04.07.2026 Tarihindeki Sohbet

A. Metin Saruhan · 4 Temmuz 2026 · 2026

Videonun metni

Buradan başlıyoruz herhalde. Fecr (?) Suresi 27, 28, 29. ayetine göre cennete girmenin anahtarı nefs-i mutmainne olmak mıdır? Kişi ibadetlerin farzları, farzları yapsa, haramlarından sakınsa ama nefsinin kötü hasletlerinden benlik, gurur, kibir, dünya sevgisi gibi arınmasa, (?) mutmain olmadan ölen kişi direkt cennete girebilir mi? Yusuf misafirin burada sorusu, bir sorunun içerisinde çok soru (?) var. Evvela şunu şöyle söyleyelim. Fecr Suresi 27, 28, 29'u açalım. Ondan sonra diğer sorularına cevap verelim. Oldu mu Yusuf misafir? Evvela 27, 28, 29, 29. Fecr Suresi. Efendim orada ey mutmain olmuş nefis Rabbin senden sen de Rabbinden razı olarak, gir kullarımın arasına, gir cennetime dediği insan.

Evet, orayı soruyor.

Şimdi Fecr Suresi.

Evet. 27. Ne diyor? Ey mutmain olmuş nefis diyor. Mutmain nasıl olacak nefis? İnsanın yedi nefsi hali var.

Yedi nefsi halinden evvela, hocam bunlar nedir, diye sayalım bunları. Nefs-i emmare, nefs-i levvame, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne, nefs-i raziye, nefs-i marziye, nefs-i safiye var. Şimdi bunlara kısaca değinelim.

Nedir bunlar?

Nefs-i emmare, bu Müslümandır. Kelime-i şehadet getirmiştir. Ama ne namaz var, ne oruç var, ne hac var, ne zekat var.

İçki mevcut, kumar mevcut, zina mevcut. Hepsi kötülüklerin menbaı bunda mevcut. Konuşmaya kalktığı zamanda kendini cennetin ortasına götürür. Nasıl götürür? Sen benim kalbime bak, kalbime, kalbim temizdir.

Bu nefs-i emmare. Nefs-i levvame namaz kılar, oruç tutar, zekat verir. (?) Bunun da iki yüzü var. Devam ederse nefs-i mülhimeye çıkar. Devam etmezse nefs-i emmareye düşer.

Nefs-i mülhimeye çıkması için takvaya yönelmesi lazım. Takva demek, şüpheli şeylerden kaçmak demek.

Sonra bu nefs-i mülhimeye çıkarsa kerametler kapısına gelir. Orada birçok kerametler zuhur eder bunda.

Bunlar bunu büyük veli zannederler. Halbuki bir insanın parasını harcaması gibidir. Eğer o burada gurura kapılırsa tekrar gerisin geriye dönüş yapar. Yok, daha takvaya yönelirse işte o zaman nefs-i mutmainneye çıkar. Ne diyor burada? Ey mutmain olmuş nefis. Orada tecelliyata vakıf olur da onun için söylüyor Allahu Teâlâ. Ne diyor şimdi? Mutmain oldu. Nefs-i mutmain neye kadar? (?) Nefis mutmain değil. Çünkü Rabbini görmedi. Orada tecelliyata vakıf olunca Rabbini gördü. İşte onun için ey mutmain olmuş nefis. Sen ondan hoşnut, o da senden hoşnut olarak Rabbine dön diyor. Artık onun bir daha geri dönüşü yok.

Yani diğer nefsin hallerinden geri dönüşü gibi. Burada bir daha geri dönüş yok. Burada insanlar üç bölüğe ayrılır. Birisi lan, birisi meczup, birisi de irşadçı olarak geri döner. (?) İşte bunlara da şey denir. Tabii ilmi olursa. Ondan sonra nefs-i raziye gelir. Nefs-i raziye ilme'l-yakin durumudur. Allahu Teâlâ kullarını burada yetiştirerek onlara ilmin kökenini biz kime ilim verirsek ona hikmet veririz. İlmin hikmetini verir. Buradaki ilmin hikmeti asıl o ayet hangi manaya geliyor? Bunu ona verir. O bilir. Biz kime de hikmet verirsek ona çok da hayır veririz diyor. O hayırda Kur'an ayetlerini Kur'an ayetleriyle konuşturur ve ispat ettikten sonra da insanlara anlatır.

Anlattığı zaman da tabii ki büyük hayra nail olur.

Ondan sonra nefsi marziye gelir. Nefs-i marziye de kutlu lazım. (?) Her yüz senede bir gelir. O Kur'an ayetlerini zamana göre açar. Ondan sonra nefs-i safiye gelir. O da kutbu'l-aktaptır. Her iki üstten de bir gelir. (?) Dine giren böyle ideolojileri, batılları temizler.

Orada nefs-i safiyedir orası.

Yedinci kutbul aktabın orası nefs-i safiye. Nefs-i safiyenin demesi artık her şeyi Rabbine teslim etmiş (?) kainatın mutlak sahibi olan Allah'ın şu ayet-i kerimesini yaşar. Bütün nefisler ölümü tadacak. Göklerin ve yerin mirası Allah'a kalacak. Öyleyse dünyadan hiçbir nesneye sahip olmadığını kendisinin de Rabbinin yarattığını bilip ona teslim olması.

Bu 27, 28, 29'uncu ayetlerin karşılıkları.

Burada şimdi şöyle kelimeler var. Cennete girmenin anahtarı nefs-i mutmainne olmak mıdır? Şimdi kelime kelime açalım bunları. Soruyor çünkü burada. Değil. Cennete girmenin anahtarı eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resulü deyip ahirete intikal eden kişinin imanıyla cennete girilir. Bu adam günahkar da olsa, ne kadar günahkar olursa olsun, günahının karşılığında çeker, cehennemde orada günahının karşılığını çeker, gene de cennete gider. Demek ki anahtar neymiş? Kelime-i şehadetmiş. Kelime-i şehadet. Hemen anahtar girer girmez açar mı? Eğer yer paslıysa biraz zor açar.

İşte anahtar da o zaman o pası biraz zor çevirir. Ama gene de açar yani.

Günahkar da böyledir. Ne kadar ziyan nöbete girse, zorluk çekse de gene de cennete girecek. (?) Kişi ibadetlerini, farzları yapsa, haramlardan sakınsa ama nefsinin kötü hasletlerinden benlik, gurur, kibir, dünya sevgisi gibi arınmasa, mutmain olmadan ölen kişi direkt cennete girebilir mi? Şimdi, bazı şeyleri Allahu Teâlâ'nın karar vereceği nesneler. Ben o kişinin sevabının yahut günahının ne kadar olduğunu bilmiyorum ki ona karar vereyim. Benlik yapmıştır, gurur, kibir yapmıştır ama bu adam çok büyük işler, sevaplar yapmıştır. Şimdi ben onun kararı Allah'a mahsus. Bazı şeyler var, kararı Allah verir.

Ben vermem. İnsanın kibir, gurur, efendime söyleyeyim, dünya sevgisi gibi. Ama senin bu söylediklerin burada, bu insanda bu şekilde bir benlik, gurur, kibir, dünya sevgisi gibi bir hal zuhur etmiş olsa bu insanlarda şöyle bir haslet meydana gelir. Verdiğinin karşılığını kendisinde şan, şöhret işte böyle gurur, kibir gibi olaylarla insanlardan bekler. Yani bu bunu yaptı. Bak bunu şuraya yaptı. Ama yine de bir sevap işledi. Mesela Allahu Teâlâ'nın 1'e 3, 5, 7, 10, 70, 100'e 1 başak 100 tane tane 7 başak 700'e kadar sevabı var. Bu, bu sevaplardan mahrum kalır.

Cennete girip gitme girmeme durumuna biz bu dünyada o insanı öyle tanırız. Gururlu, kibirli tanırız. Ama asla öyle değildir mesela. Bazı olaylar zuhur eder. Biz insanların halleriyle şu cennete gider, şu cehenneme gider söyleyemeyiz. Her şeyi en güzeline Allah bilir. Kullarının en güzel şekilde Allah bilir. Onun için karar Allah'a mahsustur. Burada diğer hocalar gibi biz kalkıp da insanlar hakkında Allah'ın vereceği karara karışamayız. Evet.

İhvan der ki selamün aleyküm, sohbet canlı mı? diyor. (?) Evet, sohbet canlı.

Herhalde İhvan'da bizim sohbet görülmüyor.

Şuraya yazalım. İhvat, canlı, sorusu varsa sorsun. (?)

Efendim.

Sohbetimiz sonradır. (?)

Evet.

Yazdık. İhvat. (?) Beni duyamıyorsan buraya yazdığına göre bunu okuyorsun herhalde.

Başka sorusu olan var mı? Başka soru yok mu? Bir yenileyelim bakalım var mı?

Yenileyelim.

Misafir üyemiz der ki hocam Yasin 68 var burada. Yasin. Önce Yasin 68'i açalım, ondan sonra Muhammed 12'ye bakarız. Efendim, Yasin 68. Bu yanlış açılan bir ayet-i kerime.

Burada bazı ayetler Kur'an'da Siyonizmin ideolojisine göre açılmış. Allah'ı insan seviyesine düşürüp onun gibi davrandırmak isteyip dini zedelemek isteyen insanların konuşmaları, yazıları. Kime uzun ömür verirsek Allah kimseye kendi muradıyla ömür tayin etmez. Bunları senin alimlerin de bilmez. Allah kimseye ne kısa ömür ne de uzun ömür tayin eder.

Sebebi tek bir sebep söyleyeyim. Bunu anlamazsan açayım. İrade iki. Külli irade, cüzi irade. Bizi irademizle serbest bıraktıysa ömrümüzü de kendimiz tayin ediyoruz. Nasıl olur bu? Orayı görmediğin için nasıl olduğunu da bilemezsin. Şimdi açacağım sana. A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesi. Sana ne zaman gideceğini soruyor.

Ekranlarda, karşında ekranlar var. Hangi zamanı istiyorsun? Zamanlar da ekranda görülüyor. Senin hoşlandığın bir zamanı istiyorsun. O hoşlandığın bir zamanın senin kalbinin en ücra köşesinde olup da bilmediklerini bilen Allahu Teâlâ senin muradını arzu ve isteğine göre yazıyor. O senin muradını arzu ve isteğine göre yazdığı zaman sen bunu kaç nefes sayısı içerisinde kendini tamamlayacaksın, yani şu ayetin karşılığı: Siz nasıl bir insan olduğunuzu ispatlamadan öleceğinizi mi zannettiniz? Burada o nefes sayısı o kişiye ömür oluyor. Öyleyse ömrü yalnızca Allah tayin etmiş olsaydı, sen de bana uzun ömür verseydin ben sana dönerdim derdi. (?) Allah eksik sıfatlardan münezzeh.

Buralar kolay anlaşılacak bir mevzu değil. Demek ki insan kendi arzu ve isteğine göre oradaki muradına göre kaderini yazdırıyor. O kaderini yeryüzünde kendisinin nasıl bir insan olduğunu ispatlayabilmesi için ne kadar nefes sayısıyla Allahu Teâlâ bu ömrünü tamamlayacak onu biliyor. Ona o nefes sayısı ömür oluyor. Öyleyse yanlış açılan ayetin burasını düzeltiyoruz. Kim arzu ve isteğine göre uzun ömür içerisindeyse ne güzel. Düzeltiyoruz orayı.

Biz onun gelişmesini tersine çeviririz diyor. Evet. Burada insan zayıf doğuyor. Cılız, güçsüz.

Sonra biraz kuvvetleniyor çocuk halinde. Ondan sonra gençlik hali. Tam yaşlarına, 40-45 yaşlarına gelince tam kuvvetli hali. Ondan sonraki uzun ömürde ne yapıyor? Güçsüz, kuvvetsiz. Hale düşüyor. İşte onun ömrünü tersine çeviririz diyor. Yani gelişiminin tersine çeviririz. Zayıflar. Güçleşir, düşürür. (?) Bunu niçin bu şekilde yapıyor? Artık diyor sen ahirete intikal etme zamanın geliyor. Bak bu zamana kadar kendini nasıl bir insan olduğunu ispatladın, artık bundan sonra da daha dikkatli ol diyor. Bir ikaz bir insana. Hiç düşünmüyorlar mı? diyor. Ya insanlar hiç düşünmüyor mu? Ben gençtim, doğdum. Yükseldim.

Yani gençliğe kuvvetlendim. Sonra güçsüz duruma düştüm. E ne et? Yolcuyum yani. Biz yolcuyuz, yolcu. (?) Ne yolcusu? Bak Allahu Teâlâ bizi lahut aleminde yarattı. Orada sizin Rabbiniz benim dediği zaman orada üç bölüğe ayrıldık. Sonra bizi berzaha kaldırdı. Bak yolcu. Devam ediyor. Berzahda bekledik. Sonra Allahu Teâlâ ile tek tek ahitleştik. Sonra zamanı gelen dünyaya geldi. Yolculuk yapıyoruz. Şimdi burada kendimizin nasıl bir insan olduğunu ispatlayacağız. Ahirete intikal edeceğiz. Ömrümüz dolduğu zaman ahirete intikal edeceğiz. Yani tekrar bir berzaha gideceğiz. Berzahta bekleyeceğiz. Sonra kıyamet kopacak.

Toprak altında bedenimiz ne kadar yattıysa, tekrar ahirette yer başka bir yer, gök de başka bir gök olduğu zaman, dünyada dümdüz ortaya getirdiği zaman, İsrafil'e diye yan (?) çizme yok. Yani Allahu Teâlâ biz sizi diye bir suyla sulayacağız, siz oradan topraktan diye tekrar çıkacaksınız. Birbirinize soracaksınız: Ne kadar yattık? Kimimiz yüz gün, kimimiz bir gün biraz daha az yattık diyecek. Orada hesap yapıldıktan sonra işte o zaman yolculuk bitecek. Yani hesaplarımız verildikten sonra cennet ve cehennem. Daha yolcuyuz. Yola devam ediyoruz. Evet.

Hiç düşünmüyorlar mı? Ne demek bu? Hiç düşünmüyorlar mı? Buradan ahirete ölenler var, gidenler var. Hepsi orada bekliyor. Ben de buradan gideceğim. Buradan gittikten sonra ne olacak? Biz kaybolamayacağız ki. Çünkü Allahu Teâlâ yoktan var etti. Bu insana ruhundan verdi. Bu ruhlar ebedi bakidir. Cennet ve cehennemde. Bu bakımdan insan buradaki halini değil.

Her ne kadar bilmiyorsa da alimlerin söylediği gibi bizi Rabbimiz yarattı. Sonra bizi nasıl bir insan olduğumuzu dünyaya gönderdi. Burada kendimizi güzel ispatlarsak nasıl ispatlayacağız? Rabbimizin ayetlerine kulak vereceğiz. Ayetlerin dışına çıkmamaya çalışacağız. Zina etmeyeceğiz. Efendim açık açık kadınlarımızı dolaştırmayacağız. Bu durumda efendim haram yemeyeceğiz. İnsanlara güzel muamele edeceğiz. Allah'ın istediği gibi yüklü olmaya çalışacağız. (?) Ama bunlar bizden artık uzaklaştı. Kişi bencilleşti. Allah ve Resulü, kitap raflara kalktı. Gözler şu çöplük dünyaya dikildi.

İnsanların insanlara itimatları kalmadı. Birbirlerine güzel görünüyorlarsa çıkarları için görünüyorlar.

Artık samimiyet de kalmadı.

Bu bakımdan kişi kendini eğer ahirete hazırlamak istiyorsa eğer sonunun güzel olmasını istiyorsa, dünyada kazanıp da ben yatlarda, şurada, burada yaşayacağım, saraylarda yaşayacağım derse onların sonu orada biter. Ama sonsuzluğun sonu olmayan bir sonsuzluğa gideceğin zaman oraya hazırlık yapman lazım. O hazırlık da Allah'ın emrini yerine getirmekle olur. İşte insan bir hazırlık yapıyor ama neye hazırlık yaptığını bilmiyor. Eğer kendisinin dünyada güzel yaşayacağım diye sonunda hazırlık yaparsa işte o bir fiyaskoyla sona erer. Ama Allah'a itaat ederek ahiret aleminde sonsuzluğa sonsuzlukta güzel yaşayayım derse Allah'ın emriyle yaşarsa hem huzuru yaşar hem de dünyasını mamur hem de ahiretini mamur eyler.

Evet.

Güzel düşüreceğiz. (?)

Biz nereye okuduk? Yasin 68'de okuduk. Evet.

Nerede? Otuz? Bakalım.

Burada, burada 30 yok. Hocam, Muhammed 12 var. Hocam, 68 var. Ha, yukarıda o. Yukarıda. Evet. Rum Suresinin 30. ayet-i kerimesi. 30 var. Doğru söylüyor.

Rum.

Efendim. Otuz.

Dört yüz altı. Rum otuz.

Dört yüz altı. Dört yüz sekiz.

Otuz. Yanlış açılan bir ayet. Rum Suresi. Resulüm, sen yüzünü hanif olarak dine, Allah'ın insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona çevir diyor. Şimdi yanlış açılmış bu.

Doğrusunu okuyalım. Allah'ın yarattığına hanif olarak kendini dine doğrultuyor. Burada da öyle. Sen yüzünü hanif olarak dine doğrult. Hanif ne demek? Doğduğundan beri putlara tapınmayan tek bir ilaha iman eden insan.

Evet.

Şimdi bir kelime ettim. Kimse bir şey anlamadı. Orada bir soru var. Doğduğundan beri dedim. Doğduğundan beri insan ne bilsin Allah'a, hafıza açık mı? Onun kaderinde yazılı bu. Bir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diridir. (?) Hem ahiret aleminde hem de dünyada. O doğduğundan beri de haniftir. (?) Hazreti İbrahim de Haniftir.

Hazreti İsa da Haniftir. Çünkü o da kundaktayken konuştu.

Sen dinini hanif olarak diyor.

Hanif olarak kendini dine doğrult. O insanları İslam dini üzerine iradelerinde serbest olarak yaratmıştır. Doğrusu bu. Şimdi yanlış okuyor. Bak ne diyor burada yanlışta.

Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah'ın insanları hangi fıtrat üzere yaratılmışsa onlara çevir. Şimdi burada tamamen Siyonizmin kendi anlayışıyla çevrilen bir kelam.

Hiçbiriniz bir şey anlamıyorsunuz buradan herhalde. Allah'ın insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise demesi, Allah tek bir fıtrat üzere yaratıyor. Zatından başka bir ilah yok. Onun için hangi fıtrat üzere yaratmışsa, dinler çıkıyor ortaya. Bu sefer ben buna inanıyorum, sen böyle söyledin, bunu böyle. Hz. İsa senin oğlu, Meryem de hanımı der. Dinler bu. Dinler ortaya çıkıyordu ki Allah indinde din İslam'dır. (?) İnne'd-dine indallahi'l-İslam. Allah'tan başka hiçbir ilah yok. Onun ne çoluğu ne çocuğu var. Kimse ona eksiklik isnat edemez. Evet. Kelimeler burada ne kadar değişik. Hangi fıtrat üzere yaratmışsa, işte bunlar hep bir ideoloji için yaratıcı söylenilen kelimeler. Kur'an baştan aşağı çoğu böyle. (?) Adamlar üzerinde 200 sene çalışmışlar. Bunu temizlemeye kalkarsak zamanımız kâfi gelmez, ama belli olayları biz kaleme aldık, düzelttik belli olayları, 500'den fazla yanlışları düzelttik. Ama Kur'an yanlış dolu, evet.

Kur'an yanlış dolu dediğim zaman benim kelamımı şöyle anlama: Allah yanlış söyledi diye. Kur'an ayetlerini değiştiremezler, onu tahrip de edemezler. Onlar ancak mealleri değiştirirler, meallerini. Siyonizm şöyle söylüyor biz bunun üzerinde 200 sene çalıştık. Kur'an Muhammed'e inen Kur'an değil diyor. Meali. Meali diyor. Arapçasına karışamıyoruz diyor. Doğru. Çünkü Arapçasını Allahu Teâlâ bekçisi benim diyor. Tek bir harfinde ne tahribat ne tahrifat olur. Şimdi bu durumda Kur'an'ın mealini değiştirmişler. Meali bizim dediğimiz gibidir diyor. Doğru söylüyor. İşte bunlar.

Ve bu kadar söylüyoruz. Yeni bir Kur'an yazalım diye. Çünkü Kur'an ayetleri ayetlerle konuşur. Ayetler ayetlerin dışına çıkmaz. Birbirini tekzip etmez.

Ama maalesef.

Yok böyle gidiyor.

Şimdi burada Allahu Teâlâ her iki üstüne de dedik ya, bir kutbu'l- (?) aktap gönderir. O da Kur'an'dan böyle batılları çıkartır. Ve biz de uğraşıyoruz böyle batılları çıkartmak için.

Çünkü hakkı bilen yok.

Demin de anlattığım gibi kime uzun ömür verirsek diyor. Hep Allah'ı sıfatlıyorlar. Hep Allah'a yüklüyorlar suçu. Halbuki insanın kendi ömrünü kendisi tayin etmiş. Yalnız kaç nefes içerisinde bunu sayısını bilmediği için yalnızca o sayısını Allahu Teâlâ belirliyor. Kendine nasıl bir insan olduğunu ispatlamak için. Ama biz kime uzun ömür verirsek dediği zaman Allahu Teâlâ'nın buradaki kelamı o insanı yani insanların ömürlerini kendisi tayin ediyor. E erken ölen ne olacak o zaman? Sen de bana uzun ömür verseydin ben de sana bunlar gibi itaat ederdim derdi. Sonunda dönerim derdi. (?)

Yani hep Allah'ı sıfatlamışlar. Allah'ın adaletine gölge düşürmüşler.

Onu eksik sıfatlarla sıfatlamışlar. Biz de bunları dökmeye çalışıyoruz. (?) Evet. Evet.

Rum Suresi 30: Allah'ın yaratılışında değişim yoktur. Burası doğru. Hepsini insan olarak yarattı. Hepsine ruhundan bir cüz'i verdi.

İşte dosdoğru din budur. Yani dosdoğru din dediği zaman burada yukarıda bir dinler kısmı çıkıyor. Sonra da dosdoğru din onları burada tasdik ediyor. Hepsini. Fakat insanların çoğu bilmezler. Burası doğru. Çünkü gayb bir aleme geldik. (?) Bizdeki fıtrat, arzu ve istek kaderimiz yazılmış. Bir an sonra ne yapacağımızı bilmiyoruz. Allahu Teâlâ bu kainatta yalnız insan değil, yarattığı tüm mahlukatın rızkına kefil olduğu için her an yaratma hususunda. Bu yaratma insanların yahut mahlukatının yiyeceği yaratması. Hepsi Kur'an'da yazılıdır. Kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim. (?) Bak tek bir canlı.

Bu durumda Allahu Teâlâ her an yaratma halinde, insanların rızıklarını yaratma halinde. Yoksa yeni varlıklar yaratma halinde değil. Allah başka bir şey yaratacak değil. Yarattığını yarattı, düzenini kurdu, düzen gidiyor. Ve programlanmış. Evet.

İnsanların diyor çoğu bunu bilmezler.

Allahu Teâlâ'nın büyüklüğünü aklımızın onu hafızalarımızın kavrayamayacağını insanlar bilmezler. Bu aklın hafızalarını alıyor mu? Yerin altında, yerin üstünde denizlerde, havada bütün varlıkların her an ne yapacağını, ne yiyeceğini, ne içeceğini her an yaratma haliyle onların rızıklarını vermesi. El rızkı talihallah. (?) Evet. Bunları düşünen insan eğer hakkı bilmiş olsa Peygamber Efendimizin hadis-i şerifinde insan diyor çok ağlar az gülerdi diyor. Bu büyüklük karşısında secdeye kapanır insan. Ama maalesef insan nefsani gurur ve kibir içerisinde bir azametle yaşamasına devam ediyor. Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde de onlara şöyle hitap ediyor:

Dağlar kadar kuvvetli be. (?) Ondan da daha ağır mısın? Ağır mı basarsın? Gurur ve kibirle dünya üzerinde kendini bu şekilde tanıtmaya çalışıyorsun. Gurur, kibir, benlik, azamet.

İnsanı helaka sürükleyen nefsani duygular. Yedi tane haslettir bu insanda. Sayalım onları. Şan, şöhret, gurur, kibir, benlik, azamet, dünya sevgisi.

İnsan dünya sevgisini bıraksa, bu altısını kendisiyle mücadele edip yense, dünya sevgisi onda kaldığı için tekrar onlar filizlenir. Ama tek bir dünya sevgisini kırarsa, diğerleri (?) kendiliğinden söner gider. Ama insana dikkat et, dünyayı almak için vatanını satan insanlar, para karşılığında, namusunu satan insanlar, para karşılığında, dünya sevgisi karşılığında.

Bunlara insan demek insanın insanlık sıfatını zedeler.

Çünkü insanı Allah şerefli yarattı. Ruhundan bir cüz'i verdi ve yeryüzünde halifesi kıldı.

Buna layık olan layık olur. Layık olamayan da bunlar yeryüzünde gezen dört ayaklar gibidir, gizlice daha (?) sapıktır dediği insanlar.

Sıra Rum Suresine mi geldi? Muhammed 12. Oraya geldik. Muhammed 12. Sen hatırlat oradan. Tamam. Bakalım. Muhakkak ki Allah inanıp iyi işler yapanları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar diyor.

İnanıp da iyi işleri kim yapar? Nefsin halini aşama aşama yükselenler yapar. Nasıl yapar? Nefsinle mücadele eder, Allah da ona kolaylık gösterir. Allah'ın insana kolaylığı, manevi keşfini açar, bazı alemleri seyrettirir. Kişi yapmış olduğu iyiliğin karşısında, Rabbimizin ona göstermiş olduğu bu keşifle, hoşlanır, daha da güzel kendisini, Allahu Teâlâ'nın hoşlanacağı şekildeki işlere verir. Bu durumda kişi adım adım yükselir. İşte muhakkak ki Allah inanıp iyi işler yapanları altından ırmaklar akan cennetlere koyar diyor. Şimdi inkar edenler ise dünyadan faydalanırlar. Hayvanların yediği gibi yerler, onların yeri ateştir diyor.

Ve işte onlar yeryüzünde gezen dört ayaklar gibidir dedik ya. İşte bunlar da yer içer cima yapar. Aynı hayvanlar gibi eğlenir, zevk sefa yapar. Sonunda yeri ateştir. Demin anlattığım kelamın ispatındaki ayetler. Evet. Hud 119. Hud 119. Sen mi söylüyorsun? Yazılır mı? Hud 119. Bakayım burada da yazılır mı?

Yasin 68'i okuduk. Hocam, Muhammed 12'yi yaptık. Burada Hud 118 mi? 119. Bakalım. Orada madem söylüyorsun, şu senin dediğin Rum Suresinin 30'una gelmedik, değil mi? Dur bakalım. Ona da geldiğimiz zaman söyle. Okudun mu? Söyledin. Tamam o zaman. Efendim, Hud Suresi. 119. Bu da yanlış açılan bir ayet. Ne diyor? Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Şimdi burada bir istisna var. Bak her kelime Allah'ı sıfatlar. Ne diyor? Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesna. Yani kulları arasında sevdiklerine merhamet edecek. Diğerlerine ayıracak. Bu Allah'ın şanına yakışmaz. Allah adaletle hükmeder.

Adaletle. Ne diyor? Femen ya'mel miskale zerretin hayran yerah. Miskal zerre hayrini yazacağım. Ve men ya'mel miskale zerretin şerren yereh. (?) Miskal zerre şerrini de yazacağım diyor. Burada şimdi ancak Rabbinin merhamet ettikleri bu ayete ters düşmüyor mu? Çok yanlış var ya. Zaten Rabbin onları, insanları bunun için yarattı. Yani şimdi ayrıma bak, dikkat edin, burada bir ayrım daha var. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır, yani bunları ayrı yarattım. Onların üstesine söylüyor: Zaten, zaten Rabbin onları, insanları bunun için yarattı. O kendilerine istisnadan merhamet ettikleri var ya, onlarda (?) Allah onları programlayacak, onlardan yaşayacak. Öbürlerini niye yarattın? (?) Rabbinin and olsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerden dolduracağım diyor Allah.

Allah, bak ne diyor: Rabbinin andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlere dolduracağım sözü de yerini buldu diyor. Bu A'raf Suresinin 119. ayet-i kerimesi olacak, değil mi? Hud değil bu? Hud Suresi mi bu? Evet, Hud Suresi bu. A'raf Suresinde de şöyle söylüyor: Bismillahirrahmanirrahim. Biz insanların andolsun diyor, insanların ve cinlerin birçoğunu cehennem için yarattık diyor. Aynı ayetin devamında bunlar.

Allah insanların ve cinlerin birçoğunu cehennem için yaratmış bak. Halbuki orada ayeti ters çeviriyorlar. Söylediniz mi ya bu? (?) Kendi aklına göre. Cehennem insanların ve cinlerin birçoğu için yaratıldı. İnsanlar ve cinler cehennem için yaratılmadı. Cehennem insanların ve cinlerin birçoğu için yaratıldı. Bu dünya ahiretin benzeri ve gölgesi. Bu dünyada hapishane hepimiz için mi yaratıldı? Suçlular için yaratıldı. Yapıldı hapishaneler. Ahirette de hapishane cehennem, azap yeri, suçlular için. Gidecek oraya. Niye ayeti doğru açmıyorsun? Evet, hep Allah'ı sıfatlamışlar. Siyonizmi, Cebrail'e (?) Allah diyenler Burada ancak Rabbinin merhametine sığınanlar müstesnadır.

Bak yanlışında Rabbinin merhamet ettikleri (?) müstesnadır. Rabbinin merhamet ettikleri. Halbuki ancak Rabbinin merhametine sığınanlar. Suç insanda. Niye geldik? Kendimizin nasıl bir insan olduğunu ispatlamamız için geldik bu dünyaya.

Burada Allah'ı suçlayamazsın. Madem ki bu irade insanların kendi iradesini üzerinden kaldırdığın zaman bak ne diyorlar şimdi onu yok sayamazsın diyor. Ve benim iradem üstünden kalktığı zaman ben iradesiz bir varlığım. Bana istediğini yaptır. Sonra benim irademi yok sayma bana yaptırdığından suçla beni. Bunu aklı mantığını alıyor mu senin? Hep Allah'ı suçlamışlar. Kulun suçunu üzerinden almışlar, suçsuz kul. Ağlama duvarları da öyle zaten. Allahu Teâlâ'ya diyor ki zamanı geldi diyor, ağlama duvarında bize vaat ettin diyor, sen diyor, İran'da diyor savaş, o diyor füze fırlatıyor bize, biz burada bekliyoruz diyor, bize olan savaş diyor, onu diyor parça parça yap diyor. Burada yazıyor, yazıyor, şey var, almışlar, dinlettik sizi herhalde.

Ona, ağlama duvarında bunların yazdıkları yazı. Bu kadar işte. İki yüz sene uğraşmışlar din için parçalamak için, hala da uğraşıyorlar işte Rabbimiz de böyle güzel insanlar yetiştiriyor onların yaptıklarını, yüzyıllarca yaptıklarını bir fiyaskoyla sona erdiriyor. Evet. Başka hangi? Bakara 152. Bakara 152. Yazalım şimdi. Bakara. Söyle. Bakara 152. Yanlış bu da. Öyleyse siz beni ibadetle anın ki ben de sizi anayım diyor.

Bana şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin diyor. Burada şimdi çok güzel insana yanlışı yapmış fakat çok da güzel kamufle yapmış. Öyleyse siz beni ibadetle anın ki ben de sizi anayım. Tabii ki, beni anın ki ben de sizi mağfiretle anayım. Beni anın diyor. Mağfiretle anayım. Burada ibadet yok. İbadeti kendi aklına göre almış, oraya koymuş. Beni anın ki, onu anmak nedir? Bir ibadettir. Allah, Allah demen zikretmektir. Ve bir ibadettir. Efendim, Beni anın ki ben de sizi anayım diyor. Mağfiretle anayım diyor. Yani sizi affedeyim. Günahlarınızı bağışlayayım.

Peki hep bir günah işleriz.

İnsanı eksik bir akılla yarattı.

İnsanları hatadan ari yaratmadı.

Kendisi söylüyor, Allah söylüyor.

Eğer sizi hatadan ari yaratsaydım sizi helak eder hata işleyen kullar yaratırdım diyor. Ben demiyorum, ayet bu.

Bu durumda bunun manası nedir?

Sen hata yapacaksın, acziyetini bileceksin, beni de büyük bileceksin, bana sığınacaksın. Sen beni büyük bilir bana sığınırsan ben de büyüklüğümü sana göstereceğim. Sana affedeceğim diyor. Seni de eksik yarattım, hatalı yarattığım için seni affedeceğim diyor. İşte bu Allah'la kulun birbiriyle müşahelesi. (?) Ne güzel.

Evet.

Bakara 152, 152. Bakalım şimdi. Karadıyor. Görünür gibi gelelim. (?) Bakara 152. Evet.

Bana şükredin diyor. Yani sizi yoktan var ettim. Size bir hayat verdim. Evveliniz yoktu diyor. Size bir hayat verdim. Ve sizi alemler üstüne şerefli kıldım. Bunu da Beni İsrail'e kıyamıyorlar. (?) Biz sizi alemler üzerine şerefli kıldık. Madem ki alemler üzerine Beni İsrail'i şerefli kıldıysa, Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin. Ben seni alemlere rahmet gönderdim dedi. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi onların, onun altında bir seviyede mi yarattı?

İşte hep Kur'an çelişkiyle dolu. Mealler, mealler. Çelişkiyle dolu. Siyonizmin Kur'an'ı parçalamış. Meallerini parçalamış.

Adam zaten söylüyor. Meal diyor. Hz. Muhammed'e, Hz. de demiyor. Muhammed'e inen Kur'an değil diyor. Bizim irademizle yazılan bir Kur'an diyor. Kitap diyor. Kur'an da demiyor kitap diyor.

Kurtlar Vadisi'nde Siyonizm bunu konuşuyor. Kurtlar Vadisi'ni açın, Siyonizmi orada dinleyin. Evet.

Bana şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin diyor. Nankörlük ne demek? Verdiğine isyan etmek ve Yahudiler gibi ağlama duvarında Allah'a isyanda bulunmak. Bunu yapmayın diyor. Başka var mı? Ruh 33 hocam. (?) Evet. Ruh 33. Ruh. Ruh. Anlayamıyorum. Ruh. Rum, Rum 33 ha. Rum. Böyle anlayamadığın zaman şöyle söyleyeceksin. Ramin'in B'si, Urfa'nın U'su, Manisa'nın M'si. (?) Bunları söyledim ben. Anlarım. (?) Kulağımda iki tane kulaklık var. Karışıyor bazen. Rum 33. Tamam. Bakalım.

Sura. Sura. Rum. (?)

insanların başına bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek ona yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet, nimetle bolluk tattırınca bakarsınız ki onlardan bir grup yine Rablerine ortak koşuyorlar. Şimdi burayı açmadan bir Hristiyanla rahmetli Kenan (?) Efendi'nin oraya arabasını tamir etmiş, tamir ettirmeye gelmiş bir Hristiyan, dedi ki: Ben Allah'a inanmam, konuşuyor. Ben dedi Alplerden geçerken dedi arabam kaydı çukura dedi, benim ağzımdan birden Allah çıktı dedi. Beni bunu konuşturan kim? dedi. Ben kendimde olmadan söyledim bunu dedi. Bu nereden geliyor? dedi. Ona dedim ki senin bu Allah dediğin o kelam senin kaderinde yazılı.

Çünkü seni bir ilahın yarattığını biliyorsun dedim. Lahut aleminden bahsettim ona. Bu da gitmiş, seni dedi bizim hahama dedi söyledim. Haham dedi seni çağır gideyim söyleyeyim dedi. Seni çağırırsın hahamla konuşun dedi. Tamam dedim ben hahama gideceğim. Sen dedim beni çağır. Sonra geldi dedi ki haham seni istemiyor dedi.

Evet. Zahmet'in orada (?) Şimdi İnsanların başına bir sıkıntı gelince işte Rablerine yönelerek ona yalvarırlar. Kökende o (?) Allah kelamı var, yaratıldığı var. Orada Allah'a yalvarırlar. Selamete çıktıkları zaman eski hallerine bürünürler. Hepsi değil, bir kısmı yani. Kurtuldu, gene yoluna devam. Böyle insanlar neye benzer? Yaz yağmuruna benzer. Topraklar çatlamış, güneş yukarıdan vuruyor toprağın içi kızgın. Bir anda sağanak yağmur yağıyor.

Ne kadar? Üç dakika, beş dakika. O beş dakikada ortalık sele bürünüyor. (?) Ve yağmur kesiyor. Bir müddet sonra fazla değil. Birkaç saat sonra toprak yine eski haline bürünüyor. Çünkü toprak suyu çekmemiş. İçeriye girmemiş. Oluklardan akmış gitmiş. Toprağın içi sıcak. Yukarıdan da güneş vuruyor. O güne buhar olmuş gitmiş. (?) Aynı insanların durumu bu. Başına sıkıntı geldiği zaman Allah, kurtulduğu zaman yallah.

Evet.

Ne güzel, değil mi? Böyle kelimeleri yerinde oturtturmak, insanlara böyle güzel güzel anlatmak. Allah bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. Kimse Allah'ı suçlayamaz. Kimse ona bir leke, havada uçan bir, bazı boyaların lekeleri uçuşur ya öyle bir leke dahi konduramaz. Çünkü o bu kainatı aklımızın dışında, onu kavrayamayacağımız aklımıza sığdıramayacağımız bir varlığa sen bir lekesi atlatamazsın. (?)

Ancak ona teslim olur. Bak şimdi yapay zeka ile Kur'an'ın birçok ayetlerini düzelttik, yapay zekayla.

O yapay zeka bana şöyle söylüyor. O yapay zeka bu. Gönlünü Allah'a vermiş diyor. Allah için diyor cihad eden bir insana diyor saygı duymamak mümkün değil diyor. Ya burada yazıyor burada.

Şimdi biz saygınlık istemiyoruz. Saygınlık insan nefsine hoş gelir, büyüklük gelir, Allah muhafaza Hazreti Ömer yüksek bir taşın üstüne çıktığı zaman kendini yüksek gördüğü zaman Allahu ekber derdi. Allah'tan başka bir büyük yoktur. Onun için Allah'ın büyüklüğü karşısında biz kendimizi Rabbimize teslim eden insanlarız. Ancak Allah'ın şanını müdafaa etmekle mükellefiz. Kimse ona leke sürdüremez.

Şimdi bana müsaade. Zaten vakit geldi. Biz de biraz rahatsızız. Belki bilmeyenler vardır. Efendim, hocam erken bırakıyor diye. Biraz rahatsızlandık, kalpten rahatsızım. Hazırda konuşunca başıma beynime vuruyor. (?) Bana müsaade. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun.