24.08.2026 Tarihindeki Sohbet (Mevlid Kandili)
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Sorumuz yok. Selamün aleyküm. Kandilimiz mübarek olsun, Mevlid kandilimiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin dünyaya teşrif ettiği bir gece. Alemleri karanlıklardan nura çıkartan ve bütün alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin doğum gününün gecesi. Rebiülevvel ayının on ikinci gece. (?)
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i anlatmadan evvela Mevlid kandilinin ibadet olduğunu söylüyorlar. Mevlid kandili ibadet değildir.
Bunu ibadet söyleyenler kasıtlı söylüyorlardır. İbadet yalnızca Allah'a yapılır.
Öyleyse bu Mevlid kandili nedir? Peygamber Efendimiz'in doğumunu kutlamaktır. İnsanlar da kendi doğumlarını kutluyorlar bazen. Bunlar da mı ibadet ediyorlar? İbadet yalnızca Allah'adır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e Kur'an okumak, ölülerimize Kur'an okuduğumuz gibi, ibadet mi oluyor ölüye Kur'an okuduğumuz zaman? ilahiler söylemek, Resulullah Efendimiz'in şanını yüceltmek, Allahu Teâlâ'nın Habibim dediği Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e dua etmek ibadet midir?
Alemlere rahmet gelen Peygamber Efendimiz'e biz insanlık alemine yol gösteren karanlıkları aydınlığa çıkartan Allah'ın emriyle insanları irşad etmek için çalışan bir peygambere Allah için dua okuyup dua edip Kur'an okumak ilahi söylemek ona karşı sevgimizi göstermektir. Yoksa ibadet değildir. İbadet namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek ibadettir.
Kelime-i Şehadetin içerisinde bunlar.
Sen kandili kutlamasan borçlanır mısın? Kandil kutlamadın diye senin üzerinde bu kandil borç olarak kalır mı? Yok.
Sevabından mahrum kalırsın. Ama namaz kılmazsan borçlanırsın. İş değişti. Peygamber Efendimiz de şöyle buyurur hadis-i şeriflerinde: Bana da gerektiği kadar değer verin diyor. Yani beni Allah'a denk tutmayın. Bu alemler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin nurundan yaratılmadır. (?)
Şimdi Peygamber Efendimiz'in doğum gecesine gelmeden geriye gidelim.
Geri neresi? Resulullah Efendimiz'in yaratılışı.
Oradan da bir geri gidelim.
Alemler yaratılmamış, Peygamber Efendimiz de yaratılmamış, bir gerisi nedir?
Kainatı muradı nispetinde yaratan, zerreden küreye ne yaratmışsa, yaratıcı olan Allahu Zülcelal ve Tekaddes Hazretleri alemlerden tek, yalnız.
Bir ilim sahibi, büyük bir ilim sahibi. Bir hazine. İlim hazinesi. Murat eder. Bir insan yaratacak ve o insan için bu alemleri yaratacak. İşte buradan başlar. Allahu Teâlâ Resulullah Efendimiz'in nurunu yaratır. (?)
Bir rivayete göre Resulullah Efendimizin nurunu yetmiş sekiz bin yıl ibadete tabi tutar.
On iki bin yıl, misal diyelim ki Allahu Ekber dedi. On bir bin yıl Lâ ilâhe illallah dedi. On bin yıl Sübhanallah dedi. Böyle dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir yıllarıyla yetmiş sekiz bin yıl ibadet eder. Sonra Allahu Teâlâ ona sorar: Ben kimim? Resulullah Efendimiz de Allahu Teâlâ'nın konuşmasından terler. Ondan diyor Rabbimiz bir gevher yarattı. Dörde böldü. Birinden yeri, birinden gökleri, birinden aralarındakini, birinden de suyu yarattı, su üstünde karar kıl dedi. Yani her canlıyı sudan yarattı. Sonra ona ruhundan verdi, ruhundan. Peki, bunun nurunu yarattığı zaman nerede yarattı?
Yerler yok. Yer yok, gökler yok.
Ya, murad etti, yaratacak ya, nurunu yarattı. Nerede yarattı?
İşte burası Beytülmamur'un üstü olan, yani Beytullah'ın üstü Beytülmamur olan yerde. Orası neresi? Zaman ve mekanın olmadığı bir yer. Nuru. Sonra nurundan yarattığı bu alemleri yarattıktan sonra ona ruhundan verdi.
Resulullah Efendimiz'i bizzat Allahu Teâlâ terbiye etti. O öğretti. Allahu Teâlâ yetiştirdi.
Ama gel gör ki Kur'an'da Cebrail öğretti diyorlar. Cebrail'i Allah yerine koyuyorlar.
Allah muhafaza.
Böyle ilk yaratılan kainatta ilk yaratılan nurundan bütün alemler ruhundan da dolaylı insanları yaratan Allahu Teâlâ alemlerin yaratılmışların sultanı olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i en son peygamberliği sona erdirici olarak karanlıkları aydınlatacak Peygamber Efendimiz'e: Sen bu Kur'an'ı sana vereceğimi ummamışsın dediği ayet-i kerimesini Kur'an-ı Kerim'i ve Levh-i Mahfuz'da olan saklı (?) olan o Kur'an'ı Resulullah Efendimiz'e hatıra olarak kulları için o yollarını aydınlatması için gönderecek. Ve bu kadar kıymetli olan Kur'an-ı Kerim'inin kelamlarını çok sevdiği Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'de saklayıp dünyaya geldiği zaman ona kulları için hak yolunu ve bütün insanların yahut meleklerin yapmış olduğu vazifeleri namazda onlara yaptırmak suretiyle insanları alemler üzerinde şerefli yaratıyor.
Çünkü ruhundan vermiyor. (?) Şimdi ilk yaratılan madem ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ise onun ruhundan peygamberlerin ruhlarını yarattı. Peygamberlerin ruhlarından da hangi kavime hangi kavime hangi peygamberi gönderecekse onun ruhundan da o kavminin ruhlarını yarattı. Bu durumda peygamberler kavminin büyüğü ve babası durumundadır. En son akıllar devreye girip bir daha peygamber gelmeyeceğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i ve onun ümmetini diğer ümmetlere şahit Peygamber Efendimiz'i de diğer peygamberlere şahit tutacağı bir zaman içerisinde ilminle daha da ilmin insanların (?) bulacağı kadar zirveye zirvesini Resulullah Efendimiz'in ümmetine bahşettirmiştir.
Bu ümmet kıymetli bir ümmettir. Resulullah Efendimiz de şöyle söyler. Benim ümmetim 72 fırkaya ayrılacak. (?) Bir ümmet fırka-i naciye. (?) Ehl-i sünnet ve'l-cemaat. İşte sünnetle hükümlenmiş ve namazını dosdoğru kılan dört mezhep. Şafii, Hanbeli, Maliki ve Hanefi mezhepleri hak mezheplerdir. Ve bunlar kıymetli Müslüman insanlardır. İslamiyet'i yaşarsa tabii. İslamiyet'i yaşarsa. Bunların kıymetliliği nereden meydana çıkıyor? Biz senin ümmetini diğer ümmetlere şahit tutacağız. Şahit. Seni de diğer peygamberlere şahit göstereceğiz. Bu durumda bizim diğer peygamberlerin ümmetlerine şahit olabilmemiz için bu alemlere rahmet gelen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin yolunda gitmemiz lazım ki biz diğer ümmetlere şahit olalım.
Diğer ümmetlere taş çıkartacak şekilde biz çırılçıplak gezer. Rabbimizin istemediği cenneti ala eden (?) Adem babamızdan Havva anamızı melunun kandırıp da çıkarttığı gibi ayet-i kerimede Havva ananızı ve Adem babanızı soyup edep yerlerini çırılçıplak yapıp çıkarttığı gibi diyor. Cennetten çıkarttığı gibi. Sakın sizi de soymasın. Ve bu ayetin karşılığını bugün görüyoruz. Soyunmuşlar. Çıplak gezen, kendini teşhir eden insan medeni olmuş oluyor. Veyahut da kendini insanlar arasında bir gurur ve kibirle benlik davasıyla onlardan üstün görüyor. İnsanlardan üstün görüyor. Çıplak çıplak soyulmakla nasıl aşılamışlarsa bunları.
Efendim bu durumda bu gece daha evveline gidecek olursak Peygamber Efendimiz buradan bu gece gelmeden evvela yani doğmadan evvela Araplar arasında kız çocuklarını diri diri gömerlerdi. Diri diri. Niye gömerlerdi?
Orada ahlak mefhumu yoktu. Beytullah'ta putların olduğu zaman da bunlar çırılçıplak soyunur, el çırparak Beytullah'a tavaf ederlerdi. Dönerlerdi. Kız çocuklarını bu şekilde olmasını istemeyen anne baba, çocuklarını diri diri babaları toprağa gömüp kız çocuğundan utanıp dağlara çıkarlardı. İçki masalarında anasını, bacısını, karısı da dahil çırılçıplak oynattıkları zamanlar, bunlara tahammül edemeyenler çocuklarını yine diri diri toprağa gömerlerdi. İşte Allahu Teâlâ Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i dünyaya göndermekle bu gibi batılları ortadan kaldırdı. Kadınlarımıza çok büyük bir değer verdi.
Onları, büyükleri annelerimiz, küçüklerini evlatlarımız, torunlarımız yerinde onlara sahip çıkarttı. Fakat bugünkü insanlarımız yine eski insanlar gibi çırılçıplak soyunmakta. Bunun sebebi sözde aydınların göz zevkimiz bozuluyor deyip göz zevkini tatmin etmek için aslında kendi nefislerinin feveranını susturmak için insanların çırılçıplak olmasına göz yumuyorlar. Evet. İnsanlığa hayat getiren alemleri bir barış içerisinde yaşatmak isteyip bütün insanları: Ey insanlar, hepimiz Allah'ın kullarıyız deyip aramızda hiçbir fark yok deyip insanları kardeş ilan eden aradaki tek fark İslam'ı kabul edip etmemek. İslam'ı kabul etmeyip insanların yolunu ayırması, İslam olanın da yolunun ayrılmasıyla arada yalnızca bu kadar bir farkın zuhur etmesi meydana çıkıyor. Yoksa hepimiz Allah'ın kullarıyız.
Hepimizi Allah yarattı. Hiçbirimizi birbirimizden üstün yaratmadı. Hepimizi eşit yarattı. Ama inançla ayrıldık. İnançla iki yola ayrıldık. İnsanlar da zaten ya sağcı ya solcu. İki yol var. Üçüncüsü mukarrebin zaten. Onlar evliyalar, enbiyalar, şehitler, şühedalar zümresi. Bu durumda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin getirdiği bu mübarek dini Allah'tan başka bir ilahın daha olmadığını putları kırdığını ve kainatın mutlak sahibi olan Allah'ı insanlara anlatıp o karanlık devreyi kapatıp aydınlık bir devreyi devreye sokması karşılığında doğduğu gecenin kutlu doğum gününü kutluyoruz.
Ne diyoruz? Mevlidler okuyoruz. Kur'an'lar okuyoruz. Ona, Resulullah Efendimiz'e dualarda bulunuyoruz. İşte bu Allah için Resulullah Efendimizin şanını yüceltmek için ona okumuş olduğumuz Kur'an-ı Kerim'in ruhuna hediye etmemiz ve ona salat ü selam getirmemiz, onu (?) anmamız bizim imanımızı da tazeliyor. Bu durumda yapmış olduğumuz bu ibadetler kendi derecemizin yükselmesi, Peygamber Efendimizin doğum gününün ibadeti değildir. İbadetler Allah'adır. Yalnızca Resulullah Efendimiz'in derecesini yükseltmek için ona duada bulunuyoruz. Zaten derecesi yüksek.
Onun için İslam dini Allah'ın yeryüzünde zatından başka bir ilahın daha olmadığının simgesidir. İslam dinine sahip çıkacağız ki Allahu Teâlâ'dan başka bir ilahın daha olmadığını insanlara anlatacağız. İnsanlar ahiretin de olup olmadığını kendilerine sordukları zaman çok insan şüphede. Acaba öldükten sonra dirilme var mı?
Ta insan mutmain olana kadar bu soruyu sorar kendine. Ama akıl, aklı güzel kullanırsa. Siz hiç kullanmaz mısınız aklınızı? diyor. Siz düşünmez misiniz? Buna göre düşünecek olursan bu alemler yoktan var olmuş bir alem. Bir yaratıcı var.
Eğer insan biraz derine gidecek olursa annesinin babasının yaratılması, onun da ana babasının yaratılması daha ileriye gidecek olursan Adem babamıza kadar geliyoruz. Adem babamızı da kim yarattığını Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de bize söylüyor. Dünyadan çamur balçık getirip, kara balçık efendim, Adem babamızın insan şekli suretiyle bedenini çıkartınca ruhunu yüklüyor ve onu insan suretinde meleklere ve şeytanlara secde ettiriyor. Bu ilimler insana anlatıldığı zaman kişi imanını tazeler Allah'a yönelir.
Bugün gayrimüslim bile Allah'ın olduğunu biliyor. Allah'ın da tek olduğunu biliyor ama ona ortak koşuyor. Kime ortak koşuyor? Hazreti İsa'yı. Yahut Üzeyr'i ortak koşuyor. Sonra ona çoluk çocuklu yapıyor. Evlendi. Hazreti Meryem'i de Allah muhafaza hanımı yapıyor.
Ve üçün büyüğü baba diye dua ediyor. Halbuki Allah zatında tektir. Onun ne çocuğu ne çoluğu vardır. Yani ne hanımı ne çocukları vardır.
İhlas Suresi bunun ispatıdır.
Allah cümlemizi nice kandillere Resulullah Efendimiz'in doğum gecelerine nasip eylesin sağ sağlıkla ve bu geceleri ihya edip Resulullah Efendimiz'e ümmeti olmamız sıfatıyla bize Rabbimiz'in parlak ve nur olan ışığını getirmesiyle ona dua edelim ve derecesinin çok yüksek oluşuyla biz aslında kendimizin onu yükseltmemizle kendimizi yükselttiğimizi, derecemizi faziletini büyüttüğümüzü bir bilsek. Allah indinde. Onun için Resulullah Efendimiz'e sahip çıkacağız.
Bıraktığı eserlerine sahip çıkacağız. Bıraktığı eseri Kur'an'dır. Kur'an. Kur'an'a sahip çıkacağız. Onun dediğinden dışarı çıkmamaya bakacağız. İşte o zaman onun şefaatine nail oluruz.
Bir zaman gelecek dediler. Kur'an raflarda tozlanacak dediler.
Ha bu zaman Kur'an'ı açıp da bakan var mı? Aşağı yukarı birçok evde Kur'an-ı Kerim var. Raflarda tozlanmış.
Onun için ben bir zaman Mekke-i Mükerreme'de Sefa ile Merve'yi yaparken şöyle içime bazı şeyler doğmaya başladı. Bir şeyler olacak ama bir acayip oluyorum, çözemiyorum içimdekini. Bir Sefa tepesine çıkıyorum. Bir Merve tepesine, Merve'ye gidiyorum. Oradan tekrar Sefa'ya geldim. Beşinci defası mı? Herhalde öyleydi. Keşf açıldı. Bir de baktım. O Sefa ile Merve arasında giden insanlar bir piyon böyle koşuyorlar. (?) O koşmada Allahu Teâlâ kalbime: Ben, dedi, bu bir avuç toplum için bu kainatı ayakta tutuyorum dedi. Bir avuç toplum. O bir avuç toplumun içine biz de girsek kötü mü olur? Allah'ın dediğini yapsak, onlarla beraber gönlünü aynı gönüllü yaşayarak, gitmesek bile, gidemesek bile Allah'a boyun eğsek aynı toplumun içerisinde sayılmaz mıyız?
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e ne kadar dua etsek ne kadar hatim de etsek azdır. Allah bizi onun şefaatine nail eylesin. Cümle ümmet-i Muhammed'in sırat-ı müstakim üzere dosdoğru yolda gitmeyi nasip eylesin. İnsanların güzel bir ahlakla ahlaklanmayı nasip eylesin. Yoksa bu gidişle başımıza birçok musibetler gelir. Çünkü Allahu Teâlâ helakları kaldırdı, yerine musibetler veriyor. Her musibette insan bir şey uyduruyor. Hiçbirisi demiyor ki: Ya, bu musibetler bize verildi, acaba bu musibetin altında ne yatıyor, biz ne yapıyoruz? Hiç kendini hesaba çekiyor mu? Hesaba çeken insanı bulamazsın, tek tük.
İşte o tek tüklerin hatırına da Allah bu alemleri bağışlıyor.
Zamanın birinde iki arkadaş yola çıkar. Terk-i diyar ederler bulunduğu şehri. Başka bir şehre giderler. Gittikleri yerde bir toplum toplanmış. Padişah da bir güvercin uçuracak. Kimin başına konarsa onu padişah yapacaklar.
Bunlar da toplumun arasına geliyor. Arkadaşının biri diyor ki, benim başıma konarsa, ben işte bu millete kapıları açarım, yediririm, içiririm. Efendim, en elinden geldiği kadar bunları beslerim diyor.
Öbür arkadaşı da diyor ki,
ben diyor bunları öyle sıkarım ki diyor. O kadar sıkarım ki. Denizdeki balıklar, karadaki hayvanlar benden şikayetçi olur diyor.
Güvercin uçuyor, bu adamın başına konuyor. Arkadaşı diyor ki, padişahım, padişahım, bu arkadaşım diyor, böyle böyle söyledi diyor. Bu millete yazık olur diyor. Çağırıyor onu, doğru mu söylüyor diyor, doğru söylüyor diyor. Güvercini tekrar uçurun diyor. Güvercin uçuyor, tekrar bunun başına konuyor. Olmadı bir daha uçuruyorlar, gene bunun başına konuyor. Nihayet bunu padişah yapıyorlar.
Bu insanları bir sıkmaya başlıyor.
Denizdeki balıklar şikayete başlıyor. Ya diyor, burada diyor, motorlar yanaşırdı. Denize diyor, un torbaları düşerdi, atarlardı diyor. Ama biz diyor, onları yerdik diyor, beslenirdik diyor. Bu ne zalim bir insanmış diyor. Balıklar. Manevi arkadaşın keşfi açık, duyuyor bunu. (?)
Canı sıkılıyor. Ormana doğru gidiyor. Hayvanlar diyor ki ya buraya insanlar gelirlerdi diyor. Efendim birçok erzakları bırakırlardı giderlerdi diyor. Şimdi buraya gelen giden kalmadı diyor. Burada açlıktan neredeyse diyor kemiklerimiz diye meydana çıkacak diyor. Bu ne zalim padişahmış diyor. Nihayet millet diyor ki arkadaşına: Ya, bu senin arkadaşın, git de diyor. Buna diyor bizim durumumuzu anlat. Ve şimdi gidiyor arkadaşına. Arkadaşı bunu çok güzel karşılıyor. Hoş geldin diyor. Oturtturuyor, yediriyor, içiriyor. Diyor ki ya millet diyor böyle böyle diyor. Artık diyor, hakikaten diyor işin çığırından çıktı diyor. (?) Balıklar bile senden şikayetçi ya diyor.
Arkadaş. Arkadaşlığımız baki. Ama bana diyor onları anlatma. Sen istediğin zaman gel diyor. Gönderiyor bunu. Millet gene bunu birkaç gün sonra gene gönderiyor. Yapma diyor git diyor. Neyse geliyor gene. Gene durumu anlatınca diyor ki bak arkadaş bir daha diyor bana bu millet için gelirsen seni buradan kovarım diyor. Arkadaşlığımızı bozma diyor, git diyor. Neyse, gidiyor, diyor ki durum böyle böyle diyor.
Üçüncü defasında gene gönderiyorlar, dayanamıyor, içeriye almıyor arkadaşını. Kapıdan bakıcılar uğurluyorlar. (?) Millet diyor ki ne oldu? Yahu, içeri bile almadı bu sefer. (?)
Başlarındakiler: Arkadaş, diyor, bu bir musibet. Gelin diyor toplanalım diyor.
Toplanıyorlar. Hayat diyor ki bir tanesi bu bize hak diyor. (?) Biz diyor israf ettik. Allah'ın verdiği nimetlere şükretmedik. Allah yolunda gitmedik. Bu bize Rabbimizin bir musibetidir diyor. Buna karar veriyorlar. Yollarını düzeltiyorlar. Giyim kuşamlarını eski halde efendim herkes işinde gücünde, tarlasında başlıyor çalışmaya. Padişah bunları görünce bakıyor ki insan yola gelmiş düzelmiş, diyor ki: Ey ahali, falan gün toplanacaksınız. Topluyorlar, o gün geliyor, insanlar toplanıyor. Padişah anlatacak, bakalım ne anlatacak. Ben buraya geldiğim zaman diyor padişah, sizin israf içerisinde olduğunuzu gördüm diyor. O israfla Allah size bir musibet vereceğini de biliyordum diyor. O güvercin benim başıma boşuna konmadı diyor.
Sizi yola getirmek için ben böyle yaptım diyor. Şimdi taht sizindir diyor. (?) Siz zaten şimdi kendinizi anladınız ne olduğunu. Güvercini uçurabilirsiniz diyor.
Biz güvercini uçurmaktan vazgeçtik. Sen bizim başımızda kal yeter diyor halk.
Onlar o musibetten ders aldılar. Biz ders alıyor muyuz? Bu kadar musibetten ders alıyor muyuz? Hâlâ Türkiye'nin birçok tarafları sallanıyor.
Yağmurlar seller halinde gidiyor. Yağmur böyle mi yağar ya? Ahista ahista yağar. Toprak dolanana kadar. (?)
Her taraf zulüm içerisinde.
Zulme dur diyen yok. (?)
Zalime merhamet mazluma (?) zulmettir.
Zalime merhamet olmaz. (?)
Onun için gidişatımız kötü.
Kandil kutluyoruz ama kandillere layık oluyor muyuz? Yani o alemlere rahmet gelen ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil-âlemîn, onun söylediklerine Rabbimizin emrine layık olabiliyor muyuz ki? Bunu kutluyoruz, geliyoruz.
Eğer kutluyorsak o kutlamaya da layık olacağız. Bir gece kandil diye senin (?) duan, evet, geçerli, kabul olmayan dua yok ama bir yaz yağmuruna benzer. Yazın güneşin sıcağı toprağı vurur, o toprak parça parça parçalanır, arkasından bir yağmur gelir diyelim ki saatte 100 kilogram düştü toprağa. O toprak bu yağmuru içeri çekmeden üstünden akar gider. Sonra tekrar güneş açar. Toprağın içerisine işlemeyen o yağmur suyu toprağın içindeki sıcaklık birden buhar eder. Yukarıda da güneş vurduğu zaman çok kısa bir zaman sonra eski haline döner. Biz de kandillerde gönlümüzü biraz serinletiriz ama kandil geçince yine eski halimize döneriz İşte yaz yağmurunun durumu. Böyle olmayalım. O içimizdeki serinliğimizi huzura çevirelim, Allah'ın emrine dönelim. Yoksa kainatta yaratılmışların içerisinde insanları sakat ediyorum. (?) Diri kalan Rabbimizin emriyle dört kişiden başka hepsi ölümü tatmıştır.
Dört kişinin biri İdris aleyhisselam. Birisi Hazreti İsa Aleyhisselam. Birisi Hızır aleyhisselam. Birisi de İlyas aleyhisselam. Onlar da ölümü tatacaklar.
Ölmeyen kimse kalmayacak. Sonunda hesaba çekileceğiz. Öyleyse ömrümüz bizim bir hazinemiz. Bu ömrümüzde her geçen dakikalarımız, saniyelerimiz bile hazineyi boşa harcayan (?) bir zaman yitirmektir. Bir kez Allah (?) desek Allah'ın yaratma gayesine uygun düştüğümüz için Rabbimiz lebbeyk kulum der ama bunlardan haberi olmayanlar Allah diyeceği yerde zulme yardım edenler Allah'a sırtlarını dönenler şu çöplük dünyaya gözünü dikenler ne nefsine uyup Allah'a sırtını dönüp de karanlıklar içerisinde yaşayıp onu zevk-i sefayla o sıkıntısını gidermeye çalışan zavallı insanlar arasına düşmeyelim.
Allah cümlemize bir hidayet nasip eylesin. Bizi de salih kulları arasında aş derleyen kulların arasına (?) ilhak eylesin. Lillahi Teâlâ'l-Fatiha.
Amin Ya Rabbi.