmiyor. (?) Yaşadın mı hocam? Vallahi yaşadık, yeminle. (?) Nasıl oldu hocam, anlatır mısın? Ankara'dayım, davet ettiler mi eve. Gece oldu, saat 12. (?) Dedik ki yeter artık, sohbeti bitirelim, gidelim. Hocam bir zikrullah yapalım. Oğlum geç oldu, ben yarın vazifeye gideceğim. Olsun, bir zikrullah. E peki, kısa bir zikrullah yapalım. Saat kaç? 12. Herkes saate bakıyor, 12. Ben de saate baktım, 12.

Zikrullah yaptık, bitirdik. Saate baktık, saat 12. Herhalde dedim benim saat durdu. Saat kaç çocuklar? Öpülsün, bak hepsi (?) bakıyor, saat on iki. Nasıl oldu bu? Bu zaman içinde zaman oldu. Nasıl yaşadın? Zamanı yaşadık ama o nasıl olur? O Allah'ın mucizesi. Mesela Salih'in kavminde kayadan deve çıktı. Hocam nasıl çıkar? O Allah'ın mucizesi. Nasıl olur ben bilemem kimse de bilemez. Bu da bunun gibi. Evet. Zaman var. İşte bak zaman olduğunu şuradan da anlar. Ahiret aleminde mezardan kalkınca insanlar toprak altında ne kadar yattık diye birbirlerine soracaklar. Kimisi üç gün kimisi bir gün kimisi de bir günden biraz az yattık diyecek.

Demek ki zaman var. Kainatta değişti o zaman. Ama Allah ilmiyle zaman içinde zaman yaratmış ve zamanın çabuk geçip beden olarak bu alemde dünya alemini yaşayıp kendilerini nasıl bir insan olduklarını ispatlayıp ahiret aleminde insanlar fazla zulüm çekmesin cehennemlik cehennemine, cennetlikle gitsin, zevk-i sefasını yapsın. (?) Benim kullarım diyor. İşte senin burada zamanını çabuk geçiriyor ama bize uzun ömür geliyor. Hocam bir de Ahzab 56. ayet-i kerimesi, daha iyi anlayabilmemiz için. Bize anlatırsan çok seviniriz. Allah razı olsun.

425 mi?

417, 425, kaç mı? 56. ayet: Allah ve melekleri peygambere çok selavat getirirler diyor. Yanlış açılanı. Bunun yanlışını bana kim söyleyecek? Allah ve melekleri peygambere çok selavat getirirler. Ey iman edenler, siz de ona salat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.

Burada bana manayı söyle. Manayı söyle. Bak. Allah ve melekleri peygambere çok selavat getirirler diyor.

Rabbine selavat getirirsen aşağı peygamber efendimizin makamı tabimizden daha (?) yüksek. Bak, pek güzel, görüyor musun? Peygamber Efendimizin makamı Allah'ın makamından daha yüksek. Allah ve peygamberi melekleri peygamber efendimize selavat getiriyor. Halbuki Allah'ın melekleri Peygamber'e çokça selavat getirir. Allah'ın melekleri. Çünkü Allah'ın melekleri salavat getirince bak Allahümme salli ala Seyyidina Muhammed (?) dediği zaman Allah'ı da bunun içerisine sokuyorsun. Evvela Allah'ın kulu Muhammed'e Allah'ın selamı ve rahmeti olsun diyorsun.

Burada da Allah'ın, Allah ve meleklerin deyince, bunlar kasıtlı açılan şeyler bunlar. Hadi bir yanlış olur, üç yanlış olur, beş yanlış olur, ya hep yanlış. Allah'tan başka bir ilah mı var? O da oluyor ikinci. Ona çok selavat getirin, o başka bir (?) ilahın peygamberi. Yani bunlar sapıtmışlar, sapıtmışlar. Bu, bu kadar yanlış olmaz ya, hayret bir şey. Efendim, Allah zaman ve mekandan münezzeh, ama Allah dünyayı başıboş bırakmış da değil. Bize şah (?) damarımızdan daha yakın. Dünyada ise ihata, kavrayarak idrak edilemiyor. Zaman ve mekandan münezzeh ise bu durumda (?) dünyada da var ama mekana bağlı mı değil mi?

Bağımlı değil diye anlıyorum. Yok hiçbir yere bağlı değil. Kendi saltanatı var. Nerede?

Beytullah'ın üstünde. Beytullah'tan. Beyt-i Mamur. Beyt-i Mamur. Arş'ta. Efendim. Orada zaman ve mekandan münezzeh. (?) Bütün yaratılanlar zaman ve mekandan münezzeh. (?) Allahu Teâlâ zaman ve mekandan münezzehtir. Yani zaman ve mekandan olmadığı yerin dışında. Ki Resulullah Efendimiz Mirac'a çıktığı zaman, zaman ve mekan bitmiştir. Ve Allahu Teâlâ yaklaş ya Muhammed dediği zaman, mekan yok ki diyor, nereye basayım. Bir ayağını bir ayağının üstüne koy. Kullarım beni diyor mekandan ve zamandan münezzeh olarak bilsinler diyor. Bu Allah'ın ilmi. Onun o zaman ve mekan olmadığı yerde Allah bu kainatı yaratmışsa, elbette ki o zaman ve mekanın dışında evvela bir şöyle söyleyeyim, projeler hazırlamış, projeler sonra yaratmaya başlamış.

Zaman ne kadar geçmiş, zaman nasıl olmuş? Kaç trilyon sene geçmiş?

Ne evveli belli ne de sonu belli. Hüvel evvelü vel ahiru vez zahiru vel batın. Onun için buralara girme. Ne seni doğru yola sokar ne de bir başkasına bir faydası olur.

O zatıyla kain mekanları yaratmış, (?) mekan içerisinde sığar, mekansız da yerinde saltanatını kurar. (?) Evet.

Onun Hay sıfatı var. Nedir Hay sıfatı? Zaman ve mekandan münezzeh olup zaman ve mekan içerisindeki kullarına hayat veren fakat kendisinin yarattıklarına ihtiyacı olmayan. Hocam Umreye gitmenin fazileti nedir? Umreden dönen kişi için sevap ve günah konusunda neler değişir? (?) Umreye gidince de İbrahim makamında iki rekat namaz kılma günahların affına vesile olur mu? Günahsız olur muyuz? Kabe'nin altın oluğunun altında peygamberlerin mezarları olduğunu (?) söyleniyor. Doğru mu?

Şimdi şu sonuna kadar, sondaki cümlenin dışında sana anlatayım. Peygamber Efendimiz de umre yapmıştır. Umre seni ufak tefek günahlarından temizler. Ama hac bütün günahlarını temizler. Hac. Çünkü hac da şöyle söyler. Ananızdan yeni doğmuş gibisiniz. Anasından yeni doğan insanın günahı olmaz. Bu şekilde yepyeni bir defter açarsın. E hocam, onun bunun hakkını yediyecekler mi? (?) Onun bunun hakkını yediysen de. Çok büyük insanları öldürecek, affolmayacak günahlar değiştirecekler öyle mi? (?) O da öyle. Nasıl olacak o? Allahu Teâlâ senden razı olana kadar o kuluna da verecek. Eğer sen bir kafirin hakkını yediysen, onun yanlısı sen cezasını çekersin. (?) Senin ömrün içerisinde.

Tekrar hactan gelince hemen ölecek değilsin ya. Gene sana bir sebep alıkolur. (?) Ya gene bir şey yaparsın. Onun cezasını gene çekersin. Şimdi, hac bütün günahları kapatır. Tertemiz bir defter açar sana. (?) Umre öyle değil. Umrede ufak tefek günahlarından bulur. (?) ve sevabın artar. Günahların dağıtılır, sevabın da artar. Evet. Şimdi geliyoruz şuraya. En alttaki peygamberlerin mezarları olduğunu söyleniyor. Doğru mu? Ben tarihçi değilim. Ben kimin mezarı, nerede olduğunda da ilgilenmem. Ha, bir tek Peygamber Efendimizi bilirim. Onun kabri huzurunda, mezarı huzurunda gidelim, selavat getiririm.

Orada duada bulunurum. Duam da şudur. Rabbim sana vaat ettiği Makam-ı Mahmud'a nail eylesin derim.

En güzel dua da bu zaten. Efendim, Allah vaatinden vazgeçmez. Kim Allah kadar sözüne sadakat gösterir, ayet-i kerimelerine göre söylenir. Evet. Selamün aleyküm efendim, benim sorum namaz vakitleriyle ilgili. Sabah namazını kalkmadığımız zaman öğle namazına 45 dakika kalabilecek kadar kılınabiliyor diye biliyorum. Yok, hem okuyalım hem cevap verelim. Öğle namazı girene kadar. Bir vakit çıkmadan bir vakit girmez. Onun için 45 dakika değil. O senin dediğin 45 dakika güneşin batışında, bir de sabahın doğuşunda, putperestler, güneşe tapanlar, O 45 dakika içerisinde güneşe tapınırlardı. Buraya da kerahat vakti derler.

Kerahat vaktinde namaz kılmak doğru değildir. Ama ikindi namazında her ne kadar kerahat vakti de olsa ameller niyete bağlıdır. İşin icabı namazı kılamadıysan, bir vakit girmeden bir vakit çıkmaz. Sen gene o kerahat vaktinde namazını kılabilirsin. Ama bu niye bence? Yemek biraz ekşimek üzeredir. (?) Evet.

Devam ediyoruz şimdi.

Sonra kerahat vakti girince kılınmaz diye biliyorduk. Şimdi bir vakit girmeden diye vakit çıkmaz. (?) Ayetleri var. Biz bunda kerahat vaktini mi vakit olarak ele alacağız yoksa ezan okumasını? Bir de kerahat vakitlerine kaza namazını kılınır mı? Ve bu durumda tüm namaz vakitlerine kerahat vakti dahil mi yoksa sadece sabah ve ikindi kerahat vakitlerinde mi vakit namazını kılınmaz? Diğer vakitlerde ezan okunana kadar vakit namazları kılınır mı? Allah razı olsun, hürmetle mübarek ellerinden öperim diyor. (?) Senin söylemiş olduğunu anladım.

İkindi namazında kerahat vakti girmesine rağmen namazını sebepler dahilinde kral kılamadıysan, bir (?) vakit girmeden bir vakit çıkmaz. Sen kaza yapacağın yerde kerahat vaktinde namaz kılabilirsin. Fakat oraya bırakmaman lazım. Fakat sabah namazında güneş doğanın doğduğundan kırk iki, kırk beş dakika arasında namaz kılamazsın. Niye? Çünkü senin namazın çıkmıyor. Öğleyin vaktine kadar namazın çıkmıyor. Bu durumda öğleyine kadar vakit namazı çıkmadığına göre sen sabah namazında kerahat vaktinde namaz kılamazsın. Bir mızrak boyu yükselene kadar bekleyeceksin. Bu bütün namazlara şamildir. İstersen nafile namazı kıl.

İstersen kuşluk namazı kıl. Hani sabahleyin kuşluk namazı kılarlar ya, de kerahat vaktinde kılamazsın. Nafile namazı da kılamazsın sabah namazında. Ta ki mızrak boyuna çıktığı zaman, yani kırk beş dakika geçtikten sonra nafile de kılarsın. Sabah namazını da kılarsın. Ta öğleyin vaktine kadar. Öğleyin vakti güneş, şey, ezan okunur. Ezan okunduktan sonra öğleyin vakti girmiştir. Sabah namazını öğleyin vaktine kadar kılamadıysan kazaya kalmıştır. İkindi namazında da ikindiye güneşin batmasına kırk beş dakika kala mümkün mertebe elindeki işi bırakır kerahat vakti girmeden namazını kılarsın. Ama öyle durum olur ki hastan vardır.

Hastaneye yetiştiriyorsun. Yoldasın. Bir can kurtaracaksın. Veyahut da birisine bir ilaç yetiştireceksin. Yoldasın, namazın hastaneye gidene kadar kerahat vakti girdi. Sen namazını kılabilirsin. Ameller niyete bağlı. Kaza yapmaktansa vaktinde namaz kılmak daha evladır. (?) Sen güneşe tapmıyorsun. Bazı sıratlardan dolayı zamanı geçirttirdin. (?) Rabbim merhamet sahibi. Onun için hep ihlaslı olacağız. İhlaslı namaz kılacağız. Niyetimiz hep halisane olacak. Evet.

Kur'an'ın imanını kafirin küfrünü arttırır efendim. Kur'an'ın kafirin küfrünü arttırması doğru mu? Buna göre Kur'an'ı okuyup Müslüman olan kafirin durumu nasıl oluyor?

Kur'an'ı okuyan kafir Müslüman oluyorsa o dünyada Müslüman olmadı. O A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ ile ahitleştiği zaman sen benim Rabbimsin dediği insan, orada o Müslüman. Allahu Teâlâ bir Müslümanı bir kafirin sülbünden getirir. Bir kafiri de bir Müslümanın sülbünden getirir. Sebebi ne? Sebebi, kafir: Ben de Müslüman ülkesinde olsaydım Müslüman olurdum dememesi için o Müslüman ruhu bir kafirin sülbünden getirir. O kafir olarak büyür, sonra onun kafir olduğunu bilir ve araştırır dinleri, Müslüman olur. Onun ahdinde var da o. Yoksa dünyada kafir Müslüman, Müslüman kafir olmadı. Onların fıtratında var.

Bak zaten ne diyoruz? Onlar kafirler cehennemliktir dediği zaman Allahu Teâlâ, bu ayet yanlış açılmıştır diyoruz. Kafirliğe devam ederler cennetçe cehennemliktir. (?) Bu ne demektir? Eğer onda iman varsa o sonunda dönecek. Sen de onu, o Müslümanı, dönecek olanı cehennemlik diyemezsin. Buradaki manalar bu. Kelimeleri çok güzel anlarsak, burada bunların manasını daha çok güzel anlarız. Evet.

Başka yok. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun. Lillahi Teâle'l-Fatiha.

Amin.