15.08.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Hocam selamün aleyküm. Ellerinizden öperim. Anne babam oldukça (?) yaşlı, yaşlı insanlar.
Yaşlı olabilir. Anlattık bunu herhalde.
Bakalım başka sorularımız var mı? Yok.
Şuraya bir bakalım.
Bu akşam sorular sizden gelecek.
Olcay var mı sorun? Ahmet senin sorun var mı? Sorun yok.
Millet herhalde gezmeye gitti. Yaz sıcağı, burası da başlı başına hareket ediyordu, şimdi hareket etmiyor.
Ver bakayım bana. Kitabı, yanlış açılan bir ayet varsa ondan açtı, geldi buraya bir tane. Mü'minun Suresinin 49. ayet-i (?) kerimesi. Yanlış açılan ayet-i kerimeyi okuyoruz. Andolsun (?) biz Musa'ya belki onlar yola gelir diye kitabı verdik Burada yanlış yer neresi?
Sonuna kadar doğru ama bir yerde ne diyor?
Belki onlar yola gelirler diye kitabı verdik diyor.
Burada belki kelamı açık bir çay getir. Yahut demli bir çay getir.
Burada belki kelamı, bakın, Allahu Teâlâ'yı ne hale düşürüyor bu insanlar.
Gaybın anahtarları Allah'ın elindedir. Bu ayeti hiçe sayıyor. Es geçiyor. Kaldırıyor.
Kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim. Ayet-i kerimeyi hiçe sayıyor.
Sizin bilmeyip de kalbinizin en ücra köşesindeki olan sırlarınızı biliriz demeyi bir tarafa kaldırıyor. A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesini hiçe sayıyor. Çünkü Allahu Teâlâ ile ahitleştiği insanlar onların kaderlerini insanlar kendi arzu ve istekleri nispetinde yazdırdı. Bu durumda Allahu Teâlâ bu alemleri kıyamete kadar programladı. İşte bu gibi olaylardan Allah'ın ilminden, ayetlerden habersiz olan insan Kur'an yazarsa bunu bir istek karşısında ağzının karşısında yazdığını tahmin etmiyorum. (?) Neyi tahmin ediyorsun hocam? Tahmin ettiğim bir ideoloji karşılığında siyonizmin kelamının hurafelerini Kur'an'a taşımışlar. (?) Bu da Kur'an'ın ayetleri diye insanlara yutturmaya çalışmışlar.
Yüzyıllardır bu böyle geliyor.
Yüzyıllardır bu şekilde alimler buna evet dedi de sen mi onlardan daha akıllısın? Onların hepsi bre faydı da sen mi doğrusun diye (?) aklına bir soru gelebilir. Bir: Allahu Teâlâ'yı kimse sıfatlayamaz. İki: Allahu Teâlâ bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. Üç: Allah gaybı bilmeyen değil, sonucu bilendir.
Birçok ayetlere ters düşer. Biz ayetleri ayetlerle konuştururuz. İnsan aklıyla insan aklını konuşturmayız. Bunun da sebebi insan aklı eksik yaratılmış. Niçin eksik yaratılmış? Eksiğini bilecek. Allahu Teâlâ'ya aczini bildirip, tövbekar olacak, Rabbinin büyüklüğünü bilmesi için Allah aklı eksik yaratmıştır. Bu durumda insan eğer onlar da aklını diğer akıllardan almasaydı Kur'an'daki bu ideoloji kelamları çok güzel anlarlardı.
Evet, aklını Rabbinin yetiştirdiği bir insan olarak Allahu Teâlâ'nın yetiştirdiği insan olarak aklını o şekilde kullansaydı işte bunu anlardı. Ayetlerin ne olduğunu anlardı. Bu söylediğin kelime sen bir ayet var mı Allah'tan ilim aldığına dair? Var. Nedir o ayet? Biz kime hikmet verirsek ilim verirsek ona hikmet veririz diyor. Demek ki bak, gasp edemiyorum, Rabbim söylüyor, kime ilim verirsen ona hikmet (?) veririz diyor. İşte insanlar kendi ideolojileri içerisinde Allahu Teâlâ'yı sıfatlayanlar Allah'a karşı İslam bayrağı çekip Allah'ı hafife alanlar üç bölüğe ayrıldı. Sağcısı, solcusu, mukarrebin sınıfı. (?) İnsanların yanıldıkları yer şurası.
Allah'a söz verdi. Dünyada sözünden caydı. Allah'a söz vermek demek A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde ahdini, muradını kader olarak yazdırmak demek. Peki şimdi ben alime ve ulemaya soruyorum. Kader de değişir mi? Değişmezler. E peki söz verdiği de dünyada nasıl sözünden döndü? Bu birbirine ters değil mi?
Ya. İşte aklını kullanmazsa insan ayetleri birbiriyle çeliştirip Allahu Teâlâ'yı insan seviyesine düşürüp hafife aldırmaktır. Allahu Teâlâ da ne güzel söylüyor ayet-i kerimesinde. Kim Allah demediği halde Allah böyle dedi diyorsa diyor azaptaki yerini hazırlasın.
Öyleyse buradan ne çıkıyor?
Buradan tek bir şey çıkıyor.
Allah'tan başka bir ilah yok.
Onun ne çoluğu ne çocuğu ne de bir yakını var. O zatında tektir, alemleri yaratan ve yarattıklarının mutlak sahibi olan bir ilahtır. Kimse onu sıfatlayamaz, çünkü o yoktan var etme ilmine sahip ilim hazinesidir. Bu durumda Allahu Teâlâ insanlara ruhundan bir cüz'ü verip zatına yakın yarattığından dolayı insanı alemler üzerine şerefli yaratmıştır. Kainatta yalnızca ruh insanda vardır ama bilmeyenler kediye, köpeğe, ağaca, mahlukata ruh verirler. Ruh yalnızca insandadır, çünkü Allah ruhundan yalnızca Adem'e üflemiştir ve insanı (?) insanı şerefli kılmış melekleri ve cinleri Adem'e secde ettirmiştir ruhu olduğu için. Şimdi ben size soruyorum: Kedide, köpekte, diğer mahlukatta da ruh olmuş olsaydı melekler yahut secde yahut insanlar onlara da mı secde edecekti?
Yani onun için Allah insan için beni sana en (?) güzel surette yarattım diyor. Bunun sebebi insana ruhundan vermesinden dolayıdır. Bu durumda ne anlaşılıyor? Buraya kadar anlattığımda.
Allah'tan başka hiçbir ilahın olmadığını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gelene kadar insanlara nebileri gönderdiğini nebilerle Allah'ın emrini insanlara anlattığını peygamberlerle Hazreti Musa, Hazreti Davut Hazreti İsa ile insanlara, kullarına Allah'ın varlığını ondan başka bir ilahın dahi olmadığını anlattı. Sonra en son akıllar devreye girince üç kitabı, dördüncü kitapla, Kur'an'la Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de alemlere benim indimde din İslam'dır. İslam'dan başka bir din yoktur, deyip Allah'tan başka bir ilah arayan İslam'dan başka bir din arayan diyor. Allah'tan başka bir ilah arasın diyor.
Değil mi? İslam'dan başka bir din arayan Allah'tan başka bir ilah arasın. Öyleyse buradan bütün dünya bütün insanlar hepsi Allah'ın kullarıdır. Hepsini tek bir ilah olan Rabbimiz yaratmıştır. Öyleyse insanlar arasında bir ayrıcalık yoktur. Ayrıcalık tek bir yerde başlar. Allah'a arkasını dönenler Allah'ı inkar edenler Allah'a çoluk çocuk isnat edenler, bunlar akıllarını başlarına toplayıp eğer tövbekar olurlarsa, can boğaza dayanana kadar Allahu Teâlâ insanları affediyor, tövbelerini kabul ediyor. Can boğaza dayandıktan sonra tövbe kapısı kapandı mı iki yoldan birine yolculuk yapıyor. Dünyada tövbe edenler sadece cennet. (?) Tövbe etmeyenler Allah'a arkalarını dönüp Allah'ın nurunu söndürmek isteyenler solcular. (?) Ve bunlar cehennem.
Öyleyse dünyada bir iğnenin ucu senin bir tarafına battığı zaman nasıl sızlıyor?
Herhangi bir yerin kesildiği zaman acısına tahammül edemezsen cehennem ateşine nasıl tahammül edeceksin?
Allahu Teâlâ burada bu gibi insanlara şu ayetiyle hitap ediyor. Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? Siz hiç tefekkür etmez misiniz? Dünya eğlence yeri değil.
Dünya dört başı mamur, zevk-i sefa yeri değil.
Nereden biliyorsun hocam? Alemleri yaratan söylüyor. Onun kelamından biliyorum. Neyi biliyorsun? Biz sizi bazen mallarınızla, bazen canlarınızla imtihan ederiz diyor. Bazen varlıkla, bazen yoklukla da imtihan ederiz diyor. E şimdi burası zevk-i sefa yeri mi? İnsanlar alabildiğine Allah'a arkalarını dönmüşler, nefsani duygularını ilahlaştırmışlar, şeytanı candan dost edinmişler, dünyanın da güzelliğini sırtına yüklenmiş, hamallığını yaparak devam ediyorlar. İki ayağı bir pabuçtan da çıkmıyor. Onun için burası ebedi baki kalacak bir yurt değildir. Buraya biz kendimizi nasıl bir insan olduğunu ispatlamamız için geldik.
Öyleyse nasıl ispat edeceğiz kendimizi? Allah'a kul, Habibine ümmet olursak. Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de nasıl hareket edeceğimizi bildiriyor. Sen yeter ki Müslüman ol, beş vakit namazını kıl, paran varsa haccını yap, zekatını ver, orucunu tut. Beş farzı yerine getirdin mi sana, kalbine Rabbim ilhamıyla yolunu gösterir.
Allah'a yönelenin önünde Allah onun önünü aydınlatacak nurunu verir. Sen yeter ki nefsinden olma. Şeytanı dost edinme. Dünyaya da gerektiği şekilde yaklaş. Ne elini çok aç, israf et, ne de sık, cimri ol. Orta hal bir yol tut. Ve nihayet, Allah'ın emrini yerine getirirsen, işte o zaman senin kalbine Allah nurunu koyar. Nur Suresinin 35. ayet-i kerimesi herhalde. (?) 55 mi? 35. ayet-i kerimesi. Ne diyor? Allahu nuru's-semavati ve'l-ard. Allah yerlerin, yerin ve semavatın nurudur.
Şimdi bunu bilmeyen insan aklen şöyle söylüyor. İşte güneş doğuyor, aydınlık oluyor. İşte yerden de bitkilerini alıyorsun diyor. Ve sana yiyecek veriyor diyor. Halbuki Allah gökleri ve yeri ilmiyle yaratan, direksiz bunları birbiri etrafında çevirip bunca galaksileri havada yüzdürüp de birbirine çarptırmayan dünya, güneş ve ayı birbiri etrafında çevirip mevsimleri, gece gündüzü ve kamer sistemini yani takvimini meydana getiren Allah. Göklerin ve yerin nurudur bu.
Sen nur deyince ışık mı zannediyorsun? Allah'ın ilmi. Allah'a yaklaşanların kalbine biz nurumuzu koruz diyor. Yani onun gönlünü aydınlatırız. Ona tecelli ederiz. Ona yol gösteririz diyor.
Yeter ki sen Allah'la ol. Ama nerede insanlar? Nerede aklını kullananlar? Kendilerine yazık ediyorlar. Nefisleri alabildiğine azgın bir şekilde şaha kalkmış, parlamış at gibi ne (?) etrafını tanıyor, ne akrabasını tanıyor, ne anne baba diyor. Ne adaletten haberi var. Ne insanlara büyüklüğe saygısı, küçüğe sevgisi var. Nefsinin duygusuyla iki ayağı bir pabuçta, dünyaya gözünü dikmiş, sanki dünyayı yutacak ve beraberinde onunla yaşayacakmış gibi alabildiğine bir sıkıntı içerisinde, alamadıklarıyla.
Böyle insan hayatında stresle yaşayan insan hastalıktan da kurtulamıyor.
İnsanların çoğu artık dinden imandan çıkmış, hayasızca (?) geziyorlar ve birçokları da canlarından oluyorlar.
Bu durumda Allahu Teâlâ insanları çok sevdiği için kadınlara kapanın diyor. Başınızı örtün, yakasını ziynetlerinizin üstüne koyun, ayaklarını topuklarına kadar uzun giyinin, hatlarınızı belli etmeyin. Bu gibi giyin diyor, sizin incinmemenize daha uygundur diyor. Ne güzel şey. Kim tutuyor bunları? İnsan en şerefli yaratılmasına rağmen Allahu Teâlâ onlar yeryüzünde gezen dört ayaklılar gibidir diyor.
Hayvanlara dikkat et.
Hayvanların her tarafı kapalı. Derilerle beraber, kuyruklarıyla beraber, edep yerleri kapalı.
Kainatta tek İslam kapalıydı. (?) Edepliydi. Ama zamanımız Allahu Teâlâ'nın şu ayet-i kerimesinin karşılığındaki insanlar durumuna geldiler: Onlar yeryüzünde gezen dört ayaklılar gibidir. Yakışıyor mu böyle şerefli yaratılan bir insanı yarın mahkeme-i kübrada hesaba çekilecek ve orada hesap anında ister ki bu dünya, başka bir dünya daha dolusu olsa da fidye verip de kurtulsam. Kime fidye vereceksin ki? Yaratana mı? Yoktan var edene mi? Orada senin sahibin de bulunmayacak.
Annesi evladından babası çocuklarından kaçtıkları gün her biri nefsi, nefsi dediği yani kendi nefsini kurtarmak için çareler aradığı bir günde hiçbir kimsenin hiçbir kimseye faydası olmadığı bir günde hiçbir kimse hiçbir kimsenin günahını yüklenemeyeceği bir günde düşünebiliyor musun? Öyle bir günün şiddetinden orada bu şekilde bir yokluğa düşeceğine burada aklını kullanıp bir kez Allah demen, ağzından Allah kelamını çıkartman ve (?) sahibin olan Rabbini bilmen, ona itaat etmenle o mahşer gününde Rabbinin güler yüzüyle karşılaşacağı bir kulun olduğunu idrak edebiliyor musun? Şimdi, istersen bu dünyaya aldan, istersen bu dünyadan ahiret alemine hazırlığını yapan bir kul olarak Allah'ın emrini yerine getirmeye çalışan bir insan ol.
Ki Allah da senin yeryüzünde bak bu da benim kulumdu. Diğerine o açık gezene gösterecek. Bu da senin gibi aynı seviyede yarattığım insandı. Bak benden nasıl çekindi emrimi yerine getirdi. Sen ne yaptın dese onun huzurunda ne yapacaksın?
Ha orada senin tanıdığın da yok ki ondan medet umuyasın. Bak orada Allahu Teâlâ'nın verdiği bir emirle hiçbir kimse onu geri çeviremez. Çünkü Allahu Teâlâ'nın iki dudağı arasından çıkacak olan hiçbir kelimeye kimse itiraz edemez. Çünkü onun yanında ne bir yardımcısı var ne de ona akıl danışacak birisi var. Onun için böyle bir kimsenin, böyle bir Rabbinin, böyle bir sahibinin ağzından çıkan kelime geri dönmeyeceğine göre onu burada memnun etmek mecburiyetindesin. Hepiniz. Evet. Bak ne güzel bir ayet çıktı. Neler geldi gerisi? Evet, soru geldi. Evet.
Al bakayım. İki tane soru geldi. Bakalım iki soru nedir?
Bayağı konuşmuşuz ya.
Olcay Efendi bir soru sorar. Hocam, Enfal yedi ayet-i kerimesini daha iyi anlamamız için bize anlatabilir misiniz? Allah razı olsun. Buradan bulayım Enfal'i. Efendim.
Enfal. Kaçıncı ayet? Yedinci ayet. Enfal Suresinin yedinci ayet-i kerimesi. Yanlış açılan bir ayet. Dedik ya, siyonizm ayetlerin içerisine yanlış bir kelime koyuyor, ayeti ayetlikten çıkartıyor, Allah'ı sıfatlıyor. Hatırlayın ki Allah size iki taifeden, kervan veya Kureyş ordusundan birisinin sizin olduğunu vaat ediyordu. Siz de kuvvetsiz olanın, kervanının sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve Kureyş ordusunu yok ederek kafirlerin ardını kesmek istiyordu diyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında. Bu, Bedir Savaşını söylüyor. Ebu Süfyan'ın ordusuyla beraber bu savaştan haberdar oluyor. Daha savaş başlamadan kendisini, kervanlarını uzaktan geçirmeye çalışıyor. Çok zengin Ebu Süfyan.
Bunun üzerine Ashab-ı Kiram: Ya Resulallah, Ebu Süfyan'ın ordusunu vuralım, alalım mallarını, güçlenelim diyor. Peygamber Efendimiz de: Yok diyor. Biz İslam'ı yaymak için Allah'ın emriyle hareket eden insanlarız. Rabbimiz bize küffar ordusunu ortadan kaldırıp İslam'ın önünü açmak istiyor.
Onu söylüyor Allahu Teâlâ. Zaten bak ne diyor. Hatırlayın ki Allah size iki taifeden Kureyş ordusunun birinin sizin ordunuzu vaat ediyor. (?)
iki taifeden biri olan Kureyş ordusunun yok edilmesini vaat ediyordu diyor. Burada onu değiştiriyorlar. Yani insanların kendi iradeleriyle hareket etmesini istiyor. Ama Allah burada İslam'ın önünü açmak istiyor. Şimdi bak burada yanlışında ne diyor? Hatırlayın ki Allah size iki taifeden, kervan veya Kureyş ordusunun birisinin sizin olduğunu vaat ediyor. O zaman da sahabe-i kiram ne yapıyor? Biz onları vuralım diyor. Halbuki Peygamber Efendimiz emri almış zaten. Doğrusunda şu. Allah size iki taifeden biri olan Kureyş ordusunun yok edilmesini vaat ediyor. Siz de kuvvetsiz olan kervanın sizin olmasını istiyordunuz diyor. (?) Doğrusu bu.
Evet. Ve Bedir'de İslam ordusu az, Mekke tam tekmil Bedir'e geliyor. Gelirken bunları aslında savaşa sürükleyen şeytan insan kılığında, bir rivayette öyle, bunların önüne düşüyor. Bedir'e yaklaşınca sizin diyor bugün görmediğinizi ben görüyorum, bugün benim gözüm çok keskindir diyor. Sizin görmediklerinizi görüyorum diyor. Gerisin geriye kaçıyor. Çünkü beş bin melek Resulullah Efendimiz'e hazır da üç bin tane melek orada duruyor. Hazır.
Şimdi iki taifeden birisini mi, siz istediğinizi mi seçin diyor. Yoksa orada meleklerle hazır olan İslam ordusuna yardıma gelen melekleri oraya getirttiren Allah kafir ordusunun yok olmasını mı istiyor?
İşte siyonizmin şaşırtarak yazdırdıkları kelimeler bunlar.
Enfal yediydi değil mi? Evet. Öbürü Sebe Suresi yirmi.
Sebe.
Yirmi.
Andolsun İblis onlar hakkındaki tahminini doğru çıkardı diyor. Müminlerin dışında hepsi ona uydular.
Şimdi Allahu Teâlâ şeytana niçin kıyamete kadar ömür verdi? Evvela bunu söyleyelim.
İnsanları doğruya çağıracak peygamberler ve Allah'ın emirlerini yerine getiren insanlar bulunacaktı. Fakat Allah'ı inkar edende onlara yol gösterecek (?) de birisi bulunacaktı. O da şeytan. Şeytan ne diyor? Ben sana gelen kullarının önüne geçeceğim. Sana gelen kullarını azdıracağım. Allahu Teâlâ dedi ki, benim kullarım sana uyarsa al hepsini sana verdim diyor. Beni kulan, beni bilen kuluma şeytanın (?) iğvası cahilhanedir diyor. Şimdi burada 21. (?) ayet-i kerimede bak ne diyor: Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananla şüphe içinde kalanlar birbirlerinden ayrılsınlar diye şeytana istediği fırsat (?) verildi. İşte demin söylediğim.
Bu da yirmi birinci ayet işte.
Rabbin gerçekten her şeyi bilendir diyor. Onun için ayetleri anlayamadığınız yerleri sorun açalım size.
Evet.
Selamün aleyküm. Resulullah şöyle buyurdu: Yarım hurma infak ederek de olsa cehennemden korunmaya bakın. Bu hani Ebu 34 mübarek (?) ellerinizden hürmetle öperim diyor. Bu hadis değildir. yarım hurma infak ederek de olsa cehennemden korunmaya bakın diyor. Niye hadis değil? Kim söyleyecek burada size? Ayetten söyleyeceğim. Hadis değil, kafirler de infak ediyorlar, onlar da veriyorlar. Ama ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ: Biz onlar için terazi tutmayız diyor. Yaptıkları tüm hoş iş boşa gitmiştir diyor.
Kelimeyi eksik alıyorlar. Eksik alınca da bu şekilde umuma yayıyorlar bunu.
Ve insanların da hoşuna gidiyor. Bunları anlamıyorlar. Kafir ilahini kefeye koyuyor bunda. (?) Ayeti de arkaya atıyor.
Onların yapmış oldukları tüm hoş işler boşa gitmiştir ayet-i kerimesini. Biz onlar için terazi, mizan tutmayız diyor Allahu Teâlâ.
Ayete aykırı olan her kelime paragraftan bir kısmını alıp umuma yayılan hadis diye söylenen her kelime ayet karşılığı olmadığı müddetçe hadis değildir. Şunu da söyleyeyim. Yüz kelimelik bir hadis olsa yüz kelimenin içerisinde bir harf ayetin dışında bir hüküm verecek olsa hadis değildir. Hadis tamamen ayet karşılığıdır.
Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, nefsimin yedi kudretinden (?) yemin ederim ki diyor. Ağzından çıkan her kelimeyi yaz. Bu tamamen ayetlerin karşılıklarıdır. Evet.
Bayramı der ki, selamün aleyküm efendim. (?)
Benim sorum hadis sorusu. Resulullah şöyle buyurdu. Ne isterseniz sorun. Yumuşak davranmayan kimse bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır. Hayır. Bu da hadis değil.
Şimdi yumuşak davranmayan kimse buraya kadar yumuşak davranılmasını istiyor. Ayetler. Sen onları affetmeseydin, tatlı söz söylemeseydin, bugün yanında hiçbir kimseyi bulamazdın diyor. Bunu burada çeviriyorlar. Şimdi o ayeti burada çeviriyorlar. Ne diyor? Bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır. Yumuşak davranmazsan seni cehennemin ortasına atıyor. Bütün hayırlardan mahrum. Ya böyle hadis mi olur? Ondan sonra Müslim diyor, Buhari diyor, bilmem ne diyor, diyor da diyor. Hadisten sorun, fıkıhtan sorun, hakikatten sorun, kelamdan sorun, halden sorun, lisandan sorun, sorun yahu, sorun sizden, sorularınızdan insanlar da istifade etsin. Size kimse bu kadar açık kapı vermez.
sorduğunuzu da dur da ben sana hatta anlatayım da yok başka var mı bakayım sonra Ebu Hüreyre anlatıyor: Resulullah buyurdular ki muhakkak ki Allah bu ümmet için her 100 senenin başında kendisine dini tecdit edecek kimseler gönderecektir. (?) Ebu Davud ve Lahmi. (?) Bu hadis Bu hadisi açabilir misiniz diyor. Hadisi açalım. Bu hadis Hadise hadis hadis olmayan hadis değil Allahu Teâlâ Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den sonra bir daha peygamber göndermeyecek kıyamete kadar, çünkü peygamberlik sona erdi. Hatemü'n-Nebi Resulullah Efendimiz, en son peygamber, ahir zaman peygamberi.
E ne olacak bu sefer? Ağızdan ağıza din hurafelere dönecek. Her yüz senede bir müçtehit,
alim, bizzat Rabbimiz tarafından yetiştirilmiş peygamber varisidir.
Dini zamana göre açar, anlatır. Dini her iki yüz senede bir Kutbul Aktab gönderir. Bu da dinden (?) batılları çıkarır, batılları. ağızdan ağza gelen kelimeler siyonizmin iki üstüne de hazırlamış (?) olduğu ve Kur'an'ın esası diye söylediği kendi anlayışlarını meal olarak Kur'an'a sokmuşlar. Ayetlere karışamıyorlar. Onların bekçisi Allah.
Bu durumda Allahu Teâlâ kıyamete kadar dininin idamesi için 100 senede müçtehit, 200 senede Kutbul Aktab gönderir.
Bizzat Allahu Teâlâ bunları kendisi yetiştirir ilmiyle. İşte demin başta söylediğimiz gibi: Biz kime ilim verirsek ona hikmet veririz. Hikmet nedir? Ayetin manasını anlayabilme, bir kelimede bir harf değişikliğinde o ayetten çıkmış, yahut hadisten çıkmış olayını anlayabilme kapasitesi. Evet. Bunlar peygamber varisleridir. Peygamber değildir haşa. Peygamber varisleri.
Kutbul Aktab nefsin yedinci haline çıkmış, sırrın sırrına vakıf olan insandır. Allahu Teâlâ'nın şu ayet-i kerimesinin karşılığındaki insandır: Biz bu alemleri yaratırken şeytan ve yarenini kendimize şahit tutmadık dediği insandır. Evet, bana başka bir gözle bakmazsanız ben o sırra şahit olandan. Kutbul Azam da şunu söyler: Alimler ve melekler Allah'tan başka bir ilahın daha olmadığına, olmadığına şahitlik ederler. Ben de şahitlerdenim. Evet.
Daha soracağın varsa sor. misafir Misafir, anlayabildiysen anladın, anlamadıysan daha sor. misafir mi bir mi bakalım buraya girelim bakalım ona
Efendim Efendim Burada Şu mu? Yok efendim, aşağıda. Buralar sonradan geldi. Burası. Ya bak aşağıda sorular var İsra 21, İsra 21 bakalım. İsra 21, 21. Yanlış açmış da biz doğrusunu okuyalım: Baksana insanların kimi kiminden nasıl üstündür. Elbette ki ahiret derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür. Bu doğru açılanı. Şimdi yanlış açılanı okuyalım: Baksana biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır diyor. İşte dedik ya, siyonizme göre onlarda masumluk davası var ya birbirinden üstün insanlar. Allah'ın üstün kıldığı yahut da Allah'ın elinde üstün olan değil de kendi aralarında üstünlük bunlar.
Soy sopla övünenler. Mezarlardaki insanları sayana kadar. Neslini sayanlar. (?) Şimdi bu yanlış açılmış. Allah kimseyi birinden öbüründen üstün kılmadı. Yarattığı zaman lahut aleminde hepsini eşit yarattı. Sonra sizin Rabbinizim dediği zaman orada Allah'ı bilip bilmemede insanlar üç sınıfa ayrıldı. Sağcısı, solcusu, mukarrebin sınıfı. (?) Vakıa Suresinin 7, 8, 9, 10. ayet-i kerimelerini okursan orada bunları bulursun. Evet.
Şimdi, elbet ki ahiretlerimize bir üstünlük farkları bakımından daha büyüktür. (?)
Üstünlük, Allah'ın yarattığıyla değil, yani seçtiğiyle değil diyeceğiz, seçtiğiyle değil. Çünkü Allah yarattıkları arasında adaletsizlik yapmaz. Allah'ı kim bildiyse, kim ona benim Rabbimdir dediyse, beni yoktan var eden benim sahibimdir dediyse bu insan kim Allah'a inanmayıp kendi hayalindeki Rabb'i bekleyen insandan üstündür. Çünkü Allahu Teâlâ'nın bir rahmet vaadine nail olmak var. Bir de azabına duçar olmak var. Rahmetine nail olan insanın zevkü sefa ve güzellikler içerisinde güzel bir hayat yaşayan insan mı Allah'ın indinde yüksektir? Yoksa onlar orada ne yaşar ne de ölürler dediği azap içerisinde yaşayan insandan onlar mı cennete girenden daha üstündür?
İşte üstünlük insanların kendi iradesiyle sahibini sahiplenmek, Rabbine itaat etmektir. Üstünlük budur ve Allah indinde yücelen insan da budur. Yoksa Allah kimseyi yüceltmez çünkü hepsi Allah'ın kullarıdır. Demin de söyledik, bütün insanlar putlusu putsuzu, dinlisi dinsizi, hepsi Allah'ın yarattığı kullarıdır. Hepsi hiçbirisinin arasında dedik hiçbir fark yoktur. Fark yalnızca Allah'ı bilip bilmemededir. Kelime-i şehadet getirip getirmemedir fark. Kelime-i şehadet getirip de ahirete o şekilde giden, günahkar da gitmiş olsa cehennemde azabını çeker. Günahı kadar azabını çeker ki o da ona da ateş haramdır.
Çünkü onda iman nuru vardır.
Al-i İmran Suresinin 131. ayet-i kerimesinde şöyle söyler:
Kafirler için hazırlanmış olan ateşe doğru gitmeyin. İman nuruyla günahkar gidenler muhakkak ki bir gün cennete gidecekler.
Ama gayrimüslim olarak Allah'ı inkar ederek gidenler de ebedi cehennemde kalacaklar azap içerisinde. Bunları ben söylemiyorum, Rabbimiz söylüyor. Rabbimizin söylediklerini, Müslümansak her Müslümanın ayetleri kendi anlayışı içerisinde bu şekilde anlatması, emr-i bi'l-maruf yapın ayet-i kerimesinin ta (?) karşılığıdır. Evet. Müslümansak Allah'ın emirlerini konuşmamız lazım. Ayetlerini konuşmamız lazım.
Allah'ın indinde dünya aleminde makamın kıymeti yok. Mevkinin kıymeti yok. Paranın kıymeti yok. Şan şöhretin kıymeti yok. Tek bir kıymet var: Allah'ı bilip bilmemede, gönlünü Allah'a bağlamada. başka Hocam bir şey soralım. Söyle hocam. Cehenneme Müslüman girdiği zaman (?) Müslümanda iman nuru olunca sen ateşi iman nurunun olduğu yere mi gönderiyorsun? Sen iman nurunu ateşin olduğu yere mi gönderiyorsun? Diyelim ki falan yerde bir ocak var yanıyor. Sen de bu taraftasın. Hapishanede. Hapishane ayrı, cezanı çekersin, ateşin yeri ayrı.
Bu mecazi manadadır. Yani ateş Allahu Teâlâ'ya şöyle seslenecek. Bak mecazi mana diyoruz yalnız. Şu kulunun iman nuru beni söndürüyor. Benden uzaklaştır onu diyor. Bu da şu ayetin karşılığı. Mecazi mana. Ateşleri söndürdükçe, hafifledikçe diyor, biz onun ateşini insanlar ve taşlardan tekrar alevlendireceğiz. (?)
Cehennem ehli için söylüyor onlar.
Evet.
Hocam, İsra 21 ayeti bize anlatabilir misiniz? Allah razı olsun. Örneği mi geldik? (?) Okuduk. Ne dedik? Okuduk ama gitti. Elimizden okuyacağız.
Onun dünyası ayrı. Bunun dünyası ayrı. Biz şimdi bu dünyadan o dünyaya girdik. O dünyadan bu dünyaya geçeceğiz şimdi. Evet.
Dedik ki insanlarla nasıl birbirinden üstün kıldık diyor değil mi? Ama ayrıca dedi ki derece ve üstün farkları bakımından daha büyüktür diyor. Kimin kiminden üstün kılmışızdır elbette ki ahiret derece ve üstün farkları bakımından daha büyüktür diyor. Evet. Masansan birbirine sözlerin daha güzelse, berabersen, onların dediğini (?) yaparsan sen cennete gideceksin. Çünkü cehennem ateşi bize diyor, üç günden fazla dokunmaz diyor. (?) Eğer öyleyse diyor, sen ölümü iste diyor. Bak bakalım cennete mi gideceksin, cehenneme mi gideceksin? Yani herkes sırasını bekliyor. Şimdi doğrusunu okuyalım.
İnsanların kimi kiminden nasıl üstündür? Nerede bu üstünlük? Üstünlük, A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde Allah'a ahitleşirken derece derece Allah'a karşı sevgilerinin üstünlüğü, sevgi, muhabbet üstünlüğü. Nefs-i emmarenin Allah'ı sevmesi ayrı. Nefs-i levvamenin Allah'ı sevmesi ayrı. Nefs-i mülhimenin Allah'ı sevmesi ayrı. Nefs-i mutmainnenin Allah'ı sevmesi ayrı, tecelliyete vakıf oluyor ve mümin sıfatını alıyor. Nefs-i raziyenin Allah'ı sevmesi ayrı. Bu sefer gönül alemiyle ilmi. Nefs-i raziyenin Allah'ı sevmesi ayrı. (?) Kutbü'l-azam'ın ilmiyle beraber Allah'ı tefekkürle bilmesi. Nefs-i safiyedeki Allah'ın sevgisini bilmesi daha ayrı.
Kainatın yaratılışı, Allahu Teâlâ'nın yoktan var edişi, bazı mahlukatının yarattığının bir kısmını ona göstermesi, Dünyanın azameti bir deryaya dalmış. Onun sevgisi ayrı. İşte bu sevgiler bu gönülde neredeyse dışarı fırlayacak. İşte ona diyor zeytinyağıdır, yağı var ya ateş değmese de sanki parlayacak diyor.
O sevgiye layık olduğun zaman, şuraya oturduğun zaman şu merkeze dünya yok. Hiçbir şey yok. Boş bir akıl, boş sayfalar, kitabın boş sayfaları. Ne sorarsan o dünya geliyor sana, o dünyayı anlatıyorsun ve huzur buluyorsun, şevk buluyorsun, yorgunluğun varsa gidiyor, sıkıntın varsa kayboluyor. Dünya içerisinde dünya yaşıyorsun. İşte üstünlük, derece, hepsi A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ ile ahitleşirken ona karşı aşkı muhabbetin sevgisinin karşılığı derece derece. Yoksa Allah keyfi kimseyi kendi ilmiyle derecelendirmiyor. Kişinin sevgisine karşı. Evet.
Hepsinin sevgisi farklı zaten. Derece derece. Hepsinin ilmi, anlayışı farklı. Çünkü Allahu Teâlâ sana diyelim ki nefs-i raziyede olan insana ayetin otuzuncu manasını veriyor. Nefs-i marziyedekine altmışıncı manasını veriyor. Nefs-i safiyedekine de yetmişinci manasını veriyor. O daha üstünde olmuyor mu?
Derece derece.
Safiyede bir kişi var. Marziyese marziyede de bir kişi var. Bir Kutbul Aktab. Diğeri de bir Kutbul Aktab. Her iki yüz senede bir, bir. (?) İki tane üç tane yok.
Evet.
Vefat etmiş evliya ve enbiyalara Felak, Nas ve Ayetü'l-Kürsi okunup yollanır mı? Allah razı olsun. Niye yollanmasın ki? Ne okursan oku ruhuna. Daha güzel ya. Onlar bu alemin padişahları olmuş. Bütün namlı padişahlar gitmiş, krallar gitmiş, hiçbirinin esamesi yok. Ama onlar Allah'ın padişahları, veliler, evliyalar. Öğrendim. İstersen yalnız İhlas oku. Oku, gider tabii. Onlar kıyamete kadar böyle Allah'ın ayetlerinden Allah dostlarını Allah için sevdikleri için onlar da Allah'ı sevdiklerinden dolayı Allah'ı sevdiklerinden ona okuduğu bir ayet elbette ki onun ruhuna iletilir.
Benim sorum hadis sorusu. Resulullah şöyle dua ederdi. Allah'ım, Doğu ile Batı'yı birbirine uzaklaştırdığın gibi beni de hataya düşmekten (?) uzak tut.
Bu Doğu ile Batı bir uzaklaştırmadı (?) Allahu Teâlâ. Kureyş kabilesinin Şam'a yakınlığını uzaklaştırdı. Aralarında o da bizim dediği aramızı aç deyince dua edeceğine onlar birbirlerine hasetlik bakımından aralarımızı uzaklaştır dedi orayı uzaklaştırdı. Yoksa bu şuna aykırı olur. Doğu ile Batı'yı birbirinden uzak kıldığın gibi şehirlerin anası diyor Mekke ananın hepsi (?) etrafındadır, uzak yok, ayet-i kerimeye göre. Burada bir kelime hatası var, demin dediğim gibi. Yoksa Allahu Teâlâ eğer doğuyla batıyı birbirinden uzak kıldığın gibi dediği zaman doğudaki yahut batıdaki der ki beni sen oradan uzak tuttun anlayamadım duyamadım. Bana getirmediler, anlatmadılar, derler.
Allah için uzak bir şey yok. Şehirlerin anası Mekke ise hepsi ona yakındır. Buna göre burada ya dil sürçmesi yahut da kasıtlı bir kelam var.
O çıkarsa gerisi doğru.
Çünkü kelam Peygamber Efendimizin kelamı: beni Rabbim terbiye etti, güzel terbiye etti diyor. Beni Rabbim öğretti, güzel öğretti. Onu yetiştirdi. Ama gör ki Kur'an'ın ayetinde şöyle söyler, Allah muhafaza, Allah demez onu. Cebrail öğretti derler. Peygamberi Cebrail öğretti derler. Allah muhafaza. Ayeti de böyle söylüyorlar.
Evet, bayramı ya. (?) Misafir, Hazreti Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze (?) vurmaktan sakınsın. Buhari, Müslim. Şimdi aslında dövüşmek yoktur. İslam'da. Ama sinirine kapılıp da vurmaya kalkarsa ki kısas vardır bu sefer. Kısas. Ne diyor? Burna burun. Göze göz. Dişe diş. (?) Anladın mı? Burada kalkar da bir insan birbirine vurmaya kalkarsa yüze vurma. Niye? Zat suretiyle donanmıştır. Allahu Teâlâ suretlerinden vermiştir insana. Hocam, sen dedin ki bir zaman Allahu Teâlâ'yı mahluka felç (?) etmezsin. Şimdi diyorsun ki suretlerinden verdi.
Evet, burayı size daha evvel de açıkladım. Yine açıklayayım size. Allahu Teâlâ ne kadar insan yaratacaksa, kendi suretlerinden insana suretler verdi. Zat suretidir.
Mevlid-i Nebi'nin Süleyman Çelebi'nin Mevlid-i Nebi'den bir parçasını söyleyeyim. Zatımı zatına mir'at edindim diyor. (?) Yani ben zatımı senin zatında görmek için yarattım. İşte zat suretleri. Ne kadar yarattı? 40 milyar, 50 milyar. Neyse. Bir insan yaratacaksa zatından ayırdı bunu. Yarattıkları mahluk oldu. Bir daha o suretlerde Allahu Teâlâ insanlara görünüp de insanlar ha bak ben şunu Ahmet'e benzettim, Rabbimi gördüm, Mehmet'e benzettim. Yok, benzetemez. Kendi suretleri de ayrı, o ayırdı artık daha suretlerini sizden. Onun için ona vurma diyor, yüzüne vurma. Zat suretlerindendir. Evet. Misafir, misafir, burada anlayamadığın yer varsa tekrar bana söyleyebilirsin.
Efendim. bu da Hazreti Adem'e ruh üflemesinden destekleyen bir hadis midir? Özetini anlattım zaten, zaten aynı şeyi anlattım sana. Evet. Saat 8 oldu, ben de yoruldum, yaşlandım artık. 88 bitecek neredeyse, 89'a gireceğiz tabii ki 1-2 ay sonra. Efendim, Allah'a şükürler olsun, kendimizi gezdirebiliyoruz. Kalın sağlıcakla, Allah'a emanet olun. Güzel güzel sorular, hadisler, ne varsanız gelin sorun bana. Lillahi Teâlâ Fatiha.