05.09.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Koy koy.
Buradan başlıyoruz herhalde.
Hocam yazdıklarımda yanlışlık olabilir. (?) Yanlışlık varsa sizden doğrusunu anlatmanızı rica ediyorum. Ruh, nefis ve canı da Allah veriyor. Lahut alemde. Ruhlar Rabbimizin komutuyla ilk canlandığında Rabbimizi görüyorlar. Hepsi doğru.
Doğru söylüyorsun. İnsan ruhu ilk defa canlanıyor. Evet. Ve daha öncesinde bir yaşantısı yok. Doğru. O anda insanların akıl ile, nefisleri nasıl gurur ve kibir ile Allah'ı inkara gidiyorlar. Açıklayabilir misiniz? Allah razı olsun. Diyor. Şimdi burada ruh, nefis ve can söylüyorsun zaten. Sen de dünyada etle kemiğe büründün. Bu bedende ruh, nefis ve can varken bu duyguları sen nereden aldın?
Bu duygular sana nereden geldi?
Ruh, nefis ve can Allahu Teâlâ'nın Araf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde Allahu Teâlâ sana gideceğin yerleri zamanları bir ekranda gösteriyor. O ekranda senin duyguların hangisini seviyorsa ben bu zamanda gideyim diyorsun. İşte duyguları orada beliriyor. Yoksa sen hiçbir şey yaşamamışken nereden bileceksin o duyguları? Hiçbir şey yok. Birdenbire gözünü açmışsın. Karşında Allahu Teâlâ ben senin Rabbinim diyor. Orada yalnızca üç sınıfa ayrılıyor insanlar. (?) O kadar. Ama sonra tek tek seni çağırıyor. Tek tek ahitleşme var. Ne diyor? Ademoğlunun zürriyetinden çıkacaklar, zürriyetinden çıkacaklara diyor. Efendim Allah ahitleşti.
Onları kendi nefislerine karşı şahit tuttu. Ben sizin Rabbinizim dedi. O da Rabbiniz değil miyim diyor. Allah kimseye soru sormaz. Rabbiniz değil miyim demedi. Rabbinizim dedi. Orada ekranda senin duyduğun, gördüğün o ekrandaki duruma göre senin bir arzu isteğin beliriyor. (?) İşte o arzu isteğinden senin efendim halin zürrediyor. (?) Ve Allahu Teâlâ'nın da orada görüp inanan ve inanmayanlara Taha Suresinin 134. ayet-i kerimesinde Allah'ın, Allah'lık sıfatının huzuru şeyi için, ismi celli için seni dünyaya gönderiyor. (?) Niye dünyaya gönderiyor? Burada beni gördün de inanamadın. Ama şimdi gaybi bir aleme göndereceğim seni. (?) Senin duyguların, buradaki bana karşı olan duygun veyahut da senin yaşayacağın şekildeki duygun, gururun, kibirin, benliğin, azametin veyahut da Allahu Teâlâ'ya itaatin. Beni görünmediğin bir alemde sen kendini nasıl bir insan olduğunu ispatlayacaksın ve ondan sonra seni hesaba çekeceğim diyor.
Çok o da basit. Çok basit. Allah'a inkara gidiyorlar. Açıklayabilir misiniz? Hepsi oradaki yaşantıya yani Allahu Teâlâ'nın sana ekran üzerinde gösterdiği o alemi senin kendi yaşantın içerisinde senin bir duyguların meydana geliyor. İşte sizin kalplerinizin en güzel köşesinde olup da sizin bilmediklerinizi biz biliriz dediği ayet-i kerimesinin karşılığı. Şunayı kapatır mısın? (?) Çok sevindik.
Efendim, arkada duyulmamış galiba. Yaka mikrofonu takalım mı? Takalım mı? Yaka mikrofonu takalım mı? Duyamıyorlar.
Ses yavaş mı geliyor? Çok yavaş geliyormuş efendim. İyi. Versin. Mikrofona getir.
Evet.
Şimdi duyabiliyor musunuz? Duyuyorsunuz. Tamam.
Şimdi burada yukarıda yanıldığı taraf şurada. Ruh, nefis, can. Canı da Allah veriyor. (?) Lahut aleminde ruhlar Rabbimizin komutuyla canlandığında Rabbimizi görüyorlar. İnsan ruhu ilk defa canlanır ve daha öncesinde bir yaşantısı yok diyor. O anda insanların akıl ile nefisleri nasıl gurur ve kibriyle Allah'ı inkara gidiyorlar (?) diyor. Evet. Orada yalnızca tek bir şey var. Kendi yaratıldıklarını biliyor, yok da var edildiklerini biliyorlar. Orada Allahu Teâlâ'nın senden tek bir şey istiyor. Yaratanını bilmeni. Gurur ve kibir orada şöyle tahayyül ediyor. Onu da insan şeklinde gördüğü için ona karşı büyükleniyor.
Nereden beni o yaratmış diyor. İşte bu alem, bu bir sır olduğu için kimse açmamış burayı. Söylemiyor zaten. Ama Taha Suresinin 134. ayet-i kerimesi bunu söylüyor. Biz de oraları gördüğümüz için anlatıyoruz zaten. Yoksa bu ayetleri sen kafandan bu şekilde çözemezsin. Onun için insanlar kendi akıllarına göre ayetlere mana vermişler. Yani Arapçada aynı hak aynı kelam birçok manaya gelmesine rağmen (?) aklına göre manaya veriyor. Yani ayetleri ayetlerle konuşturacak bir mana değil. Onun için Kur'an-ı Kerim daha doğrusu da Siyonizme göre eline geçirmiş (?) eline geçirmiş Kur'an-ı Kerim'i. Efendim mealini yazmışlar.
1924 senesinde 1935 senesinde, 1924 senesinde herhalde. Efendim Diyanet'e şurada telefonumu bana versene. Bak şimdi.
Size burada bir şey göstereceğim.
Ha, burada, bak şu resmi görüyor musunuz? İyice bakın. buna. Gördükten sonra (?) bunu gördükten siz de görün, bak ne diyor: Haham Yahudi Diyanet İşleri Başkanı. Haham Yahudi Diyanet İşleri Başkanı. Kim bu haham Yahudi?
İlk Diyanet İşleri Başkanlığının haham olduğunu biliyor muydunuz diyor. Papyonlu, fraklı Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rıfat Börekçi 4 Nisan 1924'te yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının ilk başkanı oldu. Vefatına kadar 5 Mart 1941'de bu görevde kaldı diyor. Yanında kadınlar sağında solunda. Fraklar lise, papyon kravat. (?)
Şimdi sözümüze dönelim tekrar.
Demek ki ilk gözünü açtığı zaman insan karşısında Rabbini görüyor. Seni ben yarattım dediği zaman insandaki o haslet kendisi gibi gördüğü zaman ona inanmıyor ve inkar ediyor. İşte bunlar solcular. Ve ashabül meş'emeti ma ashabül meş'emeh. (?) Bunlar solcular. Efendim, inananlar da ve ashabu'l-meymeneti ma ashabu'l-meymeneh. Bunlar da sağcılar. Üçüncüsü de mukarrebin sınıfı. Sonra asıl dava bundan sonra başlıyor. İnanıp inanmayanların berzaha kaldırılması sonra tek tek çağırıp Allahu Teâlâ bunlarla ahitleşmesi, Araf Suresinin 72. (?) ayet-i kerimesi. İşte orada devirleri gösteriyor, ekranda yaşantıları. Bir mühendisin bir şehri yapıp da oradaki alemi kağıt üzerine döktüğü, dökmesi gibi veyahut bir videoda da gösterdiği gibi Allahu Teâlâ o alemleri orada gösteriyor.
Kişinin kendi arzu ve isteği Rabbimiz onun kalbindeki en ücra köşesinde ne gibi duygular olduğunu biliyor. (?) Ona göre karakterler yerleştiriyor.
Bu, daha ilk yaratılışta Allahu Teâlâ'yı bilip bilmemede bir inkar var. Evet.
Şimdi burada insanların diye akıllı nefislerin asıl gurur (?) ve kibriyle Allah'ı inkara gidiyor. Nefis bir üstünde insan ruhu ilk defa canlanıyor ve daha öncesinde bir yaşantısı (?) yok. Bu anda insanların akıllı nefisleri. Orada akl-ı maad denen akıl var. (?) Nefisle beraber. Nasıl ki insan aklıyla beraber herhangi bir duyguya isteyip istememesi nefsin halleri bunlar. Allah'ı zaten nefis hiçbir zaman tasdik etmez. İnsanın düşmanıdır. Ancak ruh, nefis ve can ruh bunların amiri. Her şey ruha tabi. Eğer ruh nefsinin iradesine girerse, idaresine girerse zelil olur. Eğer ruh nefsi iradesi altına alırsa o da Allah indinde vezir olur. Yükselir yani. Onun için o ruh, nefis ve can onda var.
Karşısındakini görünce de senin Rabbinim dediği zaman ona inanıp inanmama var. O kadar. Oradaki hak bu kadar. Sonra berzaha kaldırılıyor. Oradan tek tek çağrılıyor, alınıyor. Oradan ahitleşiyor. Ekranlarda görüyor. Kişinin ekranda muhakkak dünyaya geleceğini de biliyor. Yani o hangi beldeyi istiyorsa oraya gideceğini de hangi yeri seviyorsa. (?) Ona duyduğu efendim arzu ve isteğini kendisine kader olarak yazıyor ve orada mühürleniyor işte.
Anlayamadığın yer olursa tekrar sor. (?) Bu anlattıklarımın içerisinde. Selamün aleyküm efendim. İşimden dolayı dersimizi dinleyemedim. Soruları eksik anladığım için sordum. (?) Yazarken sorularımı kelimelerle, harflerle ve eksikle yanlış yazdım. Cevaben bir şey yazmadım. Yazamadım. Özür dilerim. Allah razı olsun. Mübarek ellerinden öperim diyor. (?)
Ben hiçbir kimsenin sorusunu cevapsız bırakmam. Bir defa anlatırım. Anlayamadığı zaman o bana anlamadığı yeri sorar, bir kez daha anlatırım. Yine anlayamazsa anlayamadığı yeri sorar, bir kez daha anlatırım. Anlatmamın dışında kişi yine anlayamadıysa onun kapasitesi o kadar. Zamana bırakırım. Zaman içerisinde o harç olur. (?) Bilgisi, keşfi, genişler daha güzel anlar. Evet. Çünkü anlattıklarım zahiri bir olay değil. Batıni bir mana. Zahir batın zahiri inkar etmez. Ama zahir batını inkar ederse bu refahı hortlar. (?) Onun için biz batını söylüyoruz. Ancak keşfe açık, ilmi yüksek olan daha güzel anlar.
O zaman o zaman niye o kadar yüksek anlatıyorsun? Benim zahiri ilmim yok da ondan. (?) Gördüklerim olduğu gibi haklar görüyorum. (?)
Enbiya Suresi 37. ayet-i kerime. Açar mısınız efendim? Enbiya Suresi. Bakalım, açalım onu.
Efendim.
Kendi ya.
Kendi ya. Kaçıncı, otuz ikinci ayet. (?)
İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim. Benden acele istemeyin diyor. Şimdi insanın fıtratında bu acelecilik var. Yani bir şey istediği zaman hemen olsun. Hemen olmaz. Allahu Teâlâ da bu alemleri acele yaratmadı. O kün yani ol dediği zaman bu ol hemen ol manasında değildir. Bu ol dediği zaman bunu yaratma manasındadır. Mesela Allah murat etti. Yerde yeri gökleri ve aralarındakini ol dedi. O da oldu. Ama hemen olmadı. Hatta sesle olmadı. Neyle oldu? Zaman içerisinde oldu. Ayette de söylüyor ya. İki günde yeri, iki günde gökleri iki günde de aralarındakilerini yarattı.
Şimdi bunu dünya zamanı daha olmadan ahiret alemine göre eğer zamana vuracak olursak buranın bin yılı ahiretin bir günü gibiyse altı bin yılda yarattı.
Bunun ispatı çok basit.
Madem ki murat etti, yarattı altı bin yıl olduğunu nasıl ispat edersin dediğin zaman dünyanın oluşumu var. Ahmed Bican Hazretleri dünyanın (?) oluşumunda şöyle söyler. Dünyadan altı nesil geldi geçti. Yedincisi insanlardır diyor. Dünyanın bir oluşumu var. Bu ar halinde veyahut ateş halinde veyahut sönmüş halinde (?) bunların bu taşın, toprağın, kayaların oluşu, oluşumu birdenbire herhalde üç günde, beş günde, bir ayda, bir senede olacak bir iş değil. Bu bir zamana taalluk etmiş. İşte buranın bin yılı, oranın bir günü gibiyse belki dünyanın oluşu iki bin yıl sürdürür. Ancak insanların yaşamı durumuna geldiği zaman, o zaman insanları dünyaya gönderdi.
O zaman insanları o daha evvel yarattığı insanları ruhundan verip de yarattığı insanları ayıttırdı. Buralar derin bir olaya gider. (?) İnsan dünyaya gelmeden evvela bekleme yerleri var. Belki Resulullah Efendimiz'den bu yana 1447 sene geçti, 1447, tarih öyle. Arabi hicri takvim. 1447 sene. (?) Orada bir buçuk gün gibi. Ahiret aleminde bir buçuk gün gibi. Onun için Allahu Teâlâ efendim siz bu çarçabuk geçen dünyayı diyor, gözlerini diktiniz dünyayı istersiniz diyor. Halbuki asıl ahiret yurdu sizin için hayırlıdır diyor. (?) Şimdi bu da çarçabuk dediği zaman ahirete göre çarçabuk geçiyor. 1447 sene geçmiş Resul Efendimiz'den bu yana burada ahiret aleminde bir buçuk gün gibi.
Ayrıyeten dünyanın M.S. sonraki hali var. Bir de M.S. önceki hali var. M.S. 5000 yıla gidiyor dünyada. (?) Ne kadar eskiye gidiyor. Fakat bunlar, tabi onların da buldukları
Ne diyorlar ona? Fosiller fosilleri buluyor da tahmini bir rakam bunlar. Yok şu kadar evvel bu kadar evvel. Ve Allahu Teâlâ 6 günde yarattıysa buraya göre 2000 yıl milattan sonra milattan evvel 1920 sene geçmiş. Yani 2 gün gibi bir durum olmuş. Ahiret alemine göre. Şimdi burada ne diyor? İnsan aceleci bir tabiata yaratılmıştır. Bu çarçabuk geçen bir dünyada diyor, insan ömrü ahirete göre saniyeler içerisinde, 65-70 sene yaşasan bir buçuk saat gibi bir zamana taalluk ediyor. E bu şimdi insanın aceleci olarak istediğine tekabül etmiyor mu? Arzu iste, hemen istiyor ki olsun. Bazı şeyleri olsun. Ama Allah'a teslim olan insanların aceleciliği olmaz. Onlar zamanı geldi mi olur derler.
Allah'a itaat etmeyenler, yani dünyaya gözünü dikip de Allah'ı arkalarına atanlar, her şeyin hemen aslını olmasını isterler. (?)
Bugün herkes koşturuyor. Üç beş kuruş para kazanayım. Ama helal ama haram. Helala bakmıyor zaten. Dolandırıcılıkla arabamı değiştireyim. Efendim güzel bir daire alayım. Veyahut da bir yat alayım. Bu çarçabuk geçen dünyada insan yapmadığı hile kalmıyor burada. Şimdi bunu zaten anlatmaya çalışıyor. İnsan acele bir tabiata yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim. Benden acele istemeyin diyor. Neye acele istemeyin? İşte her şeyin bir zamanı var. Zamanında Allahu Teâlâ sana ayetlerini gösterecek. Acele etme. Senin arzu ve isteğin kaderin içerisindeyse sabırlı ol diyor. Bekle. Onu sen alacaksın. Ama senin kaderinin dışındaysa ne kadar çırpınırsan çırpın o sana verilmeyecektir. Sebebi nedir?
Çünkü senin kendinin nasıl bir insan olduğunu ispatlayabilmen için arzu ve isteğinin karşılığı kaderin ta evvelde Araf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde yazılmış. Sen hayatta nereden karşılaşacaksın? (?) Neler olacak? Sen neler gibi bir musibete maruz kalacaksın? Yahut ne gibi bir ilişkatlara maruz kalacaksın. (?) Hepsi yazılı orada. Ne zamana kadar, kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki ne yapacağını bilmeyelim diyor. Bu duruma göre insan Rabbine gönül verirse, işte İslam huzurdadır diyorlar ya, bu huzur Allah'a dayanma, güvenme ve ona teslim olmakta olur. Yoksa insan aceleci olarak isterse iki ayağı bir pabuca girer. Onun için Allahu Teâlâ insanları burada ikaz ediyor.
Hiçbir şey zamanı olmadan verilmez diyor. Sabırlı ol diyor. Kur'an'da da zaten yüz küsur yerde sabır tavsiye eder Allahu Teâlâ. Evet. Onun için benden acele istemeyin diyor. Zamanı geldiği zaman ayetlerimi göreceksin diyor. Yani benden istediklerinizi size vereceğim diyor. Ama kaderinde varsa kaderinde yoksa o istediğin sabredersen ahirette sana sevap olarak karşına çıkacak. (?)
Bayramiye söylüyor. (?) Selamün aleyküm efendim.
Benim sorum hayra vesile olan, hayır işleyen gibidir. Bu hadis midir efendim? Mübarek ellerinden öperim. Evet, hadistir bu. Hayır işleyen, hayır yapmak isteyen, ona sebep olan hayır yapmış gibidir. O hayrı işleyen kadar değil ama gibidir dediğine göre onun da bir sebebi var. Çünkü bir şerre vesile olursun, şerre vesile olursan ne yapacaksın? Günah alırsın. Hayra vesile olursan sevap alırsın. Şimdi şurada bir garip var. Birisi de bir hayır yapacak. Ama o hayrı yapacak kimseyi bulamıyor. Çünkü bugün zenginlerimiz etrafı hep zengin yerlerde. Parayı kime vereceğini bilmiyor. Hayır yapacak ama parayı kime verecek?
İşte sen de fakir fukara yahut da kimsesiz garip birisini tanıyorsun. Buna diyorsun ki gel şu parayı şuna verelim. O kadını yahut o garibi yahut o dul kalmış o yetimi sevindirdiğin zaman onun sevabına nail oluyorsun tabii. Ona sebep oldun. Onun için hayrı yapan kadar olmasa bile Allahu Teâlâ'nın rahmetine nail olursun.
Resulullah şöyle buyurdu. Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde de Allah onun ayıbını örter. Efendim, mübarek ellerinden hürmetle öperim. (?) Benim sorum diyor. Herhalde bu.
Evlere girerken izin istemek. Şimdi, evvela bunu bir söyleyelim. Çünkü bu hadiste, hadis olduğu için, bunu da anlatalım. Şimdi burada ne diyorsun? Bir kul bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter. Şimdi bu hadis bu.
Siz dedikodu gıybet, kimseyi çekiştirmeyin diyor. Bir kimse bir hata yapmıştır. Bir ayıp iş işlemiştir. Bunu açma diyor. Kimseyi yermen. (?) Bu hangi ayete tekabül ediyor?
Siz hiçbir kavimle alay etmeyin. Ola ki o kavim sizden daha hayırlıdır diyor. Şimdi bugün bir ayıp iş işler, yarın pişman olur. Belki de onun derecesi senden üstündür. O cehalet devresi yaşamıştır. Onun için sen onun bir ayıbını örtersen Allahu Teâlâ da senin birçok günahlarını örter. Çünkü Allah kulları arasında kullarının birbirleriyle çekişmesini istemez. Hep birbirleriyle bir bayram havası içerisinde (?) yaşamasını ister. Bir babanın evlatları arasında o evlatlar birbirleriyle çekişirse baba üzülmez mi? Ama onlar birbirine yardım ederse baba sevinir ve insanları taltif eder çocuklarını (?) değil mi? Ve Allah dünyaya rahmetinin yüzde birini göndermiş.
99'unu da kendisine saklamış. Onun için insanlara yardım etmek, onların gönüllerini almak, onları sevindirmek, Allah indinde insanların derecelerini yükseltir.
Benim sorum, evlere girerken izin istemek, üç defa izin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin. Bu hadis midir efendim? O da hadistir. Bu da hadistir. Bir defa kapıyı çalarsın. Ses gelmezse ikinci defa çalarsın. Yine ses gelmezse üçüncü defa çalarsın. Ses gelmezse geri döner gidersin. Yoksa eve tecavüz hane veyahut da haneye tecavüz durumu hasıl olur. Veyahut da içeride adam hatunuyla müşavere halindedir, sana ses vermemiştir. Hatta içeride ses gelirse geri dön diye, geri dönersin. Acil işin de olsa, içeriden sana geri dön derse, geri dönersin. Anahtarı sende olmuyor. Hiçbir eve izinsiz giremezsin.
Evet.
Sorularımız var mı? Bakalım. Zümer Suresinin 23. ayetini ister Hacı Ali oğlu. Zümer (?) Suresinin 23. ayet-i kerimesi. Evet. Zümer bu da yanlış açılan bir ayet-i kerime. Bu Hacı Ali oğlu yanlışları çok sever, onun için yanlışları hep sorar, ama güzel bir şey tabii, imanı kuvvetli olduğu için yanlış açılan yerleri Allahu Teâlâ'nın kendine sindiremiyor, yanlışları söylüyor. O da güzel. Acaba burada yanlış nerede? Bunu bir öğreneyim diyor. Soruyor. Efendim Allah sözün en güzelini birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Doğru. Şimdi biz yanlış dediğimiz zaman içerisinde hepsi yanlış değil.
Allah muhafaza. Doğruları var. Sonra bunu bir kelimeyle değiştiriyor, Allahu Teâlâ'ya sıfatlıyor. Bakalım orası (?) neresi, orayı bulacağız şimdi. Rabbimizden korkanların bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, o da doğru. Derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar, bu da doğru. İşte kitap Allah'ın dilediğini kendisiyle doğru yola iletti. İşte burada (?) yanlış başlıyor. Bak ne diyor: İşte kitap Allah'ın dilediğini diyor. Allah'ın insanlar üzerinde dilemesi olsaydı cehennem ortadan kalkardı. Çünkü Allah'ın adaletinde zerre misali eksiklik olmaz. Allah birisini dilediyse, onu doğru yola götürdüyse öbürünü kim yarattı?
Başka bir ilah mı var? Peki Allah insanları cehennem için mi yarattı? Ha öyle diyen de var. Aç Kur'an-ı Kerim'i. Araf Suresinin 179. ayet-i kerimesi. Orada bak ne diyor. Bismillahirrahmanirrahim. Cehenneme kesiran minel cinni vel ins. (?) Onu şöyle açmışlar. Andolsun, Allah cinlerin ve insanların birçoğunu cehennem için yarattı. İşte bu zihniyet alan insanlar bunu böyle açarlar. (?) Allah kimseyi cehennem için yaratmadı. Ancak Allah'ı inkar edenle etmeyenler ayrıldı. Yol iki, sırat-ı müstakim yolu ile cehennem yolu. Yaratılmış yerler de iki, biri cehennem, biri cennet. Bu durumda Allah insanları kendi iradesinde serbest bıraktı.
Çünkü ruhundan bir cüz'i verdi. O ruhta irade de var, akıl da var. Hepsi o ruhun içerisinde. Bu durumda Allah'ı bilip bilmemede insanı kendi iradesinde serbest bıraktı. Onun için Allah kimseyi elinden tutup yahut dilediğini sen cennete sen de cehenneme demez. Ama Siyonizm onu söylettiriyor. Allah dilediğini cennete, dilediğini cehenneme diye. Yani Allah'ı bu kadar adaletsizlikle kulları arasında ayrımcılıkla suçluyorlar.
Ne diyor? İşte bu kitap Allah'ın dilediğini diyor. Kendisiyle dövüyorlar. (?) Halbuki Kur'an insanları karanlıklardan aydınlığa ve hidayete çıkaran bir kitaptır. Bu alemlere gelmiştir. Ayet var mı alemlere geldiğine dair? Var. Hangi ayet? Peygamber Efendimiz: Ve ma erselnake illa rahmeten li'l-alemin. Alemlere peygamber olarak gelmiştir. Bu nedir? Alemler dediği zaman yalnız insanlara değil, yaratılmış cinlere de yaratılmış nurdan meleklere de. Hepsi alemler içerisine girer. Ama Cebrail'i Allah yerine koyanlar bunu düşünsün.
Şimdi bu durumda Allah dilediğini kimseyi hidayete erdirmez. Ancak dileyen hidayete erer. Allah kulları arasında ayrım yapmaz. Kur'an-ı Kerim'i alemlere gönderdi. Alemler içerisinde Kur'an'a iman edenler sırat-ı müstakim dos doğru yolu bulanlar kendi iradeleriyle yine kendi iradeleriyle Allah'ın alemlerin sahibinin gönderdiği kitaba arkasını dönerse kendi nefsinden intikam almış olur. Allah kimseye zulmetmez. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz diyor. Allah'ı öyle yapıyor ki yani Allah'a sen eğer inanmıyorsan Allah sana düşman oluyor seni saptırıyor. Kudreti alıyor, kudreti var.
Allah istediğini yapar. İşte bunu kula yamıyor, Allah (?) yapar. Allah beni saptırdı ben ne yapayım diyor. Kulu orada suçsuz duruma getiriyor. Yani Allahu Teâlâ'yı bu kadar adaletsizlikle suçluyorlar. Kulları arasında ayrımcılıklar. (?) Allah muhafaza. Bunlar, bu Kur'an yazıyorum diyenler Allah'a nasıl cevap verecekler bilmiyorum.
Bu Kur'an'ı baştan sona yazılması lazım. Müracaat ettik. Fakat sesimiz duyulmadı. Onun için biz de burada insanları hakka anlatıyoruz. Eğer benim anlattıklarım ayetleri birbiriyle çeliştiriyorsa beni ayetleri ayetlerle konuşturacak ve hiçbirini birine tekzip etmeyecek şekilde ikaz etmeleri (?) lazım. Eğer benim anlattıklarım ayetler ayetlerle konuşuyorsa kendileri başını iki elinin arasına alıp düşünmesi lazım.
Söyleyeceğimiz bu.
Allah kimi de saptırır satıyor. (?) Allah kimseyi saptırmaz. Allah muhafaza. Allah saptırmayacağını şu ayetler teyit ediyor. Tevbe kapısı can boğaza dayanana kadar açıktır. Bak ne güzel söylüyor. Tevbe kapısı can boğaza dayanana kadar açıksa Allah hiç kimseyi saptırmıyor.
Yani bunu insanın dili yetmez bunu söylemeye. Ama siyonizm söyler. O söyler. Evet. İşte biz de Kur'an'ı siyonizmden kurtarmaya çalışıyoruz. Siyonizmin kelamlarından kurtarmaya çalışıyoruz.
Şimdi burada çok bir mana daha var. Ne diyor? Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz. Diyor. Allah kendi kelamını şimdi burada kendisi tekzip ediyor. E Kur'an'ı niye gönderdin alemlere? E Kur'an alemlere yol gösterici değil mi? Demek ki Kur'an varsa yol gösterici devamlı var.
Bu durumda Kur'an ortadan kalkmadı ki yol gösterici olmasın. Orada kendi kendini yeriyor. Yani aklı başında olan bir insan bunun Siyonizmin yazdığını ve Allah'a bir hakaret olduğunu burada anlar. Allah ayet-i kerimesinde ins ve cin toplansa bu surenin karşılığını getiremez dediği ve hiçbir kelamın, hiçbir ayetin, hiçbir ayeti tekzip etmediğini insan aklının fevkinde olan ayetleri idrak edemeyen, Allah'a kin besleyen insanların Allah'a arkalarını veren insanların kelamlarını Kur'an ve ani diye bize ta (?) yüzyıllar içerisinde uyutarak anlatmışlar.
Evet. Evet.
Ben şimdi size doğrusunu okuyayım: İşte bu kitap Allah'tan dileyene kendisiyle doğru yolu gösteren hidayet rehberidir. Kim de Allah'tan saparsa o hal üzere oldukça artık o doğru yola gelmez. Kim o hal üzere oldukça... Allah kitabını göndermiş, nurunu aydınlatmış, dünyayı aydınlatmış nuruna, ama o yol üzerinde olunca o doğru yolu görüp de gelmez. Evet. Evet. Zümer suresi. Bayramiye (?) Mübarek efendimiz, benim sorum: Allah'ım (?) bana benim için doğru olan yolu ilham et ve beni nefsimin kötülüklerinden koru. Bu hadis midir efendim? Allah razı olsun. Şimdi bu şu hadisin karşılığı: Nefsimin yed-i kudreti elinde olan Allah'a yemin ederim ki diyor, her ağzımdan (?) çıkanı yaz. Bu da ne diyor şimdi? Benim sorum: Allah'ım bana benim için doğru olan yolu ilham et. Kime söylüyor bunu? Peygamber Efendimiz'e. Ve beni nefsimin kötülüklerinden koru, bu hadis midir diyor. Resulullah Efendimiz söylemiş, hadistir efendim. Beni Rabbim terbiye etti, güzel terbiye etti, hadisler bunlar.
Ama Siyonizm ne diyor? Beni Cebrail öğretti diyor. Peygamber Efendimiz'i Cebrail öğretmiş. İnsan üzüntüsünden ne yapacağını şaşırıp da gülüyoruz yani. Üzülüyoruz yani.
Başka soru var mı bakalım? Bakalım.
Süleyman Misafir der ki dersimizi telefondan dinliyorum. Bazen sorularımızı sorarken otomatik düzeltmeden dolayı yanlış oluyor. Yanlışlık oluyor. Şu an dersimizi dinlemekten dinlemekteyim. Geçen hafta otomatik düzeltmeye maruz kaldım. Mübarek ellerinden öperim. Allah razı olsun diye. (?) Hocam Mustafa Hacı Aleoğlu Lokman (?) Suresinin 28. ayetini soruyor. Bakalım şimdi. Lokman Suresi. Gelsin. Sure Lokman 28. Sizin yaratılmanız ve dirilmeniz ancak tek bir kişinin yaratılması ve dirilmesi gibidir diyor.
Allahu Teâlâ bizleri tekrar yaratması veyahut da bizi diriltmesi eğer tek tek olsaydı Allah selamet versin.
O ilmiyle her şeyi bir anda yaşatır. İlmiyle isterse bir anda her şeyi yok eder. Şimdi biz hepimiz insanlar dünya üzerinde kıyamette öleceğiz. Kıyamet gelmeden de vakti gelenler ahirete gidecek. Ta Adem babamızdan bu yana kadar milyarlarca insan dünyada vefat etti. Milyarlarca. Belki şu anda dünyada 8 milyar insan var. (?) Ta Adem babamızdan beri hadi insanlar az olsun. Belki 60-70 milyar insan var. Diyelim kıyamete kadar.
Zaten iki nesil ya gelir ya gelmez. Kıyamet kopar. Şimdi ahiret aleminde tekrar dirileceğimiz zaman biz sizi bir suyla sulayacağız diyor. O su altıncı katta sır denizi denen su. (?) Bu insandaki hücreyi diriltecek. Yani daha geriden başlayayım biraz daha. Başka bir yer gökte başka bir yer olduğu zaman diyor. Dünya dümdüz ortaya getirildiği zaman biz onu bir suyla sulayacağız diyor. İşte orada insan hücreleri otlar gibi bedenler çıkacak. Bedenler bedene çıkacak. İşte bir insanın dirilişi gibi hepsi birden dirilecek. Bir insanın dirilişi oldu. Ölümü de bir insanın dirilişi, ölümü gibidir. İsterse bir anda yok eder.
Bir anda da diriltir. Bunlar Allah'a zor gelmez. Ne diyor? Sizin yaratılmanız ve dirilmeniz ancak tek bir kişinin yaratılması gibidir diyor.
Lokman Suresi benim bir yere değdi, kaçtı. (?) Evet.
Unutulmasın ki Allah her şeyi bilen ve görendir diyor. Her şeyi bilen küllü ilim sahibi. Onun ilmine bizim aklımız ermez. Ama isterse bir anda herkesi de yok eder. Herkesi de bir kişinin dirilttiği gibi diriltir. Demin söylediğim gibi.
Burada altındaki ayetlere bak ne diyor şimdi, onun ilminin büyüklüğünü ve ben bunu yaparım diyor yani bir kişinin dirilişi yahut bir kişinin ölümü gibi efendim milyonlarca insanın bir kişinin dirilişi bir kişinin ölümü gibi. Bilmelisiniz ki diyor, şimdi burada Allah geceyi gündüze ve (?) gündüzü geceye katmaktadır diyor. Yani dünyayı kendi ekseni etrafında çevirip güneşin karşısında gece ve gündüzü meydana getiriyor. Direksiz bu ay güneş ve dünyayı kendi uydusu etrafında çevirmesi, ne yaklaşması ne uzaklaşması birbirlerine etrafında güneşin etrafında dönmesiyle mevsimleri meydana getirmesi. Güneşi ve ayı da buyuruğu altına almıştır diyor.
Yani emri altına almıştır. Yani onu ilmiyle yaratmıştır. Her şeyi bir çerçeve içerisinde bir program içerisinde yaratmıştır. Bunların her biri belli bir vakte kadar hareketine devam eder. Belli bir vakit nedir? Kıyametin kopmasıdır. O vakit nedir? O Allah'ın ilmindedir, onu söylemez. Kıyametin ilmi Allah'ın indindedir diyor ayet. Onun için biz oraya karışmıyoruz. Buyuruyor hanım, bunların her biri belli bir vakte kadar (?) hareketine devam eder ve Allah yaptıklarınızdan tamamen haberdardır. Allah kıyamete kadar gelecek tek bir canlı yok ki diyor ne yapacağını bilmeyelim. Biz bir (?) kişiden habersiziz, yanımızdan ayrıldı mı ne yaptığını bilmeyiz. Allahu Teâlâ bu kainatta her yerde hazır ve nazır, görmediği yer yok. Yerin yedi kat altı dibi karanlıklar içerisinde olan varlıklarından haberdar.
Gökyüzünde yedi kat semavattan haberdar. Evet.
Rum Suresinin on birinci ayet-i kerimesi var.
Evet.
Allah ilk gün mahlukatını yarattı diyor.
Ölümden sonra da bunu yaratmayı tekrarlar. Sonunda hep ona döndürüleceksiniz.
Nasıl oluyor bu? İlkin mahlukatını yarattı.
Hacı Aleoğlu güzel bir soru sordu. (?) Bunu kim söyleyecek burada?
Ben size anlattım bunu. Ama bu şekilde anlatmadım. Aklınızı kullanırsanız bulursunuz.
Allah büyük bir hazine sahibiydi. İlim sahibi. Yalnızdı. Bilinmesini murad etti. Nurdan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin nurunu sonuna ruhundan (?) verdi. İşte ilk mahlukunu yarattı. Yaratılanların hepsi mahluktur. Bu durumda onun nurundan alemleri yarattı, ruhundan da insanları yarattı. İlk yaratılan, alemler yokken Peygamber Efendimiz yaratıldı. En son peygamber de yine o geldi ve diridir. İlk yaratılan hala diri olmasına rağmen ölümünü tatmasına rağmen diridir. Hala yine diridir.
İşte ne diyor burada?
Bak. Allah ilk mahlukatını yaratmıştır. Ölümden sonra da bunu yaratmayı tekrar eder. İşte insanlar bütün kıyamet koptuktan sonra tekrar ahiret aleminde dirilecekler. Ama toprak altında ne kadar yattı bunu bilemeyiz. Birbirimize soracağız. Orada ne kadar toprak altında yattık diye. Kimisi üç gün, kimisi bir günden biraz az yattık diyecek. Sizin toprak altında ne kadar yattığının sayısını diyoruz. (?) Tanrı zifeli melaike-i kirama sor. (?) Kaç bin yıl yattık, ne yaptık bilmiyoruz. Ama nasıl ki bazen yorgun oluyoruz, akşam yatıyoruz, sabah kalkıyoruz. Sanki bir anda uyandık gibi. Vücut dinlenmiş, gayet rahat.
10 saat, 12 saat yatmışız. Bazen sana ameliyatta morfini vuruyorlar, 24 saat uyanmıyorsun. Uyandığın zaman da hiçbir şey anlamıyorsun. Ne zaman, ne kadar zaman geçti. İşte aynen böyle. Soru varsa bir sorunuz daha tekrarlarım (?) Başka soru yok. Evet. Zümer 3 var hocam. Zümer 3'ü sormuştum ama Zümer 3. Bakalım Zümer 3'ü de söyleyelim, ondan sonra dersimizi kapatırız inşallah. Zümer 3. O da yanlış açılan bir yer. Şimdi burada şöyle söylüyor: Dikkat et diyor, halis din yalnız Allah'ındır diyor. Şimdi insanlar din uyduruyor. Allah bunu söylemek istemiyorum ama çok derine gidiyor, söyleyeyim: İnsana ruhundan verdiği için, zatından bir cüz'i, insanın konuştuklarını söylediklerini kendi iradesi içerisinde yaptığını ve din diye Allah'ın halis dininin dışında uydurduğuna din deyip kendi elleriyle putları yapıp tapınaklar, tapınanlar.
Bak insana bu kadar değer veriyor insana.
Onun söylediğine din diyor. Halbuki eğer ona değer vermeseydi o insana o iradeyi vermeseydi onların yaptıklarını kale almazdı.
Bu kadar insan Allah'ın indinde kıymetli bir varlık. Çünkü alemler üstüne şerefli yaratmıştır. (?)
Halis din yalnız Allah'ındır. Öyleyse insanların söylediklerine bakma diyor. Din Allah'ın dini. İnne'd-dîne indallâhi'l-İslâm. (?) Onu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edindiler diyor. Gördün mü? Elleriyle yaptıklarını ona din diye ona itaat ettiler.
Bir tane karnında yavrusuyla ölürse yavrusunu yalnız erkekler yer. Kadınlar yiyemezler. Karnını deşip alırlarmış onu. Onların tanrıları öyle. Söylermiş onlara. Eğer dana doğurur, canlı doğurur da sonra ölürse onu kadınlar da yermiş.
Kendi elleriyle yemek hazırlar. Tanrılarına yersin diye getirir bırakırlarmış.
Ondan sonra tanrıların adına kurban keserler. İşte kurbanın Allah adından (?) kesilirse, o kurban eti yenmez. Kurban veyahut hayvan Allah adına kesilir. Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır. (?) Onu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinirler. Onlara biz sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz derler. Evet. Söyler ki onların içerisinde ruh var. Biz o ruha itaat ediyoruz derler. İşte Allah'a yaklaştırmak için diye ya. O söylemleri o ruha itaat ederler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde, aralarında hüküm verecektir. Ne zaman? Kıyamette. Biz sana peygamber gönderdik. Sana kitaplar gönderdik.
Sana alimler gönderdik. Sen kendi aklına uydun.
Alemlerin sahibini karanlıklardan seni aydınlığa çıkartana arkana döndün.
Bakara Suresinin 17. ayet-i kerimesinde söylediği gibi.
Bakalım ne diyor da Bakara Suresi. Efendim. Bakara 17'de bak. (?) Onların, münafıkların durumu karanlık gecede yakan bir ateş misali diyor. Karanlık gecede kimse, insanlar ateş yakamaz. Burada mecazi mana var. Kur'an insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartır, İbrahim Suresinin birinci ayet-i kerimesi. İnsan ateş yakamaz, yanan bir ateş misali. Bu karanlık gece diyor, yanan bir ateş misali. İnsanlar karanlıklar içerisinde gelir (?) dünyaya. Allah onlara peygamberler, alimler, kitaplar gönderir, yol gösterir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkartır. Ne diyor? Onların, münafıkların durumu karanlık gecede yakan bir ateş misali. Yakan değil, yanan bir ateş misali. Ateş etrafını aydınlattığında ateşe arkalarını dönenler kendilerini karanlıklar içerisinde bırakırlar, artık görmezler. Burada ne diyor? Ateş etrafını aydınlattığında Allah hemen onların aydınlığını giderir. Ya hiç böyle Allah olur mu ya? İşte Siyonizmin yazdığı kitaptır.
Biz Zümer (?) üçü konuşuyorduk değil mi? (?) Yazalım şimdi şuraya Zümer üçü. Halis din Allah'ın dini, yalnız Allah'ındır. Onu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara biz sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz derler. Kendi (?) akıllarına göre Allah'a ihsan ettikleri için kendilerinin de yaratıldıklarını (?) biliyorlar. Bir ilaha mecburen boyun eğecek. Yani bir yaratıldığı birisi var ama kim? İşte atasından babasından ne gördüyse ona put yapmışlar. Herkes kendi hayaline göre kendi aklına göre bir şekil yapmış. O şekle itaat ediyor. Kendisi de biliyor buna ağaçtan, taştan, topraktan yapılan bir heykele itaat. Onlar kendi hakkı kendilerini şöyle kandırıyorlar.
Biz onun içerisindeki ruha itaat ediyoruz. Bizi Allah'a yaklaştırsın diye. Ve Allah sana, bana yaklaşsın diye sana elinde putlara tapın demiyor ki. Gayba iman et diyor. Zamanında beni gördün. Bak beni gördüğün için beni inkar ettin. Ben de seni zatımın görünmediği bir aleme gönderiyorum şimdi. Orada peygamberler, alimler gönderiyorum sana, kitaplar gönderiyorum. Sen kendi aklına uyma diyor. Kendi aklına uyma. Kendi aklın senin şeytan ve nefsin ve dünyanın güzel görünüşü benden çeker, uzaklaştırır diyor. Sendeki düşmanlarla arkadaşlık yapma diyor. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde, aralarında hüküm verecektir.
Ne zaman? Kıyamette. Kıyamette. Mahkeme-i kübrada. Şüphesiz Allah yalancı ve inkarcı kimseleri doğru yola iletmez diye burada da hakiki bir yanlış var. Allah herkese can boğaza dayanana kadar tövbe kapısı açıktır, dönebilir. Evet. Vaktimiz tamam oldu.
Hepimize hayırlı akşamlar diliyorum. Allah'a emanet olun. Ömrümüz varsa Rum Suresinde mi sordun? Anlattım herhalde.
Ömrümüz olursa, Allah nasip ederse yine haftaya buluşuruz. İnşallah. Ben yola çıkacağım. Yolcuyum. Çarşamba günü gidiyorum. Allah nasip ederse hakkınızı helal edin. Gidip gelmemek var. Efendim, gelip de görmemek var. Hakkınızı helal edin.
Bir katının memleketine götüreceğim bir 15-20 gün. (?) Yollarda geçen zamanlar. Belki bir ay gibi bir zaman geçer. Ama dersime devam edeceğim. Hiç merak etmeyin. Ne isterseniz sorun gelir. Allah'a emanet olun.