26.09.2026 Tarihindeki Sohbet

A. Metin Saruhan · 27 Eylül 2026 · 2026

Videonun metni

Evet, çünkü geçen hafta da vermedim ya, ders de üstten başlar herhalde. Epey var herhalde değil mi? Soru var hocam. Evet.

Nereden başlıyoruz burada? daha epey soru var burada. Evet hocam Bayramiye'nin sorusu var. Baya soru var. Onların hepsini yapabilecek mi?

Bayramiye, Bayramiye, Bayramiye, Bayramiye, buradan başlıyor bak görüyor musun? Burada işaret var. Evet hocam. Onun altından başlıyoruz. Bayramiye. O da işaretli hocam. Ha bu da işaretli. Bu da işaretli. Bak bu bir yukarı bir aşağı oynuyor şu. Evet hocam. Bunu bir değiştiremedik. Şuradan başlıyor hocam. Bu beyazdan başlıyor. Evet hocam. Evet. Buradan başlıyor. Şey bakmadı. Resim gelmedi. Yayın değil. Bir şey yapıyoruz hocam. Geliyor bize. Sizde var mı? Var hocam. Tamam. Burada yok.

Evet. Başlayabiliriz. Burası ister gelsin ister gelmesin.

Selamün aleyküm efendim diyor. Mübarek eylemde, mümettir efendim. (?) Benim sorum sayfa 257, İbrahim Suresi 22. ayeti açabilir misiniz? (?) Allah razı olsun diyor. İbrahim Suresi 22. ayet-i kerime. (?) Bakalım.

Sureler. İbrahim.

22. ayet.

Hesap görülüp iş bitirilince şeytan diyecek ki şüphesiz Allah size gerçek olanı vaat etti. Nerede bu? Ahirette. Kıyamet kopacak.

Herkes yerine gidecek. (?) Cennetlik cennetliğe, cehennemlik cehennemliğe. Orada şeytan cehennem ehline söyleyecek bunu.

Ne diyor? Şüphesiz Allah size gerçek olanı vaat etti diyor. Ben de size vaat ettim ama size yalancı çıktım.

Ben size iğva verdim. Fakat Allah benim kim olduğumu size tanıttı. O size düşmandır dedi. Siz Allah'ın hak kelamına inanmadınız. Benim kendi aklıma göre size söylediğim kelama inandınız, peşime takıldınız. Bakın ne diyecek? Benim sizin üstünüzde bir hükmüm yoktu ki diyecek. Şimdi size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu diyor. Ne güzel söylüyor. Çünkü insanın üzerinde hükmünün olmayışının sebebi şeytan min maricin (?) min nar, biz onu yalın bir ateşten yarattık diyor. Ama insana ruhumdan verdim diyor.

Ruh kainatta irade sahibi olup bu iradeyle güçlü bir varlık durumudur. Güçlü.

Görünmeyen elbet ki güçlüdür değil mi? Görünmeyen. Görünene karşı güçlüdür. Fakat onun insan üzerinde bir hükmü yoktur. Aynen telsiz cihazları gibi yalın bir ateş dediği zaman frekanslar dahilinde yaratılmışlar. Bir herhangi bir frekans çözüldüğü zaman cinniye yakalanırsın. (?) Yahut o frekansın üzerinden aradığın zaman bir şeyi bulamazsan o ölmüştür. Mesela orta dalga radyosu falan frekansta yahut uzun dalga radyosu falan frekansta orayı açtığın zaman eğer o frekansta o radyoyu yayın yapmıyorsa nedir bu? Kapalı demektir. E cinin de o frekans üzerinde bunu bulamazsan öldü (?) demektir. Ve o frekansların insan üzerinde bir etkisi var mı?

Yok. Her tarafında dolaşıyor. İşte şeytan da kan cereyanında dolaşır insanın. (?) Bu durumda şeytan her ne kadar görünmezse güçlü zannederler gibi ama onun insan üzerinde gücü yoktur. Hiçbir şekilde insana tesir edemez. Ancak insanda irade çok güçlüdür. İradeyle aklını kullanırsa, ki siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız? diyor. Aklını kullanırsa insan doğruyu ve eğriyi ayırt eder. Şeytan kimdir? Allah'ın yarattığı bir varlıktır. Allah kimdir? Kainatı yoktan var eden ve ondan başka bir ilah olmayan zatıyla kaim bütün varlıkları, yedi kat semavatın sahibi olandır. Sen şimdi yaratılana mı tabi olacaksın yoksa yaratana mı tabi olacaksın?

Değil mi? İşte aklını kullanacaksın. İnsanın üzerinde hükmü yoktur. Evet.

Ben sizi sadece inkara çağırdım diyor. Siz de benim davetime hemen koştunuz. Çünkü senin kaderin nedir? Zamanında Allah'a da isyan ettin diyor sen. Sen Allahu Teâlâ'yı, Allah ben sizi yarattım demesine rağmen, sizin Rabbiniz benim demesine rağmen sen orada Allah'ı da inkar ettin. Kendi hayalindeki Rabbi bekledin diyor. Zaten Allah'ı da inkar ettin diyor. Bu inkarın içerisinde ben seni davet ettiğim zaman senin de hoşuna gitti. Bana övdün geldin diyor. (?) Yoksa benim senin üzerinde bir hükmüm yoktu diyor. Zaten onu baştan söylüyor.

Siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin diyor. Kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Öyle ya. Allahu Teâlâ ne diyor? Rahmetini kestiğim insanlar üzerinden hiçbir varlık, hiçbir yaratılmış melekler, peygamberler dahi onlara şefaatte bulunmayacaklar. Evet. İşte ayette de onlar o da kimsesiz ve yalnızdırlar. (?) Sahipleri yoktur. Sahipsiz kaldılar. Evet.

Kuşkusuz daha önce ben, beni Allah'a ortak koşmanızı reddettim diyor.

Şimdi böyle bir şey var mı? Şeytan reddetti mi? Şeyh-i kafiri yahut da insanı (?) yoldan çıkartacak kelimeleri söylemekle dedi mi? Siz bana gelin diye demedi. Hiçbir zaman da ben sizin Rabbinizim demedi. Ve ben Allah'tan korkarım dedi.

Ve Allah'a nasıl lanetlediğini de insanlara Allah ayetleriyle de (?) açıkladı. Öyleyse ben size yalnız bir iğva verdim diyor zaten burada. Siz de bu ben yalan söyledim size diyor. Siz de benim peşime takıldınız. Çünkü siz de benim gibi Allah'ı inkar eden insanlardınız diyor. Ama ben inkar etmedim. Ben Adem'e kızdığım için ona secde etmedim diyor. Ben Allah'ın varlığından haberdardım diyor. Ama siz Allah'ı inkar ettiniz diyor.

Kuşkusuz daha önce ben beni Allah'a ortak koşmanızı reddettim. Şüphesiz zalimler için elim bir azap vardır diyor. Allahu Teâlâ bu son cemde, Allahu Teâlâ'nın kelamı. (?) Zalimler için elimdir azap. Allah cümlemizi İslam nuruyla ahirete intikal eden kulların arasına ilhak eylesin.

Cehennem yoluna giden ayaklarımızı o yola değil, sabit sırat-ı müstakim üzere giden yola nasip eylesin.

Yine Bayramiye şöyle söyler: Selamün aleyküm efendim. Mübarek ellerinizden hürmetle öperim. Benim sorum sayfa 265. Sayfayı söylemezsen de olur, sureyle numarayı söylersen yeter. Hicr Suresi 91. ayeti açabilir misiniz diyor, Allah razı olsun diyor. Yazalım, Hicr Suresi. Efendim?

Kaç diyor? 90-91 efendim. 90, 90. ayet. Evet. Burada 90. ayette der ki: Nitekim biz Kur'an'ı kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir diyor burada. Tefsirinde Kur'an'ı kısımlara ayırmak ne demek? Kur'an dört kitaptır. Dört kitaptan birisi Tevrat, birisi Zebur, birisi İncil. Bunların üçü Kur'an-ı Kerim'dedir.

Kur'an'da kısımları ayırmak demek, ben İncil'e tabiyim demek, öbürü ben İbrani'yim, Tevrat'a tabiyim demek, Bunlar Kur'an'ı kısım kısım ayırırlar. Halbuki Allahu Teâlâ göndermiş olduğu son Hatemün Nebi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i alemlere rahmet göndermiştir. Allahu Teâlâ insanların akıllarına göre kitaplar göndermiştir. En son akıllar devreye girdiği zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i göndermiştir ve bütün insanlara. Ve ma erselnake illa rahmeten lil âlemîn. Aleme rahmet olarak gönderdiği bütün insanlara, hatta cinlere, hepsine, alemler dediği zaman melekler de içerisine girer.

Onlara peygamber olarak göndermiştir. Çünkü alemler nurundan, insanlar ruhundan yaratılmıştır. Bu durumda kim Allah'ın göndermiş olduğu bu dört kitabın içerisinden, Kur'an'dan kasıtlı bir ayet de inkar etse kafirdir. Evet, işte ayırma budur. Bunları ayıramazsın. Nitekim biz Kur'an'ı kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir diyor. Azabı. Ve bu azabın inişi nasıldır? Helak yoktur. Helak kalkmıştır. Resulullah Efendimiz'in hatırına. Çünkü helakın kalkması ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn. Alemlere rahmet gelen bir peygambere kavimlerine insanlarına helak yakışmaz. Ama ben musibeti vereceğim dedi.

Musibet var. Musibetler de yağıyor zaten. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Her tarafta zelzele. Depremler. Yağmurlar kesildi. Sel halinde gidiyor sel. Alıp götürüyor her tarafı. Allah nasıl daha iyi ikaz edecek? Dünyanın her tarafında sallanmalar, ahlaksızlıklar, çıplaklıklar almış gidiyor.

Kıyamet alametleri.

Evet. Azabın indirilmesi, görüyorsun sellerle insanların ölmesi veyahut depremlerle evlerin altında kalması. Efendim, Hakk'a karşı sessiz kalıp da küfre rıza gösterip boynunu bükenlere Allah öyle bir ceza veriyor ki, onların kalplerindeki sıkıntıyı siz bir bilseniz, onların kalplerindeki perişanlığı bir bile bilseniz, iki ayağı bir pabuçtadır. Ona şeytan da iğva verir. Dünya da güzel görünür. Dünyayı kazanmak için Ahmet'i Mehmet'i kandırır. O kanması ve bile bugün görüyoruz kandıranların ne hale (?) düştüğünü. Hepsi perişan vaziyette. Kıyıp kıyıp ucak kaçıyorlar. (?) Doğru yoldan ayrılanların huzuru yoktur.

Huzur İslam'dadır. İslam'ı yaşayabilmektedir. Çünkü huzur, insan huzuru bulması için o huzurun sahibine güvenir ve ona dayanır. Onu büyük bilir. Ona teslim olursa, ondan gelene rıza gösterir. Gönlü huzur içerisinde kalır. Ama bugün, insanın gözü dünyaya dalmış bu çöplük dünyada gözü doymuyor. Şeytanın nevasıyla, nefsin de hevası dünyayı allı pullu (?) puslu gösteriyor, süslü gösteriyor ve insan bu dünyanın akımına kapılmış bir selin içerisinde yuvarlanıp gidiyor. Bunda huzur mu arıyorsun sen? Bu azabın ta kendisi. Onlar huzuru bilmiyor ki. Huzuru bilse böyle yapar mı?

O çıplak gezenlere huzurlu mu sen zannediyorsun?

Evet. Doksan birinci ayeti okuyalım. Onlar Kur'an'ı bölüp ayıranlardır diyor. İşte doksanıncı ayette, doksan birinci ayet-i kerimeyle beraber söyledik. Kur'an'ı bölüp ayırdılar. Yani onlar kafir oldular. Kur'an'ı bölüp ayıranlar kim bunlar? Kafirler. Allah'a isyan edenler. Ben Hazreti İsa'ya inandım. Sen Hazreti İsa'ya da inanmadın. Ben Allah'a inandım. Sen Allah'a da inanmadın. E bana ispat et o zaman. Ya ispatı çok basit. Allah çoluk çocuk sahibi değil ki. Hazreti İsa da Allah'ın oğlu değil ki. Allah'ın yarattığı bir kul ve peygamber. İncil'in, İncil'i getiren bir peygamber. Sizi Allah'a davet eden bir peygamber.

E sen şimdi Allah'a davet eden ikinci bir peygamber. Alemlere rahmet gelen bütün insanlar, peygamberler onun ruhundan, insanlar da peygamberlerin ruhlarından yaratılan insanlar dururken, yani bu peygamberler dururken, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz son Kur'an-ı Kerim'i getirdiğinde, Allahu Teâlâ Kur'an'ı gönderdiğinde, sen Kur'an'a inanmaz da, ben efendim Kur'an'dan İncil'e inanacağım, öbürü Tevrat'a inanacağım dersen, Kur'an'ı böyle parça parça bölersen, sen Allah'ın emrine riayet mi etmiş olursun? Sen Allah'ı tanımış mı olursun? Sen peygamberleri, Allah'ın oğulları de, yahut peygamberleri bazılarını öldür ve Allah'a isyan et, Allah'a çoluk çocuk sahibi yap,

Hazreti Üzeyir'i Allah'ın oğlu de, Hazreti İsa'yı de, Allah'ın oğlu de, Efendim Meryem'i de, Hazreti Meryem'i de, hanımı de, da böyle Allah var mı?

Allah zatında tek. Onun ne çoluğu ne çocuğu vardır. İhlas da, İhlas Suresi. Kul hüvallahü ehad, Allahüssamed, lem yelid ve lem yuled, ve lem yekün lehu küfüven ehad.

Evet, Bayramiye. (?) bir daha soruyor. Gene sorsun, Allah razı olsun. Sor Bayramiye, ne (?) kadar varsa sor, hangi ayetten istiyorsan, hangi hadisten istiyorsan sor. Selamün aleyküm efendim. Mübarek ellerinden hürmetle efendim. Benim sorum sayfa 266, sure 2. ayet, açabilir misiniz? Allah razı olsun. Efendim, 266. sayfada hangi sure var? Nahl Suresi hocam. Nahl Suresi. Evet. Bakalım. Nahl Suresi 2. ayet-i kerime.

Efendim. Şunu şöyle.

Nahl 2. ayet-i kerime. Değil mi? Öyle diyor. Evet hocam. Allah kendi emriyle melekleri, kulları dilediği kimseye indirir. (?) Doğru. Burada dileme Allah'a mahsus. Kullarından da dilediğine gönderir.

Burada birçok mana var. Dilediğinde birçok mana var.

Size bir tanesini söyleyeyim.

Allahu Teâlâ peygamberlere dilediğini göndermiyor mu? Hangi peygamber, hangi kavime gelecekse onu gönderiyor. Onun dilemesiyle geliyor. Onun emriyle geliyor.

İkincisi, dileme. Allahu Teâlâ'nın dilemesi insan üzerinde yoktur. Ama insan bazı şeyleri Allah'tan ister. Bazı şeyleri. Bu dileme Allahu Teâlâ'da kader içerisinde varsa verir. Kader içerisinde. Dilediğine kaderi içerisinde dilediği kadar verir. Kaderi içerisinde.

Bu da bir insanın ki Allah'ın dilemesidir. Mesela onlar bir tuzak hazırlar. Ben de bir tuzak hazırlarım. Benim tuzak hazırlamam daha hayırlıdır diyor. Yani şimdi burada Allah'ın dilemesi hop şeyi efendim insanı kaderinin dışından, kaderinin içerisine sokar. Çünkü kaderinin dışına çıktığı zaman ne olacak? Kader bozulmuş oluyor. Kader bozulmayacağına göre Allahu Teâlâ onu kaderinin içerisine sokar. Başka Allah'ın dilemesi nerede var?

Siz daha bilmediğiniz birçok varlıklar tarafından korunursunuz diyor. Ömür boyunda hiçbir tehlike geçirmeyeceksin. Ama tam sen bir kaza geçireceğin zaman senin kaderinde de yoksa o meleği sana gönderir, sana yolunu şaşırttırır veyahut da seni bir an bir tıkızlama (?) yaptırır yahut bir iki ayaklı birisini karşına çıkarttırır, kendisi yahut bir başkası gibi görünür, seni orada tutar ve kazadan önler. İşte Allah'ın dilemesi. Bazı insanlara gönderir. İşte bu bazı insanlar dedi kaderlerin dışında uğrayacak bazı kazalara. Demin de bunu kastettim zaten. Ömür boyunda hiçbir sana bir şey müsaade olmayacak.

Yani kaderin dışında sen bir şey yaşamayacaksın. Kaderin dışına çıkacağı zaman Allahu Teâlâ sana melekleri gönderir ve tutturur.

Ben Samsun'dan Bafra'ya gidiyorum. (?) Ben de o zaman gençtim daha.

Şartlı BM'ler var bende. (?) BM'lerle gidiyorum. (?) Bafra'ya, deltasına gideceğim. (?) Gezmeye gidiyorum. Yani yirmi dört, yirmi beş yaşlarındayım. (?)

Epey de bir süratim var.

Önümden kamyon gidiyordu. Kamyonu solladım, karşısından taksi geliyor. Vurmama mümkün değil. Orada nasıl oldu, nasıl durdu, nasıl kamyonun arkasına ben geçtim, nasıl orada kendime geldim tam da karşımızda bir kahve var. Oturanlar da ayağa kalkmışlar ben gittim diye. Ben de o tehlikeden sonra geçtim, kahvede oturdum bir çay içeyim dedim, hepsi bana sarılıyor, geçmiş olsun diye. E bu kurtulma, nasıl kurtulma bu?

Şeyden geliyorum, gene Ankara'dan, eski yoldan geçeceğim. Şeyden, Hendek'ten geçiyorum, Hendek'ten. Hendek'ten gidiyorum.

Çarpışmamam mümkün değil. (?) Artık dedik, bu iş burada bitti. Bana bir baygınlık geldi. Orada, o anda. Ne kadar kendimden geçtim bilmiyorum. Bir meydanda gidiyorum ama uçak meydanı. Sahi, böyle. Arabayla gidiyorum, uçak meydanı.

Git, git, git, git, git. Sonra aklım başıma geldi. Sonra yol kendiliğinden düzeldi. Ve yola devam etti. Ya böyle başımdan çok olaylar geçti. E bu nasıl oluyor? İşte Allah'ın sana gönderdiği kaderinin dışında olan işler bunlar.

Allahu Teâlâ'nın sana gönderdiği melekler. Evet. Nahl Suresi ikinci ayet. Okuyalım bakalım daha ne diyor.

Benden başka Tanrı olmadığına dair kullarımı uyarın. E bu hükmü kim yapabilir? Allah'tan başka kim o anda bütün yalnız ben değilim bu kainatta yahut dünyada böyle kaza geçirenlere kim müdahale ettirebilir? İşte Allah'ın emri bu. Allah'ın gönderdiği emrinde olan melekler nerede, ne zaman, ne olacak biliyor. Onları orada hazır bulundurur. O melekleri orada hazır bulundurur. Onlar onu önlerler. Evet.

Ve benden korkun diye gönderir diyor.

Melekleri. İşte bu kazalardan sonra. Şimdi aklıma rahmetli Kenan Hoca geldi. Orada arabasını tamir ettiriyor bir Hristiyan mı diyeyim ona? İbrani mi diyeyim? Haham. Hahamın şeyleri. Herhalde İbraniler. Ben diyor Allah'a inanmadım diyor. İnanmam diyor. Daha da inanmıyorum diyor ama bir şeye şaşkınlık duyuyorum diyor.

Ben diyor Himalayalardan geliyorum diyor. Himalaya dağlarından beri diyor geliyorum arabayla beraber diyor. Orada anlatıyor bunu. Arabam bir ara dedi (?) şarampole doğru gitti dedi, elinde olmadan birdenbire ben Allah dedim diyor. Bana bunu söyleten kim diyor? Ben Allah demem ki diyor. Bana bunu söyleten kim diyor. Ha bu olaylar başka bir olay. Bunlar biraz tasavvufi batıni kelamlara giriyor. Onun için burayı yalnızca benden korkun diye hitap ediyor Allahu Teâlâ. Yine Bayram evladımız şöyle söylüyor. (?)

Selamün aleyküm efendim. Mübarek ellerinizden hürmetle efendim. Benim sorum sayfa 38, Bakara Suresi 240. (?) ayet-i kerime. Açabilir misiniz? diyor. Allah razı olsun. Bakara Suresi 243. Ayet-i kerime. Suresi Bakara 243. Binlerce oldukları yerde ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi diyor. Burada.

Bu şu ayetin karşılığı kimseler. Size emr-i hak vaki olacağı zaman ne bir saat ileri ne de bir saat geri kalır diyor. Sen ölüm korkusuyla yurdundan çıkıp gidersen diyor.

Senin eğer ömrün dolduysa orada öleceksin diyor. Yolda öleceksin diyor. Eğer ömrün dolduysa daha yola çıkmadan öleceksin diyor. Bu kaçınılmaz bir hakikat. Sen ölüm korkusundan eğer harbe de gitmezsen ya eğer ölmeyeceksen harpte de ölmeyeceksin. (?) Bu bir iman. Allah'a teslimiyettir bu. Ayetlere inanırsan ayetler sana hayat verir. Huzur verir. Ama ayete inanmazsan kendi aklından hüküm verirsen her işi kendi aklına vuran kişi takma bacak takmış bacaksızlara benzer diyor. Dün yaptığı bir işi bugün değiştirmeye kalkar. Öyleyse aklından gene kumanda edeceksin ama evvela Allah'ın ayetini dinleyeceksin.

Anladığın kadarıyla ayete itaat edeceksin. Allah bizim ömrümüzü ne zaman hitam edeceğini, son (?) bulacağını yani ömrümüzün sonu bulacağını bize bildirmemiştir. Öyleyse biz ne zaman emr-i hak vaki olur bilmeyiz. Bu durumda ölüm korkusuyla buradan mı kaçacağım? Yok. Eğer ömrüm dolmadıysa ömrüm dolmadıysa burada herkes gitse ben gene sağ kalırım. Öyle olmadı mı? Kaç gün çöküklerin, göçüklerin altında kalan insanları çıkarttılar. Kaç gün sonra? Bir haftasında çıkan oldu. Evet. Öldürmeyen Allah öldürmez.

Burada diyor, okuyalım. Binlerce oldukları halde ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Burada binlercenin merkezi, yani asıl şey burada binlercesi diyor. Niye binlercesi? Allahu Teâlâ kastediyor. Binlerce değil, milyonlarca da olsan ölümü durdurabilecek misin manasında bu binlercesi bu ölümden kaçıyorsun, sana bu binlerce mani olabilecek mi diyor. Milyonlarca da olsan diyor, buna sana mani olabilecek mi? Zamanın geldi mi gideceksin diyor. Evet. Allah onlara ölün dedi, öldüler. Sonra onları diriltti. Bunlar kim? Beni İsrail kavminde, Hz. Musa'ya, biz Allah'a inanmıyoruz dediler.

Görmedikten sonra inanmayız dediler.

Bir yıldırımla bunları ölü haline getirdi ama tam ölü değil. Baygınlık bunlarınki.

İnsan bu gözlerle Allah'ı göremeyeceğine göre onlara zatını gösterdi. Bunu açamazlar bu ayeti. Kolay kolay.

Nasıl ki nefis ve can lahut aleminde Rabbimiz ben sizin Rabbinizim diye karşımıza geçti de orada Elestü bi-Rabbiküm, evet ben sizin Rabbinizim demesine rağmen üç kısma ayrıldık. Gösterdi kendisini. (?) A'raf Suresinin 172. ayet-i kerimesinde de nasıl Allahu Teâlâ'dan ahitleştik. Her birimizin ahdi kendimize kader oldu. Muradımız kendimize kader oldu. Gösterdi. İşte dünyada insan bu gözlerle Allahu Teâlâ'yı göremeyeceğine göre En'am Suresinin yüz üçüncü ayet-i kerimesi onu da yanlış açmışlar. Ama biz doğrusunu açtık orada.

Bu durumda Allahu Teâlâ o yıldırımla beraber bunlara bir baygınlık verdi. Ve nasıl ki insan rüyasında geceye dolaşıyor ya aynen bunun gibi o (?) sırada zatını gösterdi, tekrar diriltti. Şimdi buna bunu bu şekilde açamayan bir insan öldü de diriltti derse Allahu Teâlâ'nın şu ayet-i kerimesine ters düşer. Biz sizi iki kez diriltir, iki kez öldürürüz diyor. Bu zaman bunu öldürdü, diriltti, bir daha öldürecek, bir daha ahirette diriltecek. Üç defa öldürmüş oluyor. Allah'ın iki kez dirilttiğini, iki kez ölümüne ters düşer. O ölüm tadını tatmadı. Can çıkmadı. Bir baygın vaziyette. Rüyanda görmüş gibi aynen.

Rüyada görmüş gibi. Bu hal zuhur ediyor. Yoksa onlar bu dünyada ölüp tekrar dirilip tekrar ölmediler. Şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de Emr-i hak vaki oldu, fakat ölü değil, diridir. Ölümü tattı burada. Ahiret aleminde onun bedeni kendisine görünmeyecek. Kendisi bedeni olmayacak orada. Niçin olmayacak? Şimdi size şurada Fetih Suresinin Fetih Suresinin birinci ayet-i kerimesini okuyacağım.

İkinci ayet-i kerimesi: Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar diyor. Şimdi buraya dikkat edin. Biraz dersi açıyoruz ama toplayacağız. Ne diyor? Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Her insan hatalı yaratılmıştır. Zelle de olsa zelle, zelle de olsa hata işler. Ama Peygamber Efendimiz alemlere rahmet geldiği için onun zellesi yoktur. Çünkü o alemlere rahmet gelmiştir. Alemlerde bir eksiklik yoktur. Ancak Peygamber Efendimiz'in zellesi Allahu Teâlâ'ya karşıdır. Ona karşı eksiktir. Bu durumda senin gelmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.

Diyor. Peki o bir ölümü tattı. İkinci ölüm nerede? Madem beden gelmeyecek, onun bedeni halihazırda, kabristanında duruyor kendi yerinde. O ikinci defa Mehdi kılığıyla gelecek. Mehdi kılığıyla. İsmi Mehdi olacak. Peygamberleri kınadığı için peygamber değil. (?) Peygamber kendisi bir daha üstüne bir peygamber daha gelmeyeceği için Mehdi sıfatıyla gelecek. Zaten bir ismi de Mehdi'dir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir ismi de Mehdi'dir. Ve ikinci defa dünyada vefat edecek onun için ahirette onun bedeni gelmeyecek. İki defa dünyada ölümü tatmış olacak.

Mehdi'yim diyenler var ya hikayede. Onlar da öğrensinler de biraz akıllarını başlarına toplasınlar.

Hangi ayetteydik? 243'te mi? Evet hocam. Bakara Suresi 243. ayet. 243. ayet. Oraya bir girelim de onu devam edelim.

Bakara.

243. Binlerce oldukları halde ölümün korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara ölün dedi, öldüler. Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkardır diyor. Bu lütufkarlığı nedir? Allahu Teâlâ'nın insanlara karşı lütufkarlığı. İnsanı aklen eksik yarattı. İnsan günaha girer. Günah işler. Hata eder. İşte insanı niçin böyle yarattı. İnsan eksikliğini bilecek, Allah'a dönecek, affını dileyecek. Allah'ın yaratma gayesine uygun düştüğü için Allah tevbeleri çokça kabul eder dediği ayet-i kerimesi de buna bağlı olarak geliyor zaten. Ayetler hep birbirini destekliyor böyle.

Evet. Bu durumda Allah insanlara karşı lütufkardır. (?) Onları eksik yaratıp ruhundan da bir cüz'ü verdiği için ta son nefesine kadar, can boğaza dayana kadar, dayanana kadar tövbe kapısını açık tutuyor. Vakıa suresinde iza beleğatil hulkum, can boğaza dayandığı zaman (?) Hineizin tenzurun. Hadi onu geri çevirsenize diyor. (?) Ve nahnu akrabu ileyhi minküm ve lakin la tubsirun. (?) Akrabalar diye baş üstünde toplamış canlı çıkmasını beklerler. (?) Siz mi ona kudretinizle yakınsınız yok mu? Biz mi daha kudretimizle yakınız diyor. Allah insanlara karşı çok lütufkar. Ta can boğazına gelene kadar bekliyor.

Tövbe et diyor. Tövbe. Tövbe kapısı kapalı değil. Ama Kur'an'ı açarlarken kafirleri diyor cehenneme atacağım diyor. Tövbe kapısını baştan kapıyor. Kafirlerin içerisinden tövbe edenler yok mu? Var. İslam olanlar yok mu? Var. Sen kafirlerin hepsini kafir diye Allah'ın tövbe kapısını kapayamazsın ki.

Yine Bayram Efendi söylüyor. (?) Selamün aleyküm efendim. Mübarek ellerinizden hürmetle efendim. Benim sorum sayfa 281, İsra Suresi. Tamam. İsra Suresi yedinci ayeti açabilir misin? İsra Suresi açalım.

Efendim.

İsra.

Kaçıncı ayeti? Yedinci ayet.

Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, Kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz diyor Allahu Teâlâ. Bu şu ayet-i kerimeyi destekler. Ve men ya'mel miskale zerretin hayren yereh. Ve men ya'mel miskale zerretin şerren yereh. Miskal zerre şerrini yazacağım. Miskal zerre hayrını da yazacağım. Miskal zerre şerre kendine kötülük etmiş olursun. Günah işlemiş olursun. Ama hayır işlersen kendine sevap etmiş olursun. Yani kendi dereceni yükseltmiş olursun. Emrimi yerine getirdiğin için ben de sana diyor istediğimden fazlasını veririm. Yaptığın bir hayra, bire üç, bire beş, bire yedi, bire on, bire yetmiş, bire yüz, hatta yedi yüz veririm diyor.

Bir başak diyor. Her bir başakta diyor yüz tane. Yedi başak yedi yüz diyor. Ben demiyorum. Ayet söylüyor böyle.

Artık diğer cezalandırma zamanı gelince yüzünüzü kara etsinler. (?) Ne demek bu artık ceza gelince? Bunu da İsraililere söylüyor. Lanetli kavime söylüyor bunu. Bir kere yeryüzünden kaldırdılar yüzleri kara oldu. İkinci bir kara zamanı gelecek. Şimdi ataların bir sözü var. Eceli gelen köpek diye cami duvarına işer. Bunların herhalde eceli geldi. Bunlar bu yolu benimsemişler. Ve bir katilin peşine takılıp gidiyorlar. Bak ne diyor şimdi. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince yüzünü karartsınlar. (?) Daha önce girdikleri gibi yine Mescid-i Süleyman'a mabedine girecekler ve ellerine girdikleri, geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip edecekler.

Başınıza musallat olacaklar diyor. İşte aranıyorlar. Şimdi kaynıyor zaten. Bir oraya saldırıyor, bir oraya saldırıyor.

İnsan insana güvenirse insan ölür. Ağaca dayanırsa ağaç da kırılır, yıkılır. İnsan Allah'a dayanacak. Senin lanetli kavmin Allah'ın yerine Amerika'yı sırtına almış, ona güveniyor. Sen ne kadar güveneceksin ona? Seni nereye kadar taşıyacak?

Bunlar bunu bildiği için, bu ayeti de bildiği için, yer altında sığınaklar yapmışlardır. Yer altında. Sen yer altında değil, yerin yedi bin kat altına gitsen gene seni orada bulacak. Siz niye dünyanızdan çıksanız, kainatın en ücra köşesine gitseniz biz yine sizi (?) orada buluruz diyor. Yahu kainat Allah'ın. Her yerde hazır ve nazır. Sen nereye kaçacaksın ki ondan?

Evet. Evet. Bayramiye. (?) Bunu da cevapladık.

Yine Bayramiye der ki benim sorum Bakara Suresi 259. ayet. Maşallah, iyi. Bakara Suresi 259 Burada şöyle söylüyor: Yahut görmedin mi o kimseyi ki evlerinin duvarları ve çatıları üzerine çökmüş alt üst olmuş bir kasabaya uğradı. Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı. Bu bir zat-ı muhterem. Buna bir peygamber de derler. Bu kişiye. Bir yolculukta giderken evin çatıları çökmüş, harabe bir şehir görür. Acaba bu şehir diyor ne zaman kalkar? Yani ayağı harabe olmuş diyor. (?) Ve bu insanlar nasıl dirilir diyor. Allahu Teâlâ bunu orada öldürüyor.

Aynen daha evvel okuduğum hani yıldırımla baygınlık yaptığı gibi orada bunu bayıltıyor.

Buna bir misal de şöyle verebiliriz. Ashab-ı Kehf. Ta o zamandan bu zamana hala uyuyor. Onun gibi yani. Ona da bir ölü gibi. Allahu Teâlâ biz onları diyor sağdan sola, soldan sağa çeviririz diyor bak. Yani yanları acımasın. Güneş de diye baş üstünden vurur batana kadar dolaşır diyor. Şimdi bu durumda efendim orada onu öldürüyor. Yüz sene sonra diriltiyor. Bir de bakıyor ki imar olmuş. Eşeğine bak diyor. Kuru bir kemik. Yemeğine bak diyor. Taze duruyor. Yemek daha taze. Bak diyor eşeğine nasıl deri giydireceğim diyor. Nasıl bir eşeğini canlandıracağım diyor. Eşeğini canlandırıyor. İşte ölümlerde böyle diriltecek. (?)

Şimdi okuyalım bunu da. Evet. Bir kasabaya uğradı. Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı. Sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın dendi. Bir gün yahut daha az dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak diyor. Henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye yüz sene ölü tuttuktan sonra dirilttik diyor. Yani baygın vaziyette tutuyor. Yoksa ruh ondan çıkmış değil. Ruh çıktıktan sonra ölüm olur.

Evet. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye yüz sene ölü tuttuk. Sonra dirilttik. Şimdi sen kemiklere bak. Onları nasıl düzenliyor? Sonra ona nasıl et giydiriyoruz? Dedi. Durum kendisine anlaşılınca. Şimdi iyice biliyorum ki Allah her şeye kadirdir. Dedi. O o kadarını söylüyor. Ben de insan üzerinden söyleyeyim. İnsanda yanmayan, çürümeyen, kaybolmayan bir hücre var. Bu hücre insanın özü. Aynen bir bitkinin tohumu gibi. İnsanın tohumudur. Bu toprakta çürümez, kaybolmaz, yanmaz. Kıyamette yer başka yer. Gökte başka bir gök olduğu zaman, dünya dümdüz ortaya getirildiği zaman, biz sizi bir suyla sulayacağız diyor.

Bu su altıncı katta sır denizi denen sudur.

Sır denizi denen sudur. Sır denizi denmesinin sebebi bu hücreyi ancak o suyun çözebileceği olduğu için sır. Nasıl bir su? Allah'a önemli. (?) Sır. Allah'a mahsus. Yoksa o suyun sırrını bilmiş olsalar insanlar ölüleri de buradan diriltirler. Bu Allah'a mahsus. İşte oradan, yerden biz otlar gibi çıkacağız meydana. Ondan sonra ne diyor Allahu Teâlâ? Siz neydi o eşini (?) getiremiyor musunuz? Meleğin ismini.

Ona diyorum. Yan çizmek yok.

Neyse. Söylerim onu.

Meleğin peşine takılacaklar. Doğru. Hesap yerine gidecekler. İsrafil diyor. İsrafil, yan çizmek yok. (?) Hatırladık. Ben zaman zaman aklımızdan çıkıyor. İsrafil Sur'u üfleyecek, Sur üfleyecek, ikinci dirilme orada. Biz sizi iki kez diriltir, iki kez öldürürüz ayet-i kerimesi burada zuhur edecek zaten. Şimdi ikinci diriliş orada, ikinci ölüm de orada olacak. Siz bir sürücüyle benim huzuruma geldiğiniz zaman sürücü kim? Ruh. Fakat kendini bilmeyenler şöyle söylerler: Ayette ruhlar çiftleştirildiği zaman dediği zaman, kadınla erkek diye çiftleştirilmesi diyor. Allah Allah, yahut da kadının erkek karşılıklı gelmesi diyor. Baksana hele, kendisinden haberi yok. Halbuki insan, şu anda yaşayan insan bile iki kisve içerisinde. Kalbinde ruhu, onu bilemiyor. Ruh kalpte, beden zahiri topraktan yaratılma. Biz sizi ikinci bir kez yarattık diyor, Mü'minun Suresinin 14.

ayet-i kerimesi. Biz sizi ikinci bir kez yarattık, insan kılığına soktuk diyor. İnsan suretinde. Sen zaten iki görünümdesin, iki insansın. Gelen ilham senin beynine gelmiyor, kalbine geliyor. Kalpten beyinden süzersin, kalbe, kalpten de dile gelir. İşte ahiret aleminde de ruh bedenle beraber huzur-ı ilahiyede hesap verecek. Allah ağzımızı susturup ayaklarımızı bağlayıp ellerimizi konuşturacak. Ve şehadet bittikten sonra beden ruha diyecek ki siz ilk yaratana döndürülüyorsunuz. İkinci kez orada ölecek. Demek ki birinci diriliş burada. Birinci ölüm burada. İkinci diriliş orada. İkinci ölüm orada.

E ruhlar, ruhlar üzerine ölüm yok. Ve dönüyor Allahu Teâlâ ruha şöyle söylüyor. Siz ilk ölüm acısından başka ölüm acısı tatmazsınız. Bu ne demektir? Cennetle cehennemde ruhlar bakidir. Ölüm yoktur. Niçin ölüm yok? Çünkü Rabbimiz insana cüz'isinden vermiştir. İnsanda ruh vardır. Ruh nefisle can birdir. İnsanın aslı da budur. Tene, bedene sonradan girmiştir. Bu bakımdan Rabbinden bir cüz'i olduğu için ölüm yoktur, ölümsüzdür. Yere yere soktunuz beni ya.

Gittikçe gidiyor işte açılıyor.

Yine Bayramiye söylüyor. (?) Allah razı olsun. da olmasa burada soru yok. (?) Ne istersen sor. Fıkıhtan, akaidden, kelamdan, hadisten, halden, lisandan ne aklına geliyorsa sor. Hatta kitapları karıştır. Dünyanın en zor sorusunu sor.

Bakara Suresi 259. ayet-i kerimeyi soruyor. bunu söyledik, okuduk, 259 okuduk. (?) Ya da görmedin mi ki o kimseyi ki evlerinin duvarları ve çatıları üzerine çökmüş değil mi? Söyledik bunu. Demek ki burası gitmiş.

Ramazan kutusunda diyor ki hocam Ankara'da dersimiz akşam namazından sonra (?) başlayacak. Buraya yazmış.

Selamün aleyküm efendim. Mübarek ellerinden öperim. Benim sorum Kehf Suresi 24. ayeti açabilir misiniz? Allah razı olsun efendim. Çok güzel. Kehf Suresi. Efendim.

24 Allah'ın dilemesine bağlamadıkça. Yanlışını okuyorum bunun. 24. ayet diyor değil mi? Evet. Allah'ın dilemesine bağlamadıkça, inşallah demedikçe, hiçbir şey için bunu yarın yapacağım deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve umarım Rabbim beni doğruya bundan daha yakın bir yola iletir diyor. Şimdi burada umarım kelimesi var. İnsan şu ayet-i kerimeye göre umarım kelimesini kullanamaz. İnsan umarımı der de ama şuna göre söyleyemez. Onu da açacağım şimdi. Hiçbir şeyi ben yapacağım, yapacağım deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah'ım ver, Allah'ı an, bak, Allah'ı an ve umarım (?) Rabbim beni doğru yola, bundan da yakın bir yola iletir. Allah'ı anmak ne demek? Tövbe etmek demek, hatamdan ayrıldım demek. Bu durumda Allah tövbe kapısını açık tuttuğuna göre affolmayacak hiçbir günah da olmadığına göre umarım kelimesi Allahu Teâlâ'nın bu ayetinden şüphe durumuna düşmen demektir.

Evet. Ve gönlünü Allah'a bağladığın takdirde git buna, bu da sırtlık-ı katlı (?) olacak. Gönlünü Allah'a bağladığın takdirde affolmayacak bir günahın yoktur. Evet. Hatta eğer kaderin güzelse binlerce suçsuz insan da öldürsen binlerce binlerce suçsuz insan öldürmüş olsan benim artık bir daha günahım affolmaz diyemezsin. Affolur. Nasıl affolur?

Kaderinde varsa dedim ya hacda, hacca gidersin. Hacca.

Hacda yedi defa Beyt'i tavaf edersin. Yedi defa Safa'yla Merve'yi sa'y yaparsın. Makam-ı İbrahim'de iki rekat namaz kılarsın. Orada yapmış olduğu duadan sonra Allahu Teâlâ sizi tertemiz yapar. Anandan yeni doğmuş gibi tertemizsiniz diyor. Günah gitti. E peki binlercenin hali ne olacak? Senin öldürdüklerinde kefaretini hep Allah karşılayacak ve onlara da belli yerlere kadar sevap verecek. İşte Allah'ın kime sevap verecek, nasıl sevap verecek, nasıl kurtaracak aklımıza gelmeyen daha neleri var?

Yüzde birini gönderdim dünyaya diyor. 99'unu kendime sakladım affetmek için. Bağışlamak için. Rahmetimin %99'unu kendime sakladım diyor.

Bunlar hep %99'un içine girerler.

Bu dünya nasıl olsa geçecek. Yeter ki ahiret güzel olsun.

Demek ki insan affedildikten sonra umarım yok. Allah'a sığınacak. Ve Rabbim affetmeyeceği günah yok. Benim günahım gönlümü Rabbime bağladım. Bundan sonra elinden geldiği kadar ben İslam'ı yaşayacağım, Rabbimin yolunda gideceğim dedi mi Allah bunun üzerine sevap, üzerine sevap. Ve onun dolandırdığı kimseleri (?) veyahut da azap ettiği kimselere onun hatırına ondan dilediği kadar verecek. Ondan razı olana kadar verecek. Şimdi buna bir ayet daha söyleyeyim. Şehitler için veliler, evliyalar bunların (?) bazılarında şefaat hakkı var. 7 kişiden 70 kişiye kadar şefaat edecekler.

Onların yüzüne, şimdi bu şefaat edeceklerin yüzüne ne bir hüzün ne de bir leke bulaşır diyor. Ya bunlar nasıl olur böyle? Ya insanı hadeden yaratmadı ki. (?) Peygamberlerin zellesi de varsa bunların da var tabii. Olmaz olmaz diyor değil. Ne diyor? Ne bir hüzün, ne bir leke bulaşır. Ne demek bu? Adam gelecek benim bunu da alacağım vardı diyecek. Tamam. Ne kadar alacağım var. Bu kadar. Al diyor bana. Orada diyor bana azap oldu diyor. Burada diyor ben biraz daha isterim diyor. Ne kadar istersin? Sana şunu versem razı olur musun? Olma. Seni şuraya göndersem razı olur musun? (?) O zaten istediği oydu. Cennete gider. (?) Oo tamam. Hakkımı helal ettim diye bir de sarılıyor onu öpüyor.

O leke ondan kalkıyor.

Hüzün de annesi, babası günahkar ama Müslüman. Cehenneme gidecek.

Hüzün de bu. Onlara da şefaatte bulunuyor. O hüzünü ondan kaldırıyor. Ne güzel. Şimdi kim böyle bir sahibine, böyle bir yaratanına, böyle bir Allah'a, böyle bir zatına muhatap tutana esir olmaz da teslim olmazsa kime teslim olur?

İnsan aklını dünyanın gelişigüzel yaşantısına bağlar da gözünü çöplük dünyaya dikerse o dünyayı kendisine verecek olana aklını ipotek eder de bu dünyayı yaratana sırtını döner. Bu ayet de Bakara Suresinin 17. ayet-i kerimesi. Ne diyor? Onu da yanlış açmışlar. Onlar, yani kafirler karanlıklar içerisinde şey gecenin karanlığında yakan bir ateş misal ediyor. Ya onlar ateş yakamaz ki. Nereden ateşi yakacak? İnsanlar karanlıklar içerisindeydi. İbrahim Suresinde. O karanlıklar içerisindeydi. Allah onların önüne peygamberler ve kitaplar gönderdi, alimler gönderdi diyor aydınlığa çıkması için. Sen dünyaya geliyorsun.

Dünyada ne yapacağını bilmiyorsun. Allahu Teâlâ sana anne vermiş, baba vermiş, peygamber göndermiş, alim göndermiş. Yapacaklarında önüne ışık tutmuş.

Kafir ışık yakamaz. Onu kafire, gayrimüslime söylüyor. Onlar karanlıklar içerisindeymiş. Karanlıklar içerisinde yakan bir ateşmiş. Ateş etrafını aydınlattığında Allah, nasıl Allah'a iftira ediyorlar. Bak, Allah onların karanlıklarını giderir, onların aydınlığını giderir, karanlıklar içerisinde bırakır diyor. Bak böyle Allah olur mu?

Halbuki onlar karanlıklar içerisindeyken Allah karanlıklar içinde bir ateş yakar. Bu ateş Allah'ın Kur'an-ı Kerim'i. Bu ateş, gönderdiği peygamberler, o alimleri, o ateş etrafını aydınlattığında yani Kur'an, peygamberler alimler etrafı aydınlattığında bu aydınlığa arkalarını dönenler kendilerini karanlıklar içerisinde bırakırlar.

Bunlar meal yazmışlar. Meal. Ne meali be?

Siyonizmin kelamları. Evet. Kaçı? 24. ayeti söyledi efendim yine Bayramiye'miz der ki hürmet ederim, benim sorum Taha suresi 125-126-127, açabilir misiniz? Tabii, Taha Suresi. Şimdi hepsini saatte, vakit dolmuş, açalım ya, bunu da açalım da gerisini haftaya Allah nasip ederse, ömrümüz varsa açarız. Taha Suresi.

Kaç diyor? 125 125 124'ten Hocam başlasak daha iyi olur, 124. ayetten başlasak daha iyi olur. 124'ten mi başlayalım? Evet hocam. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz diyor. Kör olarak.

Demin de söyledim kişi Allah'a güvenmez ve insana güvenir ve insandan çıkar beklerse onun gönlü devamlı sıkıntı içerisindedir.

Kıyamet günü onu kör olarak haşredeceğiz diyor. Bu mecazi manada söylenen bir kelamdır. Yoksa kör değildir.

Yedinci ayet-i kerimede, Bakara Suresi Onlar kalplerini mühürlettirdiler. kulaklarına tıkaç, gözlerine bir nevi perde çektirdiler. Hakkı görmezler. Hakkı görmezler. İşte ahiret aleminde sizin Rabbiniz benim dediği zaman ruh, nefis, can, daha (?) bedene girmeden ahitleştiğimiz zaman hakkı inkar edenler orada körlendi. Orada körlendi. Göremedi, tanıyamadı, tanımadı. Dünyaya geldi, Allah alimler, peygamberler gönderdi, kitaplar gönderdi. Burada da hakkı görmedi. Ahirette de kördür. Artık onun çıkarı yoktur. Ya.

O, Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben hakikaten görür idim der. Bak. Niçin kör? Mecazi mana. Şimdi burada isyana geçiyor kişiye. Ben görüyordum yani duyuyordum, işitiyordum. Ben de senin kullarından beraberdim diyor.

Efendim 126'da Allah buyuruyor ki işte böyle. (?) Çünkü sana ayetlerimiz geldi ama sen onları yalanladın. Bak bugün bu senin yalanladığının karşılığıdır diyor. Nedir? Cezan budur diyor. Sen hakkı görmediğin için sen aslında görüyorsun. Görmesen zaten benden konuşamazsın diyor.

Secde Suresinin on ikinci ayet-i kerimesinde ne diyor? Geldik, gördük. Var mı dünyaya bir daha dönüş diyor. Geldik, gördük, işittik diyor. Okusana onu, Secde Suresinin on ikinci ayet-i kerimesini.

Yoksa kör değiller. Bakar körler onlar. O günahkarların Rablerinin huzurunda başlarını öne eğecekleri, Rabbimiz gördük, duyduk, şimdi bizi dünyaya geri gönder de iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık diyecekleri zamanı bir görse. Demek ki kör değiller. Gördük diye bak.

Kör değiller. Yani manevi olarak sen benim burada beni inkar ettin. Benden başka bir ilah olmadığına göre aradığın ilahı gördün, beni görmedin diyor. Görmedin. Dünyada ben sana diyor peygamberler gönderdim, alimler gönderdim. Onları da görmedin diyor. Bugün de burada diyor yine diyor onları diyor görmedin gibi beni görmüyorsun. Sen bakıyorsun beni görüyorsun ama senin kalbin yine bana inkarcı diyor. Çünkü senin tohumun değişmez. Sen başta mührü yemişsin. Evet. Senin gözünde perde var. Sen yine körsün, beni görmüyorsun diyor. Daha başka bir mana burada sen yalan söylüyorsun senin beni görmene rağmen için isyan (?) içerisinde.

İsyan içerisinde. Bunun isyanını cehennemde ateşte yandığı zaman Malik'e diyecek ki Rabbine söyle de Biraz üstümüzden azabı hafifletsin.

O da diyecek ki siz böyle kalacaksınız burada. O ateşte yandıkça Allah'a karşı isyanı artıyor. İsyanı arttıkça beklediği Rabbini bekliyor. Gelecek, o gelecek. Allah'tan intikam alacaklar. Onun için orada bile dönemiyor. Çünkü öz o. Fıtrat o.

Onun için Allahu Teâlâ'dan konuşuyor ya orada, sen körsün diyor, burada da beni diyor, görüyorsun ama senin için, işin içerisinde, sen diyor aklından beni kandırmaya mı çalışıyorsun? Sen körsün burada da diyor. Evet. Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız diyor. Ne güzel söylüyor. Ahiret azabı elbette daha şiddetli ve daha süreklidir. Dünyada çektiğin azap diye geçici ve dünyada çektiğin bu azap diye üç gün, beş gün, bir ay, bir sene Hz. Eyyub gibi kırk yıl ama sonu rahmettir diyor. Ama ahiret öyle değil diyor. Ahiret sürekli ve devamlı. Ve en sonunda ateş kütükleri olarak kalacaklar.

Değer mi şimdi bu alem, geçici birkaç saatlik ömür için? Niye birkaç saat diyorum? Bu alem, buranın bin yılı, ahiretin bir günü gibi. Burada insan altmış yetmiş sene yaşasa bir bir buçuk saat yaşamış gibi bir durum yaşıyor. Zaman içerisinde zaman yaşıyoruz biz. Öyleyse değer mi yani şimdi burada bir bir buçuk saatlik için bu aleme kapılıp da Allah'a arkanı dönmek? Evet.

Ya.

Herhalde ayetleri okuduk değil mi buraları?

Bitmiş zaten. Bir tane kalmış burada. Selamün aleyküm efendim. Mübarek ellerinden hürmetle öperim. Benim sorum Maide 115. Dünyada mı, ahirette mi? Diyor. Bunu açabilir misiniz? Allah razı olsun. Maide mi söylüyor? Yok yok Maide. Maide 115. Bakalım.

Maide.

115.

Allah da şöyle buyurdu. Ben onu size şüphesiz indireceğim. Ama bundan sonra içinizden kim inkar ederse kainatta hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim diyor. Şimdi bunu bir evvelden okursak. Meryem oğlu İsa şöyle dedi. Ey Rabbim bize gökten bir sofra indir ki bizim için geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet, mucize olsun.

Bunu kim söylüyor? Hazreti İsa söylüyor. Hz. İsa bunu söylüyor ama Hz. İsa'ya havariler söylettiriyor. Havariler. Hz. İsa da inanmıyor musunuz diyor buna. İnanıyoruz da diyor kalbimiz mutmain olsun diye. İstiyoruz diyor. İşte Allahu Teâlâ da, Hz. İsa da bunu söylüyor ona. Allahu Teâlâ'ya. Bizi rızıklandır zaten sen rızık verenlerin en hayırlısın diyor. İşte Allah da şöyle buyurdu. Ben onu size şüphesiz indireceğim diyor. Ama bundan sonra içinizden kim inkar ederse kainatta hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim diyor. Bu azap ahiret alemi için, dünya için değil. Dünyada rahmetim gazabımı aştı diyor. Rahmetim. Şimdi dünyada gazap ettiği yok mu?

Var. Bunlar kim?

Allahu Teâlâ'dan mucize isteyip de mucizeyi inkar edenler anla davası koyar Allahu Teâlâ helak eder. (?) Hazreti Salih'in kavmi.

Bana bir deve çıkart dedi, sana inanayım dedi. Kayadan kayadan deveyi çıkarttı. Sonra devenin ayaklarını kestiler, öldü. İşte helak oldu. Kim Allahu Teâlâ'dan mucize ister de o mucizeden sonra inanmazsa Allahu Teâlâ o beldeleri helak eder.

Hazreti Lut kavmini, onlar kötülük yaptıkları için. Nuh Tufanı, inanmadılar Allah'a. Onları da helak etti suyla.

Ad kavmi sıcaktan kavruldular, bulut geliyor, bulutun altına sığınalım dediler, bir sayhayla orada diz üstü çöküverdiler, kaldılar. Allah'ın, Allah evvelde ne dediyse ahirde odur. Allah bir mucizeyi çıkarttığı zaman onu inkar eden kavmi helak eder. İşte bu da helak kalktığı için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hatırına helak kalktığı için bunu kim inkar ederse ki kafirler. İşte kafir damgasını vurmuş zaten. Ahirette azabın diyor. Çok çetindir diyor. Ateşte. Ve ateş sadece söylüyor her şeyi. (?) Ayetler birbirine güzel teyit ediyor. Evet. Kalın sağlıcakla. Allah'a emanet olun.

Lillahi Teâle'l-Fatiha.

Amin Ya Rabbi. Yasir okun der herhalde. (?) Hadi bakalım namaza.

Elhamdülillah. Bunu da kapayalım.

Böyleler. Abdestinizi tazeleyin. (?)