29.08.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Yani ne biter ve çık (?) diyor.
Evet. Ben şöyle bir ben şuradan geldim.
Yukarıda sorular var, burasını söyledik. Sigara içmek kabir azabına neden olur mu? Olmaz. Kabir azabı öyle mekruhlarla olmaz.
Kabir azabı Firavun gibi adamdan olur.
Firavun şu anda kabir azabı diyor. (?) Onun diyor şiddeti ahiret aleminde diyor. Daha azabın şiddetlisi.
Öyleyse sigara içmeye devam edelim diye. Yok. Mekruhtur, mekruh. Vücuda zarar veren her şey mekruhtur. Vücuda zarar veren her şey günahtır. Niye günahtır? Çünkü Allah sana bu vücudu emanet verdi. Sen bu vücuda emanete hıyanetlik yapamazsın. Hocam bunun hıyanetliği nerede? Sana söyleyeyim hıyanetliği nerede? Sigarada nikotin zehiri var. Bu nikotin zehiri ciğerlerin gözeneklerini doldurur. Bu bir. Ömür zamanla kaim değildir. Ömür nefesle kaimdir.
Ciğerin gözenekleri dolunca sık sık nefes alırsın. Ömrünü 5 ila 10 sene kısaltırsın.
Bugün alimlerin de söylediği budur. Doktorların yapılan istatistiklere göre insan ömrü diyor sigara içenlerde 5 ila 10 sene düşer. Neye göre hesaplıyor? Normal bir ciğerin alıp verdiği bir nefesle gözenek dolu bir ciğerin alıp verdiği nefes arasındaki fark. Onun için mekruhtur. Dini meselelerde bize nereye kadar bu günah yazar?
Orasının günahının derecesi Allahu alem. Yalnız sana şöyle bir dar bir mesele anlatayım. Misal değil. Hakikat bu. Benim talebelerim var.
Bir tanesi şöyle bir rüya görülür. (?) Ben bir kürsüde insanlara ders verirken talebemin birini çağırıyorum. Diyorum ki şu icazatı alın ve gidin. Onlar o icazatı alıyorlar. Yükselmeye başlıyorlar. Birinci kat melekut alemine. Oraya gelince, ikisi beraber, birine: Sen geçebilirsin. Sen geçemezsin buradan ileriye diyorlar. Sebebi ne diyorlar? Burada nefsani duygulara alışkanlık yapıp da ne olursa olsun o alışkanlıklar bitmedikten sonra buradan geçemez diyorlar. Onu geri çeviriyorlar bir tanesine. Sigara içiyordu. Sen sigara içiyorsun demişler. Onun için senin bu alışkanlığını bitirirsen ancak efendim sen buradan yukarıya çıkarsın. Öbürüne izin veriyorlar.
Bu evladımız da rüyayı anlatan evladımız bunu duyunca hemen sigaralar paketiyle çakmağıyla beraber ayağının altına attı, kırdı, gitti. Şimdi anlaşıldı herhalde durum. Geliyoruz, burası. Süleyman Müsafir, Süleyman burada (?) mı? yok herhalde. Aleyküm selam efendim, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in vahiy alırken biz senin kalbine vahyi sağlam oturturuz, şeytanın iğvası çarpıp iptal olur. Ayrıca Allah vahiy için Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sen hiç unutmayacaksın demiştiniz. Evet öyle söyledim. Aferin iyi kavramış. Asıl sormak istediğim Cebrail aleyhisselam sureyi getirip okuduğu zaman Peygamber Efendimiz daha da mutmain olurdum demesini.
Biraz daha açar mısınız burayı? Mutmain? Efendimiz daha da mutmain olurdum demesini.
Efendimiz'i getirip okuduğu zaman Peygamber Efendimiz daha da mutmain olurdum (?) demesini biraz daha açar mısınız? Ben daha da mutmain olurdum demesini ben söylemedim. Böyle bir şey söylemedim. Allahu Teâlâ'nın ayet-i kerimesi ona gelince burada bir eksiklik var. Daha da mutmain olurdum demesi. Biraz daha açar mısınız? Peygamber Efendimiz böyle bir şey söylemiyor. Söylemedi. Ancak ayet doğru. İptal olur. Fakat bu ayeti bu şekilde doğru olarak ben yazdım. Sen yazdığın için mi doğru söylüyorsun? Yok, ama işin aslı böyle de ondan. Peki ehlisi nasıl? Ehlisi de şöyle, buradan (?) sana söyleyeyim. Şeytanın iğvası çarpıp (?) baştan okuyalım: Vahiy alırken biz senin kalbini vahye vahye sağlam oturttururuz, bunu söylemeden evvela ayet şöyle: Biz şeytanın (?) iğvasını iptal eder, vahyi sağlamca oturttururuz diyor.
Yanlışta Allahu Teâlâ şeytanın iğvasını kale bile almaz. (?) demek ki o zaman şeytan birçok insanların da kalbini karıştırır. Halbuki Allahu Teâlâ buna meydan vermiyor. Ayetler hep birbirini teyit edeceği için. Ne diyor? Biz onu senin kalbine bunu sağlamca oturtturur, şeytanın iğvası buna çarpar ve iptal olur diye. Bir ayette de beni bilen kuluma şeytanın iğvası cahile nedir (?) der. Neden söylüyor? Allahu Teâlâ'nın ayetlerine çarptığı zaman onun batıl olduğunu görüyor. Evet, ama daha mutmain olurdum demesi sanki Allahu Teâlâ bunun kalbine, efendime söyleyeyim vahiy oturtturunca Cebrail'in okuduğu zaman daha mutmain olurdum demesi gibi anlıyorum ben burayı.
Ne diyor? Çarpıp iptal olur. Ayrıca Allah vahiy için peygamber efendimize seni hiç (?) unutmayacaksın demişsiniz. Evet. Ben demedim ki Allah söylüyor. Ben sana bunu kuvvetlice oturttum ve seni hiç unutmayacaksın diyor. (?) Ben ayeti söylüyorum. Bu benim kelamım değil ayet. Eğer ayet değilse bana ispatla. Ayetin kelamı. Açsana orayı. Bak şimdi. Şurada.
Vahiy kuvvetlice oturtturur da kaçıncı şeyde o? Hac Suresinde? Evet, bak şimdi. (?) Şurayı sana söyleyeyim. Orayı daha güzel anla.
Sure Hac Suresi
Hac Suresi. Evlat, şuradan bakalım ona. Bak, Furkan Suresi 32. Furkan. Evet, Furkan Suresi 32. Tamam, bakalım ona. Şuradan. Oradan okuma. Oradan okuyamıyorum.
Evet, Furkan Suresi 32. ayet o değil.
52 tabii. Orası değil. Böyle. Hep şaşırtıyor sizi. Ayetler birbirine desteklediği için sizi şapıttırır böyle. (?)
Bak şimdi, yanlışını okuyorum size: Ey Muhammed, biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermedik ki o bir temennide bulunduğunda şeytan onun dileğine ille de beşeri arzular katmış katmaya kalkmış, kalkışmasın. Ne var ki Allah şeytanın katacağı şeyi iptal eder diye. Bak burada Allah hani baş edemiyor şeytanla. Evvela onu iptal edecek, sonra vahiy verecek. Onu kale bile almaz Allah. Ama yanlış bu. Şimdi, ne var ki Allah şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah kendi ayetlerini lafzı ve mana bakımından sağlam olarak yerleştirir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir diyor. Doğrusunu okuyorum şimdi.
Ey Muhammed, biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermedik ki o bir temennide bulunduğunda şeytan onun dileğini ille de beşeri arzular katmaya kalkışmasın. (?) Ne var ki Allah kendi ayetlerini lafzı mana bakımından sağlam olarak yerleştirir. Sonra şeytanın katacağı şey batıl hakkın karşısında kişinin kalbinde iptal edilmiş olur. Allah hakkıyla bilendir. Hikmetle hüküm ve hikmet sahibidir. Evet. Ama orayı doğru söyledik. Hani ayeti söyledik. Biz, ben değil. Sen şöyle söyledin diyor. Ben ayet söyleyemem. Allah'ın ayeti bu. Ben Allah'ın ayetini söyledim.
Sormak istedim diye Cebrail aleyhisselam sureyi getirip okuduğu zaman Peygamber Efendimiz daha da mutmain olurdum demesini biraz daha açar mısın diyor. Peygamber Efendimiz böyle bir şey söylemedi. O daha mutmain Cebrail'in söylemesiyle mi daha mutmain olacak? Allah'ın söylediğiyle daha mutmain. Cebrail bir elçi.
Ha şunu sen yanlış anlamış olursun. Zaten hep yanlış anlıyorlar.
Allahu Teâlâ Kur'an'ı Sidre-i Münteha'ya Kadir denen yere (?) indirince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in kalbine vahyediyor. Oradan.
Ayetlerden vahyediyor.
Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam ve Allahu Teâlâ vahyettiği sureyi kuluma okudu diyor.
Kalbine o sureyi okuduğu zaman Resulullah Efendimiz'in kalbi mutmain olsun diye ona okutturuyor. Allahu Teâlâ'nın vahyiyle Cibril-i Emin'in okuması (?) birbirlerini ispatlıyor. Burada Cibril'in okuması, okumasını ben çok severdim diyor Resulullah Efendimiz yani onun okuması çok hoşuma giderdi diyor. E şimdi Peygamber Efendimiz de bu duruma göre namaz kılarken diyor sesi güzel olan sizi duygulandıran imamın arkasında namaz kılın diyor. İşte Cibril'in de okuması Peygamber Efendimiz'in çok hoşuna gidermiş. Yoksa mutmain olması falan değil. Hoşuna gitmek ayrı, kişinin konuşması, kıraati veyahut da (?) sesi onun hoşuna gitmesiyle mutmain oluş arasında uçurumlar var böyle dağlar farklar.
Mutmain olma Allahu Teâlâ'nın kalbine vermiş olduğu ayeti inanmayıp Cebrail'in getirdiği o sureyi okuyunca mutmain olması. Yani Allahu Teâlâ'yı zanna getirmesi burada. Ayeti zanna getirmesi bir durum hasıl oluyor. Nasıl yanlış anlıyor görüyor musun?
Kelimeleri güzel anlayın. Biz batını konuşuyoruz. (?)
Onun için zahiri de insanlar bunu çarptırırlar. Yanlış anlarlar. Çünkü o kadar bir ilim yok onlarda. Benim konuştuğumun arkasında çok daha manalar var. Ben size o düşük manalardan anlatıyorum. Fakat zahir onun da altında bir mana var. İşte o zaman çarptırılıyor böyle. Yanlış anlıyorlar.
Evet, Süleyman yine anlayamadığın yer varsa burada sor. Gene soruyor: Burada efendim, Allah alemleri yaratırken defalarca seyretti. Kim dedi bunu? Bunlar neden çıkıyor? Dediniz diyor. Allah Allah, ben demişim bunu. Böyle bir şey duydunuz mu benden? Allah alemleri yaratınca defalarca seyretti diye bir şey duydunuz mu benden? Millet de geliyor. ayet Beni dinleyenler de burada, sıralardır dinleyenler var. Öyle bir şey duydunuz mu (?) benden? Ayet bize: Allah gökleri iki günde, yeri iki günde, arasında iki günde yarattı diyor. Bir ayette de ol deyince olur, siz de ol dedi de olmadı. O zaman Allah alemleri seyredip, biz yarattığımızı muhkem yaratırız, yaratınca yaratırız ayetince ve alemlerde ne bir eksik ne de kusur bulabilirsiniz ayetince, tap kontrol ettikten sonra da sonra (?) ol dedi ve oldu mu oluyor? Allah razı olsun.
Söylediklerin çok saçma bir kelam. Şimdi ben sana söylediklerine tekrar anlatayım da kafana güzel güzel yerleşsin. Tamam mı? Süleyman. İyi dinle.
Allah alemleri yaratırken defalarca seyretti demen yanlış. Ben böyle bir şey söylemedim. Ben söylediğimi bin yıl da geçse unutmam. Niye unutmazsın hocam? Sen insan değil misin? Ben hakikatleri unutmam. Onlar bende iz yapmıştır. Kur'an ayetlerini unutmam. Unutursam da diğer ayet diğer bir ayetle bağdaşmadığı müddetçe öğrenirim onu. Ama ben söylediğimi bin yıl da geçse unutmam.
Bunu at. Şimdi bunu at dediğin zaman bunun böyle olmadığını sen şimdi anlarsan böyle söylemediğini kendin idrak edeceksin. Ayette biz Allah'ı Allah gökleri iki günde yeri de iki günde arasındakini de iki günde yarattı diyor. Bir ayette de ol deyince olur, siz de olmaz, siz de ol dedi de olmadı. (?) Göktürk. (?) demircik eve geldi git bakalım sen geç (?) geldin. Ben dersteyim, sana Göktürk'ü gönderiyorum. Evet, şimdi burayı güzel dinle Süleyman. Ol dedi de olmadı. Ne oldu burada? Bak ne diyor: Allah yeri iki günde, bak (?) yeri iki günde gökleri iki günde aralarındakini de iki günde yarattı. Belki bu dünya günü değil de buranın bin yılı ahiretin bir günü gibi olduğuna göre belki de altı bin yılda yarattı.
Dünya nüfusiyine göre. (?) Çünkü daha dünya günü yok. Ama dünya gününe göre söylüyorsa orayı bilemiyorum. Ama ister dünya günü olsun, isterse de ahiret günü olsun, 6 günde yarattı mı? Yarattı. Demek ki ol demeyle olmadı. Sesle, harfle olmadı. Neyle oldu? Zamana taallukla oldu. Rabbim, murad ettiğimi yaratır. O ol der. Bunun ol demesi, ben murad ettiğimi yaratırım manasındadır.
Onun için ayette şöyle söyler bana yaratmak zor gelmez.
Bu durumda sen ol deyince oldu mu zannettin? İmam-ı Gazali Hazretleri şöyle söyler İhya-u Ulumiddin'de: O ahmak adam der ki Allah kün yani ol dedi de oldu. Ne demiş İmam-ı Gazali Hazretleri? O ahmak adam der ki kün yani ol dedi de oldu. Peki ol dedi de olsaydı altı günde niçin yaratacaktı? Adı bu da. (?) Demek ki ol demekle olmaz. Şimdi anladın mı Süleyman? Efendim, Allah alemleri seyredip biz yarattığımızı muhkem yaratırız. Bu seyretmeyi nereden çıkarttı bilmiyorum. Alemleri seyredip, biz yarattığımızı muhkem yaratırız doğru, burası doğru, ayetince ve alemlerde ne bir eksik ne de kusur bulabilirsiniz.
Doğru, ayetince. Çünkü o tam ve kamil, yarattığını tam yaratır. Tap kontrol ettikten sonra, ayetince tap diyor. (?) Kontrol ettikten sonra ol dedi ve oldu mu oluyor? Böyle bir şey yok. Buraları hafızandan sil. Sana burayı bir daha tekrarlayacağım. Tekrar, şu baştakini de sil hafızandan: Alemleri yaratırken defalarca seyretti. Bunu da hafızandan sil. Böyle bir şey yok. Seyretmesi de yok. Onu kontrol etmesi de yok. Onun yaratması o yarattığını programlamış ve yarattığını en güzel, en doğru şekilde yaratmıştır. Bu baştakini sil. Efendim ayet bize Allah gökleri iki günde, doğru. (?) Yeri iki günde, aralarını iki günde yarattı.
Hepsi altı gündedir. Yalnız Allahu Teâlâ ol derdi de olmaz. Ses ve harften olmaz. Ne derdir? Ses ve harf de olsaydı bu altı gün olmazdı. Şimdi beni zorluyorsunuz daha da ileriye. Söylemek istemiyorum ama burayı da söyleyelim. Bir mühendisin bir binayı yaparken o binanın evvela krokisini çizer, yapar. Ona göre binanın eksiğini, düzünü hepsini ayarlar. Binayı inşa etmeye başlar. Allahu Teâlâ da kainatı muhakkak ki bu alemleri bir proje dahilinde yarattı. Bir proje yaptı. O projenin neticesinde Allahu Teâlâ bunları yaratmaya başlayınca iki günde gökleri, iki günde yeri, iki günde aralarındakini de yarattı. Her şey bir proje dahilinde.
Bunları da yaratırken en sağlam şekilde yarattı.
Hiçbir mahluk yaratılış sebebiyle ondan daha güzel bir biçimde Allahu Teâlâ'nın yarattığı güzel bir biçimin üstünde o mahlukun yapacağı işi ondan daha güzel yapamaz. Allah'tan daha güzel yapamaz. Ve bütün mahlukat yapacağı vazife üzerine tam ve eksiksiz olarak yaratılmıştır. Bu alemleri de Allahu Teâlâ tam ve eksiksiz yaratmıştır. Sonunda da şöyle söyler. Bu alemlerin düzenini kendi ellerinizle bozacaksınız. Demek ki ne kadar muhkem yaratmış ki insanoğlu bozacak bu işi aklıyla beraber. Nasıl oldu bu iş? Nasıl bozacak, nasıl bozacak insanoğlu? Çünkü her şey boşlukta. Dünya, güneş ve ay, kamer sistemi birbiri ekseni etrafında döner.
Şu koskoca dünya 24 saatte gece ve gündüzü meydana getirir. Hiç mi şaşırmaz? Şaşırmıyor.
Şu görünen dağlar, ovalar, denizler başıboş mu, düzensiz mi yaratıldı?
Güneşin etrafında dünyanın dönüşü 365 gün 6 saattir. Bu 365 gün 6 saat hiçbir şaşmaz.
Dünyanın kendi etrafında dönüşü hiçbir şaşmayacak. Şimdi geliyoruz kendi ellerimizle bozmaya.
İnsanlar güzel kokacağım diye parfüm sürünürler. O parfüm ozon tabakasını delmiştir ve gittikçe ozon tabakasının yırtığı ayrılıyor. Alimler birleştirmeye çalışsa da muvaffak olamıyorlar. Devamlı da yırtılma fazlalaşıyor. Güneşin ultraviyole ışıkları güney kutbundaki, (?) kuzey kutbundaki mıknatısiyeti siliyor. (?)
Dünya da her sene kendi ekseni etrafında bir saniye yahut iki saniye eksik dönüyor.
Bu ozon tabakasının yırtılmasıyla daha fazla bir silinme meydana gelecek ve dünyanın aslında kendi ekseni etrafında dönüşü azalacak. Şimdi kıyamet alametinden bahsedelim. Dünya, dağlar diyor, bulutlar gibi geçtiği zaman denizler kabardığı zaman dünya içindekini dışarıya fırlattığı zaman gök erimiş maden gibi aktığı zaman bunları açalım şimdi. Dünyanın kendi ekseni etrafında sıfır noktasına geldiği zaman dönüş. Güneş diyor batıdan batacak, batıdan doğacak. (?) Dünya ters dönmeye başlayacak. Güney kutbunun mıknatısiyeti küllisi yerinde, kuzey kutbunun mıknatısiyeti eksik (?) olduğu için dünyayı kendi ekseni etrafında fıldır fıldır döndürecek.
İşte dağlar bulutlar gibi geçtiği zaman, dünya içindekini dışarıya attığı zaman, denizler kabardığı zaman, nedir bu? Dünyanın kendi ekseni etrafında hızla dönünce merkezkaç kuvvetinden dolayı dünya patlama yapacak. Dünyanın nüvesinde bulunan magma tabakası, o alevler denizlerin altından çıkınca işte denizler kabaracak. Sonra bu düzen bozulmuş; ay olsun, güneş olsun, dünya olsun artık kendi eksenleri etrafında ve gökteki yıldızlar süratle akışa başlayacak. Süratle akış başlayınca sürtülmeden dolayı bunların hepsi ateş haline gelecek ve her taraf birbirine parça parça olacak. İşte kıyamet bu. Şimdi ayetlerin manaları da bu.
Yalnızca bu dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü değil. Orada birçok olaylar var.
Süleyman, doğru dinle beni.
Ve söylediğini daha latif söyleyebilirsin. Efendim, ben böyle anladım diyebilirsin. O zaman özür içerisinde. Ama sen böyle söyledin dersen beni itham edersin.
Sizin anlayışınız durumunda ben kimseye sizin anlayışınızın durumunda söylemiyorum.
Benim daha iyi anlayabilmen için telefonunuza kaydedin. Telefonla bana kaydık okuttun. (?) O zaman derim ki evet ben yanlış konuşmuşum. (?)
Geliyoruz Süleyman'ın gene sorusuna. Selamün aleyküm efendim. Allah insanı yarattı. Sonra iradeyi insana bıraktı. Kendi seçsin. Sorum şu şekilde. İnsan evet demiş. Vazifelerini yerine getirmiş. Zor olan bu aşk nedir? Allah razı olsun. Mübarek ellerinizden öperim. Süleyman sen bu aşkı herkese mi taalluk ettirdin? Herkese bir aşk olsa bu alem bayram havası yaşar. Bak şimdi. Sonra iradeyi insana bıraktı diyor. İrade zaten insanda var. İnsanı yarattığı zaman irade insanda var. İnsana bıraktı diye ayrıyetten vermedi. Ona insana ruhundan verdi. Ruhundan. O ruhta irade var. İradeyi ayrıyetten vermedi.
Bu bir.
Kendi seçsin. Sorum şu. Öyle bir varlık yaratacağım ki dedi. Kendi iradesiyle beni bilmesi lazımdır dedi. Beni bilecek dedi. Bileni mükafatlandıracağım. İnat edip de diye bilmeyeni de cezalandıracağım. Sorum şu şekilde: İnsan evet demiş. Evet demedi. Kim demiş evet dedi? İşte yalan yanlış kelimeler. Ben bütün insanlar evet dedi dedim? Üç sınıf oldu dedim. Kim bunlar? Fe eshabül meymeneti ma eshabül meymeneh, ve (?) eshabül meş'emeti ma eshabül meş'emeh, solcular, ve (?) sabikunes sabikun. Ülaikel mukarrabun fi cennatin naim. Mukarrabin (?) sınıfı. Kim demiş evet dedi? İki grup dedi ama üçüncü grup demedi.
Eğer hepsi evet deseydi Allahu Teâlâ insanı dünyaya göndermeden Taha Suresinin 134. ayet-i kerimesinde ne diyor? Onları Kur'an'dan önce bir helak etseydik. Sizden ben anlaştım. Siz inkar edenlersiniz. (?) Sizi ben cehenneme atsaydım. Eğer inkar etmeseydi ne yapacaktı? Hepsini cennete koyacaktı. İnkar edenlere söylüyor şimdi burada. Kur'an'dan önce. Efendim ben sizi diye bir ahzaba dükkanı (?) bıraksaydım. Şöyle söylerdiniz diyor. Bana peygamberler ve kitaplar gönderseydin. Şu aşağıdaki hüsfeyleye düşmeseydik. (?) İşte sırf Allahu Teâlâ insanları bedene bürüyüp, beden kısvesine bürüyüp, zahir alemde yaptığıyla kendisini şahit edecek ve o şahit ile beraber, kendisinin şahit oluşuyla beraber hak ettiği yeri kendisi, kendi nefsinin yapmış olduğu hareketlerle kendi yerini kendisi belirleyecek.
Evet. Şimdi insan evet demiş. İşte bu yanlışını anlattım şimdi. İnsan evet dememiş. Hepsi evet dememiş. İşte bunu evet diyenler şöyle söylüyor. Yanlış ayeti açacağım şimdi ben.
Sizin Rabbiniz benim. Elestü bi Rabbiküm'de. (?) Sizin Rabbiniz benim dediği zaman onlar şöyle söylerler. Sizin Rabbiniz değil miyim? Soru soruyor. Bu yanlış bir kelam. Sizin Rabbinizim ayrı, Rabbiniz değil miyim ayrı. Şimdi Rabbiniz değil miyim dediği zaman, burayı iyi dinle Süleyman, misafirler de güzel dinlesin, bir insanı tepeden tırnağa kadar Allahu Teâlâ yarattığına şahit olacak, sonra o kişi Allah'ı inkar edecek. Bu durumda Allahu Teâlâ da o inkar edene: Ben senin Rabbin değil miyim, seni ben yaratmadım mı diyecek? Böyle bir şey yok. Lahut aleminde ne kadar insan yaratacaksa ruhlarımız orada hazır. Üç bölüğe ayırmış zaten. Milyarlarca insanlar orada.
Birdenbire onlara can veriyor. Nasıl ki milyarlarca piyonu masanın üstüne koy, milyarlarca. Hani masa dediğim zaman buna da bir bahane bulma, yani bir masaya bu kadar milyarlar sığar mı diye. Burayı, masanın üstüne sen bir Lahut alemi kabul et. Oraya da milyarlarca insanı koy. Birdenbire piyonun kumandasına bas, hepsi canlansın. Şifreler aynı. Hepsi canlanıyor. Karşısında Allahu Teâlâ ve Resulü. Sizi ben yarattım diyor. Resulullah Efendimiz de evet diyor, tasdikçi. Rabbimiz yarattı, bizi yaratan budur. Bunun üzerine orada üç bölük. Birisi inkar ediyor. Niye inkar ediyor? Bakıyor ki insan suretinde, kendisi de insan, gurur ve kibrinden inkar ediyor. Şimdi burada Rabbiniz değil miyim sorusu ortadan kalkıyor.
Bir, sizin Rabbinizim kesin bir emir. Allah bir insana soru sorup da cevap beklemez. Allah insana emrini bildirir, yapıp yapmadığı karşısında ya sevabını ya da cezasını verir. Bu Allah. Bir komutan düşün, yanında çalışanlara ona şunu şöyle yapar mısın diye söylemez, yahut da ona başka bir şey söyleyen ondan bir emir beklemez. Bir cevap beklemez. Ancak o amir ona vereceği vazifeyi bilir. Şunu şöyle yap der, o kadar. Yaparsa emri Allah'ın lafını yerine getirmiş olur. (?) Yapmazsa onu oradan kovarlar. Şimdi değil miyim değil. Kesin bir emir bu. Sizin Rabbinizim. Onlar da şahit olduk dediler. Burayı Siyonizmin kelamıyla değiştiriyorlar.
Yanlışı bu şekilde konuşturuyorlar. Sizin Rabbiniz değil miyim diye. Ondan sonra da orada söz verdi Allah'a. Dünyada sözünden döndü. Yani buna çocuk bile güler. Çocuk.
Orada onlar evet demedi. Evet'i diyen Allah, şahit oldunuz diyen de Allah, onlar şahit olduk demiyorlar, sizi ben yarattım, evet şahit oldunuz diyor, bunun manası Allah'tan başka bir ilahın daha olmadığını eğer olsaydı, sizi yaratan bir başka ilah olmuş olsaydı şimdiye çoktan çıkar, sizin Rabbiniz benim der, bizi de helak ederdi. Böyle bir şey olmadığına göre siz de buna şahitsiniz. Sizi ben yarattım diyor. Ne kadar basit bir beyan. (?) Ama bunu değiştirmişler Siyonizmin kelamıyla: Sizin Rabbiniz değil miyim? Evet şahit olduk. Bak nasıl çarptırıyorlar. Evet şahit olduk. Sonra dünyaya geldiği zaman sözünden döndüler. Yani Allah bunu ahdini sağlam bağlayamadı.
Bir, onlara soru sordu. Onlar orada evet dedi ama burada efendim onlar Allah'ın bağladığı kelamın üstünde isyan ettiler. İki, yani birçok soruları var burada. Soru çıkıyor insana. Bunlar Siyonizmin açmış olduğu yanlış kelamlar. Allah'a kimse suç isnat edemez. Allah kesin kelam kullanır.
Orada insan evet demiş. Bak hele sen. Evet diyen var ama onlar Müslümanlar. Peki evet demeyenler kim? İşte şimdi burada ne diyor? Allah kalplerini mühürledi, gözlerine bir nevi perde çekti, kulaklarına tıkaç. Onlar için elim bir azap var. Şimdi kişi der ki: Ben ne yapayım? Benim kalbimi mühürlemiş, gözüme hakkı görmek için perde çekmiş, kulağıma da tıkaç vurmuş. Ben o da sizin gibi açık bir kelamı etseydi ben de inanırdım der. Halbuki suçu işleyen insan. Suçu Allah'a isnat eden Siyonizmin kelamı. Allahu Teâlâ'yı tanımama niyetinde orada isyan ediyor. Sen benim Rabbimsin değil, Rabbim değilsin diyor.
İşte kalbini mühürlettiren diyemiyor, kalbini mühürleyen diyor. Tamam, mühürleyen Allah da fiili kim işledi? Bu neye benziyor? Bir suçlu hakimin huzuruna çıkıyor, hakim cezasıyla bunu cezaevine gönderiyor. O da diyor ki, şimdi suçlu diyor ki, hakim beni gönderdi oraya. Ya seni hakim gönderdi ama suçun karşılığında gönderdi. Niye işlediğim suçun karşılığında hakim bana cezamı verip beni cezaevine gönderdi diyemiyorsun?
İşte hep bu şekilde Kur'an-ı Kerim'in meallerini ayetlere dokunamaz. Arapçalarına dokunamaz. Onun bekçisi Allah. Meallerini böyle saptırmışlar. Benim de kelamlarımı yanlış anlıyorlar. Ondan sonra da sen böyle söyledin diyorlar.
Anladın mı Süleyman? Evet. Zor olan bu aşkla nedir diyor. Zor olan. Aşk nedir? Bu aşk Allah'ı büyük bilmede tek bilmede kainatın mutlak sahibi olduğunu bilmekte yarattığına çok büyük şefkatle yaklaştığına her an kötü de olsa tevbe kapısını açık tuttuğuna, efendim, böyle büyük bir Rabbimizin merhamet sahibi alemlerin sultanına insan gönül vermeyecek de şu çöplük dünyanın üç beş kuruş menfaati için bir başkasına mı gönül verecek? Ha bu aşkı sen de edilsen, aşk insanı pervane (?) yapar. Aşk insanı, ruhunda cevelan eder, dünyanın üzerinde etrafta dünyayı seyreder, kainatı seyreder sen aşkın manasını biliyor musun?
Evet, bakalım soru var mı?
Çok soru varmış ya. Burayı anlattık. Burayı da anlattık. Burası buradan başlıyor. Mübarek ellerinden hürmetle öperim. Benim sorum A'raf Suresi 190. ayeti açabilir misiniz? diyor. A'raf 190. (?) Açayım. Efendim, A'raf
Suresi 190. ayet-i kerimesi: Fakat Allah onlara salih evlat verince kendilerine verdiği şeyde Allah'a ortaklar koşmaya başladılar. Allah ise onların ortak koştuğu şeylerden yücedir. Bunu bir geriden okuyalım. Niçin söylüyor? Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da sükun bulsun diye eşini yaratan odur. Eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklendi. Hamile kaldı, onu bir müddet taşıdı. (?) Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah'a, andolsun, bize kusursuz bir çocuk verirsen, muhakkak şükredenlerden olacağız diye dua ettiler diyor. Evet.
Fakat Allah onlara salih evlat verince, kendilerine verdiği şeyde Allah'a ortak koşmaya başladılar. Allah ise onların ortak koştuğu şeylerden yücedir diyor. Şimdi burada asıl mevzu şurası: Sizi bir tek nefisten yaratan, buradan başlıyor. Bu bir tek nefis nedir? Evvela bu çok derine gider de ben size daha aşağı tabakadan söyleyeceğim. Tek nefis, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ruhunu yaratması ilk. Bundan sonra tek bir nefis deyince Resul Efendimiz'in ruhundan peygamberlerin ruhlarını yaratması, nefisler çoğalıyor. Şimdi peygamberlerin ruhlarından kavimlerinin ruhlarını yaratması.
İşte siz ayrılığa düştünüz diyor. Zaman geldi, evlada hasret kaldın, Allah'ı andın. Siz darda kaldığınız zaman zaten Allah'ı anarsınız diyor, çünkü yaratıldığını biliyor Lahut aleminde. Yaratıldığını biliyor. Bunun bir misali de denizde diyor karanlıklar içerisinde, neredeyse elini çıkarsan diyor göremeyecek bir durumdasın. Dalga dalga üzerine, gemi diye, neredeyse batacak diyor. Dua edersiniz: Buradan karaya çıkartırsak böyle yapacağız, böyle yapacağız. Yani duada bulunursunuz diyor. Karaya çıktıktan sonra diyor, hiçbir şey olmamış gibi arkanızı döner gidersiniz diyor. Bu onun bir misali size diyor evlat istersin diyor.
Evlat verince diyor, aşkınızı sevginizi ona bağlar, beni unutur ve şirke gidersiniz diyor. Şirke, evet. Efendim, bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız diye dua ettiler. (?) Fakat Allah onlara salih evlat verince kendilerine verdiği şeyde Allah'a ortak koşmaya başladılar. Yani Allah'ı unuttular. Dediğinde unuttu. Allah ise (?) onların ortak koştuğu şeylerden yücedir. Öyleyse buradan biz bir kıssadan hisse çıkartmamız lazım. Ağzımızdan çıkan kelama çok dikkat etmemiz lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: Siz Allah'ın ahlakıyla ahlakın, ahlaklanın diyor.
Siz sözünüze sadakat gösterin diyor. Allah kadar kim sözüne sadakat gösterir? Ayet-i kerimesi. Hazreti Ebu Bekir diyor ki ben ne kadar diyor sadakatliyim, ne kadar Allahu Teâlâ'nın bende ahlakı var? Sende altı yahut yedisi eksik diyor. O kadar Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış. Zaten Resulullah Efendimiz de: Rabbim yetiştirdi beni, güzel yetiştirdi diyor. Alemlere rahmet gönderiyor. Bu durumda sözümüze çok dikkat edip Allahu Teâlâ'ya verdiğimiz sözde sadakat göstermemiz lazım. Ancak sözüne riayet etmeyen münafıklardır. Onlar yalan söylerler. Daima yalan üretirler. Onun için bu kıssadan hisse, Allahu Teâlâ'ya bir söz verdiysen o sözü yerine getireceksin.
Ve Müslümanlar aşağı yukarı bunu tatbik ediyorlar. Mesela diyor ki, Ya Rabbim benim şu işim olursa bir adak keseceğim. Kesiyor. Adak da kesiyor. Adamış. Onu yapıyorlar. Bu biraz devam ediyor. Ama birçok yerlerde de yanılıyorlar. Kişilere söz veriyorlar. Verdiği sözcüğün lütfi arkasını dönüp gidiyor. (?) Kişi orada bekliyor onu ki gelecek. Yahut da para verecekse parasını getirecek de verecek.
Evet. Kıssadan hisse bunlar.
Neresiydi orası?
Burasıydı. Evet. Bayramiye anlayamadığın yer varsa burada sor. (?) Belki ben başka türlü anladım. Senin anladığın şekilde sor. Ona da cevap verelim.
Selamün aleyküm efendim. Âl-i İmran Suresi 130. ayete göre Müslüman'a cehennem ateşi haramdır. Doğru. Bu durumda Nisa Suresi 10. ayet-i kerimede haksızlıkla yetimlerin varlığını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir diyor. Bunu nasıl anlamalıyız? Ellerinizden öperim. Eğer Allahu Teâlâ böyle söylüyorsa bir Müslüman yetimin malını yemez. Bir ayeti inkar eden kafirdir.
Eğer Müslüman bu ayeti böyle biliyor da yetimin malını yiyorsa kafirdir.
Yetimin malını yemezsin. Hatta şöyle söyler, yetimin malını zekat yiyip bitirmeden onu (?) çalıştırın diyor. Eğer ihtiyaç sahibiysen kendin de ondan ihtiyacın kadar bir miktar yiyebilirsin diyor. Her şeyi söylüyor. Ama yetimin malını elinden almak için, onu suçlayıp yahut kendine mal etmek için, onu haksız yere yetimden alırsan, işte o zaman senin dünyaya karşı meylin, nefsine karşı ilahlaştırman, Allah'ın ayetlerine arkaya atman ve o yetimi maruz bıraktığından değil, Allah'ın kelamına isyan ettiğinden dolayı kâfir olmuş olur. Böyle anlamamız lazım ona. Evet. Hem dünyada karnına ateş, hem de ahirette.
Evet. Peki bunun affı yok mu? Allah'ın affetmeyeceği hiçbir şey yok. O zaman biz yiyelim ya. Öyle değil.
Yetimin malını kendisine vereceksin.
Allahu Teâlâ'ya tövbe edeceksin.
Ve o yetimi ayakları üzerinde tutacak şekilde de yardım edeceksin.
Bu şekilde yaptığın pişmanlıktan geri dönersen Allah'ın rahmetine tekrar dönersin. Evet.
Benim sorum A'raf 203. ayeti açabilir misiniz efendim? Allah razı olsun diyor. Sorum 203, A'raf Suresi. Onlar onlara bir mucize getirmediğin zaman, ötekiler gibi onu da derleyip getirseydin ya derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu Kur'an Rabbimizden gelen basiretlerdir. Kalp gözlerini açan beyanlardır. İnsandan inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir. (?)
Şimdi burada peygambere olmayacak bir şey söylüyorlar.
O da diyor ki mucizeyi veren Allah'tır diyor.
Ben ancak Allah'ın bir elçisiyim, mucize Allah'tandır. Öyle söylüyor. Bak ne diyor, üçüncü üçüncü el bir mucize getirmediğin zaman, ötekiler gibi onu da derleyip getirecektin ya (?) derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Ne vahyediyorsa o bana, ne veriyorsa o, ben ona uyarım. Benim elimde yaratmam davası yok diyor. Bu ancak Allah'a mahsustur diyor. Bunu Allah ancak meydana çıkartıyor. Efendim, de ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu Kur'an Rabbimizden gelen basiretlerdir. Ancak bize bu dünyada mucizelerden daha önde Allah'ın önümüzü aydınlatmasıdır. Rabbimiz de bize gideceğimiz yolları yiyeceklerimizi ne yapacağımızı Kur'an'ın nuruyla bize bildirmekte.
Önümüze ışık tutmakta. Evet. Bu Kur'an Rabbinizden gelen basiretlerdir. Yani sizi efendim önünüzü aydınlatmak, nasıl yaşayacağınızı söylemek, helali harama ayırt etmek, vücudunuza yarayanı yaramayanı söylemek, bildirmesi, efendim günahın ve sevabın nelerin olduğunu bildirmesi ve seni haza (?) insan şerefine yakışır, bir insan gibi görmesi için emirlerini sana bildirendir.
Kalp gözlerini açan beyanlardır. Kalp gözü nedir? Kalp gözü insanın keşfini açar. Yani Allahu Teâlâ'nın tasdikini kalp gözü açıldıktan sonra yapılır. Bunlar da müminlerdir. Onun için mümin Fecr Suresinin 27-30. ayet-i kerimelerinde Allahu Teâlâ onlara: Ey mutmain olmuş nefis, Rabbin senden, sen de Rabbinden razı olarak, gir kullarımın arasına, gir cennetime dediği insanlardır. İnanan bir kavim için hidayet ve rahmettir. İşte bu son kelam: İnanan bir kavim için hidayet ve rahmettir. Huzur Müslümandadır. Kafirde huzur yoktur. Hiçbirinde mi? Hiçbirinde huzur yoktur. Çünkü onların kalpleri huzursuz ve dağınıktır diyor. Ayet müzenin söylediği. (?) Onu da bul bakalım nerede.
Kalpleri huzursuz ve dağınıktır. Bu durumda onlarda huzur bulamazsın. Peki huzurun aslı nedir?
Huzurun aslı bir, Allah'a inanmak. İki, bütün peygamberlere inanmak. Hiçbirini inkar etmemek. Üç, dünyada Rabbinin verdiğine rıza göstermek. Ona teslim olmak. İşte bu teslimiyetin içerisinde ne var? Bir kuru ekmek bulsan, yanında hiçbir katın olmasa, onunla karnını doyurursan, Ya Rabbim sana şükürler olsun. Bugünkü rızkımı da bana verdin deyip ona şükreden insan. İşte bu huzurdur. Bunu gönlünde şöyle yaşatacak. Bütün nefisler ölümü tadacak. Göklerin ve yerin mirası Allah'a kalacak. Öyleyse ben ömrümün sonuna kadar burada dünyada kendimin nasıl bir insan olduğunu ispat edebilmem için Rabbimden gelene rıza gösterilen değil, huzura teslim (?) alacak.
Ne diyor burada? Onlar müstahkem şehirlerde. Hangi ayet bu? Haşir 14. Sen tefsirini açtın. Haşr, ben 14. ayeti buradan açayım ben. Haşir 14.
Onlar
müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşlar ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağındır. Böyledir. Çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur. Bu değil. Onların kalpleri huzursuz ve dağınıktır. Ayeti daha başka. (?) Evet. Kalpleri huzursuz ve dağınıktır. Orayı kur. (?) Oradan bul onu.
Ayetleri bulma da bir yetenek.
Benim zamanım doldu. Burada bir yazı daha var. Tin Suresi 5. ayet-i kerime. Dolu burası ya.
Tin Suresi 5. ayetteki sonra onu aşağıların, onu (?) aşağıların en aşağısına indirdi kelamını. İnsanlar için denildiğini söyleyenler var. Esfele safilin kelimesi. Allah insanları aşağıların en aşağısına indirdi kelamını. İnsanlar için denildiğini söyleyenler var. Esfele safilin kelimesini Allah insanlara aşağıların aşağısı diyerek aşağılıyor denildi. Ben de esfel-i safilinin dünya olduğunu söyledim. (?) Bana bir tefsir ve başka bir hocanın yine aynı bu şekilde Allah insanlara aşağıların aşağısı diyor dedi. Bir bilye gösterdi. Ben de Allah peygamberlere ve müminlere neden aşağıların aşağısı (?) desin diye düşündüm. O konuşmadan uzaklaştım.
Açabilir misiniz? Allah razı olsun. Mübarek ellerinizden öperim. Bu kelamları kullananlar İslam düşmanı olanlar Müslüman olup görünüp İslam'ı kurt gibi içeriden kemirip gençlerimizi din kisvesi altında hem devletine düşman hem de İslamiyet'ten uzak yetiştiriyorlar.
Bunlar onların kelamı. Aşağıların aşağısı dediği zaman neyi kastediyor? Semavat yedi kat. Yedi katın en alt tabakası, birinci kat semavat. İşte aşağıların aşağısı. Zamanın birinde, Fatih Camii'nin önünde, ben bunu bir tablacıya açarken, oranın bir imamıymış. Daha gençtim o zaman. Yaşlı o zaman. O da 60-65 yaşlarında imam. O da benim bu açlığımı dinliyor. (?) Ben de orada tablacıya takya satıyordu. (?) Ona anlatıyorum bu aşağıların aşağısını. Burada Tin Suresinde geçiyor zaten. Dedim ki aşağıların aşağısı yedi kat semavatın en alt tabakası, birinci kat semavat, dünya. İnsanları dünyada yaşayacak bir şekilde dünyayı hazırlıyor ve insanı aşağıların aşağısı, esfele safilin dediği buraya gönderiyor, dünyaya gönderiyor.
Onlar da esfele safilini cehennem diye hitap ediyorlar. O zaman insanları aşağıların aşağısını cehenneme gönderdi de dedim, peygamberleri cehenneme mi gönderdi, insanlar cehennemde mi dedim? Bu dünyadaki kendilerini ispat edecekler yerine cehennemde ispat mı ettiler dedim. O sırada o imammış herhalde. Ha bu uşak burayı ne güzel açıkladı dedi. Ya (?) Kimisi de esfele safilini cehennem diye söyler. Sen gene iyi söylemişsin dünya diye. Aşağıların aşağısı en aşağı tabaka. Çünkü insan buraya gelecek. Niye gönderdi aşağıların aşağısına, hem de en şerefli yarattığı insanı? İnsan nefsini ıslah ettikçe birinci kat semavata çıkacak, görecek. İkinci kat semavat, üçüncü kat semavat.
Yedi kat semavatı görecek. Cennet ve cehennemi görecek. Hatta Arşullah diyor ya, Arşullah Allah'ın arşı. Onu da görecek.
İnsan gelirsin geliyor. (?) Geldiği yerleri seyredecek. Nefsin tabakalarına aşağı aşağı. (?) Birdenbire sen Reis-i Cumhur'un huzuruna çıkamıyorsun. Evvela bir milletvekili, o milletvekili bir bakan, o bakan bir Reis-i Cumhur'un yahut kralın yardımcısına ve o özel kalemine ondan sonra oraya gidiyorsun. Onunla görüşüyorsun. Ve Allahu Teâlâ da sana araya adam koymuyor. Nefsinin hallerine aşağı aşağı gel benim huzuruma diyor. (?) Ama tertemiz gel diyor. Ya. Onun için dünyayı sana gönderiyor. Yaşam yerine uygun olan bir yer burası. Burayı hazırlıyor. Evet. Bak ne diyor sana? Siz dünyadan çıksanız, bu kainatın en ücra köşesine gitseniz biz yine sizi orada buluruz diyor.
Yine buluruz. Bugün Merih'te hayat olduğunu söylüyorlar. Sonra aşağıların aşağısı dediği zaman, bak gökte yıldızlar var, gök aydınlatıcıları diyor ayette. O gök aydınlatıcılarını size ziynet olarak kıldık diyor. İnsanı şerefli yaratıp ve dünyada yaptığı hünerleriyle meleklerine gösterip de bak benim yarattığım kullarım neler yapıyor deyip insanla iftihar eden Allah. Dünyadan çıkması ilimle beraber yıldızlara gitmesi ve oradaki belki de servetleri bulacaklar daha. Ayetler bunlar.
Rabbimiz her şeyi söylemiş. Onun için seni en güzel şekilde yetenekliğini gösterecek. Dünyadan çıkabilecek. Allahu Teâlâ'nın yetenekli yarattığını, meleklerini de gösterip, bak, sen kan dökecek bir insan mı yaratacaksın dediği zaman, sen benim (?) bildiğimi bilemezsin dediği ayet-i kerimesinin ispatını onlara göstermesi. Yetenekliliğini insanın neler yaptığını göstermesi. Onun için aşağıların aşağısı dediği yani en aşağıya göndermeme rağmen bak insanlara neler yapıyor, nereye gidiyor, nerelere çıkıyor.
Hadis. Diyor, Resulullah buyurdu ki üç kişi vardır ki onların namazları kulaklarından öte geçmez. Kulaklarından öte geçmez. Dönünceye kadar kaçan köle.
Geceyi kocası kendisine dargın olarak geçiren kadın.
Kavminin nefret ettiği imam. Burada ne diyor? Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor. (?) Resulullah aleyhisselam buyurdu ki üç kişi vardır ki onların namazları kulaklarından öte geçmez.
Bunlar doğru. Hadis bunlar. Kafir olarak gider demiyor. Bak. Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor. Resulullah aleyhisselam buyurdu ki üç kişi vardır ki onların namazları kulaklarından öte geçmez diyor. Kulaklarından öte geçmez. Yani namazın kabul olup olmadığı da bazen insan kafasını böyle atıyor ya mesela başka yere bakmak yahut da birisine şöyle bir manzara şey yapmak, atıf etmek bunları yaptığın zaman namazın bozulur. Eğer bunu devamlı yaparsan sen namazın öteye geçmezsin. Yahut da namazın yarısından çoğunu dünya meşakkatiyle geçirirsen o namazın da senin namaz kullandığın öteye geçmez. (?) Yani tam namaz, evet namazı kıldın ama onun sevabına fazla nail olamazsın. (?) Geceyi kocası kendisine dargın olarak geçiren kadın doğru söylüyor.
Kadın yalnız kocasını bırakıp diye başka bir yatağa gidemez. Ama erkek onu ıslah için kadını bırakır başka yerde yatabilir. (?) Kavminin nefret ettiği imam. Doğru söylüyor. Kavmin birisini nefret ettiyse, onlar karşısında namaz kılınmaz. Muhakkak bir hüneri vardır, bir pisliği vardır. Evet. Zamanın (?) birinde bana dediler ki, yer söylemeyeceğim, İstanbul'da, yer söylemeyeceğim. Daha o zaman 35 yaşlarındayız. Şu anda 88. Demek ki 50-100 sene evvel, değil mi? (?)
Şu caminin imamına gel dedi orada bir namaz kılalım. Sonra ne yaptığını seyredelim dedi. Ne yapıyor bu imam dedim. Gel dedi, gidelim. Yok, sen dedim o namazı kılmam için bir şey biliyorsun, söyle, öyle gidelim dedim. Dedi ki namazı kılar kılmaz dedi. Aşağıda haremi var kadınlarla dedi. Ne yaptığını dışarı edelim, gel gidelim dedi. (?) Sen git arkasından gel, ben gelmem dedim.
O imamın arkasında namaz kılınır mı? (?)
Doğru. Bunlar hep o gibi insanların hallerini söylemiş Resulullah Efendimiz.
Hadis diye. Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki üç kişi vardır ki onların namazları kulaklarından geçmez. Burası.
İki defa yazdım. Öğrendim. (?) Yanlışlıkla sırrını yazmadan yolladım. (?) Hakkınızı verdim efendim. (?) Bu hadis yeşil renkte. Siz sahih hadis olduğunu belirtmişsiniz. Peki kadın hakkı dahi olsa susarsak susarak eşinin hatasını anlamasını istese de yanlış. Kur'an'da kadınlar hatasından dönen, dönene kadar yatakları ayırın tavsiyesi veriliyor. Aynı uygulamayı kadınlar yapmıyor mu? Neden? Mübarek ellerinden öperim. Kadınlara aynı uygulama yoktur. Çünkü kadın erkek gibi tam netçe sahip değildir. (?) Erkek mesela bir akşamda bir kadınla iki defa da, üç defa da temas edebilir. Ama kadın kendisini üç günde toplar.
Bir erkek de kendisini her gün toplar. Arada çok fark var. Onun için erkeği yalnız bırakıp kadın gidemez. Ama erkek kadını bırakabilir. Çünkü onu yarım yaratmış, eksik yaratmış, erkeğe tam yaratmıştır.
Efendim, Hz. Mehdi'nin sırasından sonraki dünyanın son kırk senesini hızlıca (?) geçip kıyamete doğru gitmesi durumu da günlerin gitgide kısalması ve eskisine göre daha hızlı geçmesinden dolayı mıdır? Orayı bilemem. Zaman neyi gösterir bilemem. Gaybı bilmem. Bilmediğim bir şeyi de söylemem.
Hazreti Mehdi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den başkası değildir. Çünkü Allahu Teâlâ onun gelmiş geçmişle gelecek günahlarını bağışlamıştır. Bu durumda onun bedenini ahiret aleminde diriltip kendisine şahit tutmayacak. Bu durumda biz sizi iki kez diriltir, iki kez öldürürüz. (?) Kedimesine karşı. Onu tekrar ikinci bir bedene sokacak. (?) Yine kendi bedene hazır. (?) İkinci kez dünyada ölümü tadacak. Ve Allahu Teâlâ biz sizi iki kez diriltir, iki kez ölümü dünyada tatmış olacak. Evet. Onun için ben Hazreti Mehdi'yim diyenlere inanma.
O zaman da dünyanın nasıl geçeceğini ben bilemiyorum. Çünkü görmedim, görmediğim bir şeyi söylemem.
Saat de geçmiş zaten. Kalın sağlıcakla Allah'a emanet olun. Lillahi Teâle'l-Fatiha.
Amin Ya Rabbi.