25.07.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Burada bir tane misafir, misafirim var. Burada epey sorular var. Yok efendim, onlar cevap (?) bir tane sorumuz var, öyle mi? Şu mu? Bak. İşte: Selamün aleyküm efendim, Duha Suresi açar (?) mısınız? Duha Suresi burada açılmam, ha burada (?) bir şey var. Açtık mı? Bir tane mi soru? Bir tane mi soru? Büyük bir şey. Hocam selamün aleyküm. Bir arkadaşım var. Diyor ki namaz Kur'an'da bizim bildiğimiz ve kıldığımız haliyle tarif edilmemiştir. Namaz Farsça bir kelimedir. Namaz diye bilinen şey salat olarak geçmektedir. Kur'an'da, der. Bu namaz tarifini Peygamberimizin devrinde ondan aynen bu şekilde görmediğimiz ve göremeyeceğimiz için bu kadar Emevi hadis uydurmaları varken ben bu şekilde namaz kılmam der.
Ben camiye gidiyorum ve oturup Kur'an okuyorum ve sadece ve sadece Allah'ı düşünüyorum ve O'na dua ediyorum. Ben bu şekilde salatın tam Arapçadaki anlamıyla O'na yaklaşıyorum ve O'nu zikrediyorum diyor. Normal namaz kılmayı da denediğim hiçbir türlü şekilde bu huşu içine giremiyorum. Sadece yaptığım şekilde olunca o huşunun içerisine girebiliyorum diyor. Bu arkadaşım neyi nereden başlayarak anlatsam düzgünce anlamış olur. Nasihatinize ve ilminize ihtiyaç var hocam. Allah razı olsun.
Bir kere evvela şunu söyleyelim. Ondan sonra Allah nasip ederse sana bunu açarız. İnsanların kaderini değiştiremezsin. Bir. Bu çocuk yahut bu arkadaşın bir Siyonizmin yani bir dinsizin kelamıyla arkadaşlık yapmış ve onu kelamlarıyla hükümlemiş bir insan. (?) Kur'an'da salat diyorsa salat Arapçada namazdır. Namazın çeşidi yoktur. Namaz bildiğimiz bir şekildedir. Biz daha evvel, bundan çok uzun yıllar evvel dedik ki dinde olmayan bazı kelimeler duyacaksınız dedim. (?) Buna inanmayın. İşte bunlar kandırılmış insanlar. Veyahut da öyle bir zihniyet içerisinde insanları namazdan alıkoymak için söylenen kelamlar.
Bazı insanlar şeytanın iğvasına kapılmıştır. Şeytanın iğvası ona bu şekildeki konuşmayı süslü gösterir.
Namaz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanından beri aynı şekilde kılınan bir namazdır. Namazın kıyamı, rüku, tahiyyatı ve secdesi meleklerin durumudur. Allahu Teâlâ bunların tümünü insana yaptırır. Bu bir. Namaz, insanın birçok doktorların insanlara tavsiye ettiği o hareketler var. Ne diyorlar ona? Egzersizler, fizik tedavileri. Fizik tedavisine lüzum kalmadan seni dinlendiren bir durumdur. Mesela insanların çalıştığını biliyor Allahu Teâlâ. Onlarla evlerini geçindirecek, çocuklarını geçindirecek. (?) Bunlar beş vakit namaz kılmak suretleri ki ayette. (?) Beş vakit tarif eder.
Tahiyyatta oturduğun zaman, tahiyyatta baş parmağın sağ ayağının baş parmağı gerili olduğu zaman senin kalçandan aşağıya doğru ayak ucuna kadar kasların gerilir ve senin yorgunluğunu giderir. Abdest de kalp hastalığını giderir. (?) Allahu Teâlâ rükuda ve secdede senin belinin yanında toplamış olan karın kısımdaki yağlarını eritir. Abdestin kalp hastalığını önler. Bunlar bu şekilde sabit olan ilimle de sabit olan olaylar. İnsanların birbirleriyle ilmi olmadığı halde hoşlarına giden kelamlar (?) insanı dininden eder. Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde şöyle söyler: Siz namaza kalkacağınız zaman size ağır gelir ama devam edin diyor.
Ne diyor? Siz namaza kalktığınız zaman namaz size ağır gelir ama siz devam edin. İşte bunun huşu bulamadığı taraf bu. Oturduğu yerde hoşuna gidiyor. Acaba kendisi o oturduğu yerde o tefekküre daldığı zaman acaba ne görüyor?
Yahut nasıl bir huşu içerisinde nasıl bir olay geçiyor? Şeytan ona çok güzel ibadet verir. (?) Nefsani duygularını kamçılar ve o alemi yaşamak ister, namazdan vazgeçer. Şeytani bir durumdur bu. Onun için namaza kalktığı zaman da ona bir ağırlık gelir.
Şeytan şöyle söyler,
ezan okunduğunda sen namaza gideceğin zaman ben derim ki ona daha var daha var. Daha ezan okunsun. Daha okunmadı. Zaten o iki adımlık yol. Gidersin. O beni dinlemez de namaza giderse ben ona sağa bak, sola bak derim. O bakmaz da devam ederse namazını çabuk çabuk kıl derim. Bir diyor tavuğun yahut horozun yerden yem toplar gibi diyor. Namazını öyle kılar. Ona çarşı pazar gezdiririm diyor. Şimdi onun için namazı insanlar eğilerek çok insan namaza tembellik vaziyetiyle kalkar. Ancak diyor namaz mümine fayda verir. Yani huşu içerisinde kılar. Mümin. Mümin kimdir? Nefsi emare, nefsi levvame, nefsi mülhime, nefsi mütmaine'den geçmiş.
He? Allah'a yönelmiş olan insan diğer bu hale gelene kadar Müslümanlar namaza kalkarken erinirler. Yahut bir zorluk gelir onlara. Ama namazı kıldıktan sonra da rahatlar. Yine de Allah onun kalbine bir huzur verir. Onun için bu evladımız diyelim ona bu şeytanın iğvasına kapılmış bir kişi böyle değilse bir ideolojinin kurbanı olmuş, kandırılmış bir kişi eğer öyle de değilse o ideoloji içerisinde insanları dilinden yapmak isteyen bir insan. (?)
Namazın çeşidi yoktur.
Din birçok felsefeler olaylar geçirmiştir.
Emeviler zamanında Hazreti Ali rahmetullahi zamanında Haricilerle karşı karşıya (?) kalmışlardır.
Fakat Allahu Teâlâ dinini kıyamete kadar devam ettireceği için her iki yüz senede bir hurafaların dinden çıkması (?) için alimler yetiştirir gönderir. Ayette şöyle söyler: Onlar ağızlarının üfürmeleriyle Allah'ın dinini söndüreceklerini zannettiler. (?) Allah dinini kıyamete kadar devam ettirecek. İşte bunlar ağızlarının üfürmeleriyle Allah'ın dinini söndürmek isteyen zavallılar. Veyahut da kandırılmış insanlar. Ama bunlara kananlara da kananlar olmuyor mu? Oluyor. Bunlar bir kişi kandırsa onu kâr sayıyorlar. Onun için Allah demediği halde ki Allah bunu bize farz kılmış beş vakit namazı Allah demediği halde kim böyle söylerse diyor yalan yani Allah'a iftira ederse azaptaki yerini hazırlasın diyor.
Evet.
Hocam, Meryem Suresinin 17. ayet-i kerimesi diyor. Benim telefonumu getirir misin orada? Evet, ne hurafeler var, görüyor musun? Namaz kılmayacak, oturur da huşunun içerisinde daha güzelmiş. Millet namaz kılarken oturuyormuş, ne güzel. Kandırılmış ya yani. Milyonlarca insan, hatta milyar diyeceğiz buna, milyarlarca insan namaz kılıyor. Milyarlarca.
Kaç? Üç milyar insan var değil mi?
Namaz kılan Müslüman. İki buçuk üç milyar. Milyar milyon değil bu. Namazı namaz olarak kılıyor. Bu iki buçuk üç milyar insanın içerisinde sivri akıllı insanlar.
gene dil icat edecekler. (?)
Evet.
Ne diyor burada? Hangi de? Meryem Suresi 17. Yazalım bakalım. Meryem Suresi. Buradan. Buradan daha güzel duyuyoruz.
Meryem Suresi 17.
Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumuzu gönderdik de o kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü. (?)
Burası şer'i hükme göre anlatacağımız bu olaya bize zındık derler. Ama işin aslı da bu. Kim ne derse desin.
Değil mi? Hakikaten. Eğer bize zındık diyen insanlar bu dinden çıktı diyen insanlar biz bunu ayetlerle ispat ettiğimiz halde hala aynı kelama kelamı kullanırsa kendine yazık etmiş olur o insan. Hz. Meryem hamile kalınca hamile kalmadan insanlardan ayrıldı, ıssız bir yere gitti. Orada Allahu Teâlâ o inzivaya çekildiği yerde ruhumu gönderdim diyor, ruhumu o da bana bir insan eli değmeden nasıl ben hamile kalırım dediği zaman bu iş evvelde olmuş bitmiştir diyor. Rabbin bu bana kolaydır diyor. Burada bir kelime var.
Rabbin diyor.
Şimdi bu kelime Rabbim deseydi bir aracıyla üflenmiş olacaktı. Rabbin bu bana kolaydır diyor üfleme meleğe değil. Melek bunu yapamaz. Ruhun üflenmesi ancak Allahu Teâlâ'nın zatiyle olur çünkü Hazreti Adem'e de Allah ruhunu üfledi ve insanlar Hazreti Meryem anamıza İftira etmesinler diye ayette şöyle söylüyor: Hazreti Meryem'in hamile kalışı Hazreti Adem'in yaratılışı gibidir diyor. Ona ruhumdan üfledim. Kim üfledi onu? Allah. Ruhumdan üfledim diyor. Burada da ne diyor? Tastamam bir insan şeklinde göründü diyor.
Allah belli bir şekilde münezzehtir. Tastamam bir insan şeklinde göründüyse ne diyor? Rabbin diyor. Rabbin demiyor. (?) Rabbin deseydi umum olacaktı. Rabbin dedi ki sana bu ona kolaydır denilmesi lazım. Öyle bir kelam yok orada. Rabbin dedi ki Rabbin tanıtmıyor kendisini. Rabbin dedi ki, bu bana kolaydır.
Çünkü onu dünyada gözle görüp ihata edemezsin. Allah'ı kavrayamazsın. Ama o bütün gözleri kavrar. Öyleyse dünya kayıp bir alemiyse, sana görünse bile bilemezsin, tanıyamazsın. (?)
Şimdi ayetlerle sana cevabı. Şimdi istersen zındık de, istersen ne dersen de. Ayetlerden anlatıyoruz.
Meryem 17. Başka bir bakacağım, şurada kim var?
Hocam, bir arkadaş dedim ki, tarihimizde bizim o kadar büyük hükümdarlarımız, alimlerimiz şu an kıldığımız şekliyle namaz kılmış diye söyledim. Bana dedi ki buna inanmak istemiyorum. Ama hepsi hatalıydı. Ve Emevi uydurma hadislerinin peşinde gitmişlerdir dedi. Allah hidayet versin dedim. Sadece içimden hocam. O kadar. Kimsenin, bak baştan sana ne dedim? Biz kimsenin kaderini değiştiremeyiz. Hiçbir kimse kendi kaderini de değiştiremez. Sen güzel dua etmişsin. Allah razı olsun. Evet.
Senin bu söylediğini ayetle Allahu Teâlâ Peygamber Efendimiz'e söylüyor. Sen zorla insanları dine davet zorla insanları İslam'a sokamazsın diyor. İslam'a. Senin vazifen diyor ancak davettir diyor. Davet. Evet. Çünkü Resulü ve Rabbike mithabında Araf Suresinin 172. (?) ayet-i kerimesinde, Bismillahirrahmanirrahim, Biz Adem oğullarının zürriyetinden zuhur edeceklerle ahitleştik diye bak. Orada da bunu anlayamıyorlar. O zuhur edecekleri ana belinden çıkartmış. Dünyada mı, ahirette mi yoksa ana karnında mı bilmiyor. Ya Adem'in zürriyetinden zuhur edeceklerle. Bunun manası ta Allah'ın alemine gider.
Orada yaratıldık. Allahu Teâlâ orada ben sizin Rabbinizim dediği zaman üç (?) bölüğe ayrıldık. O üç bölüğe ayrıldıktan sonra Allahu Teâlâ tek tek insanlarla ahitleşti. A'raf suresinin 172. (?) ayet-i kerimesi. Onları berzaha kaldırdı. Zamanı gelen dünyaya geliyor. Zamanı hangi zamanı istiyorsa. Herkes Allahu Teâlâ'yla ahitleşmiştir. (?) Ona bir ahit ve ahdini vermiştir. Beğendiği, istediği bir zamanı seçmiştir. Bu istediği bir zamanda onun bütün kalbinin en ücra köşesinde sizin bilemediğiniz diye sırlarınızı biz biliriz diyen Allahu Teâlâ bizim bu muradımızı (?) kendimize kader olarak yazmıştır.
İrade iki: külli irade, cüz'i irade. (?) Bize ruhundan verdiği için insanda bir irade vardır. Fakat bu iradeyi o cahil insanlar bilmeyenler, kediye, köpeğe hayvana, bitkiye sokuyorlar. İşte yeni yeni bizden öğrenenler yahut Allah'ın kelamından öğrenenler diyelim. Biz de Allah'ın kelamından öğrendik. Efendim, öğrenenler işte yavaş yavaş işte yalnızca insanda irade var diyor. Yavaş yavaş. Ve kendi iradesiyle istediğini Allahu Teâlâ ona verdi. Allah insanlar üzerinde hükmünü sürdürmedi. Onlara bir tazyikte bulunmadı. Zorda bulunmadı. Ne istiyorsa ona verdi. Ve insan kendi iradesiyle serbest Allah da onun iradesini kendisine kader olarak yazdı. Dünyaya da imtihana geldik.
Burada imtihan oluyoruz şimdi. Hadi orada. Niye? Bizi hemen cehenneme sokmadı. (?) Burada sırlar var. Sırlar.
Sırrı size biraz açayım. Açtığım gibi. Daha evvel söylediğim gibi. Onların sır olduğunu bilmediğiniz gibi biz size ona gelişigüzel anlattık. Yani gelişigüzel dedim. Ortadan anlattık size. İlk yaratılışımız lahut alemi dedik. Lahut alemi. Yani ruhların yaratıldığı yer. Bizim aslımız ruh, nefis ve candır. Yoksa bedenle biz kayıp değildik orada. (?) Ruh, nefis ve can. Bunun aslı ayetle ispat edelim. Siz ölümü tattıktan sonra ilk yaratılış şekliyle bana geleceksiniz diyor. Bedeni bırakacağız. İlk yaratılış şeklimiz ne? Ruh, nefis ve can. Onunla gideceğiz Huzur-u İlahi'ye. Ve bir daha da bedene girmeyeceğiz.
Biz sizi iki kez diriltir, iki kez öldürürüz diyor. Bedenin birinci dirilişi burada. Birinci ölüşü dünyada. İkinci diriliş ahirette. Siz bir sürücüyle benim huzuruma geldiğiniz zaman diyor. Sürücü kim? Ruh. Bedeni sürerek geliyor Allah'ın huzuruna. Orada beden ruha şehadetle bulunuyor. Bana şunu yaptırdı, bunu yaptırdı diyor. Ruh da diyor ki aleyhimde niçin şahitlik yapıyorsun? Bu hep söylediklerim ayetlerin karşılığı. O da beni konuşturan Rabbim konuşturuyor diyor. Orada şehadet bittikten sonra beden diyor ki Ruh'a siz ilk yaratana döndürüyorsunuz diyor. İkinci kez orada ölümü tadıyor. İkinci kez. Ruhun üzerine ölüm yok.
Ve Allahu Teâlâ Ruh'a diyor ki siz ilk ölüm acısından başka ölüm acısı tatmazsınız. Ayet bunlar. (?) Bunların manasını anlayamıyorsa insan efendim ilk yaratılış şekliyle insana dönüyorsa Allah'a dönüyorsa burada ikinci bir yaratılışla Mü'minun suresinin 14. ayet-i kerimesi biz sizi et ve kemiğe bürüdük diyor. (?) İkinci bir yaratılışla insan şekline soktuk diyor. İnsan şekline sokmasının sebebi beni siz lahut aleminde sizin Rabbinizim benim dediğim zaman beni ben size insan şeklinde göründüm. Ve siz de beni insan şeklinde gördüğünüz için bana inanamadınız. Ama yanımda Resulüm de vardı diyor. Kim o? Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
O da insanlara evet Rabbimiz budur demesine rağmen orada üç bölüğe ayrıldınız. Kim bunlar? Ve ashab-ı meymeneti ma ashab-ı meymeneh, sağcılar. (?) Ve ashab-ı meş'emeti ma ashab-ı meş'emeh, solcular. (?) Bunlar mukarrebin sınıfı. Üç bölüğe ayrıldınız. Ve sizi ayrıyetten tek tek çağırdım, ahitleştik. Gideceğiniz zamanları size proje halinde gösterdik. Arzu ve isterinizi, muradınızı kendinize tas tamam verdik. Ve beni burada insan şeklinde görüp de inanamadığınız için sizi kayıp bir aleme (?) göndereceğim diyor. İşte dünyayı bunun için yarattı. Siz nasıl bir insan olduğunuzu ispatlamadan öleceğinizi mi zannettiniz? diyor.
Dünya aleminde söylüyor bize bunu.
Bu ayetlerden kimin haberi var? Kim söylüyor böyle? Kim işin hakikatini anlatıyor?
Hepsi aklına göre uydur da söyle. Siyonizmin kelamlarını. Siyonizm öyle söylüyor zaten. Kur'an diyor Hz. Muhammed'e inen bir Kur'an değil diyor. Arapçası hariç ona karışamıyoruz diyor. Meali aynen bizim yazdığımız gibi diyor. Yoksa diyor Hz. Muhammed'e inen meal değil diyor. Yani Kur'an değil. Kur'an'ın Arapçası başka. Ayeti ayetlerle kim konuşturuyor?
Evet.
Bakalım. Selamün efendime aleyküm diye, efendim, mübarek ezanı zahmetle efendim, benim sorum Bakara (?) 123. Bakalım, Bakara 123'te ne diyeyim. (?) Burası yanlış açılan bir ayet. Evvela yanlışını okuyalım ve yanlış nerede? Orayı düzelttikten sonra ayeti açalım.
Ve o günden sakının ki kimse kimseye bir şey ödeyemez. Doğru. Şimdi ayeti yanlış açmışlar dediğim zaman hepsi yanlış değil, içeride bir kelime ayeti bozuyor. Ne diyor şimdi burada? Kimseden fidye kabul edilmez. Bu da doğru. Hiç kimseye şefaat fayda vermez. Olmadı. Allah'ın veli kulları var, ayet var. Şefaat hakkı verecek insanlar var. Hiçbir taraftan da yardım olunmazlar. Diyor.
Halbuki bu günden sakının ki kimse kimseye bir şey ödeyemez. Kimseden fidye kabul edilmez. Kafire şefaat fayda vermez. Orada. Yoksa şefaat, burada şefaat kimseye fayda vermez değil. Kafire şefaat fayda vermez. Bu, şu ayetin karşılığı: Rahmetini kestiğimiz insan üzerinden peygamber de olsa ona şefaatte bulunmayacak. Ayet.
Rahmetini kimin üstünden kesecek? Kafirlerin üzerinden. İşte onlar orada kimsesiz ve yalnızdır diyor. İşte ebedi cehennemde kalacaklar. Evet.
Hiçbir taraftan da yardım olunmazlar. Tabi Allah rahmetini kesti, kimseye şefaat etmeyeceğine göre, Allahu Teâlâ da ona rahmetini kestiğine göre yapmış olduğu inkarın içerisinde cehennemde ebedi kalacak. Evet, bakalım başka soru var mı?
Efendim, yukarı doğru çıkarsak orada. Burada var mı? Evet, evet. Bu mu? Yukarı doğru çık. Şimdi Meryem'i anlattık. Burayı anlattık. Burası mı?
Meryem 37'yi anlattım. Meryem 17'yi anlattı efendim. Meryem 37. 17'yi mi anlattık? 37'yi anlatacağız. Tamam. Tamam onu anlatalım.
Meryem yazalım şuraya. Meryem 37 efendim. Meryem 37. Heh geldi. Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olduğu zamanda vay o kafirlerin haline. Şimdi sen bundan ne anladın? Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Ama bunun bir yukarıdan gelişi var. Gruplar deyince insanların kendi aralarında ayrılığa düştükleri var. Din hususunda ayrılığa düştükleri var, efendim seferlerin arasını uzat diye ayrılığa (?) düştükleri var. Bu ayrılığı iyice öğrenebilmek için tek bir ayet ben anlatırım da şimdi burada Hz. Meryem'i müdafaa eden var, Hz. Meryem'i müdafaa etmeyip de kötülükte ısrar edenler var. Bu o grubu söylüyor herhalde. Bakalım şimdi o mu? İsa şunu da söyledi: Muhakkak ki Allah benim Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse ona kulluk edin. İşte doğru yol budur. İşte burada iki yola düştüler. Burada Hz.
İsa için Hz. İsa peygamber olduğunu ilan etti. Ama buna inanmadılar. İnanmayanlar bunu öldürmeye kalktılar. Ve yakalayıp havraya hapsettiler.
Allahu Teâlâ bunu göklere çıkarttı. Aldı. Daha diridir. İçeri giren komutanı Hz. İsa'ya benzeterek o komutanı çarmıha gerdiler. Bu durumda insanlar kendi aralarında ayrılığa düştüler.
Sonra bu gruplar, sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir şahit olduğu zaman, vay o kafirlerin haline. (?) Çünkü bile bile hakkı inkar ettiler. Allah'ın varlığına inanmadılar. Hz. İsa aralarında yalnız kaldı. Buna inanan 40 tane havari. Bu havariler: Biz sana inanıyoruz fakat kalbimiz mutmain olsun diye bize söyle, Allah bize yemek göndersin diyor ve Allahu Teâlâ bunlara taam gönderiyor cennetten. Bunlar dünyanın 40 tarafına ayrılışı her tarafına dağılıyorlar. Kırk kişi. Bir rivayet Göreme'de karanlık kilise var. (?) Oraya da geldiler. Karanlık Kilise. Orayı da ziyaret ettik, gördük orayı.
Orayı ziyarete geliyorlar. Ayrı ayrı bunlar hep Hz. İsa'nın dediği gibi İncil'i yazdılar ama kırk İncil, kırkı da tutmuyor.
Birbirini tutmuyor. Onun için Allahu Teâlâ dört kitabı Kur'an'da gönderdi. Dört kitabın esası Kur'an. Kur'an'ın tek bir hâti ve tahribat ve de tahrifat (?) olur. Tahribat yapamazlar, ortadan da kaldıramazlar noktasını dahi. Onun için bunun bekçisi Allahu Teâlâ'dır. Buna elleyemiyorlar. Ama meali ne? Meali, Kur'an'ın karşılığı değil. İlan ediyorum bunu. Kur'an'ın karşılığı değil. Çok kelimeler çok kelimeler hem de Siyonizme göre yazılmış. Evet.
Bunun ispatını yakında göreceksiniz. Yakında göreceksiniz ispatını.
Kitabı yazdığım gereken yerlere vereceğim.
Ondan sonra insan kendi iştiyatıyla beraber (?) Allahu Teâlâ'ya sorumlu olacak. (?) İster bu dünyaya gözünü diker, burada kalır. İster maddeye gözünü diker, maddenin peşine gider. İşte makamın gözüne diker, makamın gözüne diker, makamın makamında kalır. (?) Ama en güzel kalacak yer Allah'ın yeridir. Allah'ın huzurudur.
Hocam, Enbiya 35 mi? Anlattık mı? Yok efendim. Anlattık. Bak ayetler gelmiş mi diye. (?) Evet. Al-i İmran 86 var. Değil mi? Evet. Oradan başlıyoruz. Ayetler aşağı doğru geliyor. Zümer 37'den başlıyoruz efendim. (?) Ne? Zümer 37 var. Zümer 37. Evet. Oradan başlayalım.
Bu da yanlış açılan bir ayet. Neresi bakalım? Yanlış açılmış buranın. Allah kime de hidayet, Allah kime de hidayet ederse artık onu saptıracak da yoktur. Cebriyeye düştü burası. (?) Allah'ın adaleti kalktı. İnsanın iradesi üstünden kalktı. Allah'ı artık bir diktatör insanlar üzerinde. İstediğini cennete, istediğini de cehenneme sokan bir diktatör olarak. Ve hani dost ararsan Allah sana yeter dedi. Ve sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkartan dediği ayetler nereye gitti?
Allah mutlak güç sahibi ve intikam alıcı değil midir? diyor. Bu baştan beri ayet yanlıştır. Allah kimseden intikam almaz. Allah'ı sen insan seviyesine düşürür de acze mi düşürüyorsun? Allah aciz mi senden intikam alacak? Allah emir verendir. Allah cezanı verecek, cezanı. Senin hesabını görecek, senin cezanı verecek. Yaptığın işler karşılığında. Yoksa Allah intikam sahibi değil. Sen kendi nefsinden intikam alacaksın.
Seni yediren, içiren, yoktan var edeni sen inkar et.
Onu tanıma. Yediklerini ye iç afiyetlen. Onu inkar et. Sonra sen bir fabrikada çalışsan orada oturup çay ocağında çay içip de o fabrikaya çalışmasan seni oranın sahibi orada tutar mı? Kıçına tekmeyi vurduğu gibi dışarı atar. Öyleyse Allah'ın adaletinde senin eksiklik mi görüyorsun? Senden intikam alacak. Yani sana pusu kuracak seni efendim zulmedecek. Onlar da kendi nefislerinden intikam alacaklar. Kim Allah'tan hidayet dilerse artık onu saptıracak da yoktur. Kim dilerse, çünkü kişi Allah'tan yardım bekliyor. Ne diyor? Kelime-i şehadet getirmiş. Ben senin emrine tabi oldum. onun emrini yerine getiren Allah'ın şer'i hükmünü, dilediklerini yerine getirendir.
Allah'ın dilediğini yerine getiren kul Allah'tan ne diliyor? Senin rahmetini diliyorum diyor. Rahmetini, rahmetini dileyen bir insana da Allah rahmetini yağdırıyor. Aslında rahmeti herkese yağdırıyor ama o rahmete arkasını dönenler istifade edemiyor.
Çünkü Allah'ın rahmetine eren insana, insanın kalbi hakikatle müşerref olur. Hakikati bilen bir insanın kalbi, dini bozan yamuk kelimelere, hurafelere aldırmaz. Beyin süzer.
Ayetler kalbi mutmain eder. Mutmain olan bir kalp huzur bulur. İşte huzur hakikatle olur.
Bu durumda kimse Allahu Teâlâ'yı suçlayamaz. Hidayetle. Dilediğini cennete sokacakmış. Ne diyor burada? Kim de Allah'tan hidayet edilirse artık onu saptıracak da yoktur. (?) Allah mutlaka güç sahibidir. İşte bu gücü yanlış kullanıyorlar. (?) Allah güç sahibidir. İstediğini yapar. İmanı da insana yüklüyor. Seni bununla hesaba çekeceğim diyor. Bak, Allah'ın güç kuvvetini, o dilediğini yapar, her şeyi yaratır. Kelamını, güç sahibi çünkü. Bunu alıyor, kula yüklüyor. Kula, kendine yüklüyor. Seni böyle sokar, sokacak. İmanı da insana veriyor. Sen böyle yaptın diyor. Sonra ona, sen bunu yaptırdın. İradesini üstünden kaldırıyor.
Günah işletiyor. Dursun Akkuldu'yu ki ben ne yapayım senin istediğinden yapayım. (?)
Saçma saçma açmışlar bunları böyle.
Allah'a düşmanlıklarından.
Al-i İmran Suresinin 86. ayet-i kerimesinden.
Efendim.
Bu da yanlış açılan bir ayet. Onun yanlışları kim yazıyor buraya? Yanlış açılan yazsın tabi ya. İman etmelerinden, Resulün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkarcılığa sapan bir kavim kavime Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez diyor. Yanlış açılan bu son yer. Ne diyor? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Burada da inkarcılığa sapan bir kavime Allah nasıl hidayet nasip eder? Sen bir defa inkarcılığa saptın mı artık bir daha dönüşüm yok. Kapı kapandı sana. Hidayet kapısı kapandı. Sonra bir kere kafir oldu mu kafir yine hidayet kapıları kapandı.
Rahmet kapısı kapandı. Tövbe kapısı kapandı. Af kapısı kapandı.
Kafirlerin içerisinde Müslüman olan yok mu? Var. Kafirler toplumuna Allah hidayete erdirmez diyor. Önce hidayete erdi. Ya Allah yalan mı söyledi? (?) Sen kaderini mi biliyordun bunun? Sen tevbe kapısını kapatıyorsun. Kafir diye baktığın adam sonunda senden de daha üstün bir insan hale gelir. Nasıl gelir? Ayet var. Siz hiçbir kavimle istihza etmeyin, alay etmeyin. Ola ki o kavim sizden daha hayırlıdır diyor. Yarın o döndüğü zaman senin üstünde de bir imanla yukarıya çıkar, fırlar. Derecesi yükselir. Evet. Bunlar peşin kararcı.
Burayı Hac Suresi 66'yı söyledik mi? Yok efendim oradayız. Buradayız. Hac Suresi 66'ya gelelim bakalım.
Evet. 66. O önce size hayat veren, sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Gerçekten bazıları üstesine insanlar çok nankördür. (?) Bu da yanlış açılandı. Bu bazılarını biz düzelttik. İnsanlar çok nankördür diyordu burada. Ayette. Hac Suresinde? (?) Efendim.
İnsanlar çok nankördür dediği zaman peygamberler de mi nankör? Alemlere rahmet gelen peygamber de mi? Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de mi nankör? Evliyalar, enbiyalar da mı nankör? Yani biz burada ayrım yaptık. Bazı insanlar çok nankördür diye.
Her ümmet ne diyor? Hayat veren. (?) Sonra sizi öldürecek. Sonra yine diriltecek olan olandır. Allahu Teâlâ ölümü verdiği, hayat vereni burada. Zatından başka bir ilahın daha olmadığını ispatlıyor. Benden başka bir ilah yok diyor. Biz hem hayatı hem ölümü hem diriliği tekrar dirilmeyi yaratan efendim tek bir sahibiniz olan Allah'ım diyor.
Gerçekten insanlar diyor nankördür. Bazıları nankördür. Allah verir, yedirir, içirir, şükretmez. Biz şükredenin malını eksiltir miyiz diyor ayette. Bak bizden bir şükür istiyor, bir teşekkür istiyor verdiği nimete karşı. İnsan olarak şeref ve haysiyetimizi yükseltmek istiyor. Şükret diyor. Sen şükredersen verdiğime teşekkür edersen ben de senin malını arttırırım diyor. Ayet ya. Biz hiç şükredenin malını diye eksiltir miyiz diyor. Ha.
Burada ayetleri bozuyorlar. İnsanlar çok nankördür diyor. Ondan sonra insanın beynini bulandırıyorlar. Enbiya Suresinin 35. ayet-i kerime. Enbiya. Yine yanlış açılan bir ayet. Her canlı ölümü tadar. Doğru. Biz deneme olarak sizi hayırla, şerle de imtihan ederiz. Allah kimseyi denemez. Denemek demek şu ayet-i kerimeye ters düşer: Biz kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim. Denemek demek, sizin bilmediğiniz kalbinizin en ücra köşesinde olanı da biz biliriz demek, ters düşer. Çünkü Allahu Teâlâ'nın Araf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde ahitleştik. Bizim ahdimizi, muradımızı kendimize kader olarak yazan Allah bizi bilmez mi?
Şimdi burada: Her canlı ölümü tadar. Bunu doğru söylüyor. Bir deneme olarak size hayırla da şerle de imtihan ederiz. Burada bir imtihan durumu var, bu doğru. Biz kendimizi nasıl bir insan olduğunu dünyaya gönderen Rabbimiz bizi şerle de hayırla da dener. Bazen canla, bazen malla dener. Şükrediyor mu? Kendimizi kendimize ispatı için Allah'ın bizim nasıl bir insan olduğumuzu öğrenmesi için değil. Buna dikkat edin. İnsanların birbirleriyle imtihanları alışverişi, konuşması kendisinin nasıl bir insan olduğunu ispatlaması. İşte ayette de diyor ki bu imtihanın ispatı bu ayet. Siz nasıl bir insan olduğunuzu dünyada ispatlamadan öleceğinizi mi zannettiniz diyor. İşte bizim yapmış olduğumuz fiili icraatlar, konuşmamız, alışverişimiz, hareketlerimiz bizim nasıl bir insan olduğumuzu ispatlayıp ömrümüzü doldurduğumuz zaman ahirete intikal ederiz.
Yevm-i kıyamette mahkeme-i kübrada Allahu Teâlâ'nın huzurunda kaçamak hiçbir kelamımız kalmaz. Çünkü ne söylemişsek, ne söyleyeceksek dünyada bu işleri yapmışız, önümüze dökülecek. Onun için orada sorgu sualden kesileceğiz. Sorgu sual yok orada. Evet. Biz sizi dünyaya ebedi olarak göndermedik diyor, sonra dönüşünüz bana diyor. Ya size dünyaya değil ebedi olarak göndermedik. Sizin geçici bir misafir haliniz orası. Burada yiyin için ama sonunda bana geleceksiniz. Burada yiyin için dediği zaman siz bu yiyip içerken nasıl bir insan olduğunuzu ispatlayacaksınız? Senin sahibinin dediğini yapacak mısın?
Yoksa onun dışına çıkıp inkar mı edeceksin? Yahut sana verdiğini şükredecek misin? İşte burada bir imtihandayız biz.
Furkan'ın yirmi dokuzuncu ayet-i kerimesi.
Efendim? 29. Çünkü zikir, Kur'an bana gelmişken o hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı uçuruma sürükleyip sonra yüzüstü bırakır, bırakıp rezil rüsva eder diyor. (?) Kur'an devamlı okunduğu için bir zikirdir. Çünkü zikir nedir? Bir şeyi iki defa, üç defa söylediğin zaman bu zikir olur. Mesela ben şimdi Haluk'a desem ki Haluk, Haluk, (?) Haluk, Haluk, bana der ki ismini niye zikrediyorsun? İşte Kur'an bir zikirdir. Zikir, Kur'an'ı okumakla Allah'ı zikretmiş olursun. Evet. Kur'an bana gelmişken bu hakikaten beni ondan saptırdı. Saptıran kim? Şeytan insanı hüsrüme sürükleyip sana yüzüstü bırakıp hüsrüme eder. İmanı olan (?) Allahu Teâlâ'ya güzel bir ahit veren Kur'an'dan sapmaz.
Şeytan onu ne kadar kandırırsa kandırsın, her ne kadar günaha sokarsa soksun, sonunda yine döner tövbe eder. Tövbe. Tövbe kapısı açık. Ama kişi saptığı halde kalırsa, ahirete imansız giderse o kendi kaderini ta ezelde Araf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde. Orası asıl ana nokta. Orada saptıysa dünyada ne kadar İslam görünürse görünsün. Sonunda inkar eder gider. Eğer orada İslam olarak Allah'a ahdini verdiyse ne kadar kafir olarak yaşarsa yaşasın sonunda tövbe eder İslam'a girer. Allahu Teâlâ eksik sıfatlardan münezzeh. Bir Müslüman ruhunu bir küffarın sulbüne sokar. O orada küffar aleminde doğar.
Kiliseye de gider. Hz. İsa'ya da Allah'ın oğlu der. Fakat sonunda arama yapar. Din aramasına geçer. Sonunda hakikati bulur, İslam'a döner. İslam olur. Bunun sebebi nedir? Hiçbir kimse diyemeyecek ki orada azabı görünce sen beni Müslüman ülkesinde yaratsaydın ben Müslüman olurdum. İşte ben bu. Müslümanı kafir ülkesinde yarattın, bak Müslüman oldun. (?) Sen de olsaydın. Bu neye benziyor? Hazreti İbrahim'in babası Azer kafir. Oğlu alemlere rahmet. Efendim, Peygamber Efendimizin büyük babasının babası.
Hazreti Nuh'un oğlu kafir gitti. Aha işte bir peygamberin oğlu da kafir gitti. İşte bu evvelde kaderi yazdıranın dünyada kendisinin nasıl bir insan olduğunun ispatıdır.
İşte onun için Allahu Teâlâ kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim.
Hocam bu arkadaşa dedim ki burası aynı o.
Bunun altında değil mi?
Bu mu?
Buraya da konuştuk değil mi? Sayfayı yeni bir yerde. Yeni ilerideki.
Bu mu? Selamün aleyküm efendim, dünyalık akıl ahiret aklı Müslüman ve kafir için nasıl işler? Allah razı olsun diyor. Ne diyor? Dünyalık... Selamün aleyküm efendim. Dünyalık akıl ahiret aklı Müslüman ve kafir için nasıl işler? Ne güzel söylüyor. Müslümanın aklı da, kafirin aklı da ruhlar aleminde akl-ı maad dediğimiz akılla Allah'ı bilmesidir yahut (?) da inkarıdır.
Dünyada ikinci bir bedene girip akl-ı maaşla olduğumuz zaman ki dünya geçimimize efendim alışverişimize yardım eden akl-ı maaş. Sen imanlı bir insan olarak ahdini verdiysen akl-ı maaşla akl-ı maad aynı gider, aynı gider. Çünkü haram yememek ister, yedince kalbin sızlar. Kimseyi kandırmak istemezsin. Namaz kılmazsan üzülürsün, benim borcum dersin. Çünkü akl-ı maaş Rabbini bildi. Dünyada da sen Müslümansın, Müslüman olarak yaşıyorsun. Eğer Müslüman olarak ahdini verdiysen bu şekilde akl-ı maaşla aşağı yukarı dengeli gider. Dünyaya pek meyil etmez, etse bile ondan üzülür yahut günahkar olacağını bilir.
Günah işler. Ama kafir Allah'ı inkar ederek ahdini vermiştir. Akl-ı maadda da o inkarcı olarak ahdini vermiştir. O bilmemiştir. İnkar etmiştir. İşte zaten o ilk yaratışta lahut aleminde insanı inkar eden o akl-ı maad Allahu Teâlâ'dan ahitleştiği zamanda Araf Suresi 172. (?) ayet-i kerimede de inkar ediyor. İşte dünyaya geldiği zaman da akl-ı maaş da akl-ı maadla beraber çalışıyor.
Dengeli.
Onun için eğer akl-ı maad ile akl-ı maaş ayrı çalışmış olsaydı kafirde onların kalpleri dağınık ve huzursuz dediği ayet-i kerimesine göre onların devamlı ikayavi (?) tapıştı olarak yaşarlar. Huzursuzdurlar. Huzur İslam'dadır dediği ayet-i kerimesine göre. Yani insana kelime-i şehadet getirip huzur İslam'dadır. Bu Allah'a gönül vermiş sonunda Allah'a yöneleceğini bilip dünyanın geçici bir yeri olduğunu idrak edip Allah'a teslim olan kul dünyanın bataklığından kurtulmuş, hakkın rahmetini gönlünde yaşayan insan. O insan huzur içerisindedir. İşte hem akl-ı meaş hem de akl-ı mead. (?) Çünkü orada Allah'ı bildi.
Evet.
Hazaranü'ye yine Hazaranü'ye (?) söyler. Ömer'im, dünyalık akılla ahiret aklı Müslüman kafir arasında bir farklılık gösterir (?) mi? Gösterir mi? dünyalık akılla, ahiret aklı Müslüman yahut kafir arasında bir farklılık gösterir mi? Hiçbir farklılık göstermez. Herkes kendisinin haklı olduğunu bilir. Fark burada. Kafir kendisinin haklı olduğunu görür. Onu da cennete gidiyor. Hatta cennete gitmek için anahtarını bile papazlarından satın alanlar var.
Müslüman da onlara inanmaz. Fark burada zaten. İman ve imansız. Fark burada. İmanla imansızım. İman Allah'a Allah'tan başka bir ilahın daha olmadığına ve muhakkak ölümü tadacağımıza, Allahu Teâlâ'nın huzurunda Hz. Muhammed Efendimiz son peygamber olduğunu Kur'an-ı Kerim hak olduğunu. Biz hiçbir peygamber arasında ayırım yapmayız. Peygamberler arasında ayırım yapanlar da kafirdir diyor. Onlar Peygamber Efendimize inanmadığı için de kafirdirler. Ayrımlar böyle. Yoksa akıllar arasında bir ayırım yok. Onlar, inanan ve inanmayan, kendi yolunun yolcusudur. Evet, vaktim geldi. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun. Lillahi Teâlâ'l-Fatiha.
Amin.
Aha benim evlat geldi.
Otur geliyorum, otur geliyorum. Geliyorum, otur.