08.08.2026 Tarihindeki Sohbet

A. Metin Saruhan · 9 Ağustos 2026 · 2026

Videonun metni

Soru var mı?

Buradan başlıyor. Buradan başlıyor.

Selamün aleyküm. Hayırlı akşamlar.

Misafirimiz şöyle söyler.

Selamün aleyküm efendim. Annem 54 yaşında. Dul bir kadın. (?) İstanbul'da yaşıyor.

Yani babam yok diyor. İnternette birkaç video karşıma çıktı. Bir kadının yanında mahrem bir erkek olmadan 91 (?) kilometre uzağa tek başına gitmemesi gerekiyor.

Tam tersi.

Öbür yanda mahrem bir erkek olmadan. Yani mahrem bir erkek olmadan. Evet. Doğru. Doğru, doğru. Ben mahrem bir erkekle beraber anladım. Mahrem bir erkek olmadan. Evet. Mahrem bir erkek olmadan 90 metre uzaklığa bir başına (?) gitmesi gerekiyor. Gitmemesi gerekiyor diyorlar.

İstanbul'dan Bolu'ya dedemlerin yanına otobüsle gidip geldiği dönemler oluyor. Bu durum uygun değil midir? Yanında mutlaka bir erkek mi olması gerekiyor? Allah razı olsun efendim diyor.

Şimdi bu zamanda maalesef buna riayet eden yok. 90 kilometre uzaklığa gittiği zaman, bu ekseri şunun için söylenmiştir, uzun yola gidiyor. Mesela 1000 kilometrelik, 1500 kilometrelik, 2000 kilometrelik yola gidiyor. Hacca gidiyor diyelim. Bunun yolda ihtiyaçları olacak. yoldaki ihtiyaçlarını giderebilmesi için yanında mahrem olmayan ya babası (?) ya dedesi ya efendim oğulları veyahut kardeşi veyahut amcası veyahut dayısı olması lazım ki ona hizmet etsin. Ama kısa yolda bir otobüste yolculuk yapıyor. Yanına adam almazsın. İki kişilik bilet alırsın ona. Orada yanına kimse oturmadan zaten gideceği yol 5-6 saat yahut 3-4 saat yahut 6-7 saat. O ona dayanır.

Dayanıyor zaten insan. Onda gitmemesi lazım ama bir mahsuru yok. (?) Mecburen zamanımız buna müsait. Tayyip mekan gibi arabalar götürüp getiriyorlar. (?) Bunda bir beis yok. Ama tam bir İslami kayıt değiştirirsen dediğim (?) gibi yanında birisi olması lazım. Bu zamanda da bu mümkün değil. Onun için Allahu Teâlâ, ameller niyete bağlı. Yanına kimseyi oturtturmasın. Eğer kadın yanı varsa kadınla beraber, iki kadın rahat rahat yolculuğunu (?) yaparlar. Beş altı saatte zaten gideceği yere gider gelir.

Evet.

En'am 61. ayet-i kerimesini söylüyor. Mustafa Hacı Haleoğlu bir iş bulmuş. (?) İşte çalışıyor herhalde.

En'am 61.

En'am.

En'am 61'de yanlış açılan bir yer var. Onu söyleyelim. O kulların üzerinde yegane kudret ve tasarrufa sahiptir diyor.

Şimdi burada kulları üzerinde tasarrufa sahiptir deyince kullarını istediği gibi yöneten kulunun iradesini, cüz-i iradesini üstünden kaldırıp da ona yön veren durumları meydana gelir ki bu Allah'ı sıfatlar. (?) Allah kimsenin üzerinde tasarruf hakkı yok dünyada. Çünkü Allahu Teâlâ'yla ahitleştiler. Herkes kendisinin dünyada nasıl bir insan olduğunu ispatlamak için geldi. Bu durumda kimse Allahu Teâlâ'yı bu şekilde insanlar üzerinde tasarrufa sahiptir diyemez. Evet. Ancak kulları üstünde galip odur. Doğru. Çünkü herkes yaptığıyla hesaba çekilecek. İns ve cin toplansa Allah'a zarar veremez. Kulları üzerinde mutlak galiptir.

Bu demek değil ki onu istediği yöne sevk eder.

Bütün insanlar kendi iradeleriyle, yaptığıyla hesaba çekilecekler. Evet. Size koruyucular gönderir. Bu koruyucular bizim hayatımızda bizi ömrümüz içerisinde olmayacak bir kaza varsa ondan önlerler. Bizim ondan haberimiz olmaz. Bir an bir tutukluk olur. Sen de bir bakmışsın ki önüne bir kiremit düşmüştür kafandan aşağı. Senin de kaderinde bu yoktur. İşte o bir tutukluk yahut bir an geri dönüşün. O bir saniye seni kurtarır oradan. Sen ölümde olmadan bunu yaparsın. (?) O koruyucular öyle korur. Şimdi koruyucu deyince sana bir olay anlatayım. Bu benim başımdan geçen olay.

Ankara'dan İstanbul'a gidiyorum. Benim kendi özel arabam. Yanında da, yolda da birisi parmak kaldırdı. Daha Ankara'nın içerisinde. Dışarı çıkarken, yolla. Dedi, nereye gidiyorsun? İstanbul'a gidiyorum dedim. Beni de götürür müsün? dedi. Evet, da dedim. O da İstanbul'a gelecek.

Köroğlu'na geldik. Köroğlu Dağı'nda. Orada çay içiyoruz. Dedi ki, masrafların bana ait dedi. Bana. Sen dedim burada biraz yanlış hareket ettin dedi. (?) Hayırdır dedi. Şimdi ev sahibi olan benim dedi. Senin masrafın bana ait dedi.

Orada yedik içtik, karnımız doydu.

Artık nasıl oldu orayı? Keşme açıldı. (?) Yanında birisi devamı vardı. (?) Arabaya bindik. Hadi sen de arabaya bin dedim ona. Bu yani yaşanmış bir olay. Başımdan geçen bir olay. Hadi sen de arabaya bin dedim. Yok dedim. (?)

Niye? Niye binmiyorsun? Ben arkanızdan geleceğim dedim. (?) Nasıl geleceksin benim arkamdan? Büyük şey değil bu. Minarelerin boyunu geçti. O zaman aklım başıma geldi, keşfettik bir anda, Rabbim olayları gösteriyor. Tamam dedim, benim duamın karşılığı. Allah'ım dedim, ben buraya gidip geleceğim, yolların dedi bana kazadan beladan koruma için bana rahmet et dedi. (?) İşte vazifeli bilinmeyen insanlar, işte vazifeliler. Eğer onlar olmasa hayatta ömrümüz içerisinde birçok kazalara kurban gideriz. Kaderimizi tam yaşayamayız. Onun için kaderi tam yaşayabilmek için Allahu Teâlâ bu tesadüflerden bizleri korur.

Bu koruyucularla. Bizim ondan haberimiz olup durur. (?) Evet. Ne diyor burada? Kur'an-ı Kerim burada. Ne diyor? Sizi koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldi. (?) Birinize ölüm geldi mi? Elçilerimiz görevli melekler onun canını alırlar. Ezrail aleyhisselam. Efendim. Onlar vazifede kusur etmezler. Doğru. Herhalde Hacıoğlu Hacı Alioğlu da herhalde koruyucuları soruyordu. (?) Ben de koruyucuları anladım. Evet.

Haberi postacıdan alacağım. (?)

yine Mustafa Hacıoğlu soruyor bu (?) 61'i anlattık değil mi hocam? İsra 97 diyor. Hep bir bakalım İsra'ya. Hep yanlışları bulmuş. Yanlışları sevdi. Bu da yanlış açılan. Nerede (?) yanlış açılmış? Allah kime hidayet verirse işte doğru yolu bulan odur. Böyle Allah şahsi olarak kimseye hidayet vermez. İyi dinleyin. Evet, Allah şahsi olarak insanları ayırır da istediğine hidayet verirse hesabın anlamı kalmaz.

Yapmış olduğumuz hayır, hasenelerin anlamı kalmaz. Allah'ın adaletinin anlamı kalmaz.

Çünkü Allah insanları hep eşit yarattı.

Sizin Rabbiniz benim dediği zaman orada insanlar üç bölüğe ayrıldı. Herkes kendi iradesiyle Allahu Teâlâ ile A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde ahitleşti. Kaderini yazdırdı.

Şimdi niçin Allah insanın iradesini üstünden kaldırıp da ona rahmet etmez? Bak Allah kimseye hidayet, kime hidayet derse işte doğru yolu bulan odur diyor. (?) Şimdi yarattığı kulları arasında ayrım yaptı. Kimisini beğendi onları efendim zatına yakın olarak yakınlaştırdı ona. İltimas etti. Diğer sevmediklerini cehenneme itti. İşte bu gibi olaylardan Allahu Teâlâ müstağnidir ve kimseye de adaletsizlik yapmaz. Taha Suresinin 134. ayet-i kerimesinde şöyle söyler. Kur'an'dan önce yani insanoğlunu dünyaya göndermeden önce biz sizi bir azapla helak etseydik yani sen ahitleştin ben senden biliyorum senin cehennemlik olduğunu. Beni inkar ettin.

Seni ben cehenneme atsaydım, azaba sürükleseydim şöyle söylerdin diyor. Bana peygamberler ve kitaplar gönderseydin, şu aşağıdaki isfahiliyeye düşmeseydim (?) demeyeceksin diye, demeyesin diye bu alemleri yarattı Allah. İşte burada Allah kimsenin hidayetini eline vermez. Kimseyi de cehenneme kendi iradesiyle koymaz. Herkes kendi yapmış olduğu iradeyle yapmış olduğu sevaplarla, günahlarla hesaba çekilecek. Allah'ı bilip bilmemede, ona teslim olup olmamada, inkar edip etmemede hesapları verilecek. Allahu Teâlâ'nın yanında ne bir dengi, ne bir eşi ne de ona akıl verecek birisi var. İki dudağı arasından çıkacak kelimenin karşılığında kişi yapmış olduğu dünyadaki vazifeleriyle tutmuş olduğu icraatleriyle ya cennete gidecek ya cehenneme gidecek.

Onun için burada yanlış açılan yer bu. Allah kimseye hidayet etmez. Ancak Allah hidayet yollarını gösterir. İşte sen benim Rabbimsin diyen o hidayet yollarını benimser. Orada Allah'ı inkar eden kişi, Allah inkar edilir mi? Allah inkar edilir, burada bir sır var. Çünkü Allah insanları yarattığı zaman ruhlarımızı yarattığı zaman karşımızda sizin Rabbiniz benim dediği zaman aynen insan suretindeydi. Bu durumda onu insan gibi görüp şu ayetin karşılığını söylüyor, orada gurur ve kibirlerinden beni de inkar ettiler diyor çünkü aynı gördü orada. İşte burası bir sır. Ben bu sırları söylüyorum size. Onun için Allah sen beni görünmediğin bir aleme gönderseydin ben sana hizmet ederdim. Ben seni tanırdım demeyesin diye.

Görünmeyen bir alem. Zatının görünmediği bir aleme gönderiyor bizi. Eksik sıfatlardan münezzeh Allah. Kimse onda bir eksiklik atmadırmaz. (?) Evet.

Onun için Allahu Teâlâ kimseye hidayet, kime hidayet verirse o yolunu bulur dediği zaman Allah'ı sıfatlarlar. (?) Böyle bir Allah yok.

Kimi de hidayetten uzak tutarsa artık onlara Allah'tan başka dostlar bulamazsın diyor. Allah yarattığı kulları arasında ayrım yapıyor. Bu tamamen Siyonizm'in fikri. Evet. Çünkü kendilerini Allah'ın yakınları ilan ederler. Biz Allah'ın yakınlarıyız. Bize üç günden fazla azap dokunmaz der. Allahu Teâlâ da, öyleyse sen ölümü iste der. Niye öyle söyler? Çünkü Allah bu alemde görünmez. Ondan bir söz vaki olur. Onun zıttı ondan yakışmaz. Allah'a yakışmaz. Bu alemde bu gözlerle onu idrak edemezsin.

Çünkü gayb bir alem. Ancak ölürsün, ahirete gittiğin zaman orada Allah'ı göreceksin.

Allah aynen insan suretinde.

İnsanlar der ki, Allah'ı sen mahluka benzetemezsin.

Peki Allahu Teâlâ ruhundan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e (?) verdiğine göre Adem, Adem aleyhisselam ruhundan verip onu insan şekline sokup yaratmasıyla secde ettirmesine (?) kime secde ettirdi? Adem'e mi secde ettirdi? Adem babamıza mı secde ettirdi? Ondaki ruha secde. O ruh zat suretiyle, onu olduğu gibi, bir bardağın içerisine suyu koyup da o su o bardağın şeklini aldığı gibi aldı. İşte Allahu Teâlâ'yı mahluka benzetemezsin, şekli şuradan doğuyor. Kaç milyar insan yaratacak Allahu Teâlâ? Diyelim ki dünyaya 20 milyar insan gelip gidecek. O programını yapmış. Allahu Teâlâ sonsuz sıfat değiştirir.

Sonsuz sıfatları vardır. Bu durumda 20 milyar insana zat suretlerinden verir. 20 milyarın dışında kalan suretler de zatınadır. İşte ne diyor? Ve lehül esmaül hüsna, ben insanı en güzel (?) suretle yarattım.

Ondan sonra da en güzel sıfatlar da benindir diyor. İşte o 20 milyar insanın yahut 30 milyar insanın üstündeki sıfatlar zatına aittir. Onun için 30 milyar suretini insanlara verdiği suretlerde bu Allah'a benziyor diyemezsin. Ama aynı suretler. Ama insana diyebilirsin. Ahmet Mehmet'e benziyor. Mehmet Hasan'a benziyor diye. Hani ikizler de var burada. İşte Allahu Teâlâ bu suretlerin dışında zat suretleriyle o da donanmış. Onun için Allahu Teâlâ'yı da insan suretinde gördükleri için inanmadılar. İşte orada üç bölüğe ayrıldılar. Lahut Alemi burası. Lahut Alemi. Ben size oralardan bahsediyorum.

Bunu da kimse kolay kolay orayı görmeden söyleyemez. Allahu Teâlâ'nın insanları niçin dünyaya gönderdi? Niçin görünmeyen bir aleme gönderdi? Evet.

Bak, şimdi kimi de hidayetten uzak tutarsa artık onlara Allah'tan başka dostlar bulamazsın dediği zaman, kimi hidayetten uzak tutarsa değil, Kim de Allah'tan uzaklaşırsa, Allah'tan başka ona dost bulamazsın. Allah, zatına benzeyen bir varlık yaratmamış olsaydı, onu zatına dost edinir miydi? Sen bir kediyi bir köpeğe arkadaş edinir misin?

İnsandan gayrı yaratılmış bir mahluku arkadaş edinir misin?

Allah da zatından koptuğu, verdiği bir parçayla insanı zatına muhatap tutmuş. İnsan bu kadar değerli.

Kainatın üstünde bir şerefi, şerefi var. Yaratılışı var. Alemler üstünde. Yarattıklarının en üstün suretiyle yaratmış. Çünkü zat suretini birçok zat suretlerinden vermiş insana.

Evet.

Allahu Teâlâ'yı da inkar edenler diyor, onlar da cehennemliklerdir. Evet. Bir de burada Nur Suresinin 40. ayet-i kerimesini söylüyor, bakalım. Dur. Söylese Kırkıncı ayet. Hep yanlışları buraya koymuş. Oğlum bir tane güzel güzel koy buraya. Güzel de anlatalım. Böyle sırlı sırlı güzel ayetleri açalım size. Yanlışları koyuyor. Zaten yanlış. Ya da o kafirlerin duygu, düşünce ve davranışları engin bir deniz. Şimdi burada karıştırmış, burayı anlatacağım. Duygu, düşünce ve davranışları engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Öyle bir deniz ki onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstüne de bulut. Bu yalnız kafirler için geçerli değil ki.

Aynı durumda Müslüman da olsa korkar.

O okyanus dalgaları, gemi battı batacak. Zifiri bir karanlık. Elini çıkarsan göremeyeceksin gözünden. Öyle bir karanlıkta. Herkes orada Allah'a yalvarır. Allah aklına gelir. Ama burada kafirler diyor. Halbuki burada kafirler parantez içerisinde almışlar burayı. Kendi akıllarına göre. öyle ki diyor onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulut, birbiri üstüne karanlıklar. İnsan elini çıkarıp uzatsa neredeyse onu dahi göremez. Bir kimse Allah nur vermemişse artık o kimsenin aydınlıkta nasibi yoktur diyor. Ona Allah bir kimseye nur vermemişse, ya, Allah nurunu yağdırıyor, yağdırıyor, yağdırıyor.

O nurdan alan yoksa ondan mahrum kalmış demektir. Yoksa Allah yarattıklarından asla rahmetini esirgemez. Onların daima tövbesini ve dönmesini bekler.

Ölüm anına kadar, can boğaza dayanana kadar Allahu Teâlâ tövbe kapısını açık tutar. Bu ne demektir? Kafir, sen gelme. Müslüman, senin tövbeni kabul edeceğim. Demek midir bu? Bütün insanlara hitaptır. Can boğaza dayanana kadar tövbe kapısı açıktır. Yeter ki insan tövbe etsin. Ama kaderini ne üzere yazdırmışsa, onun tövbe edeceği de yoktur. Eğer kafirse, eğer Müslümansa, kafir de yaşasa, o son anda da olsa, tövbe eder, Allah'a döner. E peki, bu kadar yaptığı kötülükler yanına kar mı kalacak?

Eğer günahı fazlaysa, o mahkemede, mahkeme-i kübrada hesabı görüldüğü zaman, örnek (?) ki cezasını çekecek. Yaptıklarının cezasını çekecek. Ama nihayet cennete girecek. Ve o cezayı çekerken de ateş ona dokunmayacak.

Evet.

Burada bakalım başka sorular var mı?

Başka bir soru yok. Evet. Sizin sorularınız var mı? Sor bakalım Hüseyin, sor. Gel bakalım buraya.

Dur bakalım. En'am Suresi 28. ayet-i kerime. Efendim. Şöyle yazalım Ayet 28

Diyor ki: Hayır, daha önce gizlemekte oldukları şeyler, günahlar kendilerine göründü. Eğer dünyaya geri gönderirlerse yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar diyor. Şimdi bu ayet-i kerime kafir olarak ahirete intikal etmişlere söylenen bir kelamdır.

Ahirete o şekilde gideceklere. Çünkü Allah kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim. Bu durumda bu gibi insanlara söylüyor bunu. Şimdi bir üstte 27. ayeti okuyalım bakalım ne diyor. Onlar ateşin karşısında durdurulduklarında ah keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak dediklerini bir görsen diyor. İşte bu 28. ayet oraya kafir olarak gidenlere hitap ediyor. Şimdi burayı açalım. Nasırmaya da ihtiyaç var. (?) Daha önce gizlemekte oldukları şeyler, günahlar kendilerine göründü. Ne zaman? Ölüm anı.

Çocukluğundan, akıl baliğ olduğundan ölüm anına kadar bir sigara dumanının insanın gözünün önünde dağılana kadar o zaman gelip geçer. İşte seriül hesap dediği bu zaten. (?) O günahlar kendisine göründü. Eğer dünyaya geri gönderilirseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Diyor. Ahirete intikal ettikten sonra hiçbir ruhun geri gelmesi yoktur. Çünkü bazıları kediye, köpeğe evdeki konuşmalara bile duyarlar, diyorlar bazıları.

Bunlar insanların vicdanlarını sömüren ayetlerden haberi olmayan kendisini alim gösterip o alim sıfatıyla insanlara anlatmasa ayıp olur. Duygusuna kapılıp Allah'ın söylemediğini Allah böyle söyledi diye Allah'a isnat eden insanlar bunlar. Azaptaki yerini hazırlasın diye Allahu Teâlâ. Bir daha ruhun geri dönüşü yoktur. Niye? Zaten ahdimizi verdik. Buraya, dünyaya gelmeden evvela. Sonra berzaha kaldırıldık. Zamanı gelen hangi zamanı istiyorsa dünyaya imtihana gelecek. Ne de zahir bedene bürünecek. (?) Zahir bedene. Burada ruh nefis olarak can ikinci bir yaratılışla Mü'minun Suresinin 14. ayet-i kerimesinde zahir bedene bürünür.

Burada yaptığı fiili icraatlerle siz nasıl bir insan olduğunuzu ispatlamadan öleceğinizi mi zannettiniz ayet-i kerimesine göre kendisini burada ispat eder. Bu zahir alemde yaptığıyla ahiret alemine gittiğinde Allahu Teâlâ'nın karşısında söyleyecek tek bir kelamı bulunmaz. Bu bir videoya benzer. Burada ömrünü bir videoya alsam ben o videoyu ben yüz bin yerde göstersem milyonlar yerde göstersem onda bir değişiklik olur mu? Yok. Video aynı video. E biz de eğer vermiş olduğumuz ahidimize, kaderimizde öyle yazılmışsa biz dünyaya bir kez değil bin kez de gelsek yine aynı oyunu oynarız. Aynı işi yaparız.

İşte Allahu Teâlâ da sonunda öyle söylüyor zaten. Ne diyor?

En'am 28. (?)

Biraz girelim. Eğer dünyaya geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir diyor, yazdırmış. Zira onlar gerçekten (?) yalancıdırlar diyor. Ben gençken derdim ki bunların içerisinde hiç mi doğru söyleyen yok? Bu ayet-i kerimeye göre insanlar, onlar yalancıdırlar diyor ya. Hiç mi doğru söyleyen yok? Vallahi, yeminle söylüyorum hiç doğru söyleyen yok.

Bunun, bu ayetin sonu lahut alemi. Lahut aleminde Allah'ı inkar etti. Zati gibi gördüğü için, kendi gibi gördüğü için sen benim Rabbim değilsin dedi. İşte orada bunlar kökende yalancılar.

Kökende Allahu Teâlâ da orayı kastediyor burada ona.

Evet.

Anladın mı?

Çok. (?)

Hiç fark etmez. Köken çünkü o inkarcı olarak. Fıtrat öyle. Ayrılmışlar. Ruhun fıtratı öyle. Mesela bir insan kanser olmuş. O parça. Daha kurtulacağı yok. Bunlar kanser tipi. Yani kurtulma durumu yok.

Bin defa, yüz bin defa da fırsat verse yine aynıdır.

Aynı ahdi verecek. Bin defa, yüz bin defa da olsa aynı ahdi verecek. Çünkü duygu o. Şimdi bunun fıtratını şöyle daha güzel izah edebiliriz. Bir buğday tanesini kabul et. Tarlaya diktiğin zaman buğday olacak. Bu buğday tanesini yüz bin defa milyon defa da diksen aynı fıtratı verecek. Çünkü değişmiyor. Mesela H2O. (?) İki hidrojen, bir oksijen suyu yapmış. Bunun o fıtratları ayrılmadan su ortadan kalkmaz. Bunlar da o fıtratı ortadan kalkmadığı müddetçe aynı olayı yaparlar. Ve bunların iradelerinde kendinde olduğu için kendi iradeleriyle kendilerini bu hale sokmuşlar. Onun için bunlar değişmezler.

Anlatabildim mi? Evet.

Başka sorusu olan var mı? Söyle. Nisa 19.

Sorularınızı hazırlayabilirsiniz.

Efendim Nisa 19 Aradıyor. (?)

Burada ey iman edenler, iman edenlere söylüyor. Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir diyor.

Şimdi bu zamanı insanları gençleri zorla sevdiğine kavuşmak istiyor. Kız da onu sevmiyor. Ve zorluyor. Arkasından gidiyor. Ya kaçırıyor. Ya zulüm yapıyor. Bunlar Müslümana yakışmaz. Kadınlarınız sizin nikahınızın altında durmak istemiyorsa onu zorla tutmayın diyor Allahu Teâlâ. Ayet-i kerimesinde. Bu o ayetin devamları. Allah bir kez söyler. Bin tane ayet olsa bin ayette birbirini teyit eder. Burada da ey iman edenler kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın diyor. Yani mehir olarak verdiğin verdiğini onu boşarken ben senden bunu alırım deme diyor.

Alma. Bu da apaçık bir edepsizlik olmadığı müddetçe yani fahişelik yapmadığı müddetçe, hırsızlık yapmadığı müddetçe, yüzde bir harekette de bulunmadığı müddetçe (?) ona verdiğinin bir kısmını alıyorsun mesela. Bunlar da almamanda yarar var. Çünkü kadını bıraktığın zaman diyor ayette develer yükü ona mehir vermiş olsan alma diyor.

Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız biliniz ki Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz. Şimdi bu ayet şu ayetin icabını söylüyor. Yani kendisini söylüyor. Erkekler kadınlar üzerine idareci ve hakimdir diyor. Bak ne güzel. Sen onu iyi idare et diyor. (?) Eğer ondan hoşlanmıyorsan, idarecilik yapamadığına göre ben sana hayırlı bir iş versem onu da belki de yadırgayacaksın diyor. Çünkü seni ben olgun, tam nefis olarak yarattım. Öbürünü de yarım nefis itaatkar olarak yarattım. Ama bu yarım nefiste sana karşı çıkanlar olacak. Efendim yahut da çelişkileriniz olacak.

Sen idare et diyor. İdare et. Çünkü ben onu sana karşı eksik yarattım. Niye eksik yarattım? Onu idare edesin. Evde huzur olsun. Çocuklarına baksın diye. İhtiyaçlarınızı gidersin.

Onlar köle değiller. Onlar da hür insanlar. Allahu Teâlâ bu ayet-i kerimelere göre onlara vermiş olduğu değeri bilmişselerdi. Böyle çırılçıplak çöylür de gezmezlerdi. (?)

Ne diyor? Eğer onlardan hoşlanmazsanız biliniz ki Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz. Tabii. Senin idarecilik vasfın yok demek gidiyor, onu idare edemiyorsun. Benim de sana (?) vereceğim güzel bir şeyi sen de beğenmezsen ondan da hoşlanmayacaksın demek gidiyor. Evet, başka sorunuz var mı? Geldi mi bakalım, bakalım. Soruyor Bu misafirin yazısına (?) benziyor Ayza Muret Hanım. (?) Hocam selamün aleyküm. Ellerinizden öperim.

Anne, anne babam oldukça yaşlı insanlar. Bizler evliyiz ve onlardan uzakta yaşıyoruz. Gidip ara ara birbirimizi görüyoruz. Fakat her dönüşümüz kalp kırıklıklarıyla, tartışmayla gözyaşıyla oluyor. Yaşlı oldukları için tahammülleri yok ve zamana da ayak uyduramadılar. Hep eleştiri, hep yargılama, hep bir beğenmezlik. Bizler de sabır sabır, sonra sesimiz yükseliyor. Sabrımız kalmıyor. Vicdan azabıyla geri dönüyoruz. Ne yapacağız? Nasıl geçireceğiz? Bir süreci bilmiyorum. Hayat boyu hep böyleydik. (?) Hocam onların yaşlandıkları süreç daha da körükledi. (?) Her şeyi Allah razı olsun diyor. Şimdi aydanlı evladıma benim başımdan geçenleri anlatayım. (?) Ben gençim.

Yeni evlendim. Ankara'da yeni mahallede oturuyorum.

Benim rahmetli anam Ankara'ya gelir, bana yapmadığı hakareti kalmaz. O bana hakaret ettikçe ben yanaklarından öperim. Sen benim anamsın derim. Boynumu bükerdim, istersen de. Hatına da göze verdim (?) sesini çıkartma diye. Bu bir hafta, az (?) değil bir hafta, bana yapmadığını kalmazdı. Ben de yanaklarından öperdim, boynundan sarılırdım. Bir hafta sonra oğlum derdi. Samsun'dan gelirdi Ankara'ya. Ya beni derdi çocuklar şişirmişler, şişirmişler, sen öyle değilsin oğlum der. Ya, onların da bir vicdanı var. Sen de böyle yapsan onlar da bir gün gelir. O birkaç gün sonra oyun eğer (?) sizi candan kucaklar.

Anam bana derdi ki kanserdi. Ama kanseri Okmeydanı Hastanesi'nde yatırdım ona. (?) Oğlum seni görünce derdi üstü açık bir dünyaya gelmiş gibi oluyorum derdi. Her akşam ziyaret ederdim. Yemeklerini götürdüm.

Yılmak yok, bıkmak yok. Onların söylediklerine karşı cevap vermek yok. Boynunu bükeceksin. Sen haklısın diyeceksin. Yanaklarından öpeceksin. Ayette de onların yaşlandıkları sizin yanında geçmiş olsa bile onlara öf bile demeyin diyor. Ya, öf bile demeyeceksin. Ne kadar hakaret ederse. Sessizliği niye çekeceksin (?) onun söyledikleriyle senin hayat serüveni aynı değil ya. Sen kendi vicdanından Allah'a karşı sorumlusun. Nefsani duygulara kapılıp annene, babana böyle bir şekilde büyüklerine karşı gelme. Allah'ın hidayetini istiyorsan, sevgisini kazanmak istiyorsan, boyunlarına sarılacaksın, öpeceksin, (?) ellerini öpeceksin. Yanaklarından öpeceksin.

Ya. Evet.

Bakayım başka var mı? Soru. Başka soru yok burada. Sizde var mı soru? Soru. Nisa 60. Bakalım. Aferin. Sen de olmazsan soru soran yok yani. Bu kadar insan. Hepsi oturuyor. Siz de açın şöyle bir bakın bakın. Daha evvelden hazırlanın. Nisa 60. Efendim. Nisa 60.

Şöyle söyler. 60. ayet. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Buraya kadar anlatalım. Ne diyor? Sana indirilene, senden önce indirilene de. Şimdi ne demek bu? Tevrat, Zebur, İncil, Kur'an'da. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e Kur'an indirilmiştir, verilmiştir. Ondan evvel indirilenler dediği zaman Kur'an'da Tevrat, Zebur, İncil'i kastediyor Allahu Teâlâ. İndirilenleri, inandıklarını, ileri sürenleri görmedin mi? Yani biz bunlara inandık diyenleri görmedin mi? Bakalım ne diyor şimdi? Tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağutun önünde muhakemeleşmek istiyorlar.

Tağut, şeytandır. İki ayaklı şeytan da insandır. Allah'ın emirleriyle değil, şeytan olan o tağutların, o yalancıların önünde mahkemeleşmek istiyorlar diyor. Kim bu tağutlar? İnsan hakları kanunu var ya, işte orayı kastediyor. Şimdi bu hiç de Müslümana tağut demiyor. Bak o (?) tağutlar Allah'ı inkar edenler. O insan hakları diye buradan gidip de insan hakları diye kendilerini oraya vatanını oraya şikayet edenler var ya yahut orada mahkemeleşmek isteyen var ya, oraya gidene kadar Allah'ın ayetleriyle kendi vicdanıyla muhakemeleşmiş olsa işi çözecek. Sırrını çözecek. Ama kendi fıtratındaki olan olaylarla orası ona yakın geldiği için onlar alışmışlar iki ay yavi (?) pabuçla gezmeye o sıkıntıdan kurtulmaya kalpleri dağınık ve huzursuz olmaya. Bu bakımdan gider oraya, hem milletini hem vatanını şikayet ederler.

Görmedin mi? Tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, yani yalancılara inanma dediği halde. Müslümana yalancı demiyor Allahu Teâlâ. Kökende yalancı onlara söylüyor. Tağutun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları pis pisin saptırmak istiyor (?) diyor. İşte oraya gidenlere de ne güzel yapıyorlar. Haklı bile olsa sapıttırıyorlar. Daha çok. Yahut titretiyor onlara. (?) Daha.

Başka sorunuz var mı? Bir arkasında ne diyor? (?) Onlara Allah'ın indirdiğine, kitaba ve Resulüne gelin onlara başvuralım denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. Gördün mü şimdi kime diyormuş?

Bir kere İslam'ın olmadığı belli. Tağut diyor buna. Müslümana tağut demez Allahu Teâlâ. Evet.

Var mı başka sorunuz? Söyle.

Sebe Suresi 31. ayet. Sebe 31. Ayet. Kafir olanlar derler ki biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız.

Şimdi bu şekilde bunu söyleyen insan buraya kadar. Kendi fikrimi söylüyorum burada. Allahu Teâlâ'nın şu ayet-i kerimesine aklı ermeyen insanlar siz hiç tefekkür etmez misiniz? Siz aklınızı kullanmaz mısınız? Peki şimdi burada kafir olanlar derler ki diyor, bize söylüyor zaten inanmayanlar, Allah'a inanmayanlar biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız. E inanma. E sen kendi yaratıldığını bildin mi? Ona aklı eriyor. Bildi. Bildiği için taşlara, topraklara, ağaçlara, kuşlara, aylara, yıldızlara, güneşe tapınıyorlar. Peki onların sana bir faydası var mı? Yok. Onların konuşan dili var mı?

Yok. Onların yürüyen ayağı var mı? Yok. Onların tutan eli var mı? Yok. E sen nasıl tapınıyorsun ona? Ama seni yaratan bir ilimle yaratmış. O ilimin sahibi sana hakkı söylüyor, doğruyu gösteriyor. Hiç mi düşünmüyorsun? Ya.

Sen o zalimleri Rablerinin huzurunda tutuklanmış birbirlerine söz atarlarken bir görsen, tutuklanmış. Söz atarken bir görsen.

Bu söz kendi iradem içerisinde söylüyorum. Yani anladığımı söylüyorum.

Allah'ı tanımadıkları için inandıkları ilah var ya, tapındıkları ilah var ya o gelecek Allah'tan intikam alacaklar. Onun için birbirlerine söz atıyorlar. (?) Bunlar istediği kadar cezalandırsın. Biz zaten bundan intikam alacağız.

Bunlar hangi ayete göre ben bunu şimdi söylüyorum. Hem bu ayet hem de gelecek ayet. Ya Malik, Rabbine söyle de diyor. Üstümüzden azabı biraz hafifleşsin. Rabbimize diyemiyor bak. Rabbine söyle de diyor. Bu şekildeki insanlar bunlar. Sen o zalimleri Rablerinin huzurunda sıklamış birbirlerine (?) söz atarlarken bir görsen. Zayıf sayılanlar büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydınız elbette biz müminlerden olurduk derler. Kim (?) bunlar? Başlarındaki komutanları adamları, oraları idare eden hakimleri. Siz bizi çağırdınız buraya. Ama onlar da ne diyor? Bizim sizin üstünüzde hükmümüz yoktu ki. Biz söyledik, geldiniz diyor.

Şeytan da aynı şeyi söylüyor orada. Şeytan diyor ki şimdi azabı üstümüzden biraz alabilir misiniz diyor. Ben de yalancı çıktım size diyor. Ben de üstünüzde bir hükmüm yoktu ki diyor. Ben sizi çağırdım, geldiniz. Allah da çağırıyordu diye ama siz Allah'ın dediğine gitmediniz. Evet.

Bak, büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara, kıyamet gününde size hidayet geldikten sonra size ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç işliyordunuz derler. Allah aşkına. Onların üzerinde hükmü yoktu ki. Evet.

Zor.

İyice anlayamadım. Soruyu anlamak demek onu anlatmak demek. O soruyu, o ayeti bir daha söyle. Hangi ayetti? Aynı hocam. Sebe 31'in başındaki cümle. Sebe 31'in başındaki cümle. Evet. Seferonu dedi ki biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önceki gelen kitaplara (?) inanmayacağız diyorlar. Sonra burada hocam, evvelki kitaplara kafir buyururlar. (?) Kitaplara nasıl inanılır diye soru soruyor. Biz bunlara kafir diyorduk diyorsun. Bak şimdi. Allahu Teâlâ'nın peygamberleri, Hz. Musa peygamber mi? Ona sen kafir diyemezsin. Biz İslam'ın ilkiyiz diyor. Çünkü Resulullah Efendimiz'in ruhundan ilk yaratılan peygamberler.

Allahu Teâlâ'da peygamberler asla insanları kendisine çağırmazlar. (?) Bu durumda peygambere inananlar İslam fıtratı üzerinedir. Tevrat'a da inansa İslam fıtratı üzerine, Zebur'a da inansa İslam fıtratı üzerine, İncil'e de inansa İslam fıtratı üzerinedir. Ancak peygamberlerinin dışında bunlara inanmayanlar kafirler.

Anlaşıldı mı? Onlar da zaten kitaplara inanmıyorlar. Kitaplara inanmıyorlar. O kitaplara inanmayanlar diyor zaten. Yani kendi doğrultusuna kitaplar inanmıyorlar.

Kendi bozdukları kitap değil. Gene anlayamadım. Tevrat'ta kaç emir var? 10 emir. Şimdi o şey 10 emir. Bu 10 emir Kur'an'da da var.

Bakara Suresinin 88. ayeti. (?)

83, 84, 85, 83, 84. O ayetlerde Allahu Teâlâ söylüyor. On emri. Buna inananlar Müslümanlar. Müslümanlar. Yahudi de olsa, Hristiyan da olsa, Amerikalı da olsa, kim olursa olsun inandı mı? Müslüman.

Ondan sonra gelen peygambere kadar Allahu Teâlâ ikinci bir kitabı gönderdiği zaman ona inanacaklar. Eğer ona inanmıyorlarsa bunlar Allah'ın emrini inkar ettikleri için onlar kafir olurlar.

Ondan sonra İncil'e inananlar da Müslümanlar, ne zaman ki Peygamber Efendimiz gelene kadar Hz. İsa'nın gönderdiği İncil kitabına inananlar Müslüman insanlar. Peygamber Efendimiz geldikten sonra alemlere rahmet geldiği için artık bir daha peygamber de gelmeyeceğine göre bütün alemlerde geçerli olarak İslam dinini Allahu Teâlâ insanlara göndermiştir. Buna girmeyenin tümü de kafir olur. Ama Peygamber Efendimiz geldikten sonra 517 (?) senesinde Resulullah Efendimiz'in doğum günü herhalde değil mi? 471, 571. Doğru. 620, 610'dan mevaleti (?) 63 yaşında, kimisi 62'de, kimisi 63'te. Burada Peygamber Efendimiz gelene kadar dinine inananlar Müslümanlar, inanmayanlar kafirler.

Hep peygamberden peygambere kadar gelen kitaplara inanacaklar. Kavimlere. Hangi kavime gelmişse herkes kendi kavminin kitabını okuyabilir. Kendi kavminin kitabından sonra bütün alemlere dört kitap birleşti. Kur'an alemlere hitap etti. Ondan sonra Resulullah Efendimiz'e inanmaları şart. (?) İnanmayanlar kafirdir.

Ama kendi zamanında gelen kitaba inananlar Müslümanlar. Onlara kafir diyemezsin. Mesela Hristiyanlar Peygamber Efendimiz gelene kadar Allahu Teâlâ ne gönderdiyse ona inananlar Müslümanlar.

Evet.

Vaktimiz geldi. Sorunuz varsa sorun, yoksa kapatacağım.

Kalın, sağlıcakla Allah'a emanet olun. Ömrümüz olsa inşallah haftaya yine sağlığımız yerinde olursa yine beraber oluruz. Kalın, sağlıcakla Allah'a emanet olun. İstediğiniz zor soruları hazırlayın.

Kitapları okuyun. Aklınıza ermeyen en zor soruları sorun. Ayetlerle size cevap verelim.

Dinimizi güzel öğrenelim.

Evet. Lillahi Teâlâ Fatiha.

Amin.