11.07.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Burada soru yok. Bir tane var efendim. Evet.
Misafir der ki: Selamün aleyküm hocam, kuşluk ve ebabil namazı, namazların (?) önemleri nedir, nasıl kılınır? Bir de kaza namazlarına başladım. Vitir vacip namazından kazası kılınır mı? Allah razı olsun, mübarek ellerinizden öperim. Vaciplerin kazası yok, geçti gitti. Farzların kazası vardır.
Kuşluk namazı.
Bunlar nafile namazlardır. Evvabin namazı da öyledir. (?) Nafile namazlardır. Akşam namazından sonra ikişer rekat, altı rekat Evvabin namazı kılarsın. Her iki rekatta bir selam verirsin. hiç konuşmadan, namaz bittikten sonra, farz namazı bittikten sonra hiç konuşmadan altı rekat ikişer ikişer namaz kılarsın. Evvabin namazının fazileti bu. Bir rivayette Allahu Teâlâ geçmiş günahlarına kefaret. (?) Bunlar öyle söylerler. Efendim her şeyin en doğrusunu Allah ve Resulü bilir. Ama bizim çok doğru bildiğimiz bir şey varsa bütün ibadetler Allah'adır ve Allah'a yapılan ibadetler de karşılıksız kalmaz. En doğrusu da budur.
Evet. Başka? Burada soru yok. Dinleyicilerimiz varsa bize sorularını yazabilirler. Evet. Arzanır yazdı. Burada var. (?)
Yok.
Başka soru yok değil mi?
Sana geldi de bakalım. (?)
Onu bir altına çekelim. Evet. Bakalım buraya.
Ebebi. Ebabil. Ebabil namazı diye. Ben ebabil namazı anladım. (?) Ebabil namazı. Aynen. Ebabil. Aynen. Evet. Evet. Selamün aleyküm efendim, bir kişi selama icabet etmek lazım. Ve aleyküm selam. burada oynayacağına beraber (?) gidiyor. Bir kişi şöyle bir soru soruyor, size iletiyorum: Zina yaptım ama çok pişmanım, kalbimde çok büyük utangaçlıkla, Allah'a karşı ne yapmamız gerektirir diyor.
İnsanı Allahu Teâlâ hatadan ari yaratmadı.
Bir cehalet devresi yaşadı. Nefsine uydu. Bir bataklığa battı.
Bana sorarsan bunun sıdk-ı kalple bir tövbe etmesi lazım. (?) Bir daha böyle bir şey yapmayacağına Allah'a söz vermesi lazım. Bir, şer'i hüküm uygulanmadığı için... Evliyse bu, evliyse bu recm (?) olacaktır. Din-i İslam'a göre. Bunun affı yok. Ama burası medeni kanunla idare ediliyor. Bu durumda bizim kanunlarımız recm kanunudur, (?) şer'i kanundur, hakiki bir kanundur.
İnsanların ahlakının bozulması için medeni kanun dediği insanlar kendi akıllarına göre yaptığı kanunlar. Kendi akla göre yapılan kanunda da bir tanesi şöyle söylüyor. Her işi kendi aklına vuran kişi, takma bacak takmış bacaksızlara benzerdi. Dün yaptığı bir işi bugün değiştirmeye kalkardı.
İşte medeni kanun bu. Bu kişi güzelce tövbe edecek.
Daha kurtulmasını istiyorsa, kendi kalbi rahat bulmuyorsa kalbinin sükun bulacağı bir olay var.
Bir yol bulacak. Hac zamanı hacca gidecek. Orada tövbe istiğfar ve hacc-ı Beyt'i tavaf edecek, hacı olacak. (?) İşte orada hacı olduktan sonra Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde, onlar analarından yeni doğmuş gibidirler.
İşte kalp orada huzur bulur.
Başka var mı bakayım?
Başka soru soran yok.
Sizde var mı soru soran?
Bu ayetlerden sorsanız da anlatsak.
Burada kitap olacaktı burada. Şurada kitaptan bir sayfa açayım. Orada çıkan yanlış ve doğru ayetleri size açayım. Neresi gelirse. Burada iki tane bir iki üç dört tane yanlış açılan ayet var. Size bunları açayım. Ne yapayım? Ra'd Suresinin 20. ayet-i kerimesi gelmiş. (?) Yanlış açılan ayet-i kerime. Onlar Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır diyor.
Bu ayet yanlış açılmış bir ayet. Şimdi bu ayet neyi kastediyor, nereyi kastediyor? Bir kere bunu bilmek lazım.
Onlar Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır diyor. Sen dünyada Allah'ı gördün mü? Yok. Söz verdin mi dünyada? Yok. Ve bu sözü bozmayanlar diyor. Bu, Araf Suresinin 172. ayet-i kerimesini kastediyor. Allahu Teâlâ ile ahitleşmeyi kastediyor. Şimdi madem ki Allahu Teâlâ ile ahitleştik, Araf Suresinin 172. ayet-i kerimesine göre dünyaya gelmeden evvel ruh, nefis ve can halindeyken Allahu Teâlâ ile ahitleştik. Ahdimiz bize kader olarak yazıldı. Şimdi ben size soruyorum, kaderini değiştirebilecek bir babayiğit var mı?
Yok, kader değişmez. İşte bu sözü bozmayanlar dediği zaman, onlar şöyle söylerler: İnsanlar Allahu Teâlâ ile ahitleşti. Orada sensin dedi, sözü verdi. Dünyada sözünü bozdu, sözünü değiştirdi derler. E peki, bu ahdini yazdırmışsa, kaderini yazdırmışsa, söylüyorsun buna, sen kader değiştirebilir misin? Yok diyor. Bu nedir diyor? Bu nedir? Bunlar siyonizmin kelamı. Allah'ı hafife alma, insan durumuna düşürme, ahdi sıkıca bağlayamama. Evet. Doğrusunu okuyorum şimdi: Onlar ki Elestü bi Rabbiküm hitabında (?) Allah'a güzel bir ahit verirler. Böyle insanlar sözlerine sadakat gösterirler. Böyle insanlar sözlerine sadakat gösterirler.
Bozmazlar değil. Sözlerine sadakat gösterirler. Bu ayet, bütün ayetler birbirini destekler.
Bir başka ayette de: Allah kadar kim sözüne sadakat gösterir? Hazreti Ebu Bekir Sıddık Peygamber Efendimiz'e Ya Resulallah bende ne kadar ahlakı var deyince, sende diyor, ya altısı ya yedisi eksik diyor. O kadar Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış. Ama hiçbir kimse Allah kadar sözüne sadakat gösteremez. E hocam, şimdi bende söz bozuldu durumuna gelmiyor mu? (?) Gelmez. Size açacağım.
Allah'ın kelamlarında eksiklik yoktur.
Kıyamete kadar gelecek olan tek bir canlının ne yapacağını, ne konuşacağını bilir. Onun için Allah geleceğe göre söyler, kelamında hiç eksiklik olmaz. Biz bir saniye sonra geleceği bilmeyiz. Söz veririz, yarın sana geleceğiz diye, inşallah. Ya nasip olur ya olmaz. Hastan çıkar gidemezsin, ölürsün gidemezsin, kaza geçirir hastaneye gidersin gidemezsin.
Allah kadar kim sözüne sadakat gösterir? İşte insanlar da verdikleri sözden pek dışarı çıkmamaya çalışırlar. Onlar sözlerine sadakat gösterirler. Bir ayette de mümine: Bir söz verdiysen yerine getir diyor. Mümin verdiği sözü yerine getirir. Bir kişi de ona söz verdiyse, o o yerde onu bekler. Sözünü bekler. Peygamber Efendimiz arkadaşıyla, bir hesapla (?) yola çıkar. Hesaptaki: Ya Resulallah, ben evde şunu unuttum diyor. (?) Geri döner. Peygamber Efendimiz onu orada bekler. Seni burada bekleyeceğim der. Kişi eve gittikten sonra unutur. Oradan birisi geçerken: Ya Resulallah, ben buradan geçerken burada idin.
Şimdi gene buradasın dönüyorum diyor. Hayırdır? diyor. Ya Fırancı diyor, eve gitti, bir şey vardı diyor, onu alacaktı (?) diyor, onu bekliyorum diyor, gelecek diyor. Hemen koşuyor, geliyor. Ya diyor, Resul Efendimiz seni bekliyor, sen diyor burada oyalanıyorsun diyor. Ya diyor, Ben gittim geldim diyor, aynı yerde duruyordu diyor. Eyvah diyor, ben söz verdim, unuttum diyor. Bak, Peygamber Efendimiz bir söz veriyor: Seni burada bekleyeceğim diyor. Ya bekliyor. Kim Allah kadar sözüne sadakat gösterir?
İşte insan mümin söze sadakat gösterir ve sözünden dönmemeye çalışır. Unutma hariç. Allah bizi unutucular zümresinden yarattı. Zaten unutma olmasaydı geçirmiş olduğumuz zaman içerisindeki acılarla kıvranırdık. Anan ölmüş, baban ölmüş, çocuğun ölmüş, hanımın ölmüş. İşte biz bu acılardan kurtulmamız için Rabbim bizi unutucular zümresinden yarattı. Evet.
Başka ne diyordu şurada? Unutucuları var daha. (?) Bir kişi şöyle bir soru soruyor.
Selamun aleyküm Mehmet. Şu anda dersliyim. Sonra ben telefon ederim. Bir saat sonra.
Beni anladın mı? Tamam. Selamun aleyküm.
Selamun aleyküm.
Neredeydi o soru? Burada değil. Onların cevapları kazandı. (?) Ayet okuyorduk. Ayet okuyorduk. Doğru söylüyorsun. Ayette. Şimdi soru geldiyse soruyu cevaplayalım.
Şurayı tekrar bir devredelim. (?) Efendim, Mücadele Suresi 8. ayette: Onlar sana geldikleri zaman seni Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar buyuruluyor. Ve ayete göre demek ki Allah'ın Peygamber Efendimiz'i selamladığı bir şekil var diye anlıyorum. Bu selam, Ettehiyyatü duasında geçen, Rabbimizin Miraç'ta Peygamberimizi selamlaması mıdır? Değil. O değil. Şimdi Mücadele Suresi 8. ayet. Yahudiler Peygamber Efendimiz'e geldiği zaman essamu aleyküm derlerdi. Allah'ın ölümü senin üzerine olsun derlerdi. Selamı öyleydi. Ne derlermiş? Essamu aleyküm. Ashab-ı Kiram da Peygamber Efendimiz'e: Ya Resulallah, bunlar sana ölüm diliyorlar. Ben de diyorum ki: Ve aleyküm essam, yani ölüm hepimizin üzerine olsun.
Hepimiz üzerine değil mi ölüm?
İşte o ayet o. Onlar sana geldikleri zaman seni Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Allah'ın selamı nedir? Selamun aleyküm ve aleyküm selam. Yani Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun. Sen de diyorsun ki ve aleyküm selam. Allah'ın rahmeti hepimizin üzerine olsun.
Siz birisine selam verdiğiniz zaman yahut size birisi selam verdiği zaman siz fazlasıyla ona mukabelede bulunun. Birisi bana Esselamun aleyküm dediği zaman ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu Allah'ın rahmeti ve bereketi bizim üzerimize olsun diyor. Ne güzel. Birbirimize duada bulunuyoruz. Allahu Teâlâ, sizin dualarınız olmasa biz sizi ne yapalım diyor. İşte böyle duayla bize selamla bize dua kapılarını açıyor. Başka yok herhalde burada.
Şimdi burası böyle dursun. Şu Mücadele Suresinin 8. ayet-i kerimesi. Bir bakalım şimdi. Telefon orada kaldı.
542.
542 Gizli konuşmaktan men edildikten sonra yine o yasaklarını yapmaya ve kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygambere karşı gelme hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar bir arada toplanırlar, gizlice Peygambere tuzak hazırlamak için. Düşmanlık yaparlardı kendi aralarında. Onlar sana geldikleri zaman seni Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. İşte Allah'ın ölümü senin üzerine olsun istemiyorlar ya, kinkü kinkü diyorlar, esselamü (?) aleyküm diyorlar. Kendi içlerinde de: Bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi diyor. Eğer o peygamber olsaydı, biz o peygambere böyle söylüyoruz, Allah da bize azap etmesi gerekmez miydi diyor. Kendi kellerinde hesaba çekiyor böyle. Evet, (?) derler. Cehennem onlara yeter.
Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeri orası. Ne kötü dönüş yeri. Ne kötü bir döşek yeri orası.
Başka yok değil mi? Yoksa aynı yerde soruları, yanlışları açacağız. Yine Ra'd Suresinin 25. ayet-i kerimesi yanlış açılan. Aslında (?) çoğu yanlış da biz böyle göze çarpanları düzelttik. Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra, bak bak, Allah'a söz vermiş, kendileri pekiştirmişler, sözü bozanlar, Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri, akrabalık bağlarını terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar, işte lanet onlar içindir. Ve kötü yer cehennem onlarındır.
Burada ilk baştaki kelam Yahudi'nin kendi siyonizmin kelamı, diğeri Allah'ın ayeti. Karıştırmışlar zaten, karıştırıyorlar. Bak doğrusu da: Allah'ı bilmelerine rağmen inkar edip kötü ahit verenler, yani Allah'ı tanımayanlar, sen benim Rabbim değilsin diyenler. Burası biraz derine gidiyor. Biz size sırlardan biraz bahsedelim burada. Allahu Teâlâ insanları zatını bilinmesi için yarattı ve onlara Elestü bi Rabbiküm? Sizin Rabbiniz benim dedi.
İnsanlar orada üç bölüğe ayrıldı. Neresi bu? Lahut alemi. Yaratıldığı yer ruhların, lahut alemi. Peygamber Efendimiz de Rabbimizin yanında olmasına rağmen Rabbimiz budur demesine rağmen üç bölüğe ayrıldık.
Vakıa Suresi 7, 8, 9, 10. ayetler. Ne diyor? Ey sağcılar, size müjdeler olsun. Ey solcular, size yazıklar olsun. Birisi de mukarrebin sınıfı, sınıfı. Şehitler, şühadeler sınıfı.
Ondan sonra Araf Suresinin 172. ayet-i kerimesi. Allahu Teâlâ Ademoğlunun zürriyetinden zuhur edecek olan neslinin nesliyle ahitleşti.
Nerede? Kalu bela. Şimdi burada kalu dediği zaman evet diyor. Kim evet dedi? Akıllarına göre, bak, kim dedi? Şimdi size söyleyeceğim kim dediğini bunu. Elestü bi Rabbiküm? Sizin Rabbiniz benim dedi Allahu Teâlâ. Arkasından evet diyor. Evet, yani benden başka bir ilah yok. Bunu Şahit olduk, evet dediler diyor. Şahit olduk, evet dedi de, işte bu temel üzerine kurulan yanlış: Allah'a söz verdi de dünyada sözünden döndü. Temeller atılıyor. Yanlışlar onun üzerine gidiyor. Ya.
Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diyor. Bak. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Onlar da şahit olduk. Evet dediler. Ya, böyle ayet bir şekilde açılır mı ya? Allah kimseden cevap beklemez, kimsenin de muhatap olmaz. O yalnızca yol gösterir, kullarına rahmet yağmurunu yağdırır. Bu yağmurdan istifade etmek istemeyen ayrılır, etmek isteyen o rahmet yağmurunun çatısı altında toplanır.
Evet.
Ne diyor? Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra. Bak, kim pekiştiriyor? Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra, bu ayet olduğuna göre pekiştiren herhalde karşıdaki kuvveti, sözü verip pekiştiriyor. Kendisi. Allah değil herhalde. O manaya çıkıyor burası. Ben mi yanlış anlıyorum? Allah'a verdiğin sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra. Ben mesela Mehmet Efendi'ye bir söz veriyorum, pekiştiriyorum onu. Bu böyledir. Bunu böyle yap. Kuvvetle pekiştiriyorum sana. Öyle değil mi? O manaya gelmiyor mu? Evet. Lafa bak, lafa. Ayet bu, ayet. Allah muhafaza. Sonra bozanlar diyor. Bak, gördün mü? Pekiştiriyor, Allah'a böyle yap diyor, sonra bozuyor. Sen kaderini değiştirebilir misin? Sen Allah'a bunu zorlayabilir misin? Bu böyle diye kendi arzu ve isteğini kendi iradenle verdin, Allah da senin olduğu gibi senin söylediklerini o karakterlerle sana işledi bunu. Senin kaderin oldu bu. Hadi kaderinden çık şimdi.
Çıkabilirsin. Hatemallahu ala kulubihim ve ala (?) sem'ihim ve ala ebsarihim gışavetün ve lehüm azabün azim. Mühürledi. Kim mühürledi? Allah mühürledi. Allah mühürledi demek, kim mühürletti? Fiil kimde? Fiil insanda. İşleyen insan, insan mühürlettirdi. Buna mühürledi diyor, gözüne perde çekti diyor. Kulağına da tıkadı diyor. Onlar ebedi cehennemlik diyor. Allah'ı keyfi bir duruma düşürüyor böyle. İnsanlar arasında ayrıma düşürüyor. Halbuki onlar kalplerini mühürlettirdi, gözlerine perde çektirtti. Kulaklarına da tıkaç koydurttu. Artık işitmezler. Dönmezler. Kalplerini mühürlettirdiler öyle. Bunu Allah'a yemiyorlar. (?) Akrabalık bağlarını terk edenler diyor. Ki Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde dünyada hiçbir şeyin, kimsen kalmasa bile git mezarı ziyaret et diyor. Bu sıla-i rahimdir. Sıla-i rahim insanın keşfini açar. Evet. Ve akrabalık bağları insanları birbirine bağlar. Bu şekilde bağlanan insanlar İslam zincirini kopartmazlar.
Ama şimdi akraba bağları da koptu. İşte kopan akraba bağlarından İslam zincirleri de koptu. (?)
Rabbim bize nelerde alttan alttan birbirimize (?) bağlayarak zatını Rab olarak bilmemizi istedi. Ama biz hem anadan, hem babadan, hem kardeşlerden, akrabalarımızdan koptuk.
Her işi maddeye döktük.
Düğün yapılırken yahut bir yere misafir giderken hediye, hediye götürür. Ya sen buraya hediye götürüyorsun. Öbür taraf diyor ki ben ne götüreyim oraya bir şey götürmem diyor. Oradan kaçıyor. Gitmiyor.
Bu şekilde her şeyi dünyalığa bağladığımız için birbirimizden koptuk.
Akrabalık bağlarını terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar. Bu dünyada bu kadar devlet var.
Bu devlet içerisinde devlet olmayan kendisini bir varlık olarak gören, Roma İmparatoru Nero gibi hayal alemiyle hareket eden bir kavmin başındaki insan bugün yeryüzünü fitneye boğuyor.
Her yerde bir ateş yakıyor. Masum insanlara saldırıyor.
Niye Nero'yu misal verdim?
Nero karanlık güçlere tabi oldu. Cinlere. Ve o daha çok kan derdi, daha çok kan.
Nero da boyuna öldürürdü. (?) Hatta insanları öldürmek için esirlerin (?) mahallesini yaktı.
Roma'nın senatosu artık bundan kurtulmak için karar verirken, bu kendilerini öldüreceğini anladı. Çekildi bir tarafa, kendi kendine intihar etti.
Ölürken de: Roma büyük bir imparator kaybetti. İşte bu küflü akıllarla tarih (?) bir geçmiş hatıralarla doludur.
Tarih bir tekerrürdür, tekerrür.
İşte onun gibi bir insan çıkmış, masum devletlere saldırıyor.
Arkasını o karanlık güçlere dayamış. Allah bunlara birçok şeyler vaat etmiş. vaat ettiğini de yerine getirme zamanı geldi diyerek, sen gökte İran'la savaş da diyor. (?) İran'ı parça parça yaptı.
Yani bu şekilde küflü bir akılla bu insanların peşine takılan bazı devletler de onun gibi suçludurlar. Seslerini çıkartmadıkları için.
Evet.
Onun için bu devletin, ayette söylediği gibi, yeryüzünde fitne çıkartır, her yerde bir ateş yakar.
Biz o ateşi söndürürüz der. Kimle? Allah diyen insanlarla, barışı isteyen insanlarla. Ve bunlar ancak diyor, müminlerin idaresi altında yaşama hakları vardır diyor.
Onun için İsrail devleti devlet kuramaz. Onların devlet kurmaları kıyamet alametleridir.
Ancak Müslümanların müminlerin emri altında yaşama hakları vardır.
Ben demiyorum ki, Allah söylüyor. Allah, alemlerin sahibi söylüyor. Bak ne diyor? Yine o yanlışın altında, yanlışın altında. Lanet onlar içindir ve kötü cehennem onlarındır diyor. Evet. O başka bir ayette, hangi ayette, ona baksana. İsra 5-6'da, İsra 5-6'da, bak İsra Suresi 5-6, bakalım şimdi. Bakalım, o mu?
Yok, müminlerin emri altında yaşama diyor, ona bak. Müminlerin, Müslümanların emri altında yaşama hakkı. Evet. Ona bak, o ayeti. Tamam. Onlar söylüyorlar herhalde. Şimdi hatırımda kalmadı.
Efendim, Rabbimiz küllü ruh, küllü can, küllü nefis. Baksana ona. De ki Müslümanları, Al-i İmran (?) 112. Al-i İmran 112. Bak şimdi, burada okuyalım. Efendim.
Al-i Al-i İmran 112, 112. Onlar, Yahudiler, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların, müminlerin himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet damgası vurulmuştur diyor.
Zillet damgası. Allah'ın gazabına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. (?) Çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.
Küllü ruh, küllü can, küllü nefis diyebiliyorum. Rabbimiz küllü ruh, küllü can, küllü nefis diyebiliyorum. Bu doğru mudur?
Allahu Teâlâ küllü ruhtur. (?)
Muhakkak ki küllü can da kendisidir.
Çünkü can olmasa hareket olmaz. Cansız insan, yahut cansız taşlar, dağlardır.
Burada Allah'ın sıfatlarını biz eleştirecek değiliz. (?)
Bilsem de sana söylemem, sana değil, (?) kimseye söylemem, çünkü Allah'ı hafife alırlar. Bunların üzerine gidersen, misafir, sana söylüyorum, yolunu şaşırırsın. Ancak bunları birçok keşf açıklıktan sonra kavrayabilecek bir duruma gelirsin. Yoksa bunlar seni alır bir uçurumdan aşağı atar.
Çoluğunun kemalini burada (?) kapatıyorum, çoluğunu da.
Sen Allah'ın sıfatlarını benim kendi varlığımla eleştireceğini mi zannettin? Allah'ı kimse eleştiremez.
Küllü ruh dersen geçer gidersin.
Neye benzer? Allah'ın evvelini kimse bilemediği gibi, bir tane melaike-i kiram evveline gitmiş, evvelini sonsuzluğun sonuyla beraber görmüş. Yani sonsuzluktan görmüş. Onun için bunları karıştırmaya kalkma.
Kötüye gidersin. Benden sana nasihat.
Sen daha yüzme bilmiyorsun. Deryaya dalırsan boğulursun.
Ne diyor? Rabbimiz istediği surette gözükebilir diye anlıyorum. Doğru. Örneğin Hz. Musa'ya ateş şeklinde gözükmesi gibi. Peki, Elestü bi Rabbiküm deminde başka şekilde değil de, (?) kendisini bize benzer surette göstermesinin hikmeti nedir?
İnsanı çok sevmesi, çok kıymet vermesi, muhatap kabul edip dost olarak yaratmasından dolayı mıdır diyor.
Onlardan dolayı değil.
Allahu Teâlâ'nın bize zat suretiyle görünmesi, bizim gibi deme. Burada da bir kelam var. Zat suretleri ayrıdır. Bizim gibi ayrıdır. Bizim zat suretimiz ayrıdır. Onun zat suretleri ayrıdır. Onun için o mahluka benzemez. Yaratılanlar mahluktur. Burada da derin manalar var. Anlayabildiğin kadar anla.
Allah'ın insan suretinde görünmesinin sebebi insanları korkutmadan, şafak müşfik bir halde kendisine (?) inandırmak ve kendisine inananlarla inanmayanları ayırt etmek için. Biliyor da zaten ayırmış onları. Onları orada şahit tutmak için. O şekilde göründü. Bu şekilde söylediğimin ispatı bir ayet: Biz de seslendik sizi diyor. Bulutlardan meleklerle sarkar secde ettirirdik diyor.
Değil mi? Öyle. Hocam, selamun aleyküm dünya zenginliği için Vakıa Suresinin okunması doğru mu? Bu zenginlik maddi ve manevi zenginlik mi? Yoksa sadece maddi zenginlik mi? Allah razı olsun. Sana hikayesini anlatayım Vakıa Suresinin. Sahabe-i Kiram'dan birisi vefat ederken, ismini unuttum, ben pek isim aklımda tutmuyorum zaten, olay aklımızda kalsın yeter. İki tane kızı var. Geliyorlar. Diyorlar ki: Senin ahirete intikal ettiğin zaman kızına Beytülmal'dan kızlarına maaş bağlayalım çünkü bunların bakacak kimsesi yok, akrabaları da yok. Sahabe-i Kiram şöyle söylüyor: Ben Peygamber Efendimiz'den işittim, Vakıa Suresini okuyan darlık yüzü görmez.
Dediğinde zenginlik değil, darlık yüzü görmez diyor. Bunun üzerine kabul etmiyor. Vakıa Suresi okuyan, zenginlik duası değildir. Allah Vakıa Suresini, ayetini zengin ol diye dünyada vermedi. Zenginlik duası diye bunu söyleyenler, bak, Allah'ın ahdine parmak basanlar, yani kadere parmak basanlar. Kaderi değiştiremezsin. Darlık görmeyenler. Bu manevidir. Allah'a teslimdir. Halini yalnızca, gönlünü Allah'a açandır. İşte sana bir ayet: Öyle kullarım var ki insanlardan hiçbir şey istemez diyor. İsteyemez. Siz onları diyor, simalarından tanırsınız diyor.
Allah sana bilmediğin yerden rızkını verir. Bilmediğin yerden.
Onun için darlık da çekmezsin. Ama gözünü dünyaya dikersen, o çöplük dünya... Ameller niyete bağlı, iş değişir.
Necm Suresi 13. ayet-i kerimede Miraç'ı anlatırken: Andolsun onu (?) bir kere daha gördü, Sidretü'l-Münteha'nın yanında buyuruyor. Burada Rabbimiz ilk defasında zaman ve mekan dışında Peygamberimize kendisini gösterdiği, ikinci seferde ayrılırken Sidretü'l-Münteha'nın yanında gösteriyor. Sidre'nin yanı dediği zaman ve mekanın içi mi oluyor bu sefer? Bak orada ne diyor biliyor musun?
Orayı okumamışsın, altını. Bir kere daha gördü, sarktı da yaklaştı, iki yayı arası kadar. Allah kuluna vahyetti vahyedeceğini. Ne demek bu? Vahiy demek ki gene zaman mekan dışında. Kelimeyi kelimeden ayırma, cümleyi birbirinden ayırma.
Selamun Aleyküm Efendimiz. (?) Nur Suresi ayet 35 açar mısınız? Mübarek ellerinizden öperim diyor.
Açalım. Nur Suresi, 352. sayfa. Bakalım şimdi. 339, 355, 352.
Şimdi yanlış açmışlar. Allah göklerin ve yerin nurudur. Doğru. Ben doğrusunu okuyacağım size. Açacağız çünkü bu ayeti doğrusunu okuyalım. Allah göklerin ve yerin nurudur. Yani nur dediği zaman bir ışık olarak bunu kabullenmeyelim. Hem ışıktır, aydınlıktır, hem ferahlıktır, hem bu yoktan var etmedir. Yani göklerin ve yerin sahibidir, yedi kat semavatı direksiz birbiri üstüne bina edendir. Bir ilim sahibidir, yüksek bir ilim sahibidir. Onun nurunun temsili içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir diyor.
Bu kalpte tecelli eder. Eskiden çocukların cambilyası vardı. (?) İçinde yıldızlar falan böyle onlar oynarlardı. O öyle bir, aynı o şekilde bir cambilya, ona kandil diye geçiyor. Milyarlarca yıldızın içerisinde döndüğünü görürsün.
Allah'ın kalbine verdiği bir nur işte bu. Yani tecellinin açılması açıldıktan sonraki keşfin açılması. O cevelan eder. Şimdi buna diyor ki: O lamba kristal bir fanus içindedir diyor. İşte hücran (?) binyanın içindedir. O fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, tarif ettim işte, sonunu tarif ettim, sonu inci gibidir ki diyor. Ona doğunun ve batının gölgesi düşmez. işte biz kalbine nurumuzu yahut da keşfilen, ilmimizi verdiğimiz insanlara (?) doğudan güneş doğar. Zahiri ilmi kastediyor. Batıdan da güneş batar. Bu da batılı, hurafeyi kastediyor. Ne zahiri ilmin gölgesi ne de batılın gölgesi düşer diyor, benim ilmimi verdiğim o ilmin, o nurun üzerine.
Sanki zeytinyağından, zeytinden çıkan yağdan tutuşturulur. Onun yağı neredeyse kendisine ateş değmese dahi ışık verir. İşte bu bir temsille beraber Allahu Teâlâ'nın insanın kalbine verdiği ilmi... Bu ilim peygambere vahiyle gelir, kuluna ilhamla gelir. ilham işte biz kime hikmetleri ilim verirsek ona hikmet veririz diyor. Bu hikmet, Allahu Teâlâ o ayetin hangi manasına geldiğinin sırrını söyler ona. Ve ayetler ayetleri teyit ederek, hiçbirisi birbirine zıt düşmez.
Allah insanlara işte böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir. İşte diyor, insanlara böyle teşbihler getirir. (?) Böyle kulların da size diyor, Kur'an'ın (?) bir kök notunu söyler diyor. (?) Kök notunu. Yani ayetin kökü nedir?
O kök dal budak salar. Mana mana açılır.
Onlar size diyor, Kur'an'ın ayetlerini ayetlerle konuşturur. Evet.
Ayza (?) Nur'daki hocam, (?) bir de şimdi akrabalık bağlarından bahsettiniz. Telefonla görüşmek sıla-i rahime dahil midir? (?) Yani gidip görmesek ya da bazı sebeplerle gidemiyorsak da telefonla aramak yeterli midir? Allah razı olsun. Şimdi Ayza Hanım artık (?) bilmiyorum, evladımıza benziyor, bir hanım kızımıza benziyor. Bu senin söylediğin ameller niyete bağlı ayet-i kerimesine girer.
Sen bak ne diyorsun burada? Telefonla görüşmekle sıla-i rahim dahil midir? Bu telefonla görüşmek ameller niyete bağlı kısmına girer. Yani gidip göremezsek ya da bazı sebeplerle gidemiyorsak, işte buraya girer. Gidemiyorsan. Ama eğer imkanın varsa gidip göreceksin. Büyükse elini öpeceksin. Küçükse kucaklayacaksın. Sevgini izhar edeceksin. Büyükse yardım edeceksin. (?) Onların gönüllerini alacaksın. Sıla-i rahimdir.
Evet. Başka yok. Dersimizi biz burada bitirelim. Biliyorsun. Biraz kalpten de rahatsızlandık. Fazla da konuşma beni rahatsız ediyor. Ama ben Rabbime söz verdim. Nefesim olduğu müddetçe sana anlatacağım dedim. Ayetlerini anlatacağım dedim. Evet. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun. Lillahi Teâle'l-Fatiha.
Amin.
Daha gelmedi, görüyor musunuz? Çay içeceğim, o zaman gelecek.