12.08.2026 Tarihindeki Sohbet
İçindekiler
Açıklama
Videonun metni
Ağır gidiyor ama, çok ağır. Geldi.
Sorular var.
Burada da işaret var.
Rum Suresi. (?)
Bu burada. Bu burada.
Lokman Suresi 28. ayet-i kerime diyor.
İşareti kaldır diyor.
3 adeti kaldırdık.
Bu biraz aşağıya çekelim. Yukarı çıkıyorsan aşağıya iniyor. Aşağı veriyor ama aşağı iniyor sana yukarı çıkıyor. Bu bozuldu mu acaba? Tekeri uçarmış hocam. He? (?) Tekeri uçarmış hocam. Bozulmuş hocam o tekeri. Bozulmuş mu üstüne? Bak şimdi. Orada işareti yok. Bak yukarı veriyorum bak. Nereye gittiği belli değil. Ne yapıyor belli değil.
Bunu nasıl yapacağız beyler?
Bak şimdi kayboluyor görüyor musun? Bak şimdi geliyor. Okey. Buradan başlayacağım şimdi. Bunu değiştirebilir miyiz bunu? Bunun şeyi var mı? Başka bir tane şurada bir şey olacaktı. Bu yapar mı acaba? Değiştirelim.
O da özel ama.
Pil var mı? Bunu bir sökelim hocam. İki tane ince pil.
çekerek aç. İki tane ince pil lazım, büyük pil değil mi? Burada vardır, hadi bakalım. 1-2 Şunu takalım ona. Tak.
Bakalım bu bulmadı daha. Bak, şey yapıyor, bulmadı. Niye bulmadı? Bundan oynuyor ama bunu bulmadı. Şuna bakacağız. Ofa (?) geldi şimdi. Şimdi olması lazım. Çalıştırma hadi. Şimdi oldu. Bak, o dışarıdaydı herhalde.
Bir daha şunu bir şey yapayım, of alayım, of. Bu (?) sefer de bu çalışmaya yok. Şu yeri değiştirelim hocam, başka bir yere takalım. Çalıştırıyor.
Tamam, ne yaptı şimdi bu buraya? Şu boşluğa bir tıklayın hocam, boş bir yere tıklayın hocam diye. Buraya mı? Evet, burası. Bir dakika hocam, bir dakika hocam, şimdi düzeldi hocam. Evet, iş iyi geldi şimdi, değiştirdi orayı. Hocam, şurayı üç dakika kapatalım hocam, şuraya basalım, sonra çekelim.
Bakın şurada şurası yapılmış. Lokman Suresi 28. ayet söylüyor. Lokman Suresi yirmi sekizinci ayet.
Bakma.
Yirmi sekiz.
Bunu geçen hafta yaptık. Sizin yaratılmanız ve dirilmeniz ancak tek kişinin yaratılması ve dirilmesi gibidir (?) diye yaptık bunu geçen hafta. Tamam. Rum 11 herhalde. Bunu da yaptık üzere (?) geliyor, yapılmış değil mi? Selamün aleyküm efendim, benim sorum sayfa 250. Yok, bu gene iş yapmıyor. 250. Biz gene eskisini koyalım, ona razı olduk. Bunu çıkartalım da onu koyacağız. Çalıştırmadı. Ver bana. Buraya geldi zaten. Okey dedik, tamam, bu güzel. 250, Ra'd Suresi (?) 18. ayet.
Evet.
Rahatsız edesin. (?)
İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel mükafatlardır.
Bu en güzel mükafat dünyada sana verdiği saraylar, köşkler, yatlar değil. En güzel mükafat Allah'ın emrini yaptığın için, dediğini yaptığın için ebedi saadet yurdundaki cennet mükafatı. Ona uymayanlara gelince, yani Allah'ın emrine uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümüyle bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa kurtulmak için onu mutlaka feda ederler. Ne zaman? Mahşerde toplandığımız zaman, mahkeme-i kübra kurulduğu zaman kişinin günahı haddini aştı, Allah'ı inkar ederek ahirete intikal ettiği zaman, ister ki bu dünya değil, bu dünya dolusu birkaç dünya daha cevher mücevherle dolmuş olsa Allah'a fidye verip kurtulmak ister.
Ama Allah yaratıcı olduğu için o zaten mücevherleri yaratanın sahibi.
O yalnızca zatının bilinmesi için insanı yarattı kendi iradesiyle. İnsan kendi iradesiyle Allah'ı inkar ederse işte o bütün yapmış olduğu tüm hoş işler boşa gitmiştir. Onlar için biz mizan tutmayız diyor. Yani terazi tutmayız diyor. Evet.
İşte onlar var ya hesabın en kötüsü olanlarıdır. Hesabın en kötüsü nedir? Rahmetin yağışı nedir? Rahmet Allahu Teâlâ'nın sevdiklerine (?) cenneti vaat ettiği yerler. Azap nedir? Azap da cehennemdir. Bak, hesabın en kötüsü onlaradır. Hesabın en kötüsünde insanlar Allah'ın emirlerini yapmadıkları için emre itaatsizlikten hesabın en kötüsü. Emre itaatten hesabın en güzeli. En güzelliğine rahmet, en kötüsüne zahmet. Evet.
Varacakları yer de cehennemdir, buyur. Gidecekleri yer de cehennemdir, diyor. Bir ayette de şöyle söyler, onlar orada ne yaşar ne ölürler. Yani bu ne demektir? Ruhlar üzerine bir daha ölüm yoktur.
Burada çok büyük mana çıkar. Ayrı bir manaya geçer burada. Allahu Teâlâ insanlara da ruhundan verdiği için ruhlar üzerine de ölüm yoktur. İnsanlar üzerine de ölüm yoktur. Bu cennet ve cehennemin baki olduğunu gösterir. İnsanların da ahiret aleminde Rabbinle baki olduğunu gösterir.
Birçok ayetler Allahu Teâlâ insana ruhundan verdiği için insana alemler üzerine şerefli yaratmıştır. Bu şerefli yaratılışın sebebi zatından ona bir cüz'ü verdiği içindir. Kainatta hiçbir varlığı zatına muhatap tutmamıştır. Yalnızca insanı zatına muhatap tutmuştur. Ve zatına muhatap tuttuğunu nereden anlıyoruz?
İnsana bir cüz'i verdiğinde cüz'i birçok şekilde de olabilir ama bunun ispatı nedir? İspatı iradedir. İrade. Yani kendi iradenle seni yaratanı bulmak. Çünkü kainatta irade yalnızca Allahu Teâlâ'nın verdiği insanda vardır. Ve kainatta iki irade vardır. Birisi külli irade Allah'tadır. Birisi de cüzi irade insandadır. Bu ne demektir?
Ne demektir? Orayı siz bulun. Söylemeyeceğim. Çünkü insana ağır gelir. Kalın sağlıcakla. Evet.
Biz geçtik mi orayı?
Dur bakayım.
Ra'd Suresi değil mi? 18. ayet-i kerime. Tamam.
Selamün aleyküm efendim.
Ellerinizden hürmetle öperim. Benim sorum Hud Suresi 68. (?) ayeti açar mısınız? Allah razı olsun efendim.
Ayetleri açtığımız zaman ayetlerin içerisinde çok sorulacak sorular var. Çok da derin manalar var. Oralara girersek zaten bu ayeti anlamamışsınız ki öbürlerini anlayasınız. Onun için bazı hurafe kelamlar insanların akıllarına yer etmiş ve insanlar o hurafeleri hak bilirler. Bu durumda biz size biraz daha derinliğini anlatsak birçok insan belki anlattığım an onu anlayabilir sonra birçok müşkülatla karşılaşır kendi gönlünde. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz siz insanların anlayacağı şekilde anlatın diyor. Hud Suresi 76. ayet-i kerime Hud Suresi 76. ayet-i kerime. Melekler dediler ki: Ey İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin azap emri gelmiştir ve onlardan geri çevrilmez. Bu azap mutlaka gelecektir. Bunu anlatabilmek için biraz daha geriye gitmek lazım.
Yani birkaç ayet geriye gitmek lazım. Melekler Hz. İbrahim aleyhisselam'a misafir olarak gelirler.
Hz. İbrahim aleyhisselam bunlardan çekinir. Onlara güzel bir dana ikram eder. Pişmiş dana ikram eder. Bunlar yemezler. Yemeyince Hz. İbrahim aleyhisselam korkar. Korkma derler melekler, biz meleğiz.
Biz Hz. Lut kavmini helaka geldik diyor. İşte Allahu Teâlâ'ya niyazda bulunuyor. Çünkü Hz. Lut amcasının oğlu.
Hazreti Lut'la beraber Hazreti İbrahim Aleyhisselam Urfa'dan çıkarlar. Firavun'un, Nemrut'un azabında. O ateşe atıldığı zaman oradan ateşten kurtulunca Hazreti Lut'u da yanına alır gider. Hazreti Lut kavmine peygamber olur.
Onlar kötü işlerde bulunurlar. Bu durumda çok mücadele eder. Hazreti Lut'a azap vermemesi için. İşte melekler onun için söylüyor. Bak ne diyor.
Melekler dediler ki ey İbrahim bundan vazgeç. Yani senin Allah'a niyazdan, cedelleşmenden, yani Rabbine münacat edip affı istemenden vazgeç. Çünkü Rabbinin azap emri gelmiştir. Çünkü Allah'ın, Rabbimizin iki dudağı arasından çıkan kelime çevrilmez geriye.
Ben ısrarla bu kelimeyi kullanıyorum. Hangi kelime?
İki dudağı arasından çıkan kelamı.
Çünkü Zat suretiyle bizleri de donattı ve bizlerle aynen insan suretinde de konuştu. Allah görünmez değildir. Onun için size ısrarla bu kelamı söylüyorum ki, Allah görünür. Ama Allah dünyada görünmez. Çünkü gayb bir alemdir. Bunun da manası şudur. Allah, insanlar gözleriyle görüp onu kavrayamazlar. En'am Suresinin 103. ayet-i kerimesi, bak ne diyor En'am'da, 103. ayet-i kerimesi, şimdi size onu okuyayım. Ama o bütün gözleri ihata ve kavrar, ihata eder ve kavrar. Evet.
Bak.
Gözler onu ihata, yani kavrayarak ve idrak edemez. Yani bu benim Rabbimdir diyemez. Halbuki o bütün gözleri görür ve ihata eder. Yani bütün varlığı görür ve kavrar. Çünkü o hükmü altında hiçbir şey yaratmamıştır. (?) O eşyayı pek iyi bilen her şeyden haberdar olandır. Evet. Bu durumda Allahu Teâlâ görünmez diyene şunu da ispat edeyim. Allah yalancıları sevmez. Yalan da söylettirmez. İnsanlara yalan da söylettirmez. Sen kelime-i şehadet getiriyorsun. (?) Eşhedü en la ilahe illallah. Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka bir ilah yoktur. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü. Hazreti Muhammed onun kulu ve resulüdür.
Şimdi biz Peygamber Efendimizi de gördük, Allahu Teâlâ'yı da gördük. Nerede gördük? Allahu Teâlâ'nın da yaratıldığımız zaman. (?) Onun için bütün insanlar kendilerinin bir ilah tarafından yaratıldığını bilirler. Fakat gurur ve kibirlerinden karşısındakini, Allahu Teâlâ'yı insan gibi gördüğünden, Peygamber Efendimiz de Allahu Teâlâ'nın yanında insanlara evet Rabbimiz budur inanın demesine rağmen inkar edenler. Orada üç bölüğe ayrıldılar. Daha evvel bunu söyledik. Vakıa Suresinde de 7 ile 10. ayet-i kerimelerinde ne diyor? Bütün ezvaç birbirinden gelmedir. (?) Ey sağcılar, size müjdeler olsun. Ey solcular, size yazıklar olsun.
Bir de mukarrebun sınıfı. Şimdi bu durumda orada ne diyor? Hz. İbrahim'den açıldı mevzu. Mevzu derinleşiyor tabii. Derinleşince birbirine eklenerek gidiyor. Bir ayetten Kur'an-ı Kerim'e dolaşırız yani. Bir ayet söyle ondan ona gider yani. Ama mevzuya dönecek olursak Hz. İbrahim aleyhisselam'a işte iki dudağın arasında dediğimiz olay bu. Bir daha geri çevrilmez emri çıktıysa efendim ne diyor? Çünkü Rabbin azap emri gelmiştir ve onlardan geri çevrilmez. Bu azap mutlaka gelecektir diyor. Allahu Teâlâ kainatta ilk Peygamber Efendimizin nurunu, zatının bilinmesini de sonra ona ruhundan verip, onun ruhundan peygamberlerin ruhlarını, peygamberlerin ruhlarından, kavimlerinin ruhlarını yarattığı için onun sözü söz, ağzından kelam bir defada çıkar.
Bir ikincisi, en sevdiği, alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz de onun kelamını geri çeviremez. Bitmiştir. Onun için Allahu Teâlâ'nın insanlar üzerindeki rahmetini bir bilseler, affı mağfiretini bir bilseler, insanları ne kadar çok sevdiğini bir bilseler, verdiği nimetlere şükredemediklerini bir anlayabilseler, gece gündüz zamanını ağlamakla geçirirler. Peygamber Efendimiz de buna göre şöyle söyler hadis-i şerifinde. Siz benim bildiğimi bilseniz az güler çok ağlardınız diyor.
İşte Hazreti İbrahim Aleyhisselam da müjdeyi alıyor sonunda. Hazreti Lut'u kurtaracağız diyor. Bir tek geri kalacak olan yaşlı hanımı. Herhalde anlaşıldı.
Burası da
Biz 76, Bayramiye herhalde anladı. (?) Efendim, anlayamadığınız yerler olursa tekrar sorabilirsiniz. Benim sorum yetim hakkı yiyen kafir mi olur? Eee, güzel söyledin.
Bu suresini okuduk, değil mi? (?) Bu şimdi söyledik. Bu oyunu oynuyor. Aşağı yukarı bunu da bırakayım diyelim de yapayım bari.
Allahu Teâlâ yetim hakkı yiyene şöyle söyler.
Onlar karınlarını ateşle doldururlar.
Bu iki manaya gider.
Yetim hakkını yemiştir. Ama sonra pişman olmuş, ona yediği kadarının fazlasını vermiştir veyahut ödemiştir. Bu onun hakkından kurtulmuş duruma gelir, günahı ve sevabı Allah'a kalmıştır, cehennemlik olmaz. Ama bu ayet-i kerimede yetim hakkı yiyen bir daha geri dönmeyip de dünyaya meyleden ve Allah'ın ayetini bir ayet inkar eden kafirdir. Tek bir ayet. Bu tek bir ayeti inkar durumuna düşer. Yani kale almaz. Bu durumda kafirdir. Ne diyor? Yetim hakkı yiyen karnını ateşle doldurmuştur. Öyleyse Âl-i İmran Suresinin 131. ayet-i kerimesinde kafirler için hazırlamış olan ateşe doğru gitmeyin diyor. E bu kafirler için hazırlamış olan ateşle karnını doldurursa kafir midir, değil midir? Sen karar ver.
Basit. Evet. Onun için derece almak istiyorsan, sınav kazanmak istiyorsan yetimin başını da okşasan yeter. Evet.
Evet.
Gel bakayım buraya. Başka soru var mı? Hocam, Hud Suresi 68. ayet var hocam. Geldi mi soru? Üste kaldı hocam o. Üste soru kaldı. Bu mu? Tamam.
Benim sorum Hud Suresi 68. ayet-i kerime. Açalım bakalım Hud Suresini. 68. ayet-i kerime. Ne diyor? Hud onu söyledik ya. 68. 76'yı hocam. 76'yı anlattık hocam. Bu 68'i cahil. Bu 68 mi? (?) Evet hocam. Peki. 68'e bakalım.
Evet.
Hud Suresi mi bu? Yanlış açmayayım. (?) Sanki orada hiç oturmamışlardı. Evet hocam. Doğru mu? O herhalde. Tamam. Evet, dur bakayım sen böyle. Azıcık hava değiştirdiğim zaman başlıyor hapşi hapşi. Onun için biraz durakladım burasını. Bir ve zalim dedin ama geçti. (?)
68. ayet-i kerimesi: Sanki orada hiç oturmamışlardı. Bilin ki Semud kavmi gerçekten Rablerini inkar ettiler. (?) Yine bilseniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzak (?) kılındı diyor. Allah muhafaza.
Bunlar peygamberlerini inkar ettiler. Yurtlarından kovdular. Sürdüler hatta. O her ne kadar bunlara ikaz ettiyse de bunlar anlamadılar.
Allah'ı inkar etmede devam ettiler. Bu durumda Allahu Teâlâ da onları yeryüzünden sildi, helak etti.
Bir sayhayla sönük sönük kaldılar. (?) Değil mi? Bir sayha Salih kavminde de bir güneşin altına gidip bulut geliyordu. Orada helak etti. Şimdi ne diyor burada? Kavmi gerçekten Rablerini inkar ettiler diye. Allah'a inkar ettiği için Allah bir kavmi niye helak ediyor? Helak etmese de öldürse gene azap edecek ama bir de helak ediyor. Yani yok ediyor. Yok edişinin sebebi arkadan gelecek olanlar da bunlara uyup zahir dünyada bunlarla beraber azaba mazhar kalmasınlar. Arkadan geleceklere bir rahmet. Fakat tabii insanların kaderleri değişmeyeceği için kader. Onların içerisinde de inkar edenler var. Sonra gelenler inkar etmedi mi?
Onlar da inkar etti. Onlara da Allahu Teâlâ şu ayet-i kerimeyi söyledi. Onların inkar edeceğini bilmesine rağmen. Atalarını helak edişimizin üzerinden az bir zaman geçmesine rağmen nasıl da atalarına benzediler. Hayatı. (?) Evet. Onun için Allahu Teâlâ yeryüzünde zatını inkar edenleri birçok kavmi helak etmiştir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz dünyaya gelince helakı kaldırmıştır. Niye onda helakı kaldırdı?
He? He. Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz alemlere rahmet gelmiştir. Rahmette helak olmaz. Ama ayet var. Biz sizi bazen mallarınızda, bazen canlarınızda imtihan ederiz. Bu kıyamete kadar devam edeceği için işte Allahu Teâlâ bize musibetler verir. Canlarımızla ve mallarımızla imtihan oluruz.
Bazı yerlere Allahu Teâlâ akıllansınlar diye musibetler verir. Fakat insanlar bu musibetlere de bir bahane bulurlar. Allah'tan geldi demezler. Zamanın birinde bir vilayetin valisi padişaha der ki: Bu millet azıttı, camilerde insanlar azaldı, camilere kimse gitmez oldu. Ne yapayım? der. Sen, der, buraya gel. Onu merkeze çeker. Bir vali gönderir. Herkes cenazesini pencereden çıkaracak.
Millet homurdanır.
Karşı çıkar. Fakat karşısındaki validir. Seslerini keserler. Bir müddet sonra alışırlar. Alıştıktan sonra herkes cenazesini pencereden çıkartıyor.
Padişaha mektup yazar. Vali der ki: Efendim, bunlar cenazesini pencereden çıkarttılar ama uslanmadılar. Camilerde yine kimse yok. Sen de merkeze gel diyor. Bir vali daha gönderiyor. Herkes cenazesini bacadan çıkartacak.
Millet galeyana geliyor, ne konuştuysa, efendim, emir emirdir, bacadan cenaze çıkarken, büyükleri, başlarındakiler diyor ki, bak diyor, bize bu musibet, camide diyor toplantımız olacak, bugün diyor herkes camiye, camiye geliyor, diyor ki, Allah bir insanı karşısına çıkar da görünmez. Biz camileri terk ettik, namazları terk ettik. Rabbimiz bize bu musibeti az bile verdi diyor. Onun için kabahat bizim. Biz Allah'a dönmekten başka çaremiz yok diyor. Nihayet camileri dolduruyorlar. Rablerine dualarda bulunuyorlar. Padişaha mektup yazıyor vali. Millet, dedi, camilere gidiyor, ne yapayım? dedi. Sen merkeze gel, ben başka bir vali göndereceğim dedi.
Vali gönderiyor. Orada diyor ki: Ey cemaat, toplanın bakalım. Toplanıyor. Siz, diyor, epey bir dinden uzaklaştınız, camileri terk ettiniz, namazları terk ettiniz, size bunca nimeti veren Allah'a sırtınızı döndünüz. Size bir vali geldi, siz akıllanmadınız, ikinci vali geldi, bacadan çıkartın, akıllanmadınız, üçüncü işte ben (?) geldim beni gönderdi. Onda camilere girdiniz, tövbekar oldunuz. Şimdi Allahu Teâlâ size rahmetinden cenazenizi normal evin kapısından çıkartıyor.
İşte bize de böyle Rabbimiz musibet veriyor ama anlayan yok.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Evet.
68. ayet-i kerimede Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzak kılındı diyor. Bu ne demektir? Onlardan Allah'ın rahmeti kalkmıştır. Ahiret aleminde Allahu Teâlâ'nın rahmetini üzerinden kaldırdığı insana hiçbir kimse şefaatte bulunamayacak. Peygamberler de dahil. İşte rahmet ne demek? Rahmet Allah'ın sığınağına sığınmaktır. Eğer Allah o rahmeti senin sığınağından kestiyse ahiret aleminde ne bir peygamber ne de bir şefaatçi sana şefaatte bulunmayacak ve Allahu Teâlâ ayet-i kerimesinde onlar orada kimsesiz ve yalnızdırlar diyor. Allah muhafaza. Allah kimseyi ne kimsesiz ne yalnız yapsın. Kimsesiz dediğim zaman anne babamı, dayımı, amcamı kastetmiyorum.
Hazreti Musa bir gün der ki, Ya Rabbim ben kimsesizim. Allah'la olan kimsesiz mi olur? diyor. Ben yalnızım diyor. Allah'la olan yalnız mı olur? diyor.
Başka soru var mı? Var hocam. Bakayım. Yeni sorular geldi. Yeni geldi değil mi? Bakalım bakalım ne diyor.
Bir tane mi var? İki tane var hocam. İki tane.
Hud Suresi 68 söyledik mi bir zaman? Anlattık hocam onu. Okuduk değil mi onu? Okuduk hocam.
Aha kayboldu. Bak bura kaybetti. Ne yapıyor bu?
Tövbe estağfurullah. Bu şeyden yapıyor bunu. Bu herhalde değil mi yeni gelen? Yok hocam onu yaptık hocam. Rastrasyon çekiş yaptık. (?) Bir tane mi geldi? İki tane mi var? Hocam kasko sigortayla alakalı bir şey var hocam. Nerede? Soru var. Biraz yukarı çıkalım hocam. En sonunda az yukarıda. Şu hocam, kasko, sağlık sigortası evet hocam. Notat 18 diye hocam kasko, sağlık sigortası, ev için (?) yapılan yangın, deprem ve benzeri sigortalar için dinimizde sakıncalıdır diyebilir miyiz?
Kasko bir nevi tedbir almaktır, tedbir. Vereceğin 3-5 kuruşla göreceğin zarar da zarar da büyükse devlet tarafından yahut da o şirket tarafından sana bir yardımdır bu. Sonra bu bir yardımlaşmadır. Sen zarar görmezsen kardeşin zarar görecek. O ona bu paradan sana yardım etmiş olacaksın. Sigorta ve kasko zararlı olmuş olsa insanların birbirlerine karşı dayanışması da o zaman zararlı olmuş olur. Bu bilemediğimiz insanlara da bir yardım meselesidir. Onlar da insanlar orada çalıştırıyorlar. Ve onların da maaşları insanlar iş buluyorlar. Efendim onlara iş veriyorlar. Ama bu sigortalar tabii doğru hak olarak çalışsalar yerinde.
Bazıları yamukluk yapıyor. Verdiğim paraları efendim altlarına koymuş oldukları bazı maddelerle sen bu maddeye girmiyorsun diye onu mahrum ediyor. Ama hakiki çalışırlarsa mesela bazı fazla para ödememeleri için eksik yazdırıyorlar. Bu durumda kişi mağdur oluyor. Gerçi 3-5 kuruş para alıyor ama gene de hakkıyla çalışılmamış oluyor. (?) Hakkıyla çalışanlar için hiçbir mahzur yok. (?) Kasko da yapar. Sigorta da yapar. Mesela biz arabamızı kasko yaptırıyoruz. Yani ben şimdi arabamı kasko yaptırdığım için değil. Hakikaten. Vurduğu zaman Ahmet'in Mehmet'in oraya koymuş olduğu paradan ben de vermiş olduğum parayla benim arabam tamir oluyor.
Ne güzel. Onlar bana yardım etmiş oluyor. Onun arabası vurulduğu zaman biz ona yardım etmiş oluyoruz. İslamiyet'te yardımlaşma vardır. Bu da yardımlaşmaya gelir. Evet.
Başka bakalım var mı?
Bak buraya gelince kayboluyor burası. Görüyor musun? Geldi.
Selamün aleyküm hocam. Allah'a en güzel nasıl tövbe edilir? Başladı. Şimdi inşallah ders anlatıyorum, kesilir. Mübarek ellerinizden öperim diyor. İnsanlar bir dilden tövbe eder, bir de gönülden tövbe eder. Dilden tövbe şu ayetin karşılığında olur: Siz dil sürçmesinden dolayı yaptığınız yeminleri kabul etmeyiz diyor. O da dil sürçmesi gibi olur o tövbe. Mesela diyorsun ki laf gelirse, valla şunu yapacağım diyorsun, Allah'a şahit ettim, ama dil sürçmesi bu, bu senin yeminini kabul etmiyor. Ama vallahi ben şunu şöyle yapacağım dediğin zaman bilinçli o zaman sen yemin etmiş oluyorsun. Yemin, yeminin eğer zararlıysa kefareti vardır.
İlla sen onu yapmak mecburiyetinde değilsin. Tövbe de öyledir. Tövbe buna benzemez. Tövbe de gönülden yapacaksın. Şimdi adama hoca tövbe ettiriyor. Hadi bakalım hep beraber tövbe edelim. Ne diyor? Estağfurullah el-Azim, Estağfurullah el-Azim, Estağfurullah el-Azim, Estağfirullahel Azim. El-Kerim, er-Rahim, ellezi la ilahe illa hüvel hayy, (?) el-kayyum, ve etubu ileyh. Böyle de söylüyor. (?) Burada insan ağzına geldiği gibi söylüyor. Bir böyle söyleyen var. Bir de Estağfurullah el-Azim, Estağfurullah el-Azim. Yani Allah'ım, yaptığım günahlarımdan beni bağışla, ben (?) tövbe ettim. Bak bilerek kalben üst üste bunu söylediğin zaman Allahu Teâlâ ameller niyete bağlı diyor.
Senin niyetin, Rabbinle istişareyi kurduysan, diyaloğu kurduysan, karşılıklı Rabbinin karşısında olduğunu bilirsen, bu şekilde yaptığın tövbe kabuldür. Bir daha da yapmayacaksın ama. Şimdi, bunun söylediğimizin ispatı, en güzel şekilde hacca gittiğin zaman haccı tavaf ediyorsun. (?) Orada niye gittin? Günahlarından bağışlanmak için. Allah'ın evini ziyaret etmek için. Gittin. Niyet tam bir hacı olmak için. İşte orada dualarla beraber sa'y, Safa ve Merve'yi sa'y yapmakta. (?) Makam-ı İbrahim'de iki rekat da namaz kılıyorsun. Allahu Teâlâ da diyor ki sen buraya gönülden geldin. Bir de beni burada ziyaret etmek için her yerde olmasına rağmen evimi de, beni de burada ziyaret etmek için ta memleketinden kalktın, sana zahmet buralara kadar geldin. Sen benim misafirim oldun.
Ben misafire hürmeten senin bütün günahlarını bağışladım diyor. İşte anandan yeni tertemiz doğmuş gibisin. Oraya gidemezsen de aynı şekilde gönülden dua edersen ve bir daha da sözüne sadakat gösterirsen affolmayacak hiçbir günah yok. Çünkü tevbe kapısı açıktır.
Başka var mı? Bakalım bakalım. Hocam, Bayramiye'nin sorusu vardı hocam. (?) Nasıl? Bayramiye'nin sorusu var. Bir daha sorayım. Bayramiye. Bakalım bakalım var mı? Nerede? Geldi mi? Şu üstteki. Bayramiye. Hocam, o ayette Rableriniz diye bir şey. (?) Selamün aleyküm. Bayramiye.
Benim sorum: Ra'd 18. ayette Rablerimiz diyor. Buna açar mısınız? Rablerimiz. Senin dediğin gibi Rablerimiz derse sanki Allah'tan başka birçok Rab gibi. Şimdi bakalım. ayete. Ra'd Suresi 18. ayet.
Ra'd Suresi.
Ra'd Suresi. 18.
İşte Rablerinin emrine uyanlar diyor burada. Burayı söylüyor herhalde. Evet hocam.
Burada Rabbinin emrine uyanlar dediği zaman bir kişiyi bir kişiye tekabül etmiş olur. Rabbinin emrine Rablerinin emrine deyince birçok insanların Rabbi olanın emrine manasına gelir. Rablerinin bu. İnsanlara hitap et. Rablerin sana şunu söylüyor demiyor. İnsanların Rableri senin Rabbin, onun Rabbi onun Rabbi, onun Rabbi kim? Allah, tek bir ilah. (?) Herkes kendi kelime-i şehadet getiren ama. (?) Bak ne diyor zaten. Rablerinin emrine uyanlar diyor. Burada bir iş şey var, sinyal var, işaret var. Uymayanları kastetmiyor. Eğer uymayanları da kastetmiş olsaydı puta tapanlar da Rab olacaktı, şeytana tapanlar da Rab olacaktı, çeşitli çeşitli tapınaklara Rab olacaktı.
Ama burada işi bağlıyor Allahu Teâlâ. İşte Rablerinin emrine uyanlar, yani Müslümanlar. Benim de Rabbim. Ahmet'in de Rabbi. Mehmet'in de Rabbi. Bizim Rabbimizin yani umuma söylüyor şimdi Rabbimizin. Yahut da Rablerimizin. Senin onun onun Rabbi. Allah tebbiriyle. Rabbimizin dediğimiz zaman daha mı oluyor? (?) Burada Allahu Teâlâ konusunda Rablerinin. (?) Yani insanları tek tek kastediyor. Kim bu? Müslüman olanları kastediyor. Bak ne diyor? Rablerinin emrine uyanlar. Müslümanlar. Burada bir şey var, kesin bir emir var.
En güzel mükafat vardır. Nedir o? Cennet. Ona uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümüyle bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, kurtulmak için onu mutlaka feda ederler. Feda. Çünkü bunlar Allah'tan başkalarına ilahlık davası güttüler ve Allah'ın emrinin dışına çıktılar. Bu durumda onların hiçbir iyilikleri yok. Var. Var. Eee? O iyilikler ne oldu? Haa. Bak şimdi.
Bütün bu kainatı yaratan kim? Allah. Bizi yaratan kim? Allah. Bize emri veren kim? Allah. Sen o Allah'a, o ilaha şirk koşarsan ve onu dinlemezsen seni yediriyor, içiriyor, akıl veriyor, zatına muhatap tutuyor, ruhundan bir cüz'ü veriyor, sen Allahu Teâlâ'ya kibirleniyorsun, büyükleniyorsun, gururlanıyorsun, kalben buğzlanıyorsun, Allah'ı inkar ediyorsun, Eee? Sonra? Senin için Allah iyilik yaptın da efendim hakkını arıyorsun. (?) Senin için terazi bile tutmuyor. Onların ayette bak ne diyor? Onların yapmış olduğu tüm hoş iş boşa gitmiştir diyor. Evet.
Başka var mı? Bakalım.
Bakalım bakalım kimde var. Şurada bir tane daha.
Yok. Başka yok. Var hocam. Son bir tane var hocam. En son bir tane var hocam.
Nasıl? Aşağıdan mı var? Aşağıda hocam. En aşağıda. Oynuyor bu. Görüyor musun? Evet hocam. Selamün aleyküm efendim. Benim sorum Allah'ın emir ve yasaklarını gözet ki, gözet ki, gözet ki, yasaklarını gözet ki Allah da seni gözetip korusun. Bu hadis midir efendim? diyor. Şimdi bunun manası şu. Bu eksik yazılmış. Herkes Allah'ın emir ve yasaklarını gözetiyor ama gene de kaderin içerisindeki sen nasıl bir insan olduğunu ispatlamak için sana bazı musibetler veriyor. Mesela verdiği musibette sen ondan beraber olmana rağmen seni gözetmedi mi? Şimdi burada çok eksik bir kelam var.
Sen Allah'la olursan Allah da senin... nedir? diyor. Seninle. Allah insanların yardımcısıdır. Buna göre bu hadisleri bu şekilde yazmak ancak Resulullah Efendimize mahsus. İnsanlar bunları kendi anlayışları dilinde yazıyorlar. Mesela sizin daha bilmediğiniz birçok varlıklar tarafından korunursunuz diyor. Allah'la olmayan da korunuyor, olan da korunuyor. Yani bunları çok güzel bir lisanla açmak lazım. Evet, ayetin bir kısmına geliyor, bir kısmı çelişiyor. Bu durumda buna hadis desen değil. Hadis değildir desen o uyan kısımları var. Onun için bir kısmı hadislikten, ayetten uzak olursa o hadis değildir.
Allahu Teâlâ'nın insanlar üzerindeki bazı rahmeti vardır. O rahmet de şudur. İnsan sadaka verirse sana gelecek ufak tefek musibetleri o sadaka önler. E sen Allah'ı sevmezsen insana yardım etmezsin. Gerçi Allah'ı sevmeyen de yardım ediyor ama sen ona, Müslümanlar sadaka verdiği zaman Allah için verir. Acır da verir. Acımadığı yüküsü imandandır. (?) İman da insanda inançtır. O inanç Allah'a ise sadaka veriyorsun. O sadaka da sana gelecek ufak tefek musibetlere perde olur. İşte bunları bu şekilde yazamıyorlar. Sen Allah'ın emirlerini gözet ki korusun. Gözet ki Allah da seni gözetip korusun. Allah zaten herkesi gözetip koruyor.
Kaderlerini dışına çıkartmıyor.
İnsanlar kaderlerini dışına çıkacakları zaman onları kaderlerinin içerisine sokuyor. Ayet var mı? Ben ayette ayetsiz konuşmuyorum ki. Ben size soruyorum şimdi. Hangi ayet bu?
Tuzak kuranların en hayırlısı biziz diyor hocam. Nasıl? Tuzak kuranların en hayırlısı biziz diyor. Yok. O da ona o da ona girer. O da şöyledir. Onlar bir tuzak kurar. Biz de biz tuzak kurarız. Ama biz tuzak kuranların en hayırlısıyız. Bak. Güzel.
Demek ki onları gözetip koruma. Bu şekilde bütün insanları koruyor. Kaderinin dışında olan bütün insanları koruyor. Kafiri de bunun için koruyor. O da tuzak kuruyor. Onların tuzaklarını bozuyor.
Onlar evde senin aleyhinde konuşurken sen orada mıydın? Biz onların yanındaydık diyor Allahu Teâlâ. Onlar tuzak hazırladılar. Onların tuzaklarını bozduk diyor. Çünkü kaderlerinin dışında.
Evet.
Bak ne güzel. Hadi sorun. Ayetlerle açalım. Neresi ayet, neresi ayet değil. Neresi bu hadisten çıkar. Hadis değildir.
Şimdi bunun birkaç yeri diğer bir hadiste geçse biz ona hadis de olsa tam hadis olsa hadis deriz. Şimdi kişi bilmediği için. E burada da bunlar geçiyor. Yani şu kelimeler geçiyor. Sen burada hadis değil dedin diyor. Ama burada hadis olmuyor. Allah da seni gözetip korusun diyor. Allah bana yani ben Allah'ın emrini yaptığım zaman Allah benim üzerimde bekçi mi oluyor? Ya.
Siz nasıl bir insan olduğunuzu ispatlamadan öldüğünüzü mü zannettiniz diyor. (?)
Bu tamamen Siyonizmin kelamına benzeyen bir kelam. İnsanı, Allah'ı da insan seviyesine düşürüyor. Onun arkadaşı gibi yapıyor. Evet.
Başka varsa bakalım yoksa dersimizi kapayalım.
Yok başka bir soru yok. Evet. Ben de zaten misafirim, yarın yola gideceğim. (?) Derslerimizi burada kapıyoruz. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun. Lillahi Teâle'l-Fatiha.
Akşam namazı oldu. Yatsı geliyor neredeyse.
Yarım saat mi var? Hemen namazımızı kılalım. Hadi bakalım.