18.07.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Harflerle okumak haramdır diye sözler aşıyor. (?) Arapçadan okumayı bilmiyoruz.
Okumamalı mıyız? Biz de bugüne kadar öğrendiğimiz sureleri Türkçe yazılışlarından öğrendik.
Böyle olunca şimdiye kadar yaptığımız ibadetler kabul olmuyor mu? Kıldığımız namazlar boşa mı gitti? (?) Lütfen beni hakkınızı helal ettiğiniz zaman (?) ayetleriniz için diyor. (?)
Kur'an'ı Türkçe harflerle okumak haram değildir. Haram bile bile bir başka şeyi yemektir.
Allahu Teâlâ haramları saymıştır.
Leşte müddeti kan haramdır. (?) İçki haramdır.
Haram yollarda kazanan para haramdır.
Sen imanından Kur'an'ın Arapçasını bilmediğin için Türkçe okudun.
Türkçe yazılan Kur'an'dan yalnızca hatim olmaz. Niçin hatim olmaz? Arapçadan oluyor da Türkçeden niye olmasın? Çünkü Kur'an'ın Türkçeye karşılığı olarak yazılan yazılar Siyonizmin fikrine göre yazılmış. Bu durumda Kur'an'ın hakiki ayetleri değildir.
Onun için hatim olmaz. Şimdiye kadar Kur'an'ın Türkçesinden okuduysan da, okuduysan ve öğrendiysen, Kur'an'ın Türkçesinden öğrendiysen, senin imanınla doğruyu ve kötüyü ayırt edebilecek Allahu Teâlâ sana bir iman vermiş. Ama insan aklı yanlışı doğru anlayabilir. Mesela Allah kafirler topluluğunu hidayete erdirmez diyor. Şimdi Kur'an'ın meali aslı böyle değildir. Sen şimdi şöyle imanından diyorsun ki, evet, kafirler imansız giderler. Ama kafirin içerisinde Müslüman olan yok mu? Allah'ın kelamına burada bir halel gelmiyor mu? Allah'ın adaletine eksiklik gelmiyor mu? Allah'ı yalancı durumuna düşürmüyorlar mı?
Şimdi burada alim bunları ayırıyor. Siz ameller niyete bağlı ayet-i kerimesine göre hareket ediyorsunuz, Allah sizi bağışlıyor bu türlü. Ama bunu öğrendikten sonra yapmamak lazım. Çünkü Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde şöyle söylüyor: Kim, Allah söylemedi, söylemediği halde o böyle söyledi derse ateşteki yerini hazırlasın diyor. Şimdi Allah böyle demin vermiş olduğu misali söylememesine rağmen insan bunu duyar da tekrar buna eskiye döner, hurafeye aklını verir, onunla hükümlenirse, Allah söylemediği halde demek ki siz yeni bir din icat ettiniz. Yeni bir din de Allah'ı sıfatladınız. Bu durumda Allahu Teâlâ'da böyle insanların yerleri cehennemdir. (?) Sen doğru eğriyi doğru anlayabilirsin.
Bunda herhangi bir beis yok. Ama öğrendikten sonra eğriye devam eder de doğruyu terk edersen işte o zaman günaha girersin.
Evet. Misafir, misafir. (?)
Durum böyle. Anlayamadığın yeriniz varsa sorun. Burada da Ömer misafir (?) der ki: Efendim, benim kardeşim iki tane adak adamış, oğlum evleri yuva kurarsa diye, o da oldu. (?) Eniştem diyor ki: Afrika'da o kadar insan aç, parasını oraya yollasa, bizim adımıza keser, kesseler olur mu diyor. Ya da Kızılay bizim adımıza oradaki insanlara kesse diyor. Sorar mısın? Dediler. Ellerinizden hürmetle öperim diyor. Şimdiden Allah razı olsun. Ömer misafir. İkinci söylediğin güzel. Birinci söylediğinde sevinleri görüyorsun. (?) Onlara güven kalmadı. Para için her şeyi yapıyorlar. İnsanların vicdanlarını sömürüyorlar.
Ama Kızılay'a verirsen, Kızılay, eğer şartlı verirsen, o da o şartlı alırsa oradaki insanlara keser yedirir. O çok güzel. Ama Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde de evvela en yakınından başla diyor. Senin en yakınında ihtiyaç sahibi insan varsa onu terk edip de Afrika'ya gönderemezsin. Bilmiyorsun. Yakınında yok. Bazı insanlar çok güzel yerlerde oturuyorlar. Yakınlarında ihtiyaç sahipleri yok. Öyle birilerini de tanımıyorlar. İşte bunlar onlar için. Kızılay'a verir, AFAD'a verir. Bunlar devletin. Güzel efendim müesseseleri. (?) Bunlar insanlara ulaştırırlar. Evet. Ömer misafir. Başka sorusu olan varsa sorsun.
Bunlar yapılmış. Yapılmış. Burası var değil mi? Yok Ömer misafiri başka yok herhalde. Ama yok. Evet. Sizden var mı sorular? Kim soracak? Soracağım mı? Evet.
Ver bakalım oradan. Ben size mesela yanlış açılan bir ayet okuyayım size. Bak buradan açtılar bir yer. Bakalım nereye açmışlar. Efendim, En'am Suresinde 144. (?) ayet-i kerimeyi açmış. Deveden de iki, sığırdan da iki yarattı. De ki: O bunların erkeklerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah'ın size böyle tavsiye, böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uyduranlar kim daha zalimdir? Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez diyor. Şimdi sen bunu Türkçe olarak burayı okursan burada Allah'ı sıfatlayan bir kelime var.
Sen şimdi bunu böyle okuduğun zaman hatim ettin diyorsun. Allah böyle bir şey söylemez. Nasıl söylemez? En sonunda bak ne diyor. Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Zalimler topluluğu içerisinde tövbe edip dönenler yok mu? Dolu. Dolu, dolu zalimler topluluğu. Ne diyor? Zalimler topluluğuna devam edenler Allah'ın hidayetine eremez. Allah yoksa herkesi zatına çağırır. Ama irade iki: külli irade, cüz'i irade. Külli irade Allahu Teâlâ, cüz'i irade insanda. İnsan kendi iradesiyle Allahu Teâlâ'ya bu dünyada ne yaptığıyla şahit olacak. Şahitlik edecek, yaptığıyla.
İnsan ahiret aleminde, ruhlar alemindeyken, (?)
A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ'nın ahitleştiği kaderini orada yazdırdı. Burası neyse onun senaryosu orada yazıldı. Buna kader diyoruz. Kaderimizi buraya gelirken ne istediğimizi bilmiyoruz kafalı. Ama bize karakterleri yerleştiren Rabbimiz zamanı geldiği zaman biz arzu (?) isteklerde bulunuyoruz. Allahu Teâlâ da bizim arzu isteklerimize göre devamlı yaratma halinde. Biz de o yaratılan olayları işlediğimiz zaman arzu isteğimiz içerisinde. Sevap ve günah alıyoruz. İşte miskal zerre hayrını ve miskal zerre şerrini yazacağım dediği ayet-i kerimede burayı ispatlıyor.
Demek ki zalim de olsa insan tövbe ettiği zaman can boğaza dayanana kadar Allahu Teâlâ'nın Tevvab sıfatıyla kapısı açıktır. Tövbe can boğaza dayanana kadardır. Can boğaza dayandığı zaman artık o tövbe kapısı kapandığında sana ahiret alemi ve dünyada yaptıkların gösterilir ve bir daha da senin tövben kabul olmaz. Artık iş işten geçmiştir. Evet. Onun için böyle yanlış okunan ayetlerle Türkçe olarak hatim olmaz.
Yine En'am Suresinin 151. ayet-i kerimesinde bir yanlışlık var. De ki gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Ve Allah'ın yaklaştığı, yasakladığı cana haksız yere kıymayın. İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Bakın buraya kadar doğrudur. Şimdi ne diyor? Umulur ki düşünüp anlarsınız diyor. Allahu Teâlâ'ya umulur ki sıfatını atfedemezsin. (?) Umulur ki kelamı Allah'ın ne yapacağını bilmediği insanları imtihan edip de hani denemek için diyor ya Allah insanları denermiş.
Denediği zaman işte umulur ki Allah bilmiyor da, insanların yaptığıyla onlara değer verecek. Onları derecelendirecek. Tabii ki bu umulur ki kelamı, şöyle ayet var. Hani hocam var mı ayet dersen, kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki Allahu Teâlâ onun ne yapacağını bilmesin. Evet. Onun için bu meallerle insan hatim edemez. Buna hatim denmez. Ve Siyonizmin Allahu Teâlâ'yı sıfatlayıp insan seviyesine düşürüp, la gayb-i illallah, gaybı Allah bilir'i ortadan (?) kaldırıp insan gibi konuşturur, insan seviyesine düşürerek Allah'ı sıfatlar. Bunlar Siyonizme göre yazılmış kelamlar. Evet. Öyleyse ne olacak orada işte bunlar Allah'ın size emrettikleridir, ta ki diyeceksin, lealle kelimesinin yanında ta ki.
Ne demek bu? Ta ki Hakk'a dönecek olanlar düşünür de anlarlar. Hakk'a dönecek olanlar, çünkü Allah Rabbimiz onların içerisinde Hakk'a dönecekleri biliyor. Lealle kelimesinin karşılığı birçok manaya gelir. Umulur ki de gelir. Şöyle ki, böyle ki, ta ki. İşte bu ta ki Allahu Teâlâ'nın eksik sıfattan münezzehliliğini ispatlar. Ama diğer kelimeler Allah'ı sıfatlar. Evet.
Ve güzel açtığımız yerde de evladımızın sorduğu sorular geliyor. Evet. Bakalım, yeni soru var mı?
Efendim, Allah kaderlerimizde yaşayacaklarımız olayları devamlı yaratma halinde diye anladım. Tabii, yalnız senin değil, bütün alemlerin, bütün insanların her an, Allahu Teâlâ her an diye yaratma halindedir. Her an. Onun büyüklüğüne bizim aklımız ermez. Onu eğer aklına sığdırmak istiyorsan, akıl kapasiten ne alır, ne desen o akılla buhar olur gidersin. Allah kaderlerimizi, yaşadıklarımızı ve olayları devamlı yaratma halindedir diye anladım. Doğru anladım. Allah bütün bu alemleri programlamış. Kıyamete kadar da yeni bir şey yaratmayacak diye biliyorum. O da doğru. Buna göre devamlı yaratma hali nasıl oluyor?
Mübarek ellerinizden öperim. Yaratılmışları kişinin muradına göre olayları tekrar ettiriyor. Mesela sen diyeceksin ki ben şu kadar sene yaşayacağım. Bir yerin altından gidiyorsun. Bir bakıyorsun ki kafana bir tane bir kilabet düşüyor ölüyorsun. (?) Veyahut da diyorsun ki ben ev yapacağım. Eğer senin kaderinde varsa ev yapmak. (?) Sen o ümidin, muradın nispetinde biriktirdiğin paralarla yahut da yapmış olduğun planlarla milim milim yoluna devam ederken sen o malları alırken onları kim yarattı? Allahu Teâlâ yarattı. Demirini, çimentonu, bilmem nesini, ıvırını, zıvırını, yiyeceğini, içeceğini ne alacaksan, hepsini senin ne yapacağını bildiği için bütün yaratma halinde dediği sebzesinden tut, bütün mahlukatından tut, ne yapacağını, ne edeceğini biliyor. İşte sana yaratma hali dediği zaman illa yeni yeni yaratma değil. Yarattıklarıyla senin yapacağın program içerisindeki malzemeleri senin önüne sürer.
Ve o malzemeler orada zuhur eder. Sen onları alırsın. Eğer kaderinde yapmak varsa yaparsın. Yapmak yoksa zarara uğrarsın. İşte zararda, kârda işin ortağı. (?) Çünkü bilmeden, la gaybillah Allah, gaybillah Allah bilir. (?) Sen murad ettin. Eğer senin kaderinde varsa olacaktı. Kaderinde yok, olmadı. Bu da zarar ettir. Ne edeceğini de biliyor. Devamlı yaratma böyle. Yoksa yeni bir şey yaratmıyor Allahu Teâlâ. Yarattıklarından sana programladığı olayları önüne sürüyor. Devamlı yaratma bu. Programı tazeleme. Senin önüne sürme. Evet.
Peki Arapça harfleri okumayı bilmeyenler, Latin harfleriyle Arapçasını okuyarak hatim yapabilirler mi? Burasını söyledik gene. Örneğin bu şekilde bizim harflerimizle yazılan ayetleri okuyarak Elhamdülillahirrahmanirrahim. Peki Latin harflerle yazılan şu En'am Suresinde şimdi önümüzde açık dediğimiz 151. ayetin karşılığı karşılığı Latin harflerle yazılmış. Ne yapıyor? Lealle kelimesi. Onun karşılığı nedir? Demin saydım. Şöyle de olur, böyle de olur, ta ki de olur, umulur ki de olur. Ama onu yerine getirmezsen Allah'ı sıfatlarsın. Yanlış kelamdan sen bu ayeti onun karşılığı diye cevaplarsan o zaman günaha girersin. Şimdi ayetin karşılığı, bak zaten sonunda ne diyor?
Lealleküm ta'kılun. Şimdi, burada bu lealleküm kelamını umulur ki diyor. E şimdi sen burada Allah'ı sıfatladın. Allah umulur ki kelamını kullanmaz. E şimdi Latin harflerle sen kalkar da Elhamdülillahi Rabbil Alemin dedin. Dedin. Alemlerin Rabbine hamd olsun dedin. Latin harflerinde yazarsın. Latin harflerle yazıldı ama manasını okuduğun zaman ne yapıyorsun burada? Arapçada. Türkçeye çevirdiğin zaman ben illa Latin (?) harflerle okuduğun zaman yanlış okuyorsun. Orada Elhamdülillahi Rabbil Alemin'i yazdığın zaman da acaba doğru mu yazdın? Eğri mi yazdın? Şu kitabın şu kitabın H (?) harfi ayrı aynı. Harfin üstünde bir (?) nokta olursa H harfi ayrı.
Sen burada, sen şimdi H'yi nasıl yazacaksın? H'yi yazdın. H'yi nasıl yazacaksın?
Mesela helak diyor. H ile yazılmış. H ile. Helak. Yok etmek. Halak yaratmak. Buyur. Türkçe yaz bunu şimdi. Yazabiliyorsan.
Arap harfi ayrı. Okunuşu Türkçenin okunuşu ayrı.
Ondan sonra ben Latin harflerle hatim ettim de. (?) Latin harflerle de Kur'an sahibi olmaz. (?) Çünkü yanlış okursun.
Hatta Arapça harfi bile okurken Arapçayı okurken manayı değiştirecek şekilde harfi okursan orada da yanlışlık yapmış olursun. Ayeti okumamış olursun. Bunları da biliyor musun?
Latin harflerle de Kur'an okunmaz.
Mesela ayın Fatiha-i Şerif'i okurken iyi diye okuyor ayını.
Ayın, gırtlaktan gelen A harfi, ayın yani gırtlaktan geliyor. Onun üstünde bir tane nokta var. Bu da gayın. Bak sen buna iyi de diyemezsin, kayın da diyemezsin. Gayın.
Onun için Latin harflerden de Kur'an okunmaz. Ama sana okuma demiyorum. Ameller niyete bağlı. Sen oku. Hiç olmazsa bir şey de okumuş olursun. Yani boş durmasın. İmanın Allah'a Kur'an okumaksa Allah senin amelini kabul eder. Ama ben aslını okudum diyemezsin. Aslı burada. Şöyle.
Şimdi Fatiha'yı okurken Elhamdülillahi Rabbil Alemin, Errahman Er- Rahim, Maliki Yevmiddin, İyyake Na'büdü ve İyyake Nestain (?) iyi çıkartıyor. O iyi değil, ayın. teniste aynı bak (?) Ayın gırtlaktan, buradan geliyor, iyi değil. Hocaların çoğu iyi iyi diyor, okuyor. Bakalım başka soru var mı? 552. de sayfada 4. ayet açar mısınız diyor. (?) Açalım bakalım. 499 552 diyor değil mi? Evet. Evet.
Burada 552, Cuma Suresi 4. ayet-i kerime. Bu Allah'ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir diyor. Şimdi burada dilediğine verir dediği zaman burada insanlar arasında bir ayrım yapıyor. Sonra burada hemen bu ayeti buradan okursan, kime dilediğine verdiğini burada anlayamazsın. Ne yapacaksın? Bir ayet daha üstten alacaksın, hangi mevzudan bahsetti Allahu Teâlâ. Şimdi Peygamberi, müminlerden henüz kendilerine katılmamış bulunan diğer insanlara da göndermiştir. O azizdir, hakimdir. Bu Allah'ın lütfudur, onu dilediğine verir diyor. Şimdi Allahu Teâlâ'nın insanlar üzerinde dilemesi yok.
Ama buradaki dileme doğru.
Şimdi insanlar ayetleri bilmezse her dileme iyi. Allah insanlar üzerinde fikri yok dediği zaman yani dilemesi yok. Dileme olursa insanlar arasında seçti manası olur. Allah kimseyi seçmez.
Burada, bak şimdi, peygamberlerin ilk yaratılışları var. Bu Allah'ın dilemesidir. Nasıl ki murat etti, diledi, Peygamber Efendimizi yarattı, ben bir insan yaratacağım dedi. Ve bu dilemesi, muradı yok çünkü insan yok. Daha yeni yaratıyor. Sonra program yaptı, ben bu kadar insan yaratacağım, bu kadar insanın başına peygamberler göndereceğim. Bu peygamberleri yaratayım evvela diyor. Ne yapıyor? Peygamber Efendimiz'in ruhundan bir rivayet 124 bin peygamber yaratıyor. Peygamberler birbirinden yaratılmaya dikkat et. (?) Peygamber Efendimiz'in ruhundan peygamberleri ayrı ayrı tek tek yaratıyor. Bunlar ilk yaratılanlar Peygamber Efendimiz'in ruhunda.
Ve her bir peygamber der ki, ben İslam'ın ilkiyim. Ve Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde de der ki, siz evvelde tek bir ümmettiniz. Topla, gel tepsine hepimiz Peygamber Efendimizin ruhundan olmayız dolayı. (?) Tek bir ümmet. Şimdi ayetleri bilemezsen şaşırırsın. Burada dilemeyi insana yükler, ondan sonra da Allah burada da dileme yanlış bir şekilde asit dersin. (?) Bu Allah'ın dilemesi. Peygamberleri yarattı. Peygamberlerin ruhlarından da kavimlerinin ruhlarını yarattı. Hangi kavime, hangi peygamber gidecekse işte burada seçmek yok. Bu yaratılışın programı içerisinde olan olay.
Buraları bilemezsen gelişigüzel aklına göre mana verirsin. Evet. Ne diyor şimdi dördüncü ayet-i kerimede? Bu Allah'ın lütfudur diyor. Kime? Bize bir lütuf. Biz insanların önlerini aydınlatmak için onlara peygamberler ve kitaplar gönderdik, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarttık. İşte insanlara lütfudur diyor bu. Peygamberler. Alimler. Ama akla göre, ötekete göre alim değil. (?)
Hakiki ayetleri, ayetlerle konuşturan insanlar alim. Ha, başka dallarda insanlar alim olabilir. Kimyada, fizikte, metafizikte, matematikte. Evet. İnsanlar onların derinlemesine ilmine sahip olabilir. Ama Kur'an'da alim dediğin zaman ayeti ayetlerle konuşturan insandır. Evet.
Başka var mı? Başka yok efendim. Nisa 103. ayet-i kerime açabilir miyiz efendim? (?) Nisa suresi 103. Evet efendim. (?) Kaç? 94. Bakalım.
Dördüncü.
Doksan dördüncü sayfa. Doksan yedi, doksan dördüncü. Kaçıncı? Yüz ikinci soru nasıl? (?)
Bakayım.
Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken daima Allah'ı anın.
Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz müminler üzerinde vakitleri belli bir farzdır diyor. Bu doğru. Namazı bitirince de ayakta, otururken de, bu ayeti, bu kısmını inkar için ne dediler? Tesbihat bid'attir dediler. Tesbihat bid'at değildir. Bizzat Allah'ın emridir. Ben söylemiyorum, Rabbim söylüyor. Namaz bitince de ayakta dururken de, yanınız üzerinde yatarken de Allah'ı anın diyor. Namazı bitirince de işte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Allah'ı zikrettirince ve Allah'ın büyüklüğünü, azametini efendime söyleyeyim Allah'ın verdiği rızka şükretmeyi otuz üç, otuz üç, otuz üç çektirirse doksan dokuz isminin zikri olur.
İşte Allah'ın bu ayet-i kerimesi zuhur etmiş olur. Hiç olmazsa namazdan sonra bunu zikretmiş olursun. Allah'ın ayetini yerine getirmiş olursun. Evet. Allah razı olsun.
Varsa sorunuz, sorun. Ne isterseniz. Fıkıhtan da sorun, akaitten de sorun, kelamdan da sorun, hadisten de sorun, halden de sorun. Ne isterseniz sorun. Size kimse söylemez böyle bana sorun diye. Ayetlerle cevap verelim.
Var bir tane. Cuma Suresi 552'dir. Okuduk değil mi ona? Bakalım. Neymiş sorular.
Bayramıya der ki: Selamün aleyküm efendim, mübarek (?) ellerinize hürmet ederim, eğer efendilerin çok olsun. Benim bir soru daha (?) vardı. Tahrim Suresi sayfa 560'da peygamber eşlerini hiçbir peygamber onu kurtarmaya çalışmıyor, 10. ayet ve 11. ayetlerde sonunu anlayamadım. Tahrim Suresi 560. Peygamber eşlerini hiçbir peygamber onu kurtarmaya çalışmıyor. Bakalım, burada yanlış yazılmış olabilir, yanlış anlamış olabilirim. Şeye, ayete bakalım. 560. sayfa. 551, 557, 561, Tahrim Suresi. Mülk Suresi. (?) 561'den Mülk Suresi var. (?) 560'da değil.
Tahrim Suresi 10-11. Allah inkar edenlere Nuh'un karısıyla... Bu Nuh'un karısı değil, Lut'un karısı. Lut'un karısını misal verdi. Bu ikisi kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altındayken onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara haydi ateşe girenlerle beraber siz de girin denildi. Burada iki tane peygamberin hatunları. Hazreti Lut'un hanımı Hazreti Lut'a gelen peygamberleri kavmine haber veriyor.
Bu kavimde homo illetine saplanmış hayvanların dahi yapmadığı gidişçe hayvandan daha adi dediği (?) insanlar. İnsan demeye lüzum yok. Ama Allah insan olarak yarattı ki onlara şöyle de söylüyor. Onlar yeryüzünde gezen dört ayaklılar gibidir. Gidince daha sapıktır. (?) İşte gidince daha sapık dediği hayvanın bile yapmadığını yapan mahluklar. Bunlar karısı kavme haber veriyor. Nuh'un karısı da öyle. Efendim inanmadılar. Allah'a inanmadılar. Bu durumda onlar helak oldular.
Şimdi kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Peygamber de olsan hiçbir kimse hiçbir kimseyi kurtaramaz. Peygamber de olsan. Niye kurtaramaz? Çünkü şu A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesini çok güzel bileceksin. Orada Allahu Teâlâ'dan ahitleşen insanlar kendi iradeleriyle Allahu Teâlâ'dan ne murad ettiyse o muradını Allahu Teâlâ ona olduğu gibi karakterler olarak işledi. İşte insan orada verdiği, haslet duyduğu, yapmak (?) istediği olayı dünyada aynı karakterler içerisinde, kendi arzu ve isteği duyduğu istekler içerisinde yaşıyor. Kaderinin özü o. Onun dışına çıkamaz. Onun dışındaki bir kafa yapısının yanında olsa bunalım geçirir.
Onun için burada kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı, peygamber de olsa. Şimdi burada bir ayet daha zuhur ediyor. Ahiret aleminde Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde şöyle söylüyor. Biz rahmetini üstünden kaldırdığımız insanlara peygamber de dahi olsa şefaati nail olmaz. Bu durumda ayet zuhur ediyor. (?) Onlar orada kimsesiz ve yalnızdırlar diyor. Evet. Kimsesiz ve yalnız. Çünkü Allah da onları terk etti artık.
Ayet o. Haydi ateşe girenlerle ve siz de girin denildi. Şu sonu sanki şu anda olmuş gibi. Bu yanlış açılmış bir ayet. Haydi onlara ateş çekil önüne ve (?) siz de girin denilecek. Denildi değil, daha cehennem kurulmadı. Kuruldu ama, cehennem var da, daha insanlar orada değil. Hatta Firavun bile hala bir azapta, ama azabın, diyor, (?) şiddeti ahirette. İşte o zaman, hesaba çekildikten sonra cehenneme girecek. Daha, hadi şimdi ateşe girin denilecek. Hesap görülmedi daha. Burada denildi deyince, sanki cehennem faaliyette, hesapları görüldü ve bunlar da cehenneme girdi manası geliyor burada. Evet. Bak bir denildi. Başka bir burada ne diyor? Siz de girin denildi diyor. Haydi girin (?) denilecek. Oraya girdiği zaman.
Oraya gittiği zaman. Burada haydi ateşe girenlerle beraber siz de girin denilecek. Daha girmedi çünkü. Burada denildi deniyor. Halbuki denilecek diyecek. (?) Bir kelime eksikliği. İşte burada hep Allahu Teâlâ'yı sıfatlamışlar. Hep yaran yamanlık atmışlar. (?) Evet.
On bir de var, on bir. Allah inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. Firavun'un karısı kim? Asiye anamız. Ne dedi? Allah'ım beni buna yar etme, beni buna gösterme dedi. Aynı sarayda Asiye anamızı göremedi. Evet. Allah inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. O: Rabbim, bana katından cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun kötü işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar demişti.
İşte yalnız kadınların ihanet şebekesi olmadığını saliha kadınların kelamlarının efendim Allah katında yükseldiğini burada ne güzel tarif ediyor Allah-u Teala. Erkekler kırk günde, kadınlar bir haftada ererler.
Çünkü kadın yarım yaratılmış, gönlünü Allah'a verirse o daha çabuk yükselir.
Kırk gün değil de kırk yıl diyorlar. Çünkü Peygamber Efendimiz'e de kırk yılda peygamberlik geldi. Kırkıncı yaşında.
Burada dinleyiciler maşallah otuz beş kırk kişi var. Hiçbirinizde bir soru yok mu? Söyle. 577, dördüncü ayette. 577, dördüncü ayette. 577, dördüncü ayette. Evet. Doğrusu biz kafirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. Doğru. Yani şimdi cehennem dediğimiz zaman illa bir ateşte yanacak manası değil. Mesela öyle yerler var ki hamamda göbek taşları vardır, bilmem, eski hamamlarda. İnsanlar yatarlardı orada sıcak sıcak, terlemesi için. Eski hamamlar. Öyle göbek taşları onların üzerine zincirlerle bağlanacak ve demir kamçılarla vurulacak. Onu söylüyor. Bak. Doğrusu biz kafirleri kafirleri için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. Sayıyor burada yazacaklar yapacaklarını.
Demir halkalar bağlanacaklar onlar ona. Demir zincirlerle beraber demir kamçılarla vurulacak.
2. ayetten beri okursak: Gerçek şu ki biz insanı karışık bir nutfeden, erkek (?) ve kadının dölünden yarattık, onun nasıl bir insan olduğunu kendisine şahit tutmak için imtihan edilmek üzere kendisini işitir ve görür kıldık diyor. Şimdi burada senin Kur'an ilmin olmasa insan et ve kemikten yaratıldı dersin. Halbuki bu et ve kemikten yaratılma, Müminun Suresinin 14. ayet-i kerimesinde ruh ve nefis canı et ve kemiğe bürünerek zahiri görünümünü sağladı Allahu Teâlâ. Sizi ikinci bir yaratılışla yarattım diyor. Birinci yaratılış ruh, nefis ve can. İkinci yaratılış, Müminun Suresi, dünyaya gelip kendimizin nasıl bir insan olduğunu ispatlamamız için et ve kemiğe büründük.
Yunus Hazretlerinin dediği gibi et ve kemiğe büründük Yunus diye göründük diyor. Burada yapmış olduğumuz işlerle imtihandayız. Biz sizi iki kez diriltir, iki kez öldürürüz diyor. Birinci diriliş beden üzerine burada, birinci ölüm de beden üzerine burada. İkinci diriliş ahirette beden üzerine orada. Ondan sonra orada dirildiğimiz zaman, siz bir sürücüyle benim huzuruma geldiğiniz zaman, diyor. Sürücü kim? Ruh. Kimi sürüyor? Bedeni. Beden ağzını kapayacak Allah, ayaklarını bağlayacak, ellerini konuşturacak. Ruh da diyecek ki, ayrı bunlar ama karşılıklı geldiği zaman, diyor, ruhla beden karşılıklı geldiği zaman, Allahu Teâlâ, ruh bedene diyecek ki: Niçin benim aleyhimde konuşuyorsun? Beden de diyecek ki: Beni konuşturan Allah konuşturuyor.
Şehadet bittikten sonra ikinci kez beden ölecek. Ruha da şöyle diyor. Siz ilk ölüm acısından başka ölüm acısı tatmazsınız. Bu ne demektir? Bizim aslımız ruh, nefis ve can demektir. Ve biz aslımıza döneceğiz ahiret aleminde. Bir daha bedene giriş yoktur. Evet. Var mı sorunuz? Sırat köprüsü diye bir köprü yoktur. Sen oradan karıştır. Sırat köprüsü diye bir köprü yoktur. İnsanların kendi uydurdukları kelamlardır bunlar. Şimdi kurbanda büyük seçeriz, iman (?) için. Ama onlar der ki: Sıratı bizi çabuk geçirsin, sırat köprüsünden çabucak geçirsin. E sen bu hayal alemiyle, hurafeyle, sen sırat köprüsünden çabuk geçeceğim diye söylersen... Bu hayvanın üzerine bineceklermiş, sırat köprüsünü çabucak geçireceklermiş. Peki şu ayeti nereye sakladın?
Sizin kesmiş olduğunuz kurbanların etleri ve canları eski eve kadar gider (?) diyor. Sizin ameliniz Allah'a ulaşır diyor. Sırat köprüsüne gideceksin. Eski ev neresi? Beytullah. Oraya kadar ulaşır diyor. İşte orada fakire fukaraya yedirdiğin yemekler sıraplar. (?) Ayetleri bilemezsen karıştırırsın.
Bir tane daha geldiyse bakalım. Efendim, Ahkaf Suresi 15. ayet-i kerimede başka bir konu anlatılırken yine 40 yaş olarak geçiyor. Bu 40 yaşın bir hikmeti mi var? İnsan akli olarak olgunluğa 40 yaşında mı ulaşıyor? Şimdi Ahkaf Suresinin 15. ayet-i kerimesini okuyalım. Kaçıncı? 503. Bakalım 503'e. 503.
542.
510.
560.
Ahkaf Suresi kaçıncı ayet dedi? 15. ayet. Biz insana ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınmasıyla sütten kesilmesi 30 ay sürer. Doğru. Çocuk anadan doğduğu zaman 22 ay 21 ay annesi onu emzirmesi lazım. Eğer annenin sütü yoksa ona süt anne tutması lazım. Bunun sebebi nedir? Çocuk kuvvetli yetişsin. Annenin sütünde ilaç vardır. Anne sütü ilaçtır. Mikroplara karşı bağışıklık vardır. O çocuk o mikroplara karşı bağışıklık kurar ve bağışıklık sistemi gelişir insanda. Bu durumda çocukken hiçbir mikroba karşı bağışıklığı olmayan çocuk çok çabuk hastalanır.
Dikkat edin bazı anneler çocuklarını sütle büyütürler. Kendi sütünü vermez. Çok nadir insan efendim. Ve o çocuklar da devamlı hastalanırlar. Çünkü bağışıklığı yok. Anne sütü o çocuğa bağışıklık verir. Onun için Allahu Teâlâ bak ne güzel söylüyor burada. Bak. Taşıması diyor. Otuz ay sürer diyor. Dokuz ay on gün ana karnında erkekler, dokuz ay kızlar. Yirmi bir ayda sütten kesilme ne yaptı? 30 ay. Evet. Nihayet insan güçlü çağına erip 40 yaşına varınca der ki Rabbim, bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı işler yapmamı temin et. Şimdi insanın, Allahu Teâlâ 40 yaşında en kuvvetli çağ diyorsa, en kuvvetli çağdır. Çünkü bedenimizi yaratan onun belli bir kıvama gelip tam kuvvetliliği bir zamanı ancak Allah bilir.
Rabbimiz de bize bildiriyor. İşte tam kuvvetli anında Allahu Teâlâ peygamberliği Peygamber Efendimiz'e de peygamberliği müjdeledi.
Peygamberler aşağı yukarı 40 yaşında peygamberlik unvanına kavuşmuşlar. Hz. İbrahim müstesna. O çocuktan beri haniftir. Yani başka bir varlığa tapmayandır. Evet.
Burada söylediğimde şöyle bir kelam affedebilirsiniz. (?) Diğer peygamberler çocukken başkalarına mı taptı? Hayır. Onlar da o iman onlar da çocukluktan beri Allah'tan başka bir ilahın olmadığını bilirler. Peygamberlerden. Nereden biliyorsun dersen vallahi ben kendi üstümde biliyorum. Çocuktum dört bir, üç dört yaşlarındaydım. Hatta dört yaşındaydım şöyle söylüyordum. Azrail benim canıma gelsin de asıl nasıl alacak diyordum. (?) Ben Allah'tan başkasına canımı vermem diyordum. Ne ufak çocuktum. Evet. Onun için ben böyle söylersem peygamberler çok daha güzel düşünürler. Evet. Bakalım daha ne diyor burada 15.
ayette.
Ve razı olacağın yararlı işler yapmamı temin et.
Benim için de, zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm ve elbette ben Müslümanlardanım. Şimdi bunlar bir peygamber sözleri. Ben sana döndüm demesi. Çünkü cüz'ünü, ruhundan bir cüz'ü veren Allah. (?) İnsan yokken. İnsanı kendi zatından bir cüz'ü olarak yarattı.
Ruhundan bir cüz'ü çünkü Adem'e verdi. Adem'in ruhundan bu insanlar meydana geldi. Evvela yani zahirde bu alemlere gelirken. Her şey varlığımızda Allah'ın bizi yaratan da Allah, yedirip içiren de Allah, bu alemleri yaratan da Allah. İnsan kendisine kendisini yoktan var eden birisine kendini teslim etmezse o insan nankör insandır. İşte nankör insandır. (?)
Şimdi sen babanı inkar edebilir misin? Hele de zengin olsa, ooo, hele de bir kral olsa, ooo, kralın oğlu. Ya sen alemlerin sahibinin yarattığı zatından sana bir cüz'ü verdiği alemlerin üstüne şerefli yarattığı bir insansın. Ona nasıl teslim olmazsın? Nasıl onu sevmezsin? Nasıl onu inkar edersin? Verdiği nimetleri yok sayarsın. Benim dersin.
Bana sorsan desen ki hocam, sen peki Allah hakkında nasıl düşünüyorsun? Çok basit.
Bir köle kabile kölenin arzusu isteği olmaz. (?) Sahibi ne derse onu yapar. Ben öyle teslim olmuşum. Bir köle misali. Evet.
Başka ayet var mı? Komple Duha Suresini açar mısın diyor. (?) Komple Duha Suresini açar mısın diyor. Burada. Tamam. (?) Andolsun kuşluk vaktine diyor. Şimdi Allahu Teâlâ birçok vakitlere yemin ediyor.
Asra yemin ediyor. Zatına yemin ediyor. Kuşluk vaktine yemin ediyor. Bunların manası nedir? Bu alemleri yaratan Allah'tan başka bir ilahın daha olmadığını ispat. Yoksa kuşluk vaktinde, efendim, orada yapılacak ibadetler diğer zamanlı yapılacak ibadetlerden daha üstün falan diye bir şey yok. Yani Allahu Teâlâ'nın yarattıklarına yemin etmesi, yarattığına yemin etmesi zatına yemin etmesidir. Çünkü yaratan, ondan başka yaratan olmayınca zatına yemin ediyor. Ve sakin olduğu zaman geceye, ki işte geceyi ve gündüzü yaratan Allah. Güneşin kendi ekseni etrafında, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü 24 saatte gece gündüzü meydana getiriyor. Sakin dediği, vücudun dinlenmesi, yatıp uyuduğu bir zamana diyor. Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı diyor Peygamber Efendimiz'e. O bir arzuda bulundu.
Fakat kendisi o arzuladığını bulamadı. O günah bakınıyordu. (?) Gökyüzüne de bakınıyordu. Beni terk etti herhalde dedi. Bir ay kadar sürdü bu. Bir aydan sonra Allahu Teâlâ bu ayeti indirdi ona. İşte yemin olsun ki, diyor, bunlara, kuşluk vaktine, geceye, Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı diyor. O bana acaba Rabbim darıldı mı diye şey yapıyor.
Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır diyor. Şimdi burada yalnızca senin için demesi bence bir tek kişiyi kastediyor. Yalnız peygamberi. Halbuki gerçekten ahiret dünyadan daha hayırlıdır dese bütün yarattıklarını Allahu Teâlâ rahmeti üzerinde olduğunu ve her an bütün kainata rahmetinin yağdığını bildirmesi lazım. Burada. Şimdi rahmetim gazabımı aştı. Kelamı var. Onun için burada senin dediği zaman yalnızca Resulullah Efendimiz'i kastetmiş oluyor. Burada bir eksiklik var. Pek (?) yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın diyor. Bu şefaat makamı. Allahu Teâlâ peygamberlere şefaat hakkı verecek.
Allah'ın veli kullarına da şefaat hakkı verecek, 7 kişiden 70 kişiye kadar şefaat hakkı verecek. Bunlar Allahu Teâlâ'nın şu ayet-i kerimesine karşılık insanlar onların yüzlerine ne bir leke ne de bir hüzün bulaşır diyor. Şimdi lekeyi niçin kastediyor? Biz insanız, hatadan hali değiliz. Biz bilerek, bilmeyerek veyahut da bilerek de olsa sonra arayıp bulamadığımız insanlarda hakkımız, hukukumuz onların hakkı, hukuku bizde olur. Oraya gittiği zaman bizde olan hakkından, hukukundan dolayı Allahu Teâlâ'ya şikayette bulunur. O da ona bir leke. İşte onların yüzlerine bir leke ve bir hüzün bulaşır dediği zaman Allahu Teâlâ o hakkı olan insana ondan razı olana kadar verecek.
Hüzün de annesi babası cehenneme gidiyorsa, evet İslam da günahkar. (?) Sonra çıkacak. Mesela onlara şefaat hakkı veriyor. Hüzün de bulaşmaz. Onları da al, senin hatırına verdim diyor. Allahu Teâlâ dünyaya rahmetinin yüzde birini gönderdim diyor. Yüzde doksan dokuzu ben kullarım için kendime ayırdım diyor. İşte onların içerisinde.
O seni yetim bulup barındırmadı mı diyor. Hazreti Abdullah babası efendim Medine'ye gittiği zaman Medine'de vefat etti. Burada Allahu Teâlâ onu babasız büyüttü. Yani Resulullah Efendimiz'i koruyarak.
Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi diyor. Bazı olaylar içerisinde daha peygamberlik gelmeden çocukken de Muhammedü'l-Emin derlerdi buna. Bazı olaylarda şaşırdı. Allahu Teâlâ ilhamla, daha peygamberlik gelmemiş olsa bile ona yol gösterirdi. Bazı davalara Peygamber Efendimizi alırlardı karar vermek için. İşte o davalarda kararı vermesi için de bazı olaylara şaşırır. Ne verecek? İşte Allahu Teâlâ ona ilhamla bildirirdi. Ve dedikleri hepsi çıkardı. Çünkü Allah, la gayb-i illallah, geleceği biliyor. (?) Kıyamete kadar olacakları biliyor. Ona ilhamla bildirdiği zaman o da davayı verir, haklıyı haksızı güzel ayırır.
Bu bakımdan Muhammedü'l-Emin ismini almıştır. Evet.
Seni fakir bulup zengin etmedi mi diyor. Şimdi Peygamber Efendimiz'in zenginlikle bir alakası yok. Sen iste dedi, şu dağları sana altın yapayım dedi. Evet.
Ama burada zahiri mana Hazreti Hatice'nin malları. Hatice anamızın malı. Çok zengindi. Mekke'de sürgün başladığı zaman Hazreti Hatice malını fakire fukaraya dağıttı. Varlığını. Ve Hatice-i Kübra ismini aldı.
Evet.
Öyleyse yetimi sakın ezme diyor. Niye yetim ezme? Allahu Teâlâ beni kırık kalplerde arayın diyor. Kırık kalpler. İşte yetimin kalpleri kırıktır, buruktur. Onun başını okşamak sevaptır. Getirme. (?)
El açıp isteyeni de sakın azarlama diyor. Onlar da senin kardeşlerin. Hepimiz birbirimizden, birbirimizin kardeşleriyiz. Dünyanın bir ucunda Müslüman, öbür ucunda da bir mümin olsa birbirleriyle kardeştirler. Öyleyse, istiyorsa zengin de olsa ver. Rabbim ayırt etmiyor burada. Zengine ver, fakire verme. Fakire ver, zengine verme diye. İstediyse zengin de olsa vardır bir sebebi. Ona ver. Varsa tabii. Evet.
Vaktimiz doldu.
Başka yok zaten. Kalın sağlıcakla, Allah'a emanet olun. Lillahi Teâlâ Fatiha. Amin.
Yok yok. Benim o küçük ilaçtan bana getirsene.